Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 353 | Mayıs  2008

                   

 

 


“Sen Değil! Sen!!!”

 

http://www.uri-avnery.de

Çev: Kamil Cengiz

 "Hey! Çek ellerini! Sen değil! Sen!!!" (eski bir şakada karanlık bir sinema salonunda genç bir bayanın sesi bu şekilde duyuluyor).
Uluslararası koro da "Hey sen! Çek ellerini Tibet'ten!" diye bağırıyor "Fakat Çeçenistan'dan değil! Bask ülkesinden değil! Ve kesinlikle Filistin'den değil!" Ve bu bir şaka da değil.
Herkes gibi ben de Tibet halkının bağımsızlık ya da en azından özerklik hakkını destekliyorum. Herkes gibi ben de Çin hükümetinin oradaki eylemlerini kınıyorum. Fakat ben -herkes gibi- yürüyüşlere katılmayı kabul etmiyorum.
Niçin? Çünkü böyle bir durumda bir beyin yıkama faaliyetine katıldığıma ve orada olup bitenlerin ikiyüzlülük alıştırması olduğuna dair menfi bir duygu beni sarıyor.
Ben buradaki manipülasyonu kasdetmiyorum. Sonuçta oradaki olayların Olimpiyatların arefesinde olması bir tesadüf değildir. Tamam, bu olabilir. Özgürlük için mücadele eden bir halkın, mücadelesini güçlendirmek adına, önüne gelen fırsatları değerlendirmeye hakkı vardır.
Her ne kadar Amerikalıların bu mücadeleyi kendi amaçları için kullandıklarının bilincinde olsam da Ben Tibetlileri destekliyorum. Elbette, CİA bu ayaklanmayı planladı ve organize etti ve Amerikan medyası dünya çapındaki kampanyayı yönetiyor. Bu olaylar şu an hakim olan süper güç ABD ile yükselen süper güç Çin arasındaki gizli mücadelenin bir parçasıdır. 19. yüzyılda Orta Asya'da Büyük Britanya ve Rusya arasında oynanan "Büyük Oyun"un yeni bir versiyonu ile karşı karşıyayız. Tibet bu oyunda sadece haritada bir yerdir.
Hatta ben kimi Tibetlilerin masum Çinlilere karşı uyguladıkları kıyımları, kadın ve erkekleri öldürmelerini ve evleri kundaklamalarını da görmezlikten gelmeye hazırım. Bu tür iğrenç çılgınlıklar bağımsızlık savaşı esnasında olabilir.
Hayır, beni asıl rahatsız eden şey dünya medyasının ikiyüzlülüğüdür. Onlar Tibet üzerine hücum ediyorlar ve çağlıyorlar. Binlerce yorum ve tartışma programlarında şerli Çin üzerine lanetler yağdırıyorlar. Öyle gösteriliyor ki, sanki dünya üzerinde kendisine bağımsızlık hakkı vahşice şiddet ile elinden alınan tek halk Tibetliler. Eğer Pekin kirli ellerini Budist rahiplerin giysileri üzerinden çekse bu dünyada her şey düzene girmiş olacak!
Şüphesiz Tibet halkının kendi ülkesini yönetmeye, kültürünü korumaya, dini kurumlarını güçlendirmeye ve yabancı yerleşimcilerin ülkesinde çıkmasını engellemeye hakkı vardır.
Fakat Türkiye'deki, Irak'taki ve Suriye'deki Kürtlerin de aynı hakkı yok mu? Bölgeleri Fas tarafından işgal altında olan Batı Sahra sakinlerinin aynı hakkı yok mu? Ya İspanyadaki Baskların? Fransa kıyıları önündeki Korsikalıların? Liste bu şekilde daha çok uzatılabilir.
Dünya medyası neden bir bağımsızlık savaşını gündeme getirirken, çoğu zaman alayvari bir şekilde bir başkasını görmezlikten geliyor? Bir Tibetlinin kanını Doğu Kongo'daki bir Afrikalının kanından daha kırmızı hale getiren şey nedir?
Sürekli bu bilmeceye tatmin edici bir cevap bulmaya çalışıyorum. Ama boşuna.
İmmanuel Kant bizden şunu ister: "Davranış gerekçelerinizin genel bir yasanın temelini oluşturacağı şekilde davranınız." Tibet halkına yönelik bu tutum bu kurala uyuyor mu? Bu bağımsızlık savaşına yönelik tutumumuz bütün baskı altındaki halklara yönelik tutumumuzun bir yansıması mıdır?
Hiç de öyle değil.
Eğer durum böyleyse, o zaman uluslararası medyayı çeşitli kurtuluş savaşları arasında ayrım yapmaya götüren saik nedir?
Burada birkaç önemli bakış açıları verelim:
