|

“Milliyetçilik-Ulusalcılık”; “Laiklik-Militarizm”...
Cengiz Çandar/ 15.04.2008/ Hürriyet
Türkiye'de
son zamanlarda ne olup bittiğine bir "doğru teşhis" koymak isteyen her
kim var ise, dün Taraf gazetesinde yayınlanan Neşe Düzel'in MHP MYK
üyesi ve Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin başdanışmanı Doç. Dr. Vedat
Bilgin ile söyleşisini okumalı.
Vedat Bilgin, yaptığı son derece çarpıcı açıklamalarda, Türkiye'de son
günlerdeki gelişmelere ilişkin "gerçekler"in ne olduğuna ışık tutuyor.
Örneğin, Antalya'da çatışan öğrenciler üzerine ateş açan alnında
zülfikar dövmeli ve yakalandıktan sonra "öldürmek amaçlı" ateş ettiğini
ve "pişman olmadığını" söyleyen "provokatör"e ilişkin şu açıklamayı
yapıyor:
"Orada bu adamın görünmesi ve MHP'yle irtibatlı olduğunun söylenmesi
isteniyor. MHP'ye yönelik örtülü bir mesaj bence bu. MHP'ye de bir
şekilde tehdit göndermek istiyorlar. 'Bakın, işin içine sizi de çekeriz.
Demokrasi lafları size hayırlı bir kapı açmaz. Sivil siyasete
bağlılığınız ve siyasetin meşru zemini olarak Meclis'i göstermeniz,
Meclis dışı arayışları reddetmeniz bizi rahatsız ediyor' diyorlar... MHP
Türkiye'nin sorunlarının Meclis'te çözülmesini istiyor ve Türkiye'deki
sivil siyaset zeminini güçlendirecek hamlelerde bulunuyor.
Demokratikleşme de biliyorsunuz ancak sivil siyaset güçlenirse
gerçekleşebilir."
Kim onlar? MHP'ye "örtülü bir mesaj" gönderenler kimler?
Vedat Bilgin'in anlatımından "sivil siyaset"in güçlenmesini
istemeyenler, "demokrasi"den medet ummayanlar, "Meclis dışı arayışlar"da
olanlar.
Nitekim, söyleşinin çeşitli yerlerinde, bunların kim olduğuna ilişkin
göndermeler de var. "MHP devletle değil, militarizmle arasına mesafe
koydu. Milliyetçiler demokrasiyi savunmak zorunda. Türkiye'nin
militarizmden, bu devletçi anlayıştan kurtulması lazım" da diyor;
"Ulusalcılar ve darbeciler, milliyetçi değil, devletçi. Tek parti
dönemine 'altın çağ' derler. Sandığa düşman oldukları için 1950'yi
kötülüğün başlangıcı görürler. Onların yabancı servis ilişkileri de net
değil" de diyor.
Yani, MHP'yi ve MHP'nin milliyetçiliğini "ulusalcılık"tan,
"darbecilik"ten ve "militarizm"den net çizgilerle ayırıyor.
***
Taraf'taki söyleşiyi okuyunca, geçen hafta Avrupa Komisyonu Başkanı Jose
Manuel Barroso'nun CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile dişe dokunur
hiçbir şeyi neden konuşmadığını ve CHP ile temastan niçin kalmadığını,
bu arada MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Baykal'a oranla çok daha
"tatmin edici" bir görüşme yaptığı izlenimini niye aldığını anlamak
mümkün oluyor.
CHP, Türkiye'nin "2008 matriksi"nde "ulusalcılık" ve "militarizm"
vektörlerine yerleşmiş vaziyette.
Bu "matriks"in farklı mevzilerinde Ergenekon'dan Atatürkçü Düşünce
Derneği'ne, oradan Emekli Subaylar Derneği'ne, bir dizi "darbeci çete"
ile sözde sivil toplum örgütü yer alıyor.
