|

16. Abant: AB Köprüsüne Mısır Katkısı
Mehmed Durmuş
Üst
başlığı "AB Üyeliği Sürecinde Medeniyetler Köprüsü Türkiye" olan 16.
Abant toplantısı İstanbul Grand Cevahir Otel'de 15-16 Aralık 2007
tarihinde yapıldı. Mısır-Türk ortak yapımı olan 16. Abant, Türkiye'nin
'Medeniyetler Köprüsü' rolünü inceledi.
Abant'ın Mısır'la olan yakınlaşması dikkat çekmekte. Belki de bunda,
bölgenin en güçlü üç ülkesinden birinin Mısır (diğer ikisi İran ve
Türkiye) olmasının rolü var. Aynı yılda ikinci kez Mısır'da toplandı
Abant. 12. Abant toplantısı da Mısır'da, el-Ahram Stratejik Araştırmalar
Merkezi'nde toplanmış ve "İslam, Batı ve Modernleşme"yi tartışmıştı.
Mısır'dan 14 akademisyen-gazetecinin katıldığı Abant toplantısına
Türkiye'den, aralarında Yaşar Yakış, Şahin Alpay, Mümtaz'er Türköne,
Levent Köker, Yasin Aktay, Eser Karakaş, Niyazi Öktem ve Bekir
Karlığa'nın da bulunduğu kırka yakın akademisyen, gazeteci ve siyasetçi
katılmış. Konuşmalar Arapça ve Türkçe yapılmış.
İki gün süren 16. Abant toplantısı, "Türkiye, Arap dünyası ve Batı,
Türkiye'nin Batı ve İslam Dünyası'na Yönelik Politikaları, Türk ve Arap
Medeniyetleri Arasındaki Diyalogun Geleceği" gibi dört ana başlıkla
özetlenen konuları tartışmış. Oturum başlıkları ise şunlarmış:
• AK Parti'nin Yükselişi ve laiklik
• Kültürel Ve Siyasal Açıdan İnsan Hakları
• Toplum ve Devlet İlişkilerinde STK'ların Rolü
• Türkiye'nin Avrupa Birliği Üyeliği; Avrupa ve Bölgesel Açıdan Bakış
• Türkiye ve Bölgesel Meseleler; Dengeli Bir Rol Oynamaya Yönelik
Çabalar
AKP, Türkiye ve Laiklik
Abant toplantılarının laikliğe olan yakın ilgisi bilinmektedir. Öyle ki
Abant, Temmuz/1998'deki ilk açılışını 'İslam ve Laiklik'le yapmış ve tam
bir Konsil ayarında kararlar almıştı. 16. Abant da ilk oturumunu "AK
Parti'nin Yükselişi ve laiklik" konusuna tahsis etmiş. Bu ilk oturumda
bir anlamda AKP'nin Avrupa Birliği sürecinde Türkiye'de laikliğin
gelişmesi ve yerleşmesine olan hizmetlerinin ara karnesinin çıkartıldığı
söylenebilir. Fakat öyle veya böyle, önemli olan, laiklikle İslam'ın
ılımlı bir şekilde bir arada bulunabilmesi için yapılan uğraşların bir
kıvama erip ermediğidir. 16. Abant Konsilinde bu meyanda ılımlıları
sevindirici tespitlerin yapıldığı görülmektedir. Mesela konuşmasında
Türkiye'nin laiklik tecrübelerini aktaran Zaman gazetesi yazarı Şahin
Alpay diyor ki, laiklik yanlış yorumlanmakta ve sanki din karşıtı bir
ilkeymiş gibi kullanılmaya çalışılmaktadır. Laikliğin yanlış
uygulanışından kaynaklanan bazı sıkıntıları gidermek amacıyla AKP
hükümeti döneminde bazı çalışmalar başlatılmıştır ama henüz somut bir
adım da atılmamıştır.(1) Alpay'a göre, Cumhuriyetin kurucularında
pozitif bir laiklik vardı. Çöküşü dinde görüyorlardı ve eğer ilerlemek
ve kalkınmak isteniyorsa bilimsel verilere dayanan bilgilerle bunun
sağlanabileceğini düşünüyorlardı.(2)
Prof. Dr. Yasin Aktay ise, Laikliğin Türkiye'de 'barış projesi olarak'
değil de, bir eğitme, dönüştürme projesi olarak uygulandığına, bu yüzden
laikliğin, toplumun tabanında dirençle karşılaştığına değinmiş. Aktay,
laikliğin dinî kesimlerle çatışan taraf olarak benimsendiğine dikkat
çekerek, (halk tarafından) benimsemenin olması için barışçıl anlamda
topluma sunulmasının gereğine işaret etmiş. Eğer aktaran gazetecinin
zaptı sahihse, Aktay, "AK Parti laikliği laiklerden çok savunuyor. Bu da
üstünlük"tür demiş.(3)
Zaman'ın bir başka yazarı Prof. Dr. Mümtaz'er Türköne ise, Laikliğin
toplumu modernleştirmek ve batı tipi bir toplum oluşturmak için
kullanılan bir ilke olduğuna değinmiş.(4) Laikliğin aslında bir
zamanlar, Fransızların modası geçmiş dini ilkelerden kurtulmak amacıyla
kullanıldığını fakat Türkiye'de bunun yanlış anlaşıldığını belirten
Türköne, "Laiklik bir tür İslam karşıtlığı haline getirilmektedir.