- Bağımsızlık isteyen halkın özel olarak egzotik bir kültürü var mıdır?
- Çekici bir halk mı, yani medyanın durduğu yerden bakıldığında "seksi" midir?
- Mücadele medya tarafından sevilen özellikle karizmatik bir şahsiyet tarafından mı yürütülmektedir?
- Baskı altında tutan hükümetten medya nefret ediyor mu?
- Baskı altında tutan hükümet Amerikan taraftarı cepheden midir? Bu çok önemli bir faktördür, çünkü ABD uluslararası medyanın büyük bölümünü kontrol ediyor ve onların haber ajansları ve televizyon ağları haber programlarının gündemini ve terminolojisini belirliyor.
- Çatışma ile birlikte ekonomik çıkarlar söz konusu mudur?
- Ezilen halkın ilgiyi kendi üzerlerine çekebilen ve medyayı manipüle edebilen mahir hatipleri var mıdır?
Bu açılardan bakıldığında hiçbir halk Tibetliler'e benzemez! Onların şartları çok idealdir.
Himalaya'da dünyanın en güzel bölgelerinden birinde yaşamaktadırlar. Yüzyıllar boyunca oraya ulaşmak bile bir maceraydı. Dinleri ilgi ve sempati çekiyor. Şiddetten uzak oluşları çekici ve hatta -daha kısa bir zaman önce olan- en kötü cinayetlerin bile üstünü örtecek kadar esnekliğe sahip. Sürgünde yaşayan Dalay Lama romantik bir şahsiyettir, bir medya starıdır. Çin rejiminden birçokları nefret ediyor -kapitalistler nefret ediyorlar, çünkü komünist bir diktatörlük; komünistler nefret ediyorlar çünkü kapitalistleşmiş bir devlet. Onlar çok katı ve çirkin bir materyalizmi teşvik ediyorlar, zamanlarını dua ve meditasyon ile geçiren manevi budist rahiplerin yaşadıklarının tam tersi.
Eğer Çin bin kilometreden uzun bir demir yolunu Tibet'in başkentine kadar inşa ediyorsa, Batı burada mühendislerin başarısını görmek yerine, (haklı olarak) yüz binlerce Han-Çinli yerleşimcileri işgal edilmiş ülkeye taşıyan demirden bir ejderha olarak görüyor.
Ve Çin tabii ki Amerika'nın dünyadaki hegemonyasını tehdit eden ekonomik başarısıyla büyüyen bir güçtür. Amerikan ekonomisinin hastalıklı büyük bölümü, şimdiden bile ya doğrudan ya da dolaylı olarak Çin'e aittir. Büyük Amerikan imparatorluğu ümitsiz borçların içine batıyor ve Çin yakında en büyük para veren ülke konumunda olabilecek. Amerikan sanayisi Çin'e taşınıyor ve milyonlarca işyerini beraberinde götürüyor.
Bununla kıyaslandığında mesela Basklıların sunabilecekleri ne vardır? Tibetliler gibi onlar da birbiriyle bağlantılı bölgelerde yaşıyorlar, büyük bölümü İspanya'ya, küçük bir parçası ise Fransa'ya ait. Onlar kendi dilleri ve kültürleri olan eski bir halk. Fakat bunlar egzotik değiller ve ilgi çekmiyorlar. İbadethaneleri ve rahipleri yok.
Basklıların Nelson Mandela ya da Dalay Lama gibi romantik bir liderleri de yok. Franko'nun nefret edilen diktatörlüğü üzerine kurulan İspanya devleti bütün dünyada sevilmektedir. İspanya temelde ABD ile bağlantılı olan AB üyesidir.
Basklıların yeraltındaki silahlı mücadeleleri birçokları tarafından nefretle karşılanmaktadır ve "terörizm" olarak görülmektedir, özellikle İspanya Basklılara geniş çaplı bir özerklik vadettikten sonra. Bu şartlar altında Basklıların bağımsızlıkları için dünyanın desteğini alma şansları yoktur.
Çeçenler daha iyi bir durumda olmalılar. Onlar da özel bir halklar, uzun zaman Rus İmparatorluğu'nun Çarları tarafından ve Stalin ve Putin dahil olmak üzere ezildiler. Fakat ne yazık ki, onlar müslümanlar - ve Batı dünyasında asırlardır geçerli olan Anti semitizmin yerini İslam fobisi aldı. İslam terörizmle eşanlamlı oldu, o bir şiddet dini olarak görülmektedir...
