|

Sağ Kemalizm ve
Çeteler
Hasan Bülent Kahraman/ 28.03.2008/ Sabah
Pazartesi ve
çarşamba günü yayınladığım ve cuntalarla çetelerin ilişkisini işlediğim,
meseleyi solKemalizm ve Bonapartizm içinde ele aldığım yazılar, hiç
beklemediğim ve beni çok şaşırtacak boyutlarda ilgi uyandırdı. Bu konuyu
farklı yönlerden ele alıp devam etmem istendi. O nedenle bugün de aynı
konuyu çözümlemeye sağ-Kemalizm kavramıyla devam edeceğim.
Soldan sağa kayanlar
Bizdeki solKemalizmin, 1960'tan başlayarak biçimlendirildiğini ve özünde
darbeciliğe/Bonapartizme dayandığını söylemiştim. Bu sol Kemalizm bizde
henüz yeterince irdelenmemiş, Bonapartizm de sürekli olarak övülmüştür.
Oysa bunların nirengi noktasını, her şey bir yana, parlamenter
demokrasiye karşı olmak meydana getirir.
Bu düşüncenin Türkiye'deki en ciddi savunucusu 1970'lerin başına kadar
Doğan Avcıoğlu-İlhan Selçuk ikilisi olmuştur. Avcıoğlu'nun demokrasinin,
parlamentarizmin "nasıl bir aldatma" olduğunu belirten düşünceleri şimdi
Yön'deki ve Devrim'deki yazılarını toplayan Atatürkçülük, Milliyetçilik,
Sosyalizm başlıklı kitabında okunabilir.
Bu anlayış bugün ortaya çıkan çetelerin politik eğilimlerinde yaşıyor.
Arada çok önemli bir fark var. Bugünkü çeteler ve koalisyonlar açıkça
sağ/milliyetçi/ulusalcı bir yaklaşımı savunuyor. Dolayısıyla soru şu: bu
nasıl oldu?
Bu sorunun iki yanıtı var: Birincisi, eskiden solcu ve solda olanlar
sonradan ulusalcı oldu. Denecektir ki, söz konusu ulusalcılık eğilimi
baştan beri mevcuttur. O nedenle bu tür sol hareketler kendilerine daha
önceleri de "milli" sıfatını uygun görüyordu: Milli Demokratik Devrim
gibi. Doğru; fakat bugün ortada başka bir durum var.
O gün sol kendini ulusalcı ilan ederken bunu kendini milli olarak
nitelendiren sağın ötesinde/dışında bir yerden söylüyordu. Oysa bugün
solla sağın ulusalcı cephedeki koalisyonu yaşanıyor. Onunla da
kalınmıyor sol ulusalcılık dendi mi, sağın arkasında bir yerde duruyor.
Gene iki tarafın da ortak ideolojisi Kemalizm.
İşte budur sağ-Kemalizm
Bu, Kemalizmin 1980'lerdeki yeni "türevinden" kaynaklanıyor.
12 Eylül'le birlikte asker solla ve sol aydınlarla bağını koparınca
ideoloji olarak Türk-İslam sentezini benimsedi. O sentezin siyasi ve
mitolojik anlamdaki devletçiliğiyle ve milliyetçiliğiyle kendini
özdeşleştirdi. Buna dinsel İslami bir renk de kattı. Böylece Kemalizm
sol bir içerikten koparıldı; yeni bir çerçeveye yerleştirildi. Kemalizm
artık tapınılan bir devletle, ılımlı bir Müslümanlıkla ve nihayet çok
geniş bir milliyetçilikle bütünleştirildi.
Buna sağ-Kemalizm diyorum.
Bu çerçeve 1980'den sonra gelişen, İslam ve Kürt tartışmasıyla alevlenen
kimlik politikalarına karşı bir koruyucu kalkan, bir zırh gibi
kullanılmak istendi. Kullanıldı da. Ne var ki, neosağKemalizmle kimlik
politikaları ve AB süreci her düzeyde çatıştı ve bir gerilim yaşadı.
İtiraf etmek gerekiyor ki, toplum bu çalkantıya çok ani bir biçimde,
bütünüyle hazırlıksız olarak yakalanmıştı. İşte o noktada bu gidişi
kendince durdurmak isteyen ve bu yeni durum üstünden siyaset yapanları
bertaraf etmek isteyen kesimler Kemalizmi bir ortak payda olarak aldı ve
örgütlenmeye başladı.
Bu örgütlenmenin yer üstünde olan kısımları da var, yeraltında olan
kısımları da. O arada sol ve sağ farklı saiklerle de olsa bu tepki
kanadında bir araya geldi ve Kızıl Elma Koalisyonu, Dip Dalgası
Hareketi, Ülkücü-Devrimci koalisyonu ortaya çıktı. "Parlamentarizm ve
demokrasiyle olmaz, askerle ve onun yönetimiyle olur" diyen eski solla,
her zaman askeri kutsamış ve ona dayanmış olan (yeni) sağ buluştu. Hem
sivil hem yarı askeri bir görüntü içinde.
Bugün karşı karşıya bulunduğumuz "gerçek" budur; ne Kemalizmdir, ne
"elden giden laiklik"tir! İyi bilmek gerekmez mi? |