Biliyorsunuz,
İngilizlerin dünyaca ünlü ve etkili dergisi The Economist, Kuzey
Irak'ta gereçleştirilen PKK karşıtı operasyonlarla ilgili olarak
özetle şöyle yazmıştı:
"Başbakan Erdoğan'ın, ABD Başkanı Bush'a bazı sözler verdiği
sanılıyor. Bunlar, Kürtlerin bölgesel hükümetinin tanınmasını ve PKK
için daha liberal bir affı içeriyor..."
1. ABD, Irak'a Kuzey'den
girmesi için tezkere çıkaramayan Türkiye'ye öfkeli.
2. ABD'liler Kuzey Irak'ta Türk askerlerine çuval geçirdi.
3. ABD, Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurmak istiyor.
NE güzel! Kurban
Bayramı'na ABD ile kol kola girdik! Düne kadar ABD aleyhine atıp
tutanlar bile şimdi ABD'ye gülücükler yolluyorlar.
Anlaşmada olmadığı halde; ABD'ye güvenmediklerini açıkça ifade
ederek, bir kere ülkeye girerlerse hiç çıkmazlar kaygısıyla 1 Mart
Tezkeresi'ni reddedenler ABD'nin verdiği istihbarata güven duyma
konusunda şimdi hiçbir kaygı ifade etmiyorlar.
Ne büyük adammış yahu,
bir gün bir laf etti, Türkiye karıştı...
Orhan gibi sessiz sedasız tüymeyi bilemedi garibim, ortalığı
velveleye verdi.
Eh, herkes bir gün bir kitap okuyup hayatını değiştirecek değil ya,
kimisi de gündemi değiştirir...
Bugünün manzarasını bir
"felaket tablosu" olarak sunan Ece Temelkuran'ın Milliyet'teki yazı
dizisini "'şiddetin ölümü'ne ağıt yakmak" olarak nitelemiştim.
Şiddet sönünce PKK'nın Kürtler üzerindeki demir yumruğu kalkıyor.
‘Ortadoğu Pazarı’ndan Pazarlıklar Annapolis'in tüm bölgeyi,
bu arada Türkiye'nin yakın gelecekteki "siyaset ritmi"ni etkileyecek
"yan ürünleri"nden biri, önümüzdeki günlerde yılan hikâyesine dönen
Lübnan cumhurbaşkanlığı seçiminin bir sonuca bağlanması olacak.
Ülkeyi, yeni bir iç savaşın eşiğine doğru taşımakta olan, Lübnanlı
taraflar arasındaki anlaşmazlıklar, Genelkurmay Başkanı General
Michel Suleiman ismi üzerinde ve bu amaçla anayasada değişiklik
yapılması konusunda "uzlaşma"yla sonuçlandı.
Bizim laik Ulusalcılara
bayılıyorum. Hem tüm yabancılara düşmanlar, özellikle AB'den nefret
ediyorlar, hem de ülkenin giderek dindarlaşmasından korkuyorlar.
Laik sistemin en etkili güvencesinin AB olduğunu bir türlü
kabullenemiyorlar. Birgün çok, hem de çok pişman olacaklar.
ADECE iki örnekle
meseleyi vazedeyim. Kuran'da faiz yasaktır. Ama "rehberimiz Kuran"
diyenlerin hükümeti, yüksek faizci bir iktisat politikası
izlemektedir.
Kuran'da Hıristiyan ve Musevilerle dost olmayın denmektedir. Ama
rehberi Kuran olanların hükümeti, bir "Hıristiyan Milletler Camiası"
olan Avrupa Birliği'ne girmek için çırpınmaktadır.
Tartışmayı pek bilmeyen
ve gerçek tartışmalardan kaçma konusunda hayli mahir olan
kamuoyumuz, özellikle muhafazakar kesimden gelen bir partinin
iktidarı ile birlikte kadın meselesinde aniden fazlasıyla duyarlı
hale gelmiş görünüyor. Siyasi anlamı ve işlevi ön plana çıktığı
ölçüde, laik medyanın gündeminde yer alan bu konunun odak noktası
ise başörtüsü.
