|

AK Parti, Güneydoğu ve Oligarşik Despotizm
Hasan Celal Güzel/ 11.04.2008/ Radikal
İçinden kıs kıs gülerek 'Canım, hukuk var; hukukun sonucunu bekleyelim'
diyenlerin dışında, Türkiye'de, hattâ dünyanın her yerinde, AK Parti'nin
kapatılma dâvası, bir hukuk meselesi olarak değil, iktidar mücadelesi
olarak görülüyor. Ağzınızla kuş tutsanız, yedi ay önce oyların yarısını
alarak parlamentonun beşte üçlük (yüzde 62'lik) çoğunluğunu elde etmiş
ve tek başına iktidara gelmiş bir siyasî partinin kapatılmak
istenmesini, birazcık demokrasi terbiyesi olan kimseciklere
anlatamazsınız. Azınlığın çoğunluğa tahakkümünü, 'çoğunlukçuluk' gibi
yeni terimler icat ederek meşrulaştırmaya çalışmak, dünyanın yuvarlak
olmadığını, iki kere ikinin dört olmadığını iddia etmek gibi bir şeydir.
Ortada, oligarşik despotizmin lâikliği bahane ederek yargı üzerinden
yürüttüğü bir 'iktidar kavgası' vardır. Milletimiz bu kavgayı, 27
Mayıs'tan beri yaşıyor ve mahiyetini de çok iyi biliyor.
* * *
Türkiye'deki jakoben oligarşinin âdeta bir vehim ve paranoya hâline
getirdiği iki senaryo vardır:
Birinci Senaryo'ya göre, câhil halkın(!) seçtiği iktidardaki çoğunluk,
Cumhuriyet'in lâiklik ilkesini aşındıracak ve Türkiye'yi din devleti
hâline dönüştürüp 'çağdaş yaşamı' ve demokrasiyi ortadan kaldıracaktır.
Öyleyse, demokrasiyi kaldıracak olanlara demokratik hakların tanınması
yanlıştır (Türk jakobenizminin ana tezi).
İkinci Senaryo'ya göre, Türkiye'yi parçalamak isteyen dış güçlerin
müdahalesi, iktidardaki popülist(!) politikacıların tavizleriyle ve
ayrılıkçı-ırkçı Kürtçü hareketler neticesinde Türkiye bölünecektir. AB
süreci de bu bölünmeye hizmet etmektedir.
Türkiye'deki demokrasiyi içine sindirememiş oligarşik despotizmin
dayatma gerekçesinin arkasında bu iki kuruntu yatmaktadır.
AK Parti İktidarı bakımından bu senaryolar incelendiğinde her ikisinin
de vârit olmadığı görülür. Her ülkede görülebilecek çok az sayıdaki
marjinal gruplar dışında, Türkiye'de din devleti kurulması talebinde
bulunan yoktur. Esasen, Osmanlı Dönemi'nden beri bilâkis modernleşme
eğilimi ağır basmaktadır. AK Parti'nin beşbuçuk yıllık iktidarı
süresince de, hızlı bir demokratikleşme ve modernleşme programının
uygulandığı görülmektedir.
Diğer taraftan, Türkiye'nin bölünmesi ve haritasının değiştirilmesi,
Batı'nın hep gündeminde olmuştur. Terör örgütünün güdümündeki siyasî
Kürtçülük hareketinin nihaî hedefinin, Türkiye'nin bölünmesi olduğu da
doğrudur. Lâkin, merhum Özal'dan sonra Başbakan Erdoğan ve AK Parti
Hükûmetleri, -bazı hatâlar haricinde- uyguladıkları doğru politikalarla,
Güneydoğu sorununun çözümünde başarılı bir merhaleye ulaşabilmişlerdir.
* * *
Irkçı-bölücü Kürtçülerin siyasî temsilcisi olan DEHAP, 2002 Genel
Seçimlerinde, toplam oyların yüzde 6,14'ü oranında 1.933.680 oy
almıştır. Buna mukabil, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde, bağımsız
adaylarla seçime giren DTP'nin aldığı oylar yarıya inmiştir. Şöyle ki,
2007'de bütün bağımsızların toplam oyu yüzde 5,32 oranındadır ve
1.864.971'dir. Bu miktarın içerisinde, Muhsin Yazıcıoğlu, Mesut Yılmaz,
Ufuk Uras ve diğer DTP'li olmayan bağımsızların önemli miktardaki oyları
da vardır. Çeşitli tahminlere ve hesaplamalara göre, DTP oylarının
1.100.000 ile 1.200.000 civarında olduğu, bunun da yüzde 3-3.5'luk bir
orana tekabül ettiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca, PKK mihverindeki siyasî partilerin kalesi sayılan birçok seçim
çevresinde AK Parti'nin öne çıktığı görülmektedir.
Bu durum, AK Parti İktidarı'nın Güneydoğu meselesinin çözümünde önemli
mesafeler katettiğini göstermektedir. Türkiye'nin birlik ve
bütünlüğünden, devletin üniter yapısından taviz verilmeden bu noktaya
ulaşılması, Türkiye bakımından memnuniyet verici bir vakıadır.
Hâl böyleyken, AK Parti'nin kapatılmak istenmesi, oligarşik despotizmin
içine düştüğü korkunç bir çelişkidir. Bu takdirde, sözümona devletin
bütünlüğü için demokrasiyi feda etmeye kalkışanlar, aslında bindikleri
dalı kesmektedirler.
* * *
Şu tarihî gerçeği hiç unutmamalıyız: İttihatçılar da hiç şüphesiz
vatansever idiler. Fakat bu vatanseverlikleri, 1909 ile 1914 arasındaki
5 yıllık bir dönemde, koskoca İmparatorluğu dağıtmalarını engelleyemedi.
Şimdi bizim Yeni İttihatçılar, jakoben oligarşik despotlar da,
'Cumhuriyet, lâiklik' diye diye, halâskarane, vatanperverane çığlıklar
atarak Türkiye'ye en büyük zararı verdiklerinin farkında değiller...
AK Parti'nin kapatılması, Türkiye'de en fazla bölücü-ırkçı Kürtçülerin
işine yarayacaktır. |