Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 349 | Ocak  2008

                   

 

 


‘Ortadoğu Pazarı’ndan Pazarlıklar

Cengiz Çandar/04.12.2007/Referans

Annapolis'in tüm bölgeyi, bu arada Türkiye'nin yakın gelecekteki "siyaset ritmi"ni etkileyecek "yan ürünleri"nden biri, önümüzdeki günlerde yılan hikâyesine dönen Lübnan cumhurbaşkanlığı seçiminin bir sonuca bağlanması olacak. Ülkeyi, yeni bir iç savaşın eşiğine doğru taşımakta olan, Lübnanlı taraflar arasındaki anlaşmazlıklar, Genelkurmay Başkanı General Michel Suleiman ismi üzerinde ve bu amaçla anayasada değişiklik yapılması konusunda "uzlaşma"yla sonuçlandı.
General Suleiman, Suriye ile "iyi" ilişkileri olan bir şahsiyet. İran-Suriye güdümündeki Şii Hizbullah muhalefetinin adayı, eski genelkurmay başkanlarından Michel Aoun idi. Ama Michel Aoun olmazsa, Michel Suleiman, onlar için kabul edilebilir bir isimdi. Parlamento çoğunluğunu elinde tutan Sünni-Dürzi-Hıristiyan ittifakı da kendi adaylarından vazgeçerek, Suleiman'ın cumhurbaşkanı seçilmesini kabullendi.
Bunun Annapolis ile ilgisi ne?
Annapolis, her ne kadar, Filistin-İsrail ihtilafına çözümü ve barışçı çözüm müzakerelerinin yeniden başlamasına odaklanmış ise de tüm Arap ülkeleriyle birlikte ABD'nin bir araya geldiği, 49 ülkenin katıldığı bir "forum" olarak, genel Ortadoğu dengelerini etkileyeceği bilinen ve beklenen bir buluşmaydı. Suriye'nin de Dışişleri Başkan Yardımcısı düzeyinde de olsa, katılmasının bir anlamı vardı ve "Lübnan krizi" Annapolis sonuçlarını beklemeye koyulmuştu.
Nitekim, Annapolis'in hemen ardından, Lübnan Cumhurbaşkanlığı için bir "uzlaşma ismi"nin ortaya çıkması, Lübnan üzerinde bir zımni "Amerika-Suriye uzlaşması"nı yansıtıyor.
Elbette, bu "Amerika-Suriye uzlaşması" nın bir "fiyatı" söz konusu. Suriye açısından, "fiyat etiketi"nin üzerinde, Washington'ın, Suriye'nin benimseyebileceği bir Lübnan cumhurbaşkanına "evet"i ve Golan'ın geri alınması için İsrail-Suriye müzakerelerinin başlayabileceğine ilişkin, "Amerikan yeşil ışığı" bulunuyor. Amerika açısından ise Suriye'nin İran'dan "uzaklaşması" ve Ortadoğu politikasında "iyi çocuk" olacağını kabullenmeye başlaması.
***
Amerikan yorumcularının, "Annapolis, İran için bir yenilgi oldu" görüşünde birleşmeleri, büyük buluşmanın Amerikan politikası bakımından, -daha önce değindiğimiz gibi- "görünmeyen temel hedefi"nin, İran'ı tecrit amaçlarıyla ilgisini ortaya koyuyor. Bunun göstergesi, Suriye'nin katılımı ve yolların Suriye'nin bölgedeki "tecritten çıkması" için açılması.
Nitekim, Lübnan Daily Star gazetesinin ünlü yorumcusu Rami Khoury, "Suriye'nin iki yıl önce birçoklarının gözünde tecrit edilmiş bir gangster devlet olmaktan, Ortadoğu tartışması ve diplomatik girişimlerinde hareketli bir unsura dönüşmesi, Suriye'nin politikalarının yansıması olduğu kadar, Ortadoğu'nun birçok ihtilafı ve geriliminin birbirleriyle ilintili yapısının bir yansıması" diyor ve şöyle devam ediyor:
"Suriye'nin kartlarını nasıl oynayacağı, bölgede kendisi için önemli bir rol edinip edinmeyeceğini ve kendisini düzenli bir ulusal gelişme yoluna sokup sokmayacağını ya da kötü biçimde çuvallayıp intihari bir militarizm ve reddiyecilik döngüsüne girip girmeyeceğini belirleyecek. Annapolis'teki Amerikan partisine davet edilmesi ve bunu kabul ederek katılması, Suriye'nin, sürekli olarak, tecrit edilmiş Arap oyunbozucu rolünü oynamak, İran'ın müttefiki tek Arap devleti olmak ve Amerika'nın terörizmi destekleyen devlet tanımına girmekten ise Batı ile ilişki kurmayı, özellikle rejimin devamlılığı ve istikrarı için bunun meyvelerini toplamayı tercih ettiğine dair güçlü bir işaret."
Suriye Devlet Başkanı Başşar Esad, İranlı meslektaşı Mahmud Ahmedinecad'ın "Annapolis'e katılmayın" baskısına direnmekten gayri, Annapolis karşıtlarının düzenlediği "Şam Toplantısı"nı da iptal etti; ayrıca Şam'da üstlenmiş bulunan muhalif Filistin örgütlerinin Tahran'a gitmesini de engelledi. Amerikalılar, Suriye'den Irak'a "sızmalar"ın da son zamanlarda çok azaldığını, Şam rejimi hesabına memnunlukla kaydediyorlar.
Besbelli ki, Türkiye'deki AK Parti hükümetinin pek sıcak baktığı Şam'daki Başşar Esad yönetimi, "rejimin selameti" açısından, "ABD diplomasisi"ne açılmaya başlıyor.
Bütün bunlara bakarak, Ortadoğu'daki "İran-Suriye ekseni"nin sona erdiğini söylemek doğru değil. İran, Şam üzerinde fazlaca etkili. Tahran'ın, Şam'ın kendisinden "ayrılması" ya da "boşanması"na çıkarabilecek ağır bir fiyat olabilir ve böyle bir gücü var.
O nedenle, Suriye, şimdi İran'ı tümüyle terk etmeden ve Amerikan diplomasisine tümüyle "teslim olmadan" ince bir denge ve "pazarlık oyunu"na girişmiş gözüküyor.
Gerçi, Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Suriye'nin Annapolis'e katılmasındaki "payı" Türkiye'nin "ikna yeteneği"ne bağladı ama Arap basınına bakılırsa, bunda başrolü Şam'ı ziyaret eden Ürdün Kralı Abdullah oynadı.
Ama nereden baksanız, önümüzdeki dönemde, Türkiye'nin de dahil olacağı ve rol alacağı, "Ortadoğu pazarı"nda müthiş bir "pazarlık süreci" başlamış durumda.
Önümüzdeki dönem, ABD-İran çatışmasının, üçüncü ülkeler, bu arada anlaşılan Suriye üzerinde etkili bir "nüfuz mücadelesi"ne sahne olacak. Türkiye, mevcut "ilişkiler ağı" içindeki tavrına ve PKK ile mücadelesinin "formatı"na bakıldığında, bu "çekişme" içinde Washington ve Tahran arasında "nötr" durmaktan ziyade, ilkinin "sistematiği" içinde yer alacağa benziyor.
Önümüzdeki dönem, "çatışma"nın eksik olacağı bir dönem değil. Ancak dönemi asıl karakterize edecek olan muazzam bir "pazarlık trafiği" olacak.
Rami Khoury'ye dönelim: "Ortadoğu tarihinde ticari ya da siyasi bir anlaşmaya müzakereyle ulaşmanın sanatı ve güzelliği, her vakit, iki yönlü olmuştur: Pazarlık sürecinin kendisi ve her iki tarafı ya da iki oyuncudan fazlası varsa, tüm tarafları tatmin edebilmesi. Suriye, ABD, Lübnan, İsrail, İran, Filistin, Suudi Arabistan, Fransa, Rusya ve birkaç oyuncu daha, modern Ortadoğu tarihinin en büyük anlaşma girişimlerinden birine adım attılar.
Bunu anlamak ve bu seyirden zevk almak için, Ortadoğu'nun eski pazarlarında pazarlıkların nasıl yapıldığını hatırlayın. Şam, bunların en eskilerinden biridir ve bu pazarlarda pazarlık şovmenlik, işleri uçurum kenarına dek tırmandırma politikası, tehditler, kışkırtmalar, direniş gerçekçilik, pragmatizm ve her şeyden önemli karşı tarafın atacağı adımı bekleme sabrının bileşimini içeriyor."
Bu "âlem"e giren Türkiye için de bütün bunlar geçerli.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...