Ülkemizde devletin
şaşırtıcı bir hoyratlığı var. Malatya olayında gördüğümüz gibi bir
katili koruyabiliyor, delilleri, belgeleri saklayabiliyor.
Avcılar'da gördüğümüz gibi bir genç bir çocuğu bir tekmede
öldürebiliyor. Yargısı, devleti 'adaletten' daha çok sevdiğini
söylüyor. Bütün bunlar, kendi vatandaşını yok sayan, onu ezen bir
devlet ortaya çıkarıyor.
Yazım biraz uzunca.
Umarım "derin"liğin hatırına mazur görülür.
Bir derin devlet lakırdısı sürüp gider memleketimde. Herkesin
dilindedir lakin, kimse ne olduğunu bilmez. Kimi çeteler der. Kimi
emniyet içinde arar. Kimi askerin kendisi der. MİT içinde
yuvalandığını düşünenler olur.
22 Temmuz
2007 milletvekili seçimlerinden sonra en fazla tartışılan konuların
başında Kürt oylarındaki dalgalanma geliyor. AK Parti'nin Doğu ve
Güneydoğu genelinde yaklaşık % 54 oy alarak % 46,7 olan Türkiye
ortalamasının üzerine çıkması; DTP'li bağımsız milletvekili
adaylarının aldıkları oyların ise % 24'lerde kalarak AK Parti
oylarının yarısının bile altına inmesi tüm dikkatleri bu noktaya
çevirdi.
Kurban
Bayramı, Ülker bayramına dönüştü. Ülker firması, ünlü çikolata
markası Godiva'yı satın almış, şirket bunu ülkeye 'bayram hediyesi'
olarak müjdeledi, gazetelerde kutlama yazısından geçilmiyor. Güle
güle kullansınlar da, ben şu 'bayram hediyesi' mesajına takıldım.
Kurulduğu 1947 yılından bu yana geçen 60 yılın çoğunda Pakistan
askerler tarafından yönetildi. Şimdilerde askeri yönetimle demokrasi
karışımı bir rejime sahip.
Askeri yöneticilerin sonuncusu olan General Pervez Müşerref, 1999'da
bir darbeyle iktidara el koyduktan sonra seçimle gelen eski
başbakanlar Benazir Butto ve Navaz Şerif'e siyaset yasağı getirdi.
CUMHURBAŞKANI'na "O rektör adayının karısı çarşaflı" demişlermiş,
kendisi araştırmışmış, meğer adam bekármış...
Ya "karısı çarşaflı" çıksaydı?
Abdullah Gül "Bu irticai tehlikedir" diyecekti ve o kişinin
atamasını yapmayıp, yerine "Atatürkçü, laik, eşinin başı açık
birisini" atayacaktı, öyle mi?
Devletin büyük ve birikmiş bir özür borcu var…
Misyoner katliamı davasıyla gündeme gelen derin ilişkiler sistem
kirliliğinin ne denli korkutucu boyutlarda olduğunu bir kez daha
ortaya koyuyor.
Bu derin kirliliğin işaret ettiği temizlenme gereği de o denli
derindir…
Yeni
Sayımız Çıktı
Şubat
Sayısı
Bu ayın YORUM'unu, İsrail'in Gazze Şeridi'ne uyguladığı ablukaya ve
başörtüsü sorununa ayırdık. Bilindiği gibi, İsrail, Gazze Şeridi'ne yönelik
ambargoyu ağırlaştırdı ve geçtiğimiz ayın sonunda durum tam bir drama
dönüştü. Abluka ve ambargo sonucunda Filistinliler bir nevi açık hava
hapishanesi şartlarını yaşadılar ve durum dayanılmaz hal alınca, Refah
sınırındaki duvarı bombalarla patlatarak geçici de olsa rahat bir nefes
alabildiler. İsrail'in buradaki amacı, elbette direnişi sürdüren Hamas'ı
iyice köşeye sıkıştırmak ve içerden bitirmekti. Ancak duvarın patlatılması,
meselenin 'insani' boyutunu siyasi boyutun önüne geçirdi. İşte bu noktada
zamanında Hitler'in Yahudilere yaptığının bir benzerini, şimdi İsrail'in
Filistinliler'e uyguladığını hatırlatmak gerekiyordu...
