|

İlhan Selçuk’un
‘Masumluğunu’ Bir de Benden Okuyun
Ünal Tanık/ 24.03.2008/ www.haber7.com
1960'lı
yılların ortalarından itibaren 27 Mayıs ihtilalinin hedefe varmadığını
düşünen iki grup kendini göstermeye başladı. Bu gruplardan birisi
Silahlı Kuvvetler içinde, diğeri de sivil kesimde idi.
12 Ekim 1969 seçimlerinde, DP'nin devamı diye düşünülen Adalet
Partisi'nin yüzde 46.6 oy alarak yeniden iktidar olmasıyla bu iki kesim
birbirine yaklaştı.
Bu gruplara göre, 27 Mayıs'ın başarılı olmamasının temel nedeni fikri
altyapısının bulunmaması idi. Hazırlıkları sürdürülen devrimin teorik
çalışmaları Doğan Avcıoğlu'nun Devrim Gazetesi'nde sürdürülüyordu.
Örgütün içinde yer alan emekli Korgeneral Celil Gürkan, daha sonra
yapılan bir röportajda Doğan Avcıoğlu'nun "Türkiye'nin Düzeni" isimli
kitabının Silahlı Kuvvetler'de referans kitap durumunda olduğunu şu
sözlerle vurguladı:
"Hiç unutmam, bir konuşmamız sırasında Orgeneral Faruk Gürler bana, 'Celil,
Türkiye'nin Düzeni kitabını okumayan subayı ben eksik sayarım' dedi."
"27 Mayıs yetmedi" diyenlerin yapılanması
27 Mayıs ihtilalinde sonuca ulaşamadığını düşünenler, yeni bir darbe
peşindeydiler. Fikir önderliğini Doğan Avcıoğlu, askeri liderliğini de
Cemal Madanoğlu yapıyordu.
MAHİR KAYNAK CUNTAYA SIZIYOR
Asker-sivil cunta heveslileri, kadrolarını genişletmeye başladı. Mahir
Kaynak, parlak bir MİT mensubu olarak örgütle ilişki içinde idi.
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde asistan olan Kaynak, o
sırada Türk Devrim Ocakları'nda yapılan bir konferansı izlemek üzere
görevlendirildi.
Toplantının sonunda bir kişi Mahir Kaynak'ın yanına yanaştı ve kendini
tanıttı. Emekli bir subay olan Hıfzı Kaçar genç asistana, "Son
zamanlarda seni takdirle izliyorum. Devrimci bir grubumuz var. Bizimle
çalışır mısın?" önerisinde bulundu.
MİT adına örgüt içinde bulunan Mahir Kaynak'a gün doğmuştu. Kod adı "Fakülteli"
olan Kaynak, örgütü ile temaslar kurup sızma konusunda izin aldı. Hıfzı
Kaçar, 27 Mayıs'ın hızlı devrimcisi Cemal Madanoğlu'nun yeğeni idi.
Mahir Kaynak, kısa sürede cunta lideri Madanoğlu'nun sağ kolu haline
geldi. Cuntanın sivil kanadında kimler yoktu ki?
İlhan Selçuk, Altan Öymen, Doğan Avcıoğlu, İlhami Soysal, Ali Sirmen,
Ahmet Güryüz Ketenci...
Askeri kanatta ise Cemal Madanoğlu, Osman Köksal, Yılmaz Akkılıç, Necdet
Düvencioğlu…
Mahir Kaynak, sürekli olarak MİT'e bilgi aktarmaya başladı. Raporlara
göre, cuntanın bir amacı vardı: Suriye'deki Baas Partisi tarzında bir
yapılanma…
YÖN Hareketi'nin lideri Doğan Avcıoğlu'na göre, 27 Mayıs'ta yarım kalan
devrim tamamlanmış olacaktı. Hikmet Özdemir, Yön Hareketi'ni anlattığı
aynı isimli kitabında 9 Mart olayının ateşleyicisi olarak bu cunta
girişimini gösterir.
Herşey hazır, düğmeye basmanız yeterli
9 Mart 1971'de Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nda bir toplantı yapıldı.
Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler'in de katıldığı bu toplantıdan,
"Her şey hazır, eylem için düğmeye basmamız yeterli" kararı çıktı.
MUHSİN BATUR'UN DEMİREL'E MEKTUBU
Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, askeri hiyerarşiyi bir kenara
bıraktı ve Başbakan Demirel'e askerin rahatsızlığını dile getiren bir
mektup yazdı.
Silahlı Kuvvetler içinde birden fazla cunta vardı. Sivil ayağı da olan
tek cunta ise Madanoğlu cuntası idi.
9 Mart 1971'de Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nda bir toplantı yapıldı.
Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler'in de katıldığı bu toplantıdan,
"Her şey hazır, eylem için düğmeye basmamız yeterli" kararı çıktı.
Plana göre, Faruk Gürler Devlet Başkanı Muhsin Batur Başbakan, Celil
Gürkan Başbakan Yardımcısı, Altan Öymen Basın Yayın Bakanı, Uğur Mumcu
Gençlik Bakanı olacaktı.
İki cuntacı komutana göre, nisbeten merkezde bulunan Genelkurmay Başkanı
Memduh Tağmaç, içerde alınan kararlardan bir şekilde haberdar oldu.
Hemen kuvvet komutanlarının ve orgeneral ve korgeneral rütbesindeki
subayların yer aldığı Genişletilmiş Komuta Konseyi'ni topladı.
Silahlı Kuvvetler olarak birlikte hareket etmelerinin doğru olacağını
belirten Orgeneral Tağmaç, sonuçta tarihe 12 Mart Muhtırası olarak
geçecek olan muhtırayı hazırlattı. Saat 13.00'te radyodan okunan muhtıra
ile sol darbe önlenmiş oldu.
Muhtıranın altında Muhsin Batur ve Faruk Gürler adını gören sol kesim,
muhtıraya ilk başta alkış tutmaya başladı. Ancak kısa bir süre sonra,
işin renginin farklı olduğu ortaya çıktı.
Cuntanın askeri ve sivil kanadı deşifre edildi. Aralarında Celil
Gürkan'ın da bulunduğu 13 üst düzey subay tasyife edildi. Sanıklar
Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılandılar.
MAHİR KAYNAK DEŞİFRE EDİLİYOR
Sanık avukatları, MİT raporlarının delil olmayacağını gündeme getirince,
MİT Müsteşarı Doğu Paşa, raporların sahibi Mahir Kaynak'ı deşifre etme
kararına vardı. Kaynak'tan tanıklık yapmasını istedi.
32 sanıklı Madanoğlu davası 2 Ekim 1974'te karara bağlandı. Mahkeme
heyeti, Savcı Süleyman Takkeci'nin ve MİT iddialarının yetersiz olduğuna
ve sanıkların beraatine karar verdi.
Cuntanın genç isimlerinden Hasan Cemal, "Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım"
kitabında, deliller apaçık ortada iken verilen beraat kararını şöyle
anlatıyor:
"Örgütlenmemiz derine, yani ordunun tepelerine doğru gidiyordu. Çok
fazla kurcalanırsa, işin içine Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler,
Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur karıştırılabilecekti. Onun için
bir yerde kesmek zorunda kaldılar."
Hasan Cemal, Devrim dergisiyle cunta arasındaki organik bağa dikkat
çekiyor ve şunları yazıyor:
"Doğan Bey (Avcıoğlu) devrimci şiddetten sözetmeyi severdi. Bu havada
olanlardan biri de İlhamı Soysal'dı. İlhami abi karınca ezmez bir
insandı. Ancak devrim sözkonusu olduğunda böyle konuşmaktan hoşlanırdı.
Devlet ele geçirildiğinde MİT müsteşarı olmak istediğini uluorta
söyleyen İlhami abinin gözü karaydı. İlhan Selçuk da her zamanki gibi
ortalık yerde konuşmazdı ama farklı düşünmezdi."
Uğur Mumcu'ya konuşan Celil Gürkan, 9 Mart girişimini değerlendirirken,
"İyi ki başaramadık. Bu iş yanlış başlamıştı zaten" dedi.
Madanoğlu Davası'nın 3 No.'lu sanığı Doğan Avcıoğlu, düşüncelerini her
ortamda dile getirmekten çekinmiyordu:
"1960'larda Yön ile Türkiye'nin yönünü belirledik. Şimdi o yöne gitmek
için Devrim'le devrim yapacağız."
İLHAN SELÇUK, 8 KİŞİLİK DEVRİM KONSEYİ'NDE
Süleyman Demirel'i yeterince Kemalist bulmadıkları için darbeye girişen
cunta beraat etti. "Devrim şafağı"nın yakın olduğunu düşünerek onların
ateşlemesiyle ortaya atılan gerçler ise bir bir toplandı.
3 günah keçisi bulundu: Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan.
Bilinç altında 1961'de idam edilen 3 devlet adamının intikamını alma
bulunan sağ kesim ise Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın
darağacında sallandırılması karşısında sessiz kaldılar.
Emekli Binbaşı Erol Bilbildik, 10 Mart 1996 tarihli Cumhuriyet
gazetesinde kendisi ile yapılan röportajda şunları söylüyor:
"Madanoğlu grubunun içinde siviller de vardı. İlhan Selçuk, Doğan
Avcığoğlu, Cemal Reşit Eyuboğlu gibi. Ankara'daki tüm koordinasyonun
başı Doğan Avcıoğlu, onun yardımcısı İlhami Soysal idi. Altan Öymen
Paris'ten çağrıldı. Bunlara Mümtaz Soysal da eklendi. Bu sözünü ettiğim
8 kişi Devim Konseyi üyeleri olacaktı."
Meşhur Ziverbey Köşkü sorgulamalarını ise "karşı devrimci" diye
adlandırdıkları kesim tarafından gerçekleştirdi.
Gözaltına alınıp sorgulandıktan sonra serbest bırakılan İlhan Selçuk'un
1971'de yargılandığını belirtenler, niçin yargılandığını ısrarla
saklamaya çalışıyorlar.
Selçuk, 8 kişilik Devrim Konseyi üyesi
Madanoğlu cuntası, iktidarı ele geçirse idi, 8 kişilik Devrim Konseyi
oluşturulacaktı. İlhan Selçuk, Altan Öymen, Mümtüz Soysal, Doğan
Avcıoğlu bu konsey içinde yer alacaktı. |