|

‘Türban Çağdaş Bir Örtü Değil’
Belma Akçura/ 11.04.2008/ Milliyet
Başkan
Candan 'Türk halkının geleneklerini ve bu geleneğin yarattığı örtünme
biçimini de göz önünde bulunduran Danıştay, türbanın çağdaş bir örtü
olmadığı görüşünde' dedi.
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Paris Descartes Üniversitesi
Hukuk Fakültesi işbirliği ile "Anayasa ve Laiklik" konulu uluslararası
bir sempozyum düzenlendi.
Türkiye'de yaşananlar "Cumhuriyet-demokrasi çatışması mı?", yoksa
"Laiklik-din çatışması mı?", "Avrupa Birliği, laik bir oluşum mudur?"
yönündeki sorulara yanıt aranan sempozyumda laiklik, Anayasa Mahkemesi,
Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin parti kapatma ve türban
kararları doğrultusunda değerlendirildi.
Toplantıda 80 yıllık anayasal laiklik döneminin son 40 yılında,
"demokrasi-laiklik" çatışmasında yargının hakemlik görevi üstlendiği,
ancak bu hakemliğin sorunu çözme yerine, siyaset-hukuk çatışmasını
beraberinde getirdiği belirtildi.
'Dışavurum öne çıkıyor'
Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim
Üyesi): "Avrupa'da din giderek içselleştirilirken, bizde dışavurum öne
çıkmakta. İslami başörtü, bunun tipik örneği. Laikliğin din özgürlüğüne
indirgenmesi ise saydamlık ilkesini geleceğe yönelik olarak ortadan
kaldırmaktadır.
Öyle olmasaydı, başörtüsü sorunu içinden çıkılamaz bir hale gelmezdi.
İkinci nokta da dinsel dışavurum zorlamasına karşılık farklı fikirlere
tahammül eksikliğidir."
'Din, devleti denetliyor'
Kamil Ateşoğulları (Hukukçu, eski Milletvekili): "Cumhuriyet döneminin
'modernleşme' uygulamaları 'rakip ideoloji' rolünü oynayamadı. Laiklik
yerine 'laikleştirme'yi programladı. Devletin din üzerindeki denetimi
yerine, dinin devleti denetlediği bir noktaya gelindi.
Laiklik, hiçkimseyi inancından dolayı dışlamamaktır. Din ve inanç
özgürlüğü, ancak tüm dinler karşısında yansızlığı öngören laik bir
düzende gerçekleşebilir."
'Bir farziyet yok'
Prof. Dr Şahin Filiz (Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam
Felsefesi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi): "İslam dininde 'başörtüsü ya da
türban' adına ne dersek diyelim, bunun örtülmesi ile ilgili kesinlikle
herhangi bir farziyet yoktur. Türban söylemi, İslam'ın ahlaki ve medeni
özünü gölgelediği gibi, artık 'siyaset dininin siyasi bir farzı' haline
gelmiştir. Kadın türbanıyla var edilip tanımlanan bir nesne durumuna
düşürülmüştür. Türban söyleminin üzerinde tanık olunan şiddetli ısrar ve
vurgu ile Yahudi geleneğindeki türbana ilişkin katı söylem arasında
yakın benzerlik bulunmaktadır."
'Bir hareketin simgesi'
Turgut Candan (Danıştay 7. Daire Başkanı): "Yapılan araştırmalardan,
türban takan bayanların çoğunluğunun, aile ya da çevre baskısı nedeniyle
örtünmek zorunda kaldıkları anlaşılıyor.
Laik hukuk devleti, bu tür dinsel ve kimi zaman da siyasal olabilen
simgeleri taşımak zorunda olmadıkları inancında olan bireylerin, bu tür
baskılardan korunmalarını sağlayıcı önlemleri almak zorundadır.
Türk halkının geleneklerini ve bu geleneğin yarattığı örtünme biçimini
de göz önünde bulunduran Danıştay, türbanın çağdaş bir örtü ya da giysi
olmadığı görüşündedir. İkincisi; Danıştay, türbanı topluma empoze etmeyi
ideoloji haline getiren, dinsel içerikli bir hareketin simgesi olarak
değerlendirmektedir."
Anayasa Mahkemesi
Prof. Dr Bihterin Vural Dinçkol (İstanbul Ticaret ve Marmara
üniversiteleri Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi): "Anayasa Mahkemesi'nin
laikliğe ilişkin bu tanımı, devlete dini hak ve özgürlükler üzerinde
denetim yetkisi tanırken, dinin toplumsal görevlerinden sıyrılıp,
vicdanlara itilmesi doğrultusundaki amaca paralel bir anlam
taşımaktadır.
Mahkeme bu tanıma varırken, kendisini yönlendiren bazı toplumsal
tecrübelerden de bahsetmektedir. Dinin bazı kimseler tarafından
sömürülmekte ve kötüye kullanılmakta olduğuna ilişkin 'tecrübeleri'
kararına dayanak yapar. Bu da Anayasa Mahkemesi'nin karara varırken,
ülkenin içinde bulunduğu siyasal ve toplumsal koşulları da göz önüne
aldığı anlamına gelmektedir."
Fransa çözdü
Prof. Dr Jean Pierre Machelon (Paris Descartes Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Dekanı ve Maurice Hauriou Merkezi Müdürü): "Fransa'da İslam'ın
yerleşmesiyle birlikte laiklik kavramı başka bir açıdan tartışılmaya
başlandı. Üç genç kız lisede başörtüsünü çıkartmayı reddetti.
Danıştay'da bazı koşullar çerçevesinde ve çok göze batmamak kaydıyla
dini simgeler içeren işaretler taşınabileceğini söyledi. Bu çok sorun
yarattı. Birçok farklı taleple karşı karşıya kalındı.
Laikliğin hastaneler gibi farklı alanlardaki uygulamaları da sorun oldu.
Sonuçta 2004'de çıkan bir yasayla dini aidiyet belirten işaret veya
elbiseler eğitim alanında yasaklandı."
'Cumhuriyetin felsefesi'
Osman Paksüt (Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili): "Anayasal rejimin ve
laikliğin vazgeçilmez olduğu hususunda geniş bir mutabakatın varlığı
inkar edilemez. Türkiye Cumhuriyeti doğuştan laiklik fikrine
dayanmaktadır. Laiklik Cumhuriyet'in kuruluşunda olmayan, sonradan
ortaya atılıp içi doldurulan bir kavram değildir.
Cumhuriyet'i kuran milli iradenin hedef edindiği, sahiplendiği bir
kavramdır." |