Mısır'da farklı inançlara ait halklar yaşamasına rağmen uzlaşı içinde
yaşayabiliyorlar. Bizim de buna benzer bir tecrübemiz var" diye
eklemiş.(5) Yani laiklik aslında 'din karşıtı' bazı politikalarla malul
hale getirilmese, aslında Din'in onunla bir problemi yoktur! Bu bakışın
son yıllarda pek çok 'müslüman' kesimce benimsendiğini belirtelim.
90'lı yıllarda Necmettin Erbakan'ın Refah Partisi'nin halk tabanında
etkisinin artmasıyla beraber ve hele de 28 Şubat sürecinden beri
Türkiye'de laiklik, konumunu her geçen gün daha sağlamlaştıran bir süreç
izledi. Her seferinde laiklikle ilgili 'yanlış anlaşılan' bir şeyler
tasfiye ve tezkiye edildi. Cumhuriyetin kuruluşundan beri laiklik halk
nezdinde hiç bu kadar tebcil edilmedi. Türkiyede
sağcı-milliyetçi-mukaddesatçı hükümetler ve hele de AKP döneminde
laiklik en sevimli ve en kabul edilebilir tanımına ulaştı. Halka tepeden
bakan, yasak olduğu için en mukaddes varlığı olan Kur'an'ı ahırdaki inek
gübresinin içine gömdürten; vergi zulmünden kaçınmak için, ahırdaki
eşeğini bile yatağı yatırıp, "babamdır" dedirten hükümetler devrinde
laikliği halkın gözü hiç tutmamıştı.
Türkiye'de ne zaman ki hiçbir fikrî derinliği olmayan, 'ilke' olarak
yararcılığı, popülizmi ve makyavelizmi benimsemiş muhafazakâr partiler
iktidar koltuğuna oturdular, İslam'la batı tipi hayat tarzı arasındaki
gerilimi bünyesinde taşıyan kelime ve kavramlar da en usturuplu biçimde
yumuşatıldı, içleri boşaltıldı, tahrif edildi. Bu yeni politika ile
artık İslam'la İslam dışı arasında bir gerilim yoktu, var olan sadece
bir yanlış anlaşılmadan ibaretti ve bu yanlış anlaşılmayı düzeltmek,
yeni yetişen 'islamcı' aydının birinci göreviydi. Aslında bu, Benî
İsrail'in mukaddes kitabın kelimelerini yerlerinden oynatmaya (tahrif)
benzemektedir. Nasıl olsa post-modern dönemde "her şey gider"di ve de
gitti…
Özetle, gelenekçi-modernist karışımı bir yeni 'islamcılık', laikliğin
din karşıtlığı olarak anlaşıldığını, hâlbuki laikliğin din ve düşünce
özgürlüğü, karşıdakine saygı v.s. olduğunu iddia etmektedir. Başörtüsü
Çankaya köşküne girdiğine, başbakanlık koltuğunda beş vakit namazını
kılan ve hanımı başörtüsünü hiç açmayan biri oturduğuna göre, daha
geriye ne kalıyordu ki…
Hâlbuki nasıl tanımlanırsa tanımlansın, hangi hermenötik ayar çekilirse
çekilsin laikliğin 'din özgürlüğü' ile bir alakası yoktur. Laiklik,
Allah merkezli değil de, insan merkezli bir hayata geçişin adıdır.(6)
Bunun dini literatürdeki izahı, yeryüzünde Allah'ın indirdiği hükümlerle
hükmetmenin önüne geçmektir. Zaten yukarıda zikrettiğimiz muhafazakâr
partiler, Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmenin gereksizliğini
çoktan içlerine sindirmişler, aksini savunan 'radikal'leri ise ikna,
olmuyorsa saf dışı etmeye çalışmaktadırlar. Radikal bir biçimde Allah'ı
muhatap almayan bir felsefenin, 'dinî özgürlük' sunması imkânsızdır.