Devamı için
Yorum
KİM GİDER KİM KALIR
Bilindiği
üzere, Türkiye gündeminin değişmeyen tartışma maddeleri vardır. Bunlar
özellikle medyanın marifetiyle zaman zaman kamuoyu gündemine taşınır ve bir
süre manipülatif atışmalar yapıldıktan sonra dinlenmeye bırakılır ve sonra
başka bir vesileyle ısıtılarak yeniden gündeme taşınırlar. Bu tartışmalardan
birinin tipik iddiası da, Türkiye'nin 'dinci' bir tehdit altında olduğu ve
bu tehdidin giderek güç kazandığı yönündedir. Daha önceleri 'irtica' başlığı
altında gündeme gelen konunun, bir süredir, başka bir boyut kazandığını
görüyoruz. Refahyol hükümeti döneminde cılız bir sesle dillendirilen bu
yöndeki iddiaların AKP iktidarı döneminde daha farklı bir tonda
dillendirilmeye çalışıldığı gözlemleniyor.
Devamı için
KUZEY IRAK OPERASYONU
Türk askerinin
sınır dışına gönderilmesine izin veren 'tezkere'nin TBMM'den çıkmasının
ardından, beklenen gelişme oldu ve Türkiye, Kuzey Irak'ta konuşlanan 'terör
odakları'na karşı askeri bir operasyon başlattı. Peki bu gelişme ne anlama
geliyor? Bu operasyonun amacı iç politikada AKP hükümetini rahatlatmak
mıdır, yoksa daha önceki yorumlarımızda da vurguladığımız gibi, operasyon
'bölge politikaları'yla bağlantılı olarak mı gerçekleştirilmektedir?
Operasyonun başlamasından önce medyanın yaptığı yorumlarda, operasyonun
amacı konusunda net bir tablo çizilemezken, operasyondan sonra "Türkiye'nin
bu kez ciddi olduğu" yönünde yorumların yapıldığı görüldü. Çünkü gerçekten
bu kez durum farklıydı. Bu farkın ne olduğu konusunda medyada yine bir kafa
karışıklığı (veya manipülasyon çabaları) görülse de, artık yeni vasatta
PKK'nın akıbetine ilişkin daha net görüşler dillendirilmeye başlandı. Bunun
başlıca nedeni, yeni dönemde bölge için düşünülen politikaların netleşmeye
başlamasıdır. Devamı için
Kavram
Kavl-i Leyin
Kavl-i leyyin, nebevî
tebliğin usul ve üslubu bağlamında geçen bir Kur'an kavramıdır. 'Kavl-i
leyyin' terkibi Kur'an'da bir tek yerde, Musâ Peygamber'e, kardeşi Harun'la
birlikte Firavun'a gitmeleri emredilirken zikredilmiştir. (20/Tahâ, 44).
'Kavl' 'söz'dür. Aynı zamanda görüş, tez, iddia, mezhebî yorum gibi
anlamlara da gelir. Fakat 'leyyin' bir 'kavil' olarak, bir
tebliğci/Peygamber sıfatıyla Musâ'nın, kâfir ve zalim Firavun'a hitaben, onu
İslam'a davet etme adına söyleyeceği bütün sözleri kapsamaktadır.
Leyyin, huşûnetin zıddıdır. Huşûnet, sertlik, kuru ve katı olmak, birini
gücendirip öfkelendirmek demektir. Rağıb el-İsfehanî'nin dikkat çektiği
gibi, leyyin veya huşunet aslında eşyada olur, fakat mecazen insanın tavır
ve ahlakıyla ilgili de kullanılır.
