|

Ulusal
Körlük...
Bekir Coşkun/05.12.2007/Hürriyet
CUMHURBAŞKANI'na "O rektör adayının karısı çarşaflı" demişlermiş,
kendisi araştırmışmış, meğer adam bekármış...
Ya "karısı çarşaflı" çıksaydı?
Abdullah Gül "Bu irticai tehlikedir" diyecekti ve o kişinin atamasını
yapmayıp, yerine "Atatürkçü, laik, eşinin başı açık birisini"
atayacaktı, öyle mi?
Neyse ki rektör bekár.
Allah, cumhuriyeti korudu demek.
(.......)
Herhalde anladınız; Abdullah Gül "Karısının başındaki örtüden dolayı
insanlara iftira atıyorlar" demeye getiriyor.
Geçiyorum Başbakan'a:
Akşam oldu mu telefonun başına oturuyor, "türban mağduru liseli kızları"
arıyor:
"Elif Hanım, ben Başbakan..."
Lise öğrencisi Elif Hanım'a "Sizi destekliyoruz, bu haksızlık karşısında
kararlılıkla durunuz... Bak şimdi sana Emine Ablanı veriyorum, onun da
söyleyecekleri var..." diyor.
Emine Hanım telefonu alıyor:
"Çocuğum biz de çok haksızlığa uğradık, bir bilsen... Tayyip Amcan neler
çekti, neler..."
Asla samimi değiller.
Misal; irticai nedenlerle Ordu'dan atılanlarla ilgili Askeri Şûra
kararlarına her zaman "şerh" koyan Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı oldu ve
önceki gün 7 subayın TSK'dan atılması kararının altına bastı görkemli
imzayı.
Başbakan?..
O yine şerhini koydu, henüz Cumhurbaşkanı olmadığı için...
Ve altı senedir koyduğu "şerh"lerin gereği yasal düzenlemeyi, çoğunlukta
olduğu Meclis'e bir türlü getirmeden...
Bunda samimiyet var mı?
Yok...
Ancak bu yine de bize bir şey kanıtlıyor:
Hedeflerinden asla ödün vermeden, sabırla, alttan alttan, develeri
ürkütmeden, alıştıra alıştıra, kıvıra kıvıra, saf insanları arkalarına
ala ala, amaçlarına ulaşma yeteneklerini...
Bir ulus kör olduğunda...
Böyle olur. |