Din'in, öyle bir 'özgürlüğe' de ihtiyacı yoktur. Beşerî bir ideoloji,
Allah'ın vaz ettiği yaşam biçimi demek olan Din'e özgürlük alanı açacak!
Bunlar karma-karışık düşler olsa gerektir…
AB Süreci ve Türkiye Köprüsü
Mısır'dan katılan aydınların, Türkiye'nin AB-İslam arasındaki köprü
rolüne tam destek verdikleri anlaşılmaktadır. Seyfettin Abdülfettah
Türkiye'nin Avrupa ile İslam ülkeleri arasındaki önemli 'köprü' işlevine
dikkat çekerek, radikal laiklikle ılımlı laiklik arasında yaşamanın
önemli bir örnekliğini sunduğuna ve AKP'nin bu gri tabloyla baş etmesini
bildiğine değinmektedir.(7) Söz buraya gelmişken, tüm Arap-İslam
âleminde olduğu gibi, Mısır'da da modernizmle İslam'ı bir arada tutan
bir siyasî tecrübe olarak AKP'nin hayranlıkla izlendiği görülmektedir.
Abant toplantısından bir kulis sohbeti olarak yansıyan habere göre,
Mısır'lı bayan akademisyen Heba Rauf İzzet'in üniversite öğrencisi
yeğeninin, Türkiye'den başka hiçbir şey değil de, sadece bir AKP bayrağı
getirmesini istemesi bu hayranlığı yeterince anlatmaktadır.(8)
Amr eş-Şöbekî adındaki bir konuşmacı, Türkiye'nin kendi değerlerini
koruyarak AB yolunda ilerlemesinin büyük başarı olduğunu dile getirmiş.
Şöbekî şöyle devam etmiş: "AK Parti, Refah Partisi deneyiminden çıktı.
Aynı hataları yapmadı. Terimlerden uzak durdu. Olumlu laiklikle
demokrasi arasında ilişki kurdu. Daha modern bir anlayışla laiklik
sunmaya çalıştı. Ilımlı İslam ile laiklik kucaklaştı. Çatışmaların
yerine farklı bir orta yol bulunmaya çalışıldı. Bu büyük başarı."(9)
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme süreciyle laikliğin birlikte
tartışılması tabi ki yadırganacak bir durum değildir. Çünkü AB süreci
aynı zamanda Türkiye'nin laikleştirilme sürecidir. Türkiye'nin ulaşması
istenen muasır medeniyet seviyesi, camiyle eğlenceyi, namazla şarabı,
kısacası Allah mefhumuyla diğer ilahları uzlaştırma, bir potada eritme,
macunlaştırma, sonra da, yağmur duası, deprem, kurban boğazlama, kandil
geceleri gibi nisbeten 'siyaset dışı' alanlarda 'Allah'ı; faiz, içki,
kumar, zina, örtü, eğitim, Kur'an eğitimi, alış-veriş, işçi ücretleri,
adam öldürme gibi temel hükümlerde diğer ilahları öne geçirme
anlayışıdır. İslam bir yaşam tarzı olduğu gibi, 'muasır medeniyet
seviyesi' de bir yaşam tarzıdır. Laiklik, İslam'ın yerini doldurması
istenen bir tür dindir.
