Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 352 | Nisan  2008

                   

 

 


Rejimin Karakteri

Etyen Mahçupyan/ 24.03.2008/ gazetem.net

Her coğrafyanın yaratmış olduğu kendine has bir siyasi kültür var. Ayırıcı çizgiler modernleşme gibi küresel niteliği olan zihniyet değişim süreçlerinde yıpranabilir. Ama tarih siyasi kültürün öyle aniden değişmediğini, yeni ideolojik ortamlara hızla adapte olabileceğini ve fırsat bulduğu anda aslına dönme istidadı gösterebileceğini ortaya koyuyor. Batının etkisi altında 'liberalleşen' ancak mafyatik rant mekanizmalarına tabi olmaktan kurtulamayan eski Sovyet dünyasının toplumları bunu kanıtlıyor.
Türkiye'nin de kendine has bir siyasi kültürü var. Osmanlı'nın 'ideal durum' anlayışının yansıması olan bu bakışa göre devletle toplum arasında 'doğal' bir hiyerarşi bulunuyor. Sanki devletin topluma nazaran farklı bir 'özü' bulunuyor. Nitekim Osmanlı'da bürokrasi içinde kariyer yapacak gençleri yetiştiren Enderun mektebinin mezunları ilk görevlerine başlarken adlarını da değiştirmiş olurlardı. Devletin memuru olmak, toplumdan farklılaşmayı, topluma mesafe almayı, bir anlamda farklı bir kimlikle yeniden doğmayı ifade ederdi. Osmanlı'nın yönetim mantığı bir cemaatler dünyasında adil davranacak memurları aradığı için bu yaklaşımın bir rasyoneli de bulunmaktaydı.
Cumhuriyet ise kendisini Osmanlı'dan 'kopuş' olarak tanımladı. Ne var ki söz konusu kopuş sadece kültürel açıdan geçerli oldu. Dinin devlet sistematiği içindeki etkisi bertaraf edilirken, laiklik sayesinde dar bir elitin yönetime gelmesi ve onu elinde tutması meşrulaştırıldı. Çünkü zamanın pozitivist anlayışına göre laiklik bilimsel bir tutumdu ve laik kimseler dindarlara göre insanlığın daha 'ileri' bir aşamasını temsil etmekteydi. Böylece azınlığın yönetimini meşrulaştıran bir 'cumhuriyet' anlayışı egemen oldu. Daha sonraki yıllarda devlet cahil bulduğu toplumu 'modernleştirmek' üzere demokratik normları defalarca ihlal etmesine karşın, bunları 'demokrasi' adına yaptığını iddia etti.
Sonuçta 'demokrasi' kelimesi ancak laikliğin içinden algılanabilen ve ancak laik olanlara açık olan bir iktidar alanını ifade etmeye başladı. Diğer taraftan bu laiklik algısı batıdakine de hiçbir biçimde benzemiyordu. Laiklik devletin inançlar karşısında eşit mesafede durmasını değil, doğrudan dindarlığın karşıtı olarak tanımlanmıştı. Böylece otoriter bir rejimin kendisini 'demokrasi' olarak sunabildiği bir cumhuriyet ortaya çıktı.
Son dönemde rejimin bu içsel karakterini tehdit eden ikili bir gelişme ile karşılaşıldı. Bir yanda Türkiye'nin zorunlu olarak evrensel demokratik normlara uyması gerektiğini ima eden AB sürecinin içine girildi. Diğer yandan demokrasinin en basit kuralı olan çoğunluğun iktidar olma hakkı, muhafazakar kesimin partilerini kaçınılmaz olarak iktidar yaptı. Ancak asıl 'tehlike' bu muhafazakar partilerin son temsilcisi olan AKP'nin AB taraftarı olmasıydı. Çünkü bu durumda otoriter bir rejimin 'demokrasi' kisvesi altında sürdürülmesi olanaksız hale gelecekti. Ne var ki aynı rejim özellikle askeri ve yargı bürokrasisinin eline inanılmaz bir ideolojik tahakküm fırsatı vermiş, siyasi ve iktisadi nüfuz tekeli yaratmıştı. Dolayısıyla 2007 yılı AB eksenli özgürlükçü açılım sürecini durdurmak için çeşitli eylemlere sahne oldu. AKP'li bir cumhurbaşkanı seçtirmemek için Mecliste 367 kişilik oturum şartı aranması gibi gülünç tedbirlerden, 27 Nisan muhtırası gibi içeriksiz güç gösterilerine kadar… Ancak başarılı olunamadı.
Şu günlerde gündeme gelen Yargıtay Başsavcısı'nın AKP'yi kapattırma girişimi aynı stratejinin parçasıdır. Bu olay rejimin karakterinin bir kez daha sergilenmesidir… Türkiye'nin bürokratik kurumları ellerine geçirmiş oldukları ideolojik tahakküm avantajını kaybetmek istemiyorlar. İddianamenin bu denli 'boş' olması, içinde 'suç' olabilecek tek bir eylemin bile bulunmaması şaşırtıcı değil. Çünkü bunun hukukla hiçbir ilgisi yok. Yargı kurumu doğrudan siyaset yapıyor, sivil siyasetin nasıl yapılacağını ve kimler tarafından yapılacağını bir kez daha söylemeye yelteniyor. Böylece Türkiye'deki rejimin karakterini de apaçık hale getiriyor: Bu 'demokrasi' denen, ama demokrasi olması bizzat rejim tarafından sürekli engellenen, Osmanlı türü bir bürokratik despotizm örneği…

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...