|

“Sen Değil! Sen!!!”
http://www.uri-avnery.de
Çev: Kamil Cengiz
"Hey!
Çek ellerini! Sen değil! Sen!!!" (eski bir şakada karanlık bir sinema
salonunda genç bir bayanın sesi bu şekilde duyuluyor).
Uluslararası koro da "Hey sen! Çek ellerini Tibet'ten!" diye bağırıyor
"Fakat Çeçenistan'dan değil! Bask ülkesinden değil! Ve kesinlikle
Filistin'den değil!" Ve bu bir şaka da değil.
Herkes gibi ben de Tibet halkının bağımsızlık ya da en azından özerklik
hakkını destekliyorum. Herkes gibi ben de Çin hükümetinin oradaki
eylemlerini kınıyorum. Fakat ben -herkes gibi- yürüyüşlere katılmayı
kabul etmiyorum.
Niçin? Çünkü böyle bir durumda bir beyin yıkama faaliyetine katıldığıma
ve orada olup bitenlerin ikiyüzlülük alıştırması olduğuna dair menfi bir
duygu beni sarıyor.
Ben buradaki manipülasyonu kasdetmiyorum. Sonuçta oradaki olayların
Olimpiyatların arefesinde olması bir tesadüf değildir. Tamam, bu
olabilir. Özgürlük için mücadele eden bir halkın, mücadelesini
güçlendirmek adına, önüne gelen fırsatları değerlendirmeye hakkı vardır.
Her ne kadar Amerikalıların bu mücadeleyi kendi amaçları için
kullandıklarının bilincinde olsam da Ben Tibetlileri destekliyorum.
Elbette, CİA bu ayaklanmayı planladı ve organize etti ve Amerikan
medyası dünya çapındaki kampanyayı yönetiyor. Bu olaylar şu an hakim
olan süper güç ABD ile yükselen süper güç Çin arasındaki gizli
mücadelenin bir parçasıdır. 19. yüzyılda Orta Asya'da Büyük Britanya ve
Rusya arasında oynanan "Büyük Oyun"un yeni bir versiyonu ile karşı
karşıyayız. Tibet bu oyunda sadece haritada bir yerdir.
Hatta ben kimi Tibetlilerin masum Çinlilere karşı uyguladıkları
kıyımları, kadın ve erkekleri öldürmelerini ve evleri kundaklamalarını
da görmezlikten gelmeye hazırım. Bu tür iğrenç çılgınlıklar bağımsızlık
savaşı esnasında olabilir.
Hayır, beni asıl rahatsız eden şey dünya medyasının ikiyüzlülüğüdür.
Onlar Tibet üzerine hücum ediyorlar ve çağlıyorlar. Binlerce yorum ve
tartışma programlarında şerli Çin üzerine lanetler yağdırıyorlar. Öyle
gösteriliyor ki, sanki dünya üzerinde kendisine bağımsızlık hakkı
vahşice şiddet ile elinden alınan tek halk Tibetliler. Eğer Pekin kirli
ellerini Budist rahiplerin giysileri üzerinden çekse bu dünyada her şey
düzene girmiş olacak!
Şüphesiz Tibet halkının kendi ülkesini yönetmeye, kültürünü korumaya,
dini kurumlarını güçlendirmeye ve yabancı yerleşimcilerin ülkesinde
çıkmasını engellemeye hakkı vardır.
Fakat Türkiye'deki, Irak'taki ve Suriye'deki Kürtlerin de aynı hakkı yok
mu? Bölgeleri Fas tarafından işgal altında olan Batı Sahra sakinlerinin
aynı hakkı yok mu? Ya İspanyadaki Baskların? Fransa kıyıları önündeki
Korsikalıların? Liste bu şekilde daha çok uzatılabilir.
Dünya medyası neden bir bağımsızlık savaşını gündeme getirirken, çoğu
zaman alayvari bir şekilde bir başkasını görmezlikten geliyor? Bir
Tibetlinin kanını Doğu Kongo'daki bir Afrikalının kanından daha kırmızı
hale getiren şey nedir?
Sürekli bu bilmeceye tatmin edici bir cevap bulmaya çalışıyorum. Ama
boşuna.
İmmanuel Kant bizden şunu ister: "Davranış gerekçelerinizin genel bir
yasanın temelini oluşturacağı şekilde davranınız." Tibet halkına yönelik
bu tutum bu kurala uyuyor mu? Bu bağımsızlık savaşına yönelik tutumumuz
bütün baskı altındaki halklara yönelik tutumumuzun bir yansıması mıdır?
Hiç de öyle değil.
Eğer durum böyleyse, o zaman uluslararası medyayı çeşitli kurtuluş
savaşları arasında ayrım yapmaya götüren saik nedir?
Burada birkaç önemli bakış açıları verelim:
- Bağımsızlık isteyen halkın özel olarak egzotik bir kültürü var mıdır?
- Çekici bir halk mı, yani medyanın durduğu yerden bakıldığında "seksi"
midir?
- Mücadele medya tarafından sevilen özellikle karizmatik bir şahsiyet
tarafından mı yürütülmektedir?
- Baskı altında tutan hükümetten medya nefret ediyor mu?
- Baskı altında tutan hükümet Amerikan taraftarı cepheden midir? Bu çok
önemli bir faktördür, çünkü ABD uluslararası medyanın büyük bölümünü
kontrol ediyor ve onların haber ajansları ve televizyon ağları haber
programlarının gündemini ve terminolojisini belirliyor.
- Çatışma ile birlikte ekonomik çıkarlar söz konusu mudur?
- Ezilen halkın ilgiyi kendi üzerlerine çekebilen ve medyayı manipüle
edebilen mahir hatipleri var mıdır?
Bu açılardan bakıldığında hiçbir halk Tibetliler'e benzemez! Onların
şartları çok idealdir.
Himalaya'da dünyanın en güzel bölgelerinden birinde yaşamaktadırlar.
Yüzyıllar boyunca oraya ulaşmak bile bir maceraydı. Dinleri ilgi ve
sempati çekiyor. Şiddetten uzak oluşları çekici ve hatta -daha kısa bir
zaman önce olan- en kötü cinayetlerin bile üstünü örtecek kadar
esnekliğe sahip. Sürgünde yaşayan Dalay Lama romantik bir şahsiyettir,
bir medya starıdır. Çin rejiminden birçokları nefret ediyor
-kapitalistler nefret ediyorlar, çünkü komünist bir diktatörlük;
komünistler nefret ediyorlar çünkü kapitalistleşmiş bir devlet. Onlar
çok katı ve çirkin bir materyalizmi teşvik ediyorlar, zamanlarını dua ve
meditasyon ile geçiren manevi budist rahiplerin yaşadıklarının tam
tersi.
Eğer Çin bin kilometreden uzun bir demir yolunu Tibet'in başkentine
kadar inşa ediyorsa, Batı burada mühendislerin başarısını görmek yerine,
(haklı olarak) yüz binlerce Han-Çinli yerleşimcileri işgal edilmiş
ülkeye taşıyan demirden bir ejderha olarak görüyor.
Ve Çin tabii ki Amerika'nın dünyadaki hegemonyasını tehdit eden ekonomik
başarısıyla büyüyen bir güçtür. Amerikan ekonomisinin hastalıklı büyük
bölümü, şimdiden bile ya doğrudan ya da dolaylı olarak Çin'e aittir.
Büyük Amerikan imparatorluğu ümitsiz borçların içine batıyor ve Çin
yakında en büyük para veren ülke konumunda olabilecek. Amerikan sanayisi
Çin'e taşınıyor ve milyonlarca işyerini beraberinde götürüyor.
Bununla kıyaslandığında mesela Basklıların sunabilecekleri ne vardır?
Tibetliler gibi onlar da birbiriyle bağlantılı bölgelerde yaşıyorlar,
büyük bölümü İspanya'ya, küçük bir parçası ise Fransa'ya ait. Onlar
kendi dilleri ve kültürleri olan eski bir halk. Fakat bunlar egzotik
değiller ve ilgi çekmiyorlar. İbadethaneleri ve rahipleri yok.
Basklıların Nelson Mandela ya da Dalay Lama gibi romantik bir liderleri
de yok. Franko'nun nefret edilen diktatörlüğü üzerine kurulan İspanya
devleti bütün dünyada sevilmektedir. İspanya temelde ABD ile bağlantılı
olan AB üyesidir.
Basklıların yeraltındaki silahlı mücadeleleri birçokları tarafından
nefretle karşılanmaktadır ve "terörizm" olarak görülmektedir, özellikle
İspanya Basklılara geniş çaplı bir özerklik vadettikten sonra. Bu
şartlar altında Basklıların bağımsızlıkları için dünyanın desteğini alma
şansları yoktur.
Çeçenler daha iyi bir durumda olmalılar. Onlar da özel bir halklar, uzun
zaman Rus İmparatorluğu'nun Çarları tarafından ve Stalin ve Putin dahil
olmak üzere ezildiler. Fakat ne yazık ki, onlar müslümanlar - ve Batı
dünyasında asırlardır geçerli olan Anti semitizmin yerini İslam fobisi
aldı. İslam terörizmle eşanlamlı oldu, o bir şiddet dini olarak
görülmektedir...
ABD Moskova'dan korkmuyor, fakat Pekin'den çekiniyor. Rusya'nın Çin'e
rağmen 21. yüzyıla egemen olabileceği görülmüyor. Görüntüye bakılırsa,
Batı'nın İslam'a karşı Haçlı seferlerini canlandırmada çıkarı olduğu
gibi, Soğuk Savaşı yeniden canlandırmada çıkarı yok. Karizmatik
liderleri ve olağanüstü hatipleri olmayan zavallı Çeçenler manşetlerden
düştüler. Dünya açısından bakılırsa Putin onlara istediği gibi
vurabilir, binlercesini öldürebilir, şehirleri bütünüyle imha edebilir.
Bu durum Putin'i, Rusya'yı kızdıran Gürcistan'dan ayrılmak isteyen
Abhazya'nın ve Güney Osetya'nın taleplerini desteklemekten alıkoymuyor.
İmmanuel Kant, Kosova'da olup bitenleri duysaydı, kafasını kaşırdı.
Bu bölge Sırbistan'dan bağımsızlığını istedi ve ben bunu can-u gönülden
destekledim. Bu tamamen ayrı bir kültürü olan bir halk(Arnavut) ve kendi
dini de İslam. Popüler liderini Slobodan Miloseviç ülkesinden kovmaya
çalıştığında, dünya ayaklandı ve bağımsızlığı için moral ve maddi destek
verdi. Kant'ın prensibine göre buna hakları var mıdır?
Ben pragmatik bir ahlaki prensip teklif edebilirim. Belli bir bölgede
yaşayan ve açık bir ulusal karakteri bulunan her insan topluluğunun
bağımsızlığa hakkı vardır. Böyle bir topluluğu kendi sınırları dahilinde
tutmak isteyen bir devlet, onların kendilerini orada iyi hissetmelerine,
bütün haklara sahip olmalarına, yani kanun karşısında eşitlik ve
gayretlerini tatmin eden bir özekliğe dikkat etmeli. Kısacası, ayrılma
arzusuna sahip olmamalarını sağlamalı.
Bu Kanada'daki Fransızlar için, İngiltere'deki İskoçlar için,
Türkiye'deki Kürtler için ve başka yerlerdeki, Afrika'daki etnik
guruplar için, Latin-Amerika'daki Kızılderililer için, Sri Lanka'daki
Tamiller için ve birçok başkaları için geçerlidir. Hepsinin tam
eşitliğe, otonomiye ve bağımsızlığa hakkı vardır.
Bu, bizi tabii ki Filistin sorununa getirmektedir.
Dünya medyasının sempatisini kazanma konusundaki rekabette
Filistinlilerin şanssız bir durumları var. Bütün objektif kriterlere
göre tam bağımsızlığa hakları var, Tibetliler gibi. Onlar belli bir
toprak parçası üzerinde yaşamaktadırlar, onlar İsrail ile kendi
aralarında bir sınıra sahip olan belli bir ulusturlar. Bu verileri inkar
edebilmek için gerçekten aklından zoru olmak gerekir.
Fakat Filistinliler birçok kader darbesi altında acı çekiyorlar: Onları
ezen halk, kendisi hakkında kurbanın ta kendisi olduğunu iddia
etmektedir. Dünya İsrail'e sempati besliyor, çünkü Yahudiler Batı
dünyasının en korkunç katliamının kurban olmuşlardı. Bu zorlu bir durum
meydana getiriyor: Ezen, kurbandan daha çok sevilen durumunda.
Filistinlilere sempati gösteren herkes otomatik olarak Yahudi-karşıtı ve
Yahudi soykırımının inkarcısı olmakla suçlanıyor.
Bunun üzerine Filistinlilerin çoğunun Müslüman oluşu gelmektedir. (Hiç
kimse Filistinli Hıristiyanları düşünmüyor.) İslam Batı'da korku ve
nefret uyandırdığından, Filistin mücadelesi de otomatik olarak
"uluslararası terörizm"in bir parçası oldu. Ve Yasir Arafat'ın ölümü ve
Şeyh Ahmed Yasin'in katledilmesinden sonra etkileyici liderleri de
kalmadı -ne Fetih hareketinde ne de Hamas'ta.
Dünya medyası toprakları Çinli yerleşimciler tarafından alınan Tibet
halkı için gözyaşı döküyor. Fakat toprakları bizim yerleşimcilerimiz
tarafından alınan Filistinlilerle kim ilgileniyor?
Tibet'le ilgili hengame içerisinde İsrail sözcüleri kendilerini - ne
kadar garip de olsa- zavallı Tibetlilerle kıyaslıyorlar, şerli
Çinlilerle değil. Birçoğu bunun mantıklı olduğunu düşünüyorlar.
Kant kabrinden çıksa ve kendisine Filistin meselesi sorulsaydı: "Onlara
herkese verilmesini doğru bulduğunuz şeyi verin ve beni böyle saçma
sorular sormak için bir daha kaldırmayın" derdi. |