|

‘Ortadoğu Pazarı’ndan Pazarlıklar
Cengiz Çandar/04.12.2007/Referans
Annapolis'in
tüm bölgeyi, bu arada Türkiye'nin yakın gelecekteki "siyaset ritmi"ni
etkileyecek "yan ürünleri"nden biri, önümüzdeki günlerde yılan
hikâyesine dönen Lübnan cumhurbaşkanlığı seçiminin bir sonuca bağlanması
olacak. Ülkeyi, yeni bir iç savaşın eşiğine doğru taşımakta olan,
Lübnanlı taraflar arasındaki anlaşmazlıklar, Genelkurmay Başkanı General
Michel Suleiman ismi üzerinde ve bu amaçla anayasada değişiklik
yapılması konusunda "uzlaşma"yla sonuçlandı.
General Suleiman, Suriye ile "iyi" ilişkileri olan bir şahsiyet.
İran-Suriye güdümündeki Şii Hizbullah muhalefetinin adayı, eski
genelkurmay başkanlarından Michel Aoun idi. Ama Michel Aoun olmazsa,
Michel Suleiman, onlar için kabul edilebilir bir isimdi. Parlamento
çoğunluğunu elinde tutan Sünni-Dürzi-Hıristiyan ittifakı da kendi
adaylarından vazgeçerek, Suleiman'ın cumhurbaşkanı seçilmesini
kabullendi.
Bunun Annapolis ile ilgisi ne?
Annapolis, her ne kadar, Filistin-İsrail ihtilafına çözümü ve barışçı
çözüm müzakerelerinin yeniden başlamasına odaklanmış ise de tüm Arap
ülkeleriyle birlikte ABD'nin bir araya geldiği, 49 ülkenin katıldığı bir
"forum" olarak, genel Ortadoğu dengelerini etkileyeceği bilinen ve
beklenen bir buluşmaydı. Suriye'nin de Dışişleri Başkan Yardımcısı
düzeyinde de olsa, katılmasının bir anlamı vardı ve "Lübnan krizi"
Annapolis sonuçlarını beklemeye koyulmuştu.
Nitekim, Annapolis'in hemen ardından, Lübnan Cumhurbaşkanlığı için bir
"uzlaşma ismi"nin ortaya çıkması, Lübnan üzerinde bir zımni
"Amerika-Suriye uzlaşması"nı yansıtıyor.
Elbette, bu "Amerika-Suriye uzlaşması" nın bir "fiyatı" söz konusu.
Suriye açısından, "fiyat etiketi"nin üzerinde, Washington'ın, Suriye'nin
benimseyebileceği bir Lübnan cumhurbaşkanına "evet"i ve Golan'ın geri
alınması için İsrail-Suriye müzakerelerinin başlayabileceğine ilişkin,
"Amerikan yeşil ışığı" bulunuyor. Amerika açısından ise Suriye'nin
İran'dan "uzaklaşması" ve Ortadoğu politikasında "iyi çocuk" olacağını
kabullenmeye başlaması.
***
Amerikan yorumcularının, "Annapolis, İran için bir yenilgi oldu"
görüşünde birleşmeleri, büyük buluşmanın Amerikan politikası bakımından,
-daha önce değindiğimiz gibi- "görünmeyen temel hedefi"nin, İran'ı
tecrit amaçlarıyla ilgisini ortaya koyuyor. Bunun göstergesi, Suriye'nin
katılımı ve yolların Suriye'nin bölgedeki "tecritten çıkması" için
açılması.
Nitekim, Lübnan Daily Star gazetesinin ünlü yorumcusu Rami Khoury,
"Suriye'nin iki yıl önce birçoklarının gözünde tecrit edilmiş bir
gangster devlet olmaktan, Ortadoğu tartışması ve diplomatik
girişimlerinde hareketli bir unsura dönüşmesi, Suriye'nin
politikalarının yansıması olduğu kadar, Ortadoğu'nun birçok ihtilafı ve
geriliminin birbirleriyle ilintili yapısının bir yansıması" diyor ve
şöyle devam ediyor:
"Suriye'nin kartlarını nasıl oynayacağı, bölgede kendisi için önemli bir
rol edinip edinmeyeceğini ve kendisini düzenli bir ulusal gelişme yoluna
sokup sokmayacağını ya da kötü biçimde çuvallayıp intihari bir
militarizm ve reddiyecilik döngüsüne girip girmeyeceğini belirleyecek.
