|

Uzlaşmanın
Haysiyetsizleştiği Nokta
H. Gökhan Özgün/ 30.03.2008/ Radikal
Siyasi
bölünme gündelik hayatta o kadar vahim noktalara vardı ki, arkadaşlar
birbiriyle görüşmüyor, abi-kardeş birbiriyle kapışıyor, baba çocuğunu
evlatlıktan reddedecek noktaya geliyor. Nazi Almanyası'nın çağdaş bir
yorumu gibi.
Birileri bunu bir Türk hastalığı olarak yorumlamayı tercih ediyor. Ama
ben bunun bu kadar basit olduğuna inanmıyorum. Bence uzun süredir
siyaset zemini hiç bu kadar acımasızca daralmamıştı. Şöyle düşünün,
sanki bir askeri darbe oldu ve kimse bunun farkında değil ve hiçbir şey
olmamış, bir siyasi zemin varmış gibi siyaset konuşmaya devam ediyoruz.
Siyaset zemini o kadar daraldı ki, neredeyse görünmez oldu. Gündelik
hayatta iki kişi, siyaset konuştuklarını, siyaset zemininin üzerinde
durduklarını düşünürken, aslında meşrep yarıştırıyorlar, karakter
çarpıştırıyorlar, birbirlerinin kişiliklerini lime lime ediyor,
zaaflarını birbirlerinin yüzüne vuruyorlar.
İnsanlar, siyasi görüş diye, kişiliklerinin en karanlık taraflarını,
meşreplerinin en müstehcen uçlarını, kişisel hesaplarının en ahlaksız
noktalarını teşhir etmekten artık çekinmiyorlar. İnsanlar ortalık yerde
çırılçıplak dolaşıyor. Duydukları sinirin, hiddetin, hazımsızlığın bir
nedeni de bu ani çıplaklıktan hicap duymak.
Aslında bölünme de bu kadar çıplaklaştı. Darbeye karşı olanlar ve
darbeye taraftar olanlar. Darbe ne kadar tanksız tüfeksiz yapılırsa, bu
bölünme de o kadar siyasiymiş gibi duruyor. Çünkü tanksız tüfeksiz bir
darbe, darbeye darbe değildir deme imkânı veriyor. Bu da siyasi bir
tercih olarak insanların önüne konulabiliyor. Halbuki darbe, bir siyasi
tercih değil, vicdani bir tercihtir.
Vicdani tercihler üzerinden çırılçıplak siyaset yapmak zorunda kalmak,
ne serden ne yardan geçen 'Türk siyasetine' has bir buluş.
Demokrasiye zaten bunun için ihtiyaç var. Siyaset çırılçıplak yapılmasın
diye. Siyaset mesela bir Batı demokrasisinde çırılçıplak yapılmak
zorunda kalsaydı, onlar da birbirleri hakkında bilmek istemedikleri
şeyleri keşfederlerdi. Mesela sosyal demokrat partinin içinde pasif
agresif otorite düşkünü bir yöneticinin, faşizan meşrebi aniden onun
siyasi duruşu haline dönüşebilirdi. Korkak, endişeli, oportünist ama bir
o kadar da kendini beğenen bir meşrep ise arabulucular arasında hemen
yerini alırdı.
Umursamazlık da mesela, niye olmasın, sıkı bir liberallik gibi tezahür
edebilirdi. Orada da herkes boğaz boğaza gelirdi.
Siyasetin giyinik yapılabilmesi için iyi kötü ortak bir vicdani zemin
gerekiyor. Demokrasilerde ortak vicdan, siyasetin şahsileştirilmesini
önler. Felaketleri önler.
Türkiye'de ortak bir vicdani zemin yok. Vicdani zemin ortadan ikiye
bölünmüş durumda. Siyaset alanını sürekli daraltarak bu vicdani
bölünmeyi bütün tehlikesiyle teşhir etmekte hiçbir sakınca görmeyen
darbeci zihniyet, şimdi uzlaşın diyor. Geçmiş olsun. Artık uzlaşmak
mümkün değil.
Eğer bu kadar hoyrat, bu kadar acımasız, bu kadar padişah gibi
davranmasaydınız, insanları siyasette tuttup işi vicdani zemine
sürüklemeseydiniz, bir 'uzlaşma' mümkün olabilirdi. Ama, artık geçmiş
olsun.
Mesele o kadar vicdani bir noktaya çekildi ki, artık bunun bir kazananı
bir kaybedeni olmak zorunda. Siyasette uzlaşma zaman zaman mümkündür,
ama vicdanlar kafa kafaya tokuşturulursa, uzlaşma tabiyatıyla iki
tarafta da derin bir hicap ve eziklik duygusu yaratır.
Siyasette geri çekilme basit bir taktik olabilir, ama vicdani zeminde
geri çekilme haysiyetsiz, aşağılık bir şeydir.
Siyaset bu kadar daraldığında benim gibi sade demokratların AKP'nin
yanıbaşına çekileceği bir sır değil.
Bu, benim için çok net bir vicdani bir tercih. Bu tercih, beynimin
değil, omuriliğimin eseri. İknaya açık olmadığım bir nokta. Elim kolum
kadar bünyemin bir parçası bu tercih. Bu tercihi benle tartışmaya
kalktığınızda benim siyasi görüşümü değil, bünyemi, varlığımı, kaşımı,
gözümü tartışırsınız.
Siyasete sürekli müdahale ederek insanları omuriliklerinden tepki
verecekleri bir noktaya taşıyıp sonra da uzlaşın demeyi, insanın
onuruyla oynamak olarak görüyorum. Bir insanın kafasına silah dayayıp
daha sonra küstah bir nezaketle 'Hadi artık uzlaşalım' demeye
benzetiyorum. Medeni bir mafya parodisi anlayacağınız.
Geri çekilmeyen Tayyip Erdoğan'ı sonuna kadar destekliyorum. AKP'nin bir
senede aldığı ikinci belden aşağı darbeyi kazasız belasız atlatmasını
temenni ediyorum.
Vicdanımın 'emrettiği' yerde duruyorum. Siyaseten 'tercih ettiğim'
noktaya çekilmek, AKP'den uzaklaşabilmek için demokrasiye ihtiyacım var.
İşin garibi, siyasi tercihlerimden şüphe ettiğim olmuştur, ama insan
denen faninin vicdani tercihlerinden şüphe etme lüksü olmuyor. Tehlike
burada başlıyor. |