Türkiye'nin AB'ne girme iradesi, sıradan bir olay değildir. Türkiye'nin,
Avrupa'nın, daha doğrusu batının zihniyet dünyası ile bütünleşmesi
istenmektedir. Hiç kimse Türkiye'nin dinini, gelenek ve örflerini
tamamen terk etmesini istememektedir. İstenen, batı kültürüyle uyumlu,
ılımlı, uzlaşmış, 'aşırı' uçlara hayat hakkı tanımayan bir Türkiye'dir.
Bu paradigmayı hiç kimse tartışamamaktadır. AKP'nin misyonu, bu
paradigmayı hakkıyla muhafaza etmektir.
Türk-İtalyan Dostluk Birliği'nin "Türkiye'yi daha iyi anlamak ve
Avrupa'ya anlatmak için" İstanbul Çırağan sarayında düzenlediği 'Ekonomi
ve Medya Forumu'nda Başbakan Tayyip Erdoğan şöyle konuşmuş: "AB,
birikimler, gelenekler ve kültürlerin kaynaştığı bir çeşitlilik ve bir
arada yaşama projesi olmalıdır." Başbakan, Türkiye'nin AB'ne tam
üyeliğinin sadece Avrupa ve çevresinde barış ve istikrarın korunmasına
katkı sağlamayacağını, aynı zamanda Avrupa değerlerinin geniş bir
coğrafyaya yayılması için de fırsat olacağını ifade etmiş. Erdoğan,
Türkiye'nin AB ile bütünleşmesinin, tüm siyasal, ekonomik, kültürel,
sosyal ve bunların ötesinde stratejik sonuçlarıyla kıtanın sınırlarını
aşan önemli bir proje olduğunu söylemiş.(10)
Abantçılar yeni bir İslam-Batı ilişkisini mümkün kılmaya çalışmaktalar.
Fakat genelde İslam'ın, özelde ise Türkiye'nin medeniyet köprüsü olması
istenirken, içinde bulunulan çıkmazların aşılması gerektiğine dikkat
çekerek, halen hem kitaplarda ve hem de halkın ağzında kullanılan
'gâvur', 'Yunan' gibi aşağılayıcı ifadelerle birlikte AB'ne
girilemeyeceğini de belirtmektedirler.(11) "Yok birbirimizden farkımız"
denirse, bu iş olacak demektir…
Baştan beri bir 'konsil' misyonunda tasarlanan Abant, 16. toplantısını,
işte bu anılan konuların olgunlaştırılmasına tahsis etti. AB sürecinde
Türkiye hamurunun yoğurulmasında Abant ve benzeri teşkilatlara daha çok
iş düşecektir. Türkiye'nin önünde sonunda gerçek selametinin sadece ve
sadece İslam'da olduğunu ise sadece Müslümanlar söyleyecektir.
Dipnotlar
1-16. Abant Toplantısı İstanbul Grand Cevahir Otel'de Başladı, gyv.org,
15.12.2007.
2-16. Abant Platformu Toplantısından Notlar, gyv.org.15.12.2007.
3-Büşra Erdem, Türkiye AB İle İslam Ülkeleri Arasında Köprü Olmalı,
Zaman, 16.12.2007.
4-16. Abant Platformu Toplantısından Notlar, gyv.org.15.12.2007.
5-AKP İle Türkiye'nin Seçkinleri Değişiyor, gyv.org, 15.12.2007.
6 -Yasin Ceylan, AKP, İslam ve Modernleşme, Radikal, 19.12.2007.
7-16. Abant Platformu Toplantısından Notlar, gyv.org.15.12.2007.
8-Abdülhamit Bilici, Mısır'lı Genç AK Parti'den Ne İstedi?, Zaman,
16.12.2007.
9-Büşra Erdem, Türkiye AB İle İslam Ülkeleri Arasında Köprü Olmalı,
Zaman, 16.12.2007.
10-AB Türkiye'nin Hevesini Kırmamalı, Zaman, 15.12.2007.
11-Büşra Erdem, Türkiye AB İle İslam Ülkeleri Arasında Köprü Olmalı,
Zaman, 16.12.2007; AB'ye Kabul Edilmezsek…, gyv.org, 15.12.2007. |