Devamı için
Düşünce
16. Abant: AB Köprüsüne Mısır Katkısı
Mehmed DURMUŞ
Üst başlığı "AB
Üyeliği Sürecinde Medeniyetler Köprüsü Türkiye" olan 16. Abant toplantısı
İstanbul Grand Cevahir Otel'de 15-16 Aralık 2007 tarihinde yapıldı.
Mısır-Türk ortak yapımı olan 16. Abant, Türkiye'nin 'Medeniyetler Köprüsü'
rolünü inceledi. Abant'ın Mısır'la olan yakınlaşması dikkat çekmekte. Belki
de bunda, bölgenin en güçlü üç ülkesinden birinin Mısır (diğer ikisi İran ve
Türkiye) olmasının rolü var. Aynı yılda ikinci kez Mısır'da toplandı Abant.
12. Abant toplantısı da Mısır'da, el-Ahram Stratejik Araştırmalar
Merkezi'nde toplanmış ve "İslam, Batı ve Modernleşme"yi tartışmıştı.
Devamı için
Sefil ve
Sefih Bencillikler
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Güncel'e, güncel
koşullara ve pratik çözümlere yönelik ilgilerimiz, dikkatimiz sebebiyle;
olayların, gelişmelerin, tarihsel, kültürel, siyasal ve küresel nedenleri,
kaynakları ve sonuçları üzerinde yeteri kadar düşünmüyoruz. Ahlaki sınırları
olmayan bir akılcılık; bireyleri de, toplumları da, seküler hazcılıklara,
zenginlik, güç ve zevk tutkularına yönlendiriyor. Kitleler reklamlar yoluyla
aldatılabiliyor. Kitle kültürü aracılığıyla toplumlar, edilgin hale
getiriliyor. Kitle kültürü, kültürel derinlikleri yok ediyor. Giyim-kuşamla
sınırlı bir modernlik anlayışı bireylerin içini boşaltıyor. Kalabalıklar
sürekliliği reddediyor ve hafızasızlığı seçiyor. Ahlaki, sınırları olmayan
bir özgürlük anlayışı da son derece dejenere hayatlar, dejenere tarzlar
oluşturuyor.
Devamı
için
İşlerin
Âkıbeti
Hüseyin ALAN
Batılı İslam
yorumcularının tespitlerine göre, geçen yüzyılda ortaya çıkan İslamcılar üç
farklı ekolde değerlendirildiler: 1- Sosyalizm ile İslam'ın ortak yanlarını
öne çıkaran 'sol İslam'; 2- Amerika'nın komünizm tehlikesine karşı
kullanmaya çalıştığı 'Amerikan İslam'ı'; ve 3- Selefi öğretilerden uzaklaşıp
çıkarcı ve eyyamcı bir politika izleyen 'pragmatik-liberal İslam.'
Bu değerlendirmeler vakıayı tespitten öte farklı niyetler güdülerek de
yapılan çalışmaların ürünüdür. Burada ortalama insanların, özellikle dinini
devraldığı muharref mirastan öğrenmiş sayıca kalabalık Müslümanların
dinlerine olan güvenlerini sarsmak, birliklerini parçalamak ön plandadır.
Böylelikle zaten zayıflamış olan dini telakki, kendi gerçeğinden kopacak,
başka bir bağlama kaydırılacaktır.
Devamı
için
Hayatın Hülâsâsı
Tevhid
Mehmed DURMUŞ
Seçmeci davranmaksızın, az çok dinî bilgisi olan insanlara "tevhid nedir?"
diye bir soru yöneltsek, çoğunlukla alacağımız cevap, "Allah'ı birlemek"
olacaktır. Allah'ı birlemek; yani Allah birdir demek! Sanki Allah birden
fazla imiş de onu söyleyen, bire indiriyormuş gibi… Ya da, