Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 349 | Ocak  2008

                   

 

 


“Eşkiya Baronları Geri Dönüyor”

 

www.democracynow.org

Çev: Kamil Cengiz

"No Logo"-yazarı Naomi Klein, yeni kitabında ("The Shock Doctrine: The Rise of Disaster Capitalism") -kitapla ilgili daha geniş bilgi için:www.NaomiKlein.org-) özellikle de savaşlar, şoklar ve krizler sonrasında daha iyi çalışan kapitalizmi, vahşi bir rejim olarak tanıtıyor.
17 Eylül 2007'de Amy Goodman Kanada'da yaşayan yazar Naomi Klein ile New York'ta bir söyleşi gerçekleştirdi. Naomi Klein gibi Amy Goodman de çokça ödül almış bir muhabir ve yazar. Muhafazakarların korkusu olan Amerikalı gazeteci Goodman, hafta içi her gün yüzlerce kamu ve alternatif radyo istasyonlarında "Demokrasi, Şimdi" yayınını yönetiyor. Her iki yazar da eleştirel kamuoyunda özellikle dünyanın kriz bölgelerindeki titiz araştırmaları ile tanınıyorlar. Her ikisi de salt olayları nakletmekle yetinmiyorlar. Onlar daha çok perde arkasına bakıyorlar, seçkin tahkikçiler, iktidar ilişkilerini analiz ediyorlar, suçları korkusuzca gözler önüne seriyorlar, nereye gitseler dinleyicileri büyülüyorlar. Ve her ikisi de şevkleri ve bilgileriyle, özellikle neo liberalleri köşeye sıkıştıran ısrarlı söyleşiciler olarak tanınıyorlar. Bu söyleşiden bir hafta sonra birlikte Alan Greenspan ile yaptıkları söyleşide onun Irak'ta ve başka yerlerde işlenen cinayetlerdeki suç ortaklığını daha büyük bir kamuoyunun önünde ortaya serdiler.

AMY GOODMAN: Sizinle birlikte olmak çok güzel. İsterseniz hemen "şok stratejisi" dediğiniz şey hakkında konuşmaya başlayalım.

NAOMI KLEIN: Şimdi, "şok stratejisi" (doktrin anlamında) diğer bütün stratejiler gibi, güç felsefesidir. Siyasi ve ekonomik hedeflerin nasıl gerçekleştirileceğine dair bir felsefedir. Ve bu felsefede "serbest piyasanın" radikal fikirlerini gerçekleştirmek için en iyi yolun, en iyi zamanın bunları büyük bir şoktan sonra yapmaktan geçtiğine inanmaktadır. Bu şok ekonomik bir çöküş tarzında olabilir. Bir tabii felaket veya terörist bir saldırı olabilir. Bir savaş olabilir. Fakat arkasında yatan bir fikir şudur: Bu krizler, felaketler, şoklar bütün bir toplumu hizaya getirebilir. Bu şoklar toplumun kafasını karıştırıyorlar. İnsanlar sabırlarını kaybediyorlar. Ve bir pencere açılıyor, tıpkı sorgu salonunda bulunan bir pencere gibi. Ve bu pencereden ekonomi bilim adamlarının "ekonomik şok terapisi" dedikleri şeyi kabul ettirebiliyorlar. Bununla ülkelerin aşırı fetihleri kast ediliyor. Her şey bir anda oluyor; yani şurada bir "reform", orada bir "reform" değil, fakat radikal bir değişim tarzıdır. Rusya'da 90lı yıllarda gördüğümüz gibi, Paul Bremer'in Irak işgalinden sonra denediği şeydir. Evet, bu "şok stratejisi"dir. Ve bu, şu zamanda bir krizi sömüren kişilerin sadece sağcılar olduğu anlamına gelmiyor, çünkü (bir felaketin) sömürülmesi fikri sadece bu somut ideolojiye mahsus değildir. Faşistler de aynı şekilde yaptılar. Devlet komünistleri bunu yaptılar. Fakat bu, şu an kendisiyle birlikte yaşadığımız ideolojiyi, zamanımızın dominant ideolojisini, dizginlenmemiş piyasa ekonomisini daha iyi anlama çabasıdır.