MHP'nin geçenlerde genel merkez kapısına konulan "Emekli Subaylar
Derneği" damgalı "protesto çelengi"ni niçin oradan kaldırdığı ve
parçaladığını da anlamak kolaylaşıyor.
Ankara'da geçen Cumartesi günü yapılan "Ulusal Egemenlik Mitingi"nin
amacını örgütleyicilerine bakarak anlamak ve göstermeye çalıştığımız
"geniş fotoğraf" içinde anlamlandırmak da, aynı şekilde, kolaylaşıyor.
Düzenleyicileri arasında, geçen yılki ve yine Nisan ayında startı
verilen Cumhuriyet mitinglerinde olduğu gibi Atatürkçü Düşünce Derneği
ve bu arada Emekli Subaylar Derneği baş rollerdeler.
Bu yılkinin geçen yılkinden farkı, katılımın geçen yıla oranla onda bir
düzeyine inmesi, kürsüdeki en gözde hatibin eski eser kaçakçılığından
yargılanmış bir kadın olması.
Herakleitos'un "Aynı suda iki kez yıkanılmaz" sözünü, "Trajedi
tekrarlandığında komedi olur" özdeyişini doğrulayan bir manzara.
Bu noktadan sonra, konu, çatallaşıyor.
Nasıl mı çatallaşıyor?
Ankara'daki miting gibilerinin düzenlenmesi ve AKP hükümetini "askeri
müdahale" yoluyla devirmek için ortamın sağlanmasına ilişkin görüşler ve
planlar, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'in bilgisayarından
çıkan "Ayışığı" ve "Sarıkız" kod adlı askeri müdahale tasarılarında
varlar.
Özden Örnek, bunların kendisine ait olmadığını ileri sürerek, yayınlayan
Nokta dergisi Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş hakkında "iftira
davası" açmıştı. Alper Görmüş, birkaç gün önce beraat etti ama mahkeme,
söz konusu bilgisayarın dolayısıyla içindeki bilgilerin Özden Örnek'e
ait olduğunu, yani "gerçek" olduğunu belirleyen teknik polis raporunun
"delil" olarak mahkemeye sunulmasını kabul etmedi. Yani, "yargı"
alelacele konuyu kapatmak istedi.
Oysa, bu bilgiler, yakın geçmişimizdeki "darbe planları" içerdiği için
üzerinde önemle durulmasını ve "hukuk"un harekete geçmesini
gerektiriyor. Bunların, yani o söz konusu bilgilerin herbirinin içinden,
o dönemde Jandarma Genel Komutanı sıfatını taşıyan, bugünün Atatürkçü
Düşünce Derneği Başkanı Şener Eruygur çıkıyor.
Ergenekon soruşturmasında benzer bilgiler ve bulgular mevcut.
Amaç, hep aynı, AKP siyasi iktidarından kurtulmak; ama, anayasal ve
yasal olmayan usullerle kurtulmak.
Her nasılsa, bundan yarım yıl önce, 16,5 milyon seçmenin oy verdiği,
yüzde 47 oranında oy almış bir iktidar partisini "kapatmak" amacıyla,
AB'nin tüm itirazları ve tepkisine, ABD'nin de rahatsızlığını ortaya
koymasına rağmen, harekete geçen "yüksek yargı", konu, belgeleri
ortalığa saçılan "askeri darbe girişimleri" olunca kılını kıpırdatmıyor.
Türkiye'nin yüz yüze bulunduğu gerçek ve en yakın tehlike, "laiklik"le
mi ilgili; yoksa "demokrasiye paydos" dedirtecek ve son haftalarda
görüldüğü gibi türlü şekillere bürünebilen "militarizm" tehdidi mi,
üzerinde durmaya ve düşünülmeye değer.
İkincisi, Türkiye'nin dış ilişkilerini mahvedecek, ekonomiyi çökertecek
ve her türlü ve önü alınamayacak sosyal çalkantıyı davet edecek
nitelikte.
Hangisi daha öncelikli tehlike? Hangisi, acil? |