|

İslamcı Değil,
Muhafazakar...
Yasin Doğan/ 11.04.2008/ Yeni Şafak
Başbakan
Erdoğan, partisini kurduğu günden bu yana "din eksenli bir hareket
olmadıklarını, İslamcı bir çizginin devamı olmadıklarını söyleyip
duruyor.
İslamcılığın ne olduğunu bilmeyenlerin bu çizgiyi İslamcı olarak
tanımlaması doğrusu hiçbir bilimsel, akademik ve sosyolojik gerçeklikle
bağdaşmıyor.
İslamcılık, İslam'ı ideoloji formatına dönüştürerek, yöntem olarak
devlet marifetiyle toplumu dönüştürmeyi esas alır. Dünya üzerinde
yöntem, amaç ve söylem olarak çok farklı İslamcı hareketler vardır.
Türkiye'de de İslamcılığın binbir çeşidi bulunmaktadır. Ancak AK Parti
İslamcı tanımlamalarından hiçbirine uymamaktadır.
İsmail Kara'ya göre İslamcılık, 19. yüzyılın son kısmında hem
Osmanlı'da, hem de diğer İslam ülkelerinde ortaya çıkan; amacı İslam'ı
yeniden topluma ve siyasete hakim kılmak, Batı'da ortaya çıkan evrensel
fikirlerin ve kurumların karşılıklarını İslam'dan devşirmek ve Batılı
anlamıyla İslamiyet'i bir ideoloji olarak sistemleştirmek olan bir
akımdır.
Ali Bulaç ise Siyasal İslamcılığı çözümü devlette gören, değişimi
siyasal iktidarın gücünde ve etkili araçlarında arayan, yukarıdan
aşağıya Müslümanlaşmayı öngören, resmi bir din görüşüne dayanan total
eğilimleri baskın bir anlayış olarak tanımlar. Daha çok batılılarca
geliştirilen Siyasal İslam kavramının içine silahlı örgütler, şiddet
olayları, baskıcı akımlar ve ideolojik boyutu yüksek siyasi partiler
girer.
Milli Görüş çizgisinin İslam'ı devlet ve siyaset düzleminde
projelendirmeye yönelik bir yaklaşımı olduğu veya böyle bir çağrışım
verdiği genel olarak vurgulanır. Ancak AK Parti, özellikle bu anlayıştan
kendisini farklılaştırarak ortaya çıkmıştır.
Erdoğan'ın birçok beyanatı bunu ortaya koyar. Akademik çalışma yapanlar
için bunlardan bazılarını sıralamak yararlı olabilir:
11.11.2002 Washington Post: "Bizim partimiz İslamcı değil. Dine dayalı
değil. Siyasi bir parti İslamcı olamaz. İslam bir dindir ve parti sadece
siyasi bir kurumdur".
22.06.2003 AK Parti 1. Kongresi: "AK Parti'nin kimliği muhafazakar
demokrat bir kimliktir. Biz kuruluşumuzda bir şey söyledik; din eksenli
bir parti değiliz. Türkiye'de hangi taraftan olursa olsun dinin istismar
edilmesine asla taraftar değiliz".
31.01.2004 "İslamcı bir siyasetçi değilim. Din eksenli siyaset
yapmıyoruz ve din üzerinden siyaset yapmayı kabul etmiyoruz. Bu, dinin
istismarı anlamına gelir'.
10 Ocak 2004 Muhafazakarlık ve Demokrasi Sempozyumu: "AK Parti dini bir
toplumsal değer olarak önemsemekle birlikte din üzerinden siyaset
yapmayı, devleti ideolojik bir dönüşüme uğratmayı, dini sembollerle
örgütlenmeyi doğru bulmamaktadır. Din üzerinden siyaset yapmak, dini
araç haline getirmek, din adına dışlayıcı bir siyaset yürütmek hem
toplumsal barışa, hem siyasi çoğulculuğa, hem de dine zarar vermektedir.
24.01.2004 Davos Toplantısı: "Din mukaddes ve ortak bir değerdir. Bunu
kimse siyasi taraf, birlik konusu yaparak bölünme ve ayrışmalara
sebebiyet vermemelidir."
06.07.2005 Sun Valley: "Din üzerinden siyaset yapmak, dini ideolojik bir
araç haline getirmek, dini düşünceyi dogmalaştırmak ve din adına
dışlayıcı siyaset yürütmek hem toplumsal barışa hem de siyasi
çoğulculuğa zarar vermektir. Belki de en kötüsü, dini yozlaştırmak ve
amacından saptırmak anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu tutum, bana
göre dine, demokrasiye ve insanlığa karşı 'suikast' düzenlemekten
farksızdır. Dini, bir ideoloji haline getirerek, devlet aygıtı
marifetiyle toplumu zorla dönüştürmeye çalışmak, hem topluma hem dine
yapılabilecek en büyük kötülüktür."
11.11.2006 AK Parti II. Kongresi: "AK Parti muhafazakarlığı her türlü
köktenciliği, aşırılığı, radikalizmi, toplum mühendisliğini reddeden;
din eksenli değil, insan eksenli; orta yol, uzlaşma ve itidali esas alan
bir partidir."
19.09.2007 AB elçileriyle toplantı: "Kimse bizi din eksenli bir parti
olarak tanımlamaya kalkmasın. Bunu başından itibaren söyledik ve bunu
kendimize hakaret telakki ederiz."
17.02.2008 TV programı: "Bizler, bir din devleti peşinde değiliz, böyle
bir gayretimiz yok".AA
Başbakan'ın konuşmaları ciddi bir analize tutulursa, söylem ve eylem
düzeyinde böyle bir sınıflamanın anlamsız olduğu daha iyi anlaşılır |