|

Moda Kavramlarla Siyasetten Kim, Ne
Anlar?
01.04.2008/ ntvmsnbc.com
Şimdi moda 'sağduyu'...
Prof. Oskay tarihin en eski zamanlarından beri örgütlenmemiş toplumun bu
'uydurulmuş' kavramlarla sürüklendiğini söylüyor. Prof. Belge ise "Bayrak
sallama gibi kavram sallama... Klişeleştikçe içeriksizleşir" diyor.
Peki, siyaset neden bu kavramların arkasında yürütülüyor? Bu kavramlara
neden ihtiyaç duyuluyor? Siyasetçi ve halk bu kavramlardan ne bekliyor?
Bu kavramlar herkese aynı şeyi mi ifade ediyor ve her kullanan bu
kavramlarla aynı şeyleri mi kastediyor? NTVMSNBC bu soruları, popüler
kültür deyince ilk akla gelen iki akademisyenle; Beykent Üniversitesi
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ünsal Oskay ve Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi,
Gazeteci-Yazar Prof. Murat Belge ile konuştu. Oskay ve Belge'nin
görüşleri şöyle:
OSKAY: EN ESKİ ZAMANLARDAN BERİ VAR
Siyaset, yaşadığımız gerçekliği özgür bir akılla düşünüp anlamlandırmak
yerine adam akıllı, bilinçle yaşayan insanları uzaklaştırmak için zaman
zaman yüceltilmiş, dokunulmazlığı olan sözcükleri ve kavramları biraraya
getirmeye çalışır. Kim kullanır? Firavunlar, imparatorlar, krallar,
hükümetler bunları kullanır. Tarihin en eski kahramanlarının
toplulukları biraraya getirmek için uydurduğu bu tür kavramlar vardır.
Bunlar yaşanan gerçekliği değiştiremediği için, böyle sözcüklerle kabul
ediyormuş gibi görüldüğü, geleceğe doğru uzatılmış bir beklenti, bir
ufuk vaat ederler. Bu, en eski zamanlardan günümüze kadar geliyor.
Toplum örgütlenmemişse kavramlarla sürüklenir
Devlet toplumun bir ve kardeş olduğu gibi sözler...Bunlar ne zaman
söylenir? Dünya coğrafyasının her yerinde yeni patriarklar, yeni
Odiseuslar çıktığında. Kavimleri oluşturanlar bir ve berabermiş gibi
imaja sahip olmaları için önlerine çeşitli idoller, amaçlar konulur.
Günümüzde farklılaşmanın kurumsallaşmasıyla insan ilişkileri
alabildiğine acımasızlaştı. Bu acımasız insan ilişkileri her alandan
olanın bitenin puslu görünmesine yol açabilecek bir acı yarattı. O acıyı
dengelemek için cennet, gelecek, 5 yıllık plan, 10 yıllık plan gibi
yollar hazırlandı. Tüm bunlara rağmen yaşadığı yerde o çektiği acıyı
fark edenler eğer örgütlenmemişse ve akıllanmamışsa işte bu yüceltilmiş
kavramların arkasından sürüklenmeye başlar.
İtilafın çözülebilmesi için demokratik ortam lazım
Bu yüceltilmiş, bir dokunulmazlık atfedilmiş kavramları herkes kendi
sosyal, kültürel ve politik tutumuna göre yorumlar. Ve yorumlarken de
kullandığı sözcüğün karşı tarafta aynı anlamsal içerikle anlaşılacağına
vehmeder. Ancak her iki taraf da bu şekilde aralarındaki itilafı
gideremedikleri zaman, karşı tarafın suçlu olduğunu düşünür. Ve itilaf
devam eder. İtilafın halledilmesi için; her şeyin demokratik bir ortamda,
bilinçlenmesine izin verilmiş, iyi eğitim görmüş, -olanı biteni
anlayabilmesi için hem okur yazarlığı iyi olacak, hem kendi sınıfsal
konumuna göre örgütlenmiş olacak- hem hayatın içinde belli bir oranla
kendi hayatının öznesi olabilmiş insanlar olması lazım.
"Ben anlaşmadan yanayım ama olmuyor" bahanesi
O zaman bunlar parlamentoda (ki parlamentodan başka hiç bir yerde bu iş
halledilemez. Ama hangi parlamentoda; çeşitli ajitasyonlar sonucunda
oluşturulmuş bir çoğunluğun parlamentosu değil, hakikaten aklına,
geleceğine sahip olabilen, bu konuda gerçekten gündelik hayatında da,
politik işlemlerde de, politik konuların tartışılmasında da güvenilecek
kadar sağduyu sahibi olan bireyler, sınıflar ve bunları temsil eden bir
parlamentoda) bunlar konuşulabilir. Bunlar olmadığı vakit sağduyu,
solduyu, mutabakat, uzlaşma gibi kavramlar ortadaki itilafı gidermek
isteyip de gidermek için gerekli yapısal değişimlere yanaşmayanların,
kendi kamuoyuna, kendi seçmenlerine "Ben anlaşmadan yanayım ama olmuyor"
deyip suçu karşı tarafa atmasına yarayan bir kullanım biçimi oluyor.
Sorunları çözmeden 3-5 gün daha yaşayabilir miyiz acaba?
Kuşkusuz son dönemde yapılan sağduyu çağrıları da herkesin bulunduğu
konumu koruması ya da bir adım geri atması isteğini yansıtıyor. Ortada
yaşanan bütün bu çelişkileri, bütün bu anlaşmazlık şekillerini, kendini
su yüzüne çıkartıp görünmeye çalışan problemleri, görmemek için "Geleceğe
doğru, sorunları çözmeden 3-5 gün daha yaşayabilir miyiz acaba?"
düşüncesine dayanıyor bu talepler. Bence bu da çok sakıncalı, çünkü
sorunları çözecek demokratik bir ortamı oluşturmaya daha bugünden
başlamazsak -ki bence çoktan beri geç kaldık zaten- bu işin çözümünden
çok, anlaşmazlıkların, çelişkilerin, kaba kuvvete dayanan, yüceltilmiş
kavramların yanılsama yaratması, parlatılması devam edecek. Toplumda düş
kırıklığı, hırçınlık, yabancı düşmanlığı ve hissi tepkiler için çok
olumsuz zemin hazırlanmış olacak.
BELGE: BAYRAK SALLAMA GİBİ KAVRAM SALLAMA
Bu tip kavramlar çok kolay klişeleşir ve kendiliğinden bir tür meşruiyet
kazanırlar. Bunu yaparken de bir yandan içeriksizleşirler. Çünkü
kalabalık kitleler bu kavramlarla tam olarak ne anlatıldığını bilmezler.
Onun için siyasi-ideolojik mücadelede taraflar birbirlerine bayrak
sallama gibi kavram da sallayabilirler. Çoğu zaman siyasetçilerin amacı
bu kavramları böyle kullanmaktır. Yani demokrasi olsun, diktatörlük
olsun, bu şekilde bir demagoji vardır. Toplum bir halktan oluştuğu için
kavramların biraz aşınması, yuvarlaklaşması, millete gider hale gelmesi
lazım gelir. Toplumun bu konuda daha bilinçli olması için uyanık olması
lazım, kendisinin politikayla ilgilenmesinin bir sonucu olduğunu görmesi
lazım. Öyle bir sonucu yoksa zaten ilgilenmez ve aldırmaz. Kavramlar
akar, yuvarlanır gider.
Burada sağduyu "cinayeti hoşgörmek" anlamına geliyor
Bana göre sağduyu kavramı bu tartışmanın hiçbir yerinde durmuyor.
Öncelikle bunlar birbiriyle karşılaştırılır şeyler değil. Bir tarafta
çoğunlukla iktidara gelmiş bir parti var, hükümet var; ve hükümetin bazı
davranışlarının laikliğe aykırı olduğu iddiası var. Diğer tarafta
cinayet işledikleri ortada olan, başından sonuna kadar suç ihtiva eden
olan bir (Ergenekon) örgütlenme söz konusu. Bu ikisi eşit şeylermiş
gibi, bu ikisi arasında bir uzlaşma olacak adı da sağduyu olacak. Yani
buna göre; sağduyu cinayeti hoş görmek anlamına geliyor.
Hakikaten 'sağ' bir duyu.. Bayağı aşırı bir sağ duyu
Bu hakikaten sağ bir duyu. Biz eskiden basiret filan derdik. Basiretin
hiç değilse böyle sağ-sol çağrışımı yoktur. Bütün dünyada sağ iyi, sol
kötü kabul edilir. Sol siyaset de, niye solcu olmayı kabul etti baştan,
onu anlayamam. Çünkü o zaman daha başından davayı kaybediyorsunuz. Bizde
de sağ olan herşey iyi. İngilizce'de ortak duyu 'common sense' denileni
biz sağduyu yapmışız. Böyle, bir çetenin varlığını kabul etmek ve onun
da devam etmesi için onu koruma altına almaksa sağduyu, bu artık bayağı
aşırı bir sağ duyu oluyor.
Çeteyi ortadan kaldırmamak uzlaşmak olamaz
Ben de elbette bir uzlaşma olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü iki
düşman millet olarak yaşar bir topluma dönüşüyoruz. Bunun böyle
olmadığını, belirli ölçüde mutabakata vararak yaşamaları gerekiyor. Ama
bunu ancak bu çeteyi ortadan kaldırdıktan sonra yapabilirler. Çeteyi
ortadan kaldırmamak da uzlaşmak olamaz. Soruşturma hedefine ulaşabilir
mi noktasına gelince: Oraya ulaşılır bence ve ulaşıldı zaten. Ne
olduğunu öğrenmek, çözmek bakımından, işin içinde olanları çözmek
açısından bir sır kalmadı. Ulaşılacak olan şey halkın bu bilgilere
ulaşması. Bu kolay değil. Çünkü bu gibi bilgileri, hele bizim gibi
toplumlarda esirgerler. Yani normal olan o, ama bazen o esirgemenin
kendince haklı gibi gösterilecek gerekçeleri olabilir.
Adamların etkisizleştirildiğinin garantisi olmalı
Öyle bir şey ki bunu açıkladığınız zaman sadece Türkiye'deki mesele
değil, dünya çapında bir skandal açıklamış oluyorsunuz. Bir takım
mevkilerde olan insanlar, o mevkilerde olanların yapması düşünülemeyecek
işler yapıyorlar. Böyle olunca ve 'Biz böyle böyle yaptık' deyince bütün
dünyaya rezil olursunuz. Böyle bir gerekçeyle 'Bunu şurada tutalım',
'Bundan ötesine geçmeyelim', 'Çamaşırları ortaya çıkarmayalım'
denilebilir. Böyle bir dur noktası olabilir; yalnız bunu yaparken o adı
gizlenen veya payı gizlenen adamların da etkisizleştirildiğinin
garantisi olmalıdır. Yani 'Bu olay bitti, bu insanlar eteklerini
çeksinler, otursunlar', bunun garantisi olmalı. |