AMY GOODMAN: Kitabınızın büyük bölümlerinde atıfta bulunduğunuz Milton Friedman'ın kim olduğunu açıklar mısınız?

NAOMI KLEIN: Evet Milton Friedman'a atıfta bulunuyorum, çünkü mücadele ettiğim anlayışın sembolüdür. Kendisi 2006 yılında vefat etti. Ve vefat ettiğinde arkasından yazılan şeylerde onun sadece en önemli ekonomist değil, fakat savaş sonrası dönemin en önemli entellektüeli olduğunu duymak zorunda kaldık. Ve ben bunda gerçekten de önemli bir argüman olduğunu düşünüyorum: O Thatcher'in, Nixon'un, Reagan'ın ve şimdiki Bush yönetiminin danışmanı idi. Donald Rumsfeld'i kariyerinin başlarında yönlendirdi. Pinochet'e 70li yıllarda danışmanlık yaptı. Çin'in komünist partisine de, seksenli yılların sonlarında gerçekleşen anahtar reformlar döneminde danışmanlık yaptı. Böylece çok muazzam bir nüfuza sahip oldu. Ve ben birkaç gün önce onu kapitalizmin Karl Marx'ı olarak tanımlayan birisiyle konuştum. Ve bence bu o kadar kötü bir tanımlama değil, her ne kadar Marx'ın böyle bir tanımlamadan hoşlanmayacağını bilsek de. Fakat o bu fikirlerin gerçekten popüler bir yayıcısıydı.
Onun toplum tasavvurunda devletin tek kabul edilebilecek rolü anlaşmaları gerçekleştirmek ve sınırları korumaktır. Geri kalan her şeyi tamamen piyasaya bırakmalı, bu ister eğitim olsun, ister Ulusal Parklar, postane olsun, bir şekilde kârâ dönüştürülebilecek her şey. Ve o gerçekten şu görüşteydi: Almak ve satmak demokrasinin en gelişmiş şeklidir, özgürlüğün en gelişmiş şekli. Ve onun en meşhur kitabının ismi Kapitalizm ve Özgürlük idi.
İşte böyle, geçen sene öldüğünde, hepimiz resmi versiyonla beslendik, serbest piyasanın bu radikal fikirlerinin bütün yerküreyi hakimiyeti altına almayı nasıl başardığını, bunların eski Sovyetler Birliği'nden, Latin Amerika'dan, Afrika'dan… geçtiklerini, bu fikirlerin son 35 yılda nasıl zaferden zafere koştuklarını. Ve ben ne diyeceğimi şaşırdım, o sıralar bu kitabı yazıyordum, biz şiddet hakkında hiçbir şey duymadık ve krizler ve şoklar hakkında tek kelime edilmedi. Resmi versiyon şudur: Biz böyle istediğimiz için bu fikirler zafer elde ettiler, Berlin Duvarı yıkıldı ve insanlar Big Mac'lerini demokrasiyle birlikte talep ettiler. Ve (…) bu ideolojinin güçlenmesinin resmi versiyonu Margaret Thatcher tarafından onun "Burada başka alternatif yok" sözüyle teşvik edildi ta Francis Fukuyamaya kadar. O da "Tarihin sonu geldi, kapitalizm özgürlük ile el ele gidiyor" demişti. (…)
Bu kitapta tam bu tarihi anlatmaya çalışıyorum; bu ideolojinin devamını sağlayan anahtar bağlantıları göstermeye çalışıyorum. Fakat ben şiddeti de ekliyorum, şoklar'la tamamlıyorum. Ve ben diyorum ki, toplu kıyımlar, krizler, büyük şoklar, kendi bedenini havaya uçuranlar arasında bir bağlantı var ve gerçekten de bu gezegenin nüfusunun çoğunluğu tarafından reddedilen politika şekillerini dayatma becerisi arasında da bir bağlantı var.

AMY GOODMAN: (...) Naomi, siz Milton Friedman hakkında konuşuyorsunuz, bunu "Şikago Okulu" ile genişletseniz.

NAOMI KLEIN: Doğru. Milton Friedman'ın nüfuzu, "Ekonominin Şikago Okulu" olarak tanınan şeyi popülerleştirme rolünden kaynaklanıyor. O Şikago üniversitesinde ders verdi. Kendisi de orada okudu ve orada Profesör oldu. "Serbest piyasa" ekonomisinin en radikal ekonomisti olan Friedrich von Hayek -ki o da Şikago üniversitesinde dersler verdi- tarafından destek gördü. Ve "Ekonominin Şikago Okulu" gerçekten de refah devletine karşı bir karşı devrim teşkil ediyor. 50li yıllarda Ivy Leage okulları olan Harvard ve Yale'de, Keynes'ten etkilenen ekonomistler baskındı. Örnek olarak Büyük Ekonomik Buhran döneminden sonra ekonomistleri keskinlikleri törpüleyen piyasanın hakem gücü olarak gören müteveffa John Kenneth Galbraith gibi. Ve bu gerçekten New Deal'in, refah devletinin doğum zamanıydı, piyasayı gerçekten daha az vahşi yapan şeylerin hepsinin, ister kamusal sağlık hizmetleri olsun, ister işsizlik sigortası olan, refah vd. (…) Savaş sonrası dönem inanılmaz bir ekonomik büyümenin zamanıydı hem bu ülkede hem de dünyada, fakat ABD'de en müreffeh insanların kâr paylarını da sınırlandırdı, çünkü bu dönemde orta sınıf gerçekten büyüdü ve çok güçlü bir şekilde yayıldı.
(...)Şikago Üniversitesi’nin ekonomi fakültesinin asıl fonksiyonu Wall Street'in aracı olmaktır, ki onlar da Şikago üniversitesini mali yönden çok destekliyorlar. Citibank'ın başı olan Walter Wriston'un Milton Friedman ile yakın arkadaşlığı vardı ve bu üniversite Keynesçiliğe ve New Deal'e karşı onu tasfiye etmek için gerçekleştirilen bu karşı devrim için bir nevi bir "Sıfır Zemin " oldu. İşte, 50li ve 60lı yıllarda bunlar ABD'de çok marjinaldiler, çünkü şimdi Şikago okulu sayesinde kirli kelimeler olarak lügatlerimize geçen güçlü devlet ve refah devleti ve benzeri şeyler o zaman hakimdiler - onların iktidarın meydanlarına geçitleri yoktu.
Fakat bu durum değişmeye başlamıştı. Dönüşüm Nixon'un seçilmesi ile başladı. Her ne kadar Nixon Milton Friedman'la çok yakından ilişkide olsa bile, bu politikayı ülke içinde hedef olarak koymadı, çünkü o bu durumda ertesi seçimleri kaybedeceğinin farkındaydı. İşte burada "serbest piyasa" politikasının barış içindeki bir demokrasiyle olan uyumsuzluğunu ilk sefer görebileceğimizi düşünüyorum. (…) Nixon seçildiğinde Friedman danışman olarak getirildi. O Şikago okulunun bir sürü ekonomistini görevlendirdi. (…) Milton Friedman anılarında nihayet zamanlarının geldiğini düşündüğünü yazıyor. Uçtan içeri girdiler ve bu tarz "devrimci" gurup, bu karşı devrimciler nihayet ABD'nin refah devletini tasfiye etmeye başlayabileceklerdi. Ve gerçekten olan şey ise: Nixon (…) sağına soluna baktı, bütün anketleri inceledi ve eğer Milton Friedman'ın söylediklerine uymuş olsaydı, gelecek seçimleri büyük ihtimalle kaybedeceğinin farkına vardı. Ve bu nedenle Şikago okulunun tasavvur edebileceği en kötü şeyi yaptı. Yani: Ücretleri ve fiyatları kontrol etti. Ve işin ironik tarafı ise Şikago okulunun iki anahtar figürünün işin içinde olmalarıydı. Donald Rumsfeld ve George Schultz. Bu ikisi ücret ve fiyat kontrollerini Nixon altında uyguladılar. Ve Nixon şu meşhur sözü söylemişti "Şimdi hepimiz Keynesçiyiz." (…) Nixon daha sonra yüzde 60 ile tekrar seçildi. Fakat o bu okulu Latin Amerika'ya salıverdi ve Şili'yi Augusto Pinochet zamanında bu ABD'de demokrasiyle uyumlu olmayan, fakat bir diktatörlükte sınırsızca mümkün olan radikal fikirlerin bir laboratuvarı haline getirdi…

