|

Kürt Kemalizmi
Mümtaz’er Türköne/23.12.2007/Zaman
Bugünün
manzarasını bir "felaket tablosu" olarak sunan Ece Temelkuran'ın
Milliyet'teki yazı dizisini "'şiddetin ölümü'ne ağıt yakmak" olarak
nitelemiştim. Şiddet sönünce PKK'nın Kürtler üzerindeki demir yumruğu
kalkıyor.
Kürt siyaseti, doğal bütün siyasî zeminler gibi "çoğul" hale geliyor.
Karşımıza muhafazakâr, liberal, milliyetçi, sol siyasetler çıkıyor. AK
Parti'nin bölgede aldığı oylar, PKK'nın karizmasını çizdi. Çoğullaşan
Kürt siyaseti içinde PKK çizgisi "Kürt Kemalizmi"ne doğru evriliyor.
Kemalizm'in bu versiyonu kadim (yani Tek Parti Kemalizmi) versiyonu ile
doğal temas alanları buluyor. "Laikçilik" ortak paydasında Kürt ve Türk
ulusalcıları arasında bir koalisyon ihtimali beliriyor. Ece
Temelkuran'ın terör yıllarını bir "altın çağ" olarak tasvir etmesini ve
"bağımsız ülke hayali"nin yok olmasına Kürt ulusalcıları ile birlikte
hayıflanmasını ve tam karşıda AK Parti'de temsil edilen muhafazakâr
siyaseti "İslâmcılığın yükselişi" olarak "devletin bekçileri"ne şikâyet
etmesini bu "laikçi koalisyon" arayışının bir örneği olarak
göstermiştim. Temelkuran'ın "Ne Kemalistliğimi gördünüz?" cevabı
üzerine, bu "Kemalizm" meselesini biraz daha açmak gerekti.
Kürt ulusalcılarının kafasındaki "bağımsız devlet" modeli, aydın
despotizmine dayalı, tepeden inmeci ve seçkinci bir modernleştirmeyi
eksen alan tipik bir Kemalist model. Bu modelin gücünü belki biraz da
resmî eğitimin Kürtler üzerindeki tortularına bağlamak lâzım. 1930'ların
ideolojik kurgusunun aynısını şaşırtıcı bir benzerlikle bugünün Kürt
seçkinlerinde görüyoruz. Hatta "Kuva-yı Milliye" edebiyatının, "Kürt
ulusal kurtuluş savaşı" söylemini bile etkilediğini düşünüyorum.
Kemalizm'in yansımaları şöyle: "Kürt halkı geri, dinî hurafelerin
pençesinde, Aydınlanma'nın uzağındalar. Kendi hallerine bırakıldıkları
zaman hemen "gerici" oluyorlar. Kürt halkının seçkinleri hem Kürt
halkını bağımsızlığa giden yola ulaştıracak hem de bu gerilikten
kurtararak modernleştirecekler." Öcalan'ın Kemalist modeli öven,
laikliği bir ortak payda olarak vurgulayan sözlerinin, DTP'li
siyasetçiler tarafından sık sık tekrarlanması bu yüzden tesadüf değil.
PKK, Stalinist yöntemlerle "iş" gören bir terör örgütü olarak kuruldu.
Başlangıçta Öcalan'ın elindeki şiddet araçlarını diğer Kürt örgütlerini
ortadan kaldırmaya hasrettiğini hatırlayalım. PKK, devlete savaş açmadan
önce Kürtler üzerinde bir örgüt tekeli oluşturmayı başarmıştı. Aslında
PKK'nın uyguladığı şiddet yöntemleri, sadece Türkiye Cumhuriyeti'ne
karşı değil, Kürt halkına yönelik modernleştirici yani Kemalist
politikaların da aracı olarak kullanıldı. PKK, şiddet tekeli ile Kürtler
arasında "laik ve jakoben bir Kürt Aydınlanması"na da öncülük etmeye
çalıştı. Tek Parti döneminde devlet gücü ile sürdürülen Kemalist
modernleşme projesinin benzerini PKK, Kürtler üzerinde kurduğu şiddet
tekeli ile yürüttü.
DTP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş'ın cezaevinden partililere
gönderdiği bayram mesajında, "hayvan hakları"na riayet edilmesi ve
"kurban kesilmemesi"ni istediğine dair haberler var. Bu haber şayet
doğru ise Kürt Kemalizmi ile kastettiğim şey tam olarak işte bu. Halkın
inançlarını ve dinî pratiklerini küçümsemek. Mehdi Zana'nın "İslâmiyet
öncesi Kürt dini" olarak Zerdüştlüğü göstermesi ile, 1930'ların "5.000
yıllık Türk tarihi" tezi, aynı anlam dünyasından nemalanıyor. Karşımızda
duran sorun ise şu: Arkasındaki şiddet tekeli kalktıktan sonra "Kürt
Kemalizmi"nin yaşama şansı hiç yok. DTP hızla marjinalleşecek veya
demokratik bir siyaset anlayışı ile evrilecek.
Ece Temelkuran'ın "ah vah" ettiği tablo, aslında "Kürt Kemalizmi"nin
marjinalleşmesinden başka bir şey değil. O zaman karşımıza tıpkı Kürt
jakobenleri gibi marjinal olan Türk ulusalcılarının, Kürt Kemalistleri
ile buluşacakları "laikçi ortak payda", bir siyasî proje olarak çıkıyor.
Güneydoğu'da muhafazakâr siyasetin yükselişini bir "rejim tehlikesi"
olarak jurnalleyen, PKK'nın gücünü kaybetmesine de ağıtlar yakan her
retoriğin bu projenin değirmenine su taşıdığını göreceğiz. Tıpkı Ece
Temelkuran'ın Milliyet'teki yazı dizisi gibi. |