Annapolis'teki Amerikan partisine davet edilmesi ve bunu kabul ederek
katılması, Suriye'nin, sürekli olarak, tecrit edilmiş Arap oyunbozucu
rolünü oynamak, İran'ın müttefiki tek Arap devleti olmak ve Amerika'nın
terörizmi destekleyen devlet tanımına girmekten ise Batı ile ilişki
kurmayı, özellikle rejimin devamlılığı ve istikrarı için bunun
meyvelerini toplamayı tercih ettiğine dair güçlü bir işaret."
Suriye Devlet Başkanı Başşar Esad, İranlı meslektaşı Mahmud
Ahmedinecad'ın "Annapolis'e katılmayın" baskısına direnmekten gayri,
Annapolis karşıtlarının düzenlediği "Şam Toplantısı"nı da iptal etti;
ayrıca Şam'da üstlenmiş bulunan muhalif Filistin örgütlerinin Tahran'a
gitmesini de engelledi. Amerikalılar, Suriye'den Irak'a "sızmalar"ın da
son zamanlarda çok azaldığını, Şam rejimi hesabına memnunlukla
kaydediyorlar.
Besbelli ki, Türkiye'deki AK Parti hükümetinin pek sıcak baktığı
Şam'daki Başşar Esad yönetimi, "rejimin selameti" açısından, "ABD
diplomasisi"ne açılmaya başlıyor.
Bütün bunlara bakarak, Ortadoğu'daki "İran-Suriye ekseni"nin sona
erdiğini söylemek doğru değil. İran, Şam üzerinde fazlaca etkili.
Tahran'ın, Şam'ın kendisinden "ayrılması" ya da "boşanması"na
çıkarabilecek ağır bir fiyat olabilir ve böyle bir gücü var.
O nedenle, Suriye, şimdi İran'ı tümüyle terk etmeden ve Amerikan
diplomasisine tümüyle "teslim olmadan" ince bir denge ve "pazarlık
oyunu"na girişmiş gözüküyor.
Gerçi, Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Suriye'nin Annapolis'e
katılmasındaki "payı" Türkiye'nin "ikna yeteneği"ne bağladı ama Arap
basınına bakılırsa, bunda başrolü Şam'ı ziyaret eden Ürdün Kralı
Abdullah oynadı.
Ama nereden baksanız, önümüzdeki dönemde, Türkiye'nin de dahil olacağı
ve rol alacağı, "Ortadoğu pazarı"nda müthiş bir "pazarlık süreci"
başlamış durumda.
Önümüzdeki dönem, ABD-İran çatışmasının, üçüncü ülkeler, bu arada
anlaşılan Suriye üzerinde etkili bir "nüfuz mücadelesi"ne sahne olacak.
Türkiye, mevcut "ilişkiler ağı" içindeki tavrına ve PKK ile
mücadelesinin "formatı"na bakıldığında, bu "çekişme" içinde Washington
ve Tahran arasında "nötr" durmaktan ziyade, ilkinin "sistematiği" içinde
yer alacağa benziyor.
Önümüzdeki dönem, "çatışma"nın eksik olacağı bir dönem değil. Ancak
dönemi asıl karakterize edecek olan muazzam bir "pazarlık trafiği"
olacak.
Rami Khoury'ye dönelim: "Ortadoğu tarihinde ticari ya da siyasi bir
anlaşmaya müzakereyle ulaşmanın sanatı ve güzelliği, her vakit, iki
yönlü olmuştur: Pazarlık sürecinin kendisi ve her iki tarafı ya da iki
oyuncudan fazlası varsa, tüm tarafları tatmin edebilmesi. Suriye, ABD,
Lübnan, İsrail, İran, Filistin, Suudi Arabistan, Fransa, Rusya ve birkaç
oyuncu daha, modern Ortadoğu tarihinin en büyük anlaşma girişimlerinden
birine adım attılar.
Bunu anlamak ve bu seyirden zevk almak için, Ortadoğu'nun eski
pazarlarında pazarlıkların nasıl yapıldığını hatırlayın. Şam, bunların
en eskilerinden biridir ve bu pazarlarda pazarlık şovmenlik, işleri
uçurum kenarına dek tırmandırma politikası, tehditler, kışkırtmalar,
direniş gerçekçilik, pragmatizm ve her şeyden önemli karşı tarafın
atacağı adımı bekleme sabrının bileşimini içeriyor."
Bu "âlem"e giren Türkiye için de bütün bunlar geçerli. |