AMY GOODMAN: Şili'de yaşananlara ne diyorsunuz?

NAOMI KLEIN: Evet, “Demokrasi, Şimdi!" dinleyicileri ve izleyicileri tarihin bu bölümünü bilirler, demokratik sosyalizme inanan Salvador Allende 1970’de seçildikten sonra olan olayları bilirler. Onu ortadan kaldırmak için bir komplo gerçekleştirildi. Nixon bilindiği gibi "Ekonomiyi güçlendirin!" demişti. Ve komplonun değişik boyutları vardı, ambargo vs. ve nihayet Pinoşe'nin 11 Eylül 1973'deki darbesinin desteklenmesi. Ve biz çok defa Şikago Çocukları'na dair bir şeyler duyuyoruz, fakat aslında olup bitenlerin gerçek durumunu gösteren detaylar hakkında hiçbir şey duymuyoruz.
(…) Benim kitabımda yaptığım şey ise, tarihin bu bölümünü yeniden anlatmak, fakat benim için Pinoşe hükümetinin ekonomik gündemi araştırmamın merkezinde yer alıyor, çünkü bizim insan hakları ihlalleri konusunda yeterince bilgimiz var, Pinoşe'nin insanları nasıl stadyumlarda topladığından, toplu imhalardan, işkencelerden haberimiz var. Biz darbenin şokuyla açılan pencereden topluma yerleştirdiği ekonomik programı hakkında fazla bir şey bilmiyoruz. İşte burası şok stratejisi tezine uyan noktasıdır.
Bence, eğer Şili'ye bakarsanız - ve asıl bu sebepten dolayı kitapta geriye dönüp oraya bakıyorum- Irak'ı görürsünüz. Biz bugünün Irak'ını görüyoruz. Biz tezgahlanmış bir kriz ile hemen arkasından gelen radikal şok terapisi arasındaki bağlantılardaki birçok benzerlikleri görüyoruz. Ben, Paul Bremer zamanındaki, halen yanan Bağdata ilk gittiği zamanlardaki Irak arasındaki benzerlikler hakkında düşünüyorum. Ben oraya, Irak'taki insanlarla konuşmak, oradaki şovu görmek, ülkenin bütün ekonomik mimarisini yıkıp şimdiye kadar serbest piyasanın mümkün mertebe en radikal politikası için bir labaratuvara nasıl çevirdiğini görmek için gitmiştim.
Şimdi, Şili'de, 11 Eylül 1973'te, Santiyago'nun caddeleri üzerinde tanklar dolaştığında, Başbakanlık sarayı yangın içinde ve Salvador Allende orada ölü yattığı zamanda, orada namı diğer "Şikago Çocukları" olan bir gurup vardı. Bunlar Şikago Üniversitesi'ne götürülen, Amerikan hükümeti tarafından tam bursla finanse edilen Şilili ekonomlardı. Amaç ise Şili'nin eski Dışişleri Bakanı'nın "Bilinçli ideoloji transferi projesi" dediği şeyin parçası olmaktı. Bu da bu öğrencileri bu çok aşırı Şikago Üniversitesi'ne götürüp onları orada bir ekonomik istikamet yolunda o dönemde Amerika'da marjinal bir anlamı olan fikirleri onlara aşılayarak - ve sonra onları evlerine ideolojik savaşçılar olarak göndermek için yapılmak isteniyordu.
Evet, Şililileri açık tartışmanın sürdüğü sıralarda kendi görüşlerine ikna etmeye başaramayan işte bu ekonomlar, ayağa kalkıp 11 Eylül 1973'ün gecesinde bütün gece boyunca bir dökümanı fotokopi etmekle meşguldüler. Bu döküman "The Brick"(Tuğla) olarak meşhur. İşte bu Pinoşe'nin hükümetinin ekonomik programıydı. Ve George Bush'un 2000 yılındaki seçim stratejisiyle - seçim platformuyla- çok şaşırtıcı benzerliklere sahip, Amy. Onun içinde mülk sahiplerinden oluşan bir toplumdan, özel sosyal sigortadan, mukavele okullarından, düşük vergilendirmelerden bahsediliyor.
Bütün bunların hepsi Milton Friedmanın düşüncelerinden neşet etmektedir. Bu döküman 12 Eylülde generallerin önünde duruyordu.
Evet, kitapta göstermeye çalıştığım şey, bu iki şeyin tesadüfi olmadığıdır. Biliyor musunuz Pinoşe öldüğünde, evet Milton Friedman'ın ölümünden hemen sonra vefat etmişti, şu hikayeyi Washington Post ve Wall Street Journal gibi yayın organlarından duymuştuk: "elbette onun insan hakları ihlallerini kınıyoruz", bu tarzda (…). Parmağı Şili'deki hepimizin bildiği vahşiliklere göstermek -fakat: "ama ekonomide müthişti", sanki "serbest piyasa devrimi" ile bağlantısı yokmuş gibi. Bunu yürürlüğe koyabilmesi ile aşırı insan hakları ihlalleri arasında bağlantı ki, her ikisi eş zamanlı gerçekleşmişti. Ve benim kitapta yaptığım ve birçok Latin Amerikalı'nın çalışmalarında yaptıkları şey, ikisini birleştirmek ve bu ekonomik programı olağanüstü bir baskı olmaksızın ve demokrasiyi yıkmaksızın yürürlüğe koymanın imkansızlığını göstermektir.

AMY GOODMAN: Şokla ilgili işkence konusu üzerinde konuşalım. Bununla kitabınızdaki bir bölümle başlıyorsunuz: "Boşluk Güzeldir."

NAOMI KLEIN: Şimdi, kitapta şok stratejisinin iki labaratuvarına bakarak başlıyorum. Bahsettiğim gibi şokun değişik şekillerine bakıyorum. Birisi ekonomik şoktur ve diğeri de vücut şokudur, insanlara karşı uygulanan şok. Ve bunlar her zaman uygulanmış değildir, fakat onların anahtar bağlantılarda bir fonksiyonu vardır. Bu işkence şokudur.
(…) Bu strateji için oluşturulan labaratuvarlardan birisi 50li yıllarda, bütün bu Latin Amerikalı ekonomların ekonomik şok doktorları olmaları için eğitimden geçirildikleri zamanlarda, Şikago Üniversitesi'ydi. Bir başkası ise başka tür şok labaratuvarı olarak çalışan 50li yıllardaki McGill Üniversitesiydi (Montreal, Kanada). McGill Üniversitesi, ilk etapta işkencenin keyfiyetini anlamak için, CIA'nın desteklediği deneylerin "odağı"ydı.
O dönemde buna "bilinç kontrolü" ismi ya da "beyin yıkaması" adı veriliyordu, fakat şimdi, Alfred McCoy gibi insanların çalışmaları sayesinde biliyoruz ki, ellili yıllarda MK-ULTRA programında araştırılan şeyin, aşırı elektro şoklar deneyleri, LSD, PCP, algılamayı aşırı saptırma, algı seli vb. şeyler Guantanamo ve Ebu Gruyb için bir el kitabıydı. Bu, kişilikleri tamamen imha etmek ve insanları etkilemek için ele bir daha geçmeyen fırsatlar oluşturmak için bir el kitabıdır. Evet, McGill bunun bir parçasıydı, çünkü CIA'in o dönemdeki değerlendirmesine göre bu deneyleri ABD dışında yapmak daha kolaydı.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...