ABD Moskova'dan korkmuyor, fakat Pekin'den çekiniyor. Rusya'nın Çin'e rağmen 21. yüzyıla egemen olabileceği görülmüyor. Görüntüye bakılırsa, Batı'nın İslam'a karşı Haçlı seferlerini canlandırmada çıkarı olduğu gibi, Soğuk Savaşı yeniden canlandırmada çıkarı yok. Karizmatik liderleri ve olağanüstü hatipleri olmayan zavallı Çeçenler manşetlerden düştüler. Dünya açısından bakılırsa Putin onlara istediği gibi vurabilir, binlercesini öldürebilir, şehirleri bütünüyle imha edebilir.
Bu durum Putin'i, Rusya'yı kızdıran Gürcistan'dan ayrılmak isteyen Abhazya'nın ve Güney Osetya'nın taleplerini desteklemekten alıkoymuyor.
İmmanuel Kant, Kosova'da olup bitenleri duysaydı, kafasını kaşırdı.
Bu bölge Sırbistan'dan bağımsızlığını istedi ve ben bunu can-u gönülden destekledim. Bu tamamen ayrı bir kültürü olan bir halk(Arnavut) ve kendi dini de İslam. Popüler liderini Slobodan Miloseviç ülkesinden kovmaya çalıştığında, dünya ayaklandı ve bağımsızlığı için moral ve maddi destek verdi. Kant'ın prensibine göre buna hakları var mıdır?
Ben pragmatik bir ahlaki prensip teklif edebilirim. Belli bir bölgede yaşayan ve açık bir ulusal karakteri bulunan her insan topluluğunun bağımsızlığa hakkı vardır. Böyle bir topluluğu kendi sınırları dahilinde tutmak isteyen bir devlet, onların kendilerini orada iyi hissetmelerine, bütün haklara sahip olmalarına, yani kanun karşısında eşitlik ve gayretlerini tatmin eden bir özekliğe dikkat etmeli. Kısacası, ayrılma arzusuna sahip olmamalarını sağlamalı.
Bu Kanada'daki Fransızlar için, İngiltere'deki İskoçlar için, Türkiye'deki Kürtler için ve başka yerlerdeki, Afrika'daki etnik guruplar için, Latin-Amerika'daki Kızılderililer için, Sri Lanka'daki Tamiller için ve birçok başkaları için geçerlidir. Hepsinin tam eşitliğe, otonomiye ve bağımsızlığa hakkı vardır.
Bu, bizi tabii ki Filistin sorununa getirmektedir.
Dünya medyasının sempatisini kazanma konusundaki rekabette Filistinlilerin şanssız bir durumları var. Bütün objektif kriterlere göre tam bağımsızlığa hakları var, Tibetliler gibi. Onlar belli bir toprak parçası üzerinde yaşamaktadırlar, onlar İsrail ile kendi aralarında bir sınıra sahip olan belli bir ulusturlar. Bu verileri inkar edebilmek için gerçekten aklından zoru olmak gerekir.
Fakat Filistinliler birçok kader darbesi altında acı çekiyorlar: Onları ezen halk, kendisi hakkında kurbanın ta kendisi olduğunu iddia etmektedir. Dünya İsrail'e sempati besliyor, çünkü Yahudiler Batı dünyasının en korkunç katliamının kurban olmuşlardı. Bu zorlu bir durum meydana getiriyor: Ezen, kurbandan daha çok sevilen durumunda. Filistinlilere sempati gösteren herkes otomatik olarak Yahudi-karşıtı ve Yahudi soykırımının inkarcısı olmakla suçlanıyor.
Bunun üzerine Filistinlilerin çoğunun Müslüman oluşu gelmektedir. (Hiç kimse Filistinli Hıristiyanları düşünmüyor.) İslam Batı'da korku ve nefret uyandırdığından, Filistin mücadelesi de otomatik olarak "uluslararası terörizm"in bir parçası oldu. Ve Yasir Arafat'ın ölümü ve Şeyh Ahmed Yasin'in katledilmesinden sonra etkileyici liderleri de kalmadı -ne Fetih hareketinde ne de Hamas'ta.
Dünya medyası toprakları Çinli yerleşimciler tarafından alınan Tibet halkı için gözyaşı döküyor. Fakat toprakları bizim yerleşimcilerimiz tarafından alınan Filistinlilerle kim ilgileniyor?
Tibet'le ilgili hengame içerisinde İsrail sözcüleri kendilerini - ne kadar garip de olsa- zavallı Tibetlilerle kıyaslıyorlar, şerli Çinlilerle değil. Birçoğu bunun mantıklı olduğunu düşünüyorlar.
Kant kabrinden çıksa ve kendisine Filistin meselesi sorulsaydı: "Onlara herkese verilmesini doğru bulduğunuz şeyi verin ve beni böyle saçma sorular sormak için bir daha kaldırmayın" derdi.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...