|

AKP’liler Şimdiden
“Post-AKP” Döneme Yatırım Yapıyor
Ruşen Çakır/ 11.04.2008/ Vatan
AKP bu
krizden nasıl çıkacak? Görüldüğü kadarıyla Anayasa'yı değiştirip
partilerin kapatılmasını zorlaştırma şansı -en azından şimdilik- yok
denecek kadar az. Çünkü CHP lideri Deniz Baykal istikrarlı bir şekilde
AKP'ye yardım eli uzatmayacağını belirtiyor. Baykal anlaşıldığı
kadarıyla AKP'nin kapatılacağını düşünüyor ve böyle bir gelişmeyle iyice
derinleşecek olan siyasi krizden pek rahatsız olacağa da benzemiyor.
Kimileri CHP liderinin AKP'nin kapatılmasının ardından başbakan olmayı
hayal ettiğini ileri sürüyorlar ki bunun abartılı ve fazla önyargılı bir
değerlendirme olduğunu düşünüyorum.
AKP'ye MHP de destek vereceğe benzemiyor, verse bile AKP-MHP ittifakıyla
yapılacak Anayasa değişiklikleri CHP tarafından, tıpkı türbanda olduğu
gibi, Anayasa Mahkemesi'ne taşınacak ve yol büyük ihtimalle
tıkanacaktır.
Geriye bir tek AKP'nin tek başına Anayasa'yı değiştirmesi ve bu
değişikliklerin Cumhurbaşkanı Gül tarafından referanduma taşınması
kalıyor. Daha önce birkaç kez belirttiğim gibi iktidar partisi içinde
"sonuna kadar mücadele" çizgisini savunanlar "Gidelim yüzde 70 oyla
Anayasa'yı değiştirelim" diyorlar. Hatta bazıları türban konusunu da
halkoyuna sunmayı önerecek ölçüde ileri gidebiliyor. Buna karşılık parti
içinde bazı etkili isimler, referandumun krizi çözmek yerine daha da
derinleştireceği ve yaşanan krizin niteliğini değiştirip bunu bir "rejim
krizi"ne çevirebileceği uyarısında bulunuyorlar. Sonuçta AKP'de
şimdilik, referandumu bir koz olarak kullanıp, bir çözüm yöntemi olarak
kullanmama eğilimi ağır basıyor.
Bir taşla altı kuş
AKP'liler başından itibaren bu Anayasa Mahkemesi'nde bu Anayasa ile
yargılanmaları durumunda hiç ama hiç şanslarının olmadığını
düşünüyorlardı. Bu nedenle ilk günlerde çok sert tepkiler verdiler.
Fakat fevri çıkışlarla Başsavcı Yalçınkaya'ya ek iddianame için deliller
sağlamakta olduklarını fark edince hemen frene bastılar. Ayrıca
muhalefetten herhangi bir desteğin gelmeyeceğinin ve referandumun hayli
riskli olduğunun anlaşılmasıyla birlikte öfkenin yerini sakinlik;
sertliğin yerini yumuşaklık aldı.
Bu aşamada AB'nin açık, ABD'nin de örtük bir şekilde kapatılmaya karşı
çıkması üzerine AKP'liler bir ölçüde rahatladılar. Ve ne zamandan beri
ihmal etmiş oldukları AB sürecini ve demokratik reformları yeniden
devreye sokmaya karar verdiler. Sonuçta iktidar partisi yetkilileri bir
süredir, içinde ne olacağını açıklamadıkları, belki kendilerinin de tam
olarak bilmediği paketleri açacaklarını söyleyerek birkaç hedefe birden
varmak istiyorlar:
1) Batı'dan gelen desteği hak etmek ve daha da artırmak;
2) Kapatılma riskine rağmen, son ana kadar ülkenin "iyiliği"
(demokratikleşmesi) için çalıştıklarını göstermek;
3) Sadece kendilerini, yani kapatmayı engellemeyi düşünmediklerini
kanıtlamak;
4) Türban olayı sırasında küstürdükleri kentli orta sınıfların bir
bölümünü ve sol/liberal aydınları yeniden kazanmak;
5) Oluşacak ılımlı ve olumlu siyasi atmosfer sayesinde Anayasa Mahkemesi
üyeleri üzerinde iyi bir izlenim bırakmak;
6) CHP'nin yönetimiyle gerçekleştirmesi imkansız gözüken ittifakı bu
partinin tabanıyla kurabilmek.
AB'den destek şart
Kimilerine göre, ne kadar samimi olursa olsun, ne kadar ciddi olarak
asılırsa asılsın, AKP'nin demokratikleşme hamlesinden kısa vadede bir
şey elde etmesi mümkün değil. Kastettikleri partinin kapatılmasını
engellemekse pek de haksız sayılmazlar. Ancak AKP kapatılsa bile
Türkiye'de siyasi hayat bitmiş olmayacak ve ülke yine eski AKP'lilerin
kuracağı parti ve hükümet tarafından yönetilecek; yerel seçimlerde de
muhtemelen AKP'nin devamcıları galip gelecektir.
Bu açıdan bakıldığında demokratikleşmeye hız verilmesi post-AKP (AKP
sonrası) dönem için bir yatırım olarak görülebilir. AB konusunda tavrı
zaten belli olan MHP bir kenara bırakılacak olursa; CHP yönetiminin her
geçen gün daha net bir biçimde AB karşıtı bir çizgiye savrulması bu
partinin tabanında, Türkiye'nin geleceğini Avrupa ile bütünleşmekte
gören kesimleri AKP'nin devamı olacak partilere itebilir. Tabii böyle
bir gelişmenin yaşanması için AB cenahından Türkiye'nin üyeliği hakkında
pozitif mesajlar gelmesi şart. Aksi takdirde AB sürecine bu aşırı vurgu
AKP'lilerin elinde patlayan bir silah olabilir. |