Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 353 | Mayıs  2008

                   

 

 


                           

Yalanlar ve Yanılsamalar

Atasoy Müftüoğlu

İdeolojik yapılar, kurumlar, sistemler; hem bireyleri hem de toplumları şeyleştiriyor. Bireylerin ve toplumların şeyleşmeleri, yanlış ilişkilere neden olduğu gibi, ahlakî yoksullaşmalara da neden oluyor. Şeyleşmeler, hiç bir gerçekliği yansıtmıyor. Şeyleşen, şeyleştirilen bireyler ve toplumlar kolaylıkla yönetilebiliyor. Şeyleştirilmiş hayatlar için geçerli olan değer ölçütleri; ideolojik manipülasyonlar oluyor. Şeyleşen toplumlarda, kendisi olan kişiliklerin/kimliklerin kaybolduğunu, kalbî yakınlıkların ve anlayışların kaybolduğunu, sorumsuzlukların sıradanlaştığını, her alanda yozlaşmaların öne çıktığını görüyoruz. Şeyleştirilen toplumlarda, bütün varoluşlar nesneleştiriliyor; nesneleştirilen varoluşlar, ahlakdışı varoluşlar haline geliyor.
Hangi toplumda olursa olsun, her şeyi rasyonelleştirme saplantısı, her şeyi, her alanı ruhsuzlaştırıyor, niteliksizleştiriyor. Seküler akıl, bir parçayla sınırlı olduğu için, hiç bir bütünlüğü kuşatamıyor. Günümüzde, Türkiye'de de kolaylıkla izlenebileceği üzere; hem yerel anlamda, hem de küresel anlamda militan statükoculuklar, ideolojik kamuoyu imalatı çabalarıyla, siyasal alanı kuşatmaya çalışıyor. Militan laiklik, eksiksiz bir şekilde Oryantalist önyargılarla kendisini ifade ediyor. Laiklik adına, her toplumda, Türkiye'de olduğu gibi, Müslümanlar üzerinde, psikolojik bir şiddet uygulanıyor. Bu konuda medya, kışkırtıcı bir militanlık rolü üstlenmiş bulunuyor.
Sömürgeci projelerin hayata geçirildiği toplumlarda, keskin ikiliklere dayalı parçalanmış dünyalar/hayatlar/ilişkiler oluşturulmak isteniyor. Ötekileştirilenlere, farklılara nesne muamelesi yapan sorunlu bir zihniyet çözümsüz çelişkiler üretiyor. Avrupa merkezci kavramların, kurumların ve modelin egemenliği karşısında teslimiyetçiliği seçen İslamî unsurlar, bir yanda teslimiyetçi bir uyumluluk hali sergilerken, bir yanda da nesneleştirilmiş algılarla yeni bir "din" tanımı yapmaya çalışıyor. Bu konuda İslamî kesimlerde radikal yabancılaşmalar yaşanıyor. Bir direniş iradesine ve bilincine sahip olmayanlar, teslimiyetçiliğe sarılıyor. Her teslimiyetçilik bir umutsuzluğun yansıması olarak hayata geçiyor. Nesneleştirilen, nesneleştirilebilen her İslamî unsur, bir bağımlılık ve edilgenlik durumunu seçiyor. Bağımlılık ve edilgenlik durumunu seçen İslamî unsurlar, dünyayı değiştirme/dönüştürme mücadelesinden vazgeçiyor: bu defa, bu unsurlar, küresel güçlerin istediği doğrultuda bir dönüşüm yaşıyor. Günümüzde küresel sistem, emperyalizmle, faşizmle, kapitalizmle barışmış, uzlaşmış, bütünleşmiş İslamî cemaatler istiyor. Sistemin içerisine çekilen ve uzlaşan her cemaat, her hareket, sisteme yönelik, hiç bir sorgulamaya/protestoya ihtiyaç duymuyor. Bu tür akımlar ve hareketler, nostaljik büyülenmeler içerisinde, kimi kavramsal muğlaklıklarla cemaat çıkarı/iktidarı için İslam'ı araçsallaştırıyor. Bu konuda Neonurculuk akımı önemli bir örnek teşkil ediyor. Küreselleşmeye Türkiye'den verilen bir yanıt olduğu iddia edilebilen, gerçekte ise, küreselleşme tarafından bütünüyle ilhak edilen, sistemle uzlaşan bu hareket, Amerikan seçimlerinde, Irak savaşını/işgalini destekleyen Hillary Clinton'u maddi ve manevi anlamda destekliyor. H. Clinton için büyük fedakarlıklara katlanarak lobicilik yapıyor. Bu cemaat, tarihte benzeri görülmemiş bir konjonktürel uyum sergiliyor, teslimiyetçi uyum sergiliyor. Komünizmi, "büyük Deccal" olarak tanımlayan bu cemaat, kapitalizm hakkında, emperyalizm hakkında, faşizm hakkında, Siyonizm hakkında konuşmuyor.
Günümüzde İslam ve Müslümanlar söz konusu olduğunda, modern paganizmin en ilkel tezahürleriyle karşılaşabiliyoruz. Bu paganizm, İslamî özgürleşme arayışlarına paranoyak tepkiler veriyor. Kendilerine hegemonik bir konum tayin edenler, aşağılık bir ruh halinin yansıması olarak, Müslümanları aşağılayan tanımlar kullanıyor. Sözünü ettiğimiz ilkellik, Türkiye'de aziz İslam'ı, İslam'ın aziz şiarlarını bir magazin konusu olarak işlemeye çalışıyor. Bu ilkellik nedeniyle, niteliksel, derinlikli ilişkiler, etkileşimler gerçekleştirilemiyor. Bu ilkellikler, ahlakî/algısal bir felç durumu ile karşı karşıya bulunduğumuzu gösteriyor.
Her ideolojik bakımlılığın, köhne önyargılarla güçlendirildiğini, şeyleştirilmiş bireylerin bir biçimde sömürgeleştirildiklerini görüyoruz. Her sömürgeleştirme, şeyleştirme girişimi/eylemi Batı'lı modeli, nihai bir model olarak sunanların "uygarlaştırma" girişimi olarak pazarlanıyor, sahneleniyor.
Büyük bir yalanlar ve yanılsamalar çağında yaşıyoruz.
Bu çağ'da da, küresel sistem, sonradan icat edilen ikiliklerle insanlığı yönlendirmeye, bu ikilikler doğrultusunda insanlığı koşullandırmaya çalışıyor. İdeolojik ve politik mülahazalarla, kimi zamanda ekonomik mülahazalarla doğu-batı, maddî-manevî, aklî-ruhî, dindar-seküler gibi ikilikler, bu ikilikler arası ilişkiler bir karşıtlık ilişkisine dönüştürülüyor.
İnsani dünyaları/hayatları yoksullaştıran modern/seküler yapılar, insanlığı bir yanılsamadan, bir diğer yanılsamaya doğru sürüklüyor. Maddi çıkarlar temelinde şekillenen bir tarih ve tarih anlayışı karşısında; varoluşu/hayatı, hiç bir bütünlük perspektifine sahip olmaksızın, tesadüflerle, rastlantılarla, saçmalıklarla, ayrıntılarla açıklamaya çalışan rasyonalist dünya görüşü karşısında tarihsel çatışmalara neden olan Avrupa-merkezci kibir karşısında; kirlenmiş varoluşlar karşısında; tüketim sarhoşluğunun neden olduğu fetişist ilişkiler karşısında; ilahi varoluşun bütünlük bilinciyle, Müslümanlar olarak, evrensel insanı temsil etmek üzere, çabalarımızı, heyecanlarımızı, bilincimizi, aşkımızı ve öfkemizi yenilemeli, insanlığımızı, ruhumuzu ve vicdanımızı bütün boyutlarıyla ve en etkili bir biçimde sürdürebilmeliyiz. Hayatın her alanında sorumluluk alarak, sorumlulukları paylaşarak ve çoğaltarak yaşamanın insana büyük heyecanlar kazandıracağını hatırlamalıyız. Küresel ölçekte, düşünsel, kültürel ufuklara, çözümlemelere, çerçevelere ve entelektüel bir gündeme sahip olabilmeliyiz. Yalan umutlarla oyalanmamalıyız. Küresel ilişkiler/etkileşimler dünyasında ciddi gecikmeler yaşadığımızı kabul etmeliyiz. Yapmacık, sahte gündelik girişimlere karşı dikkatli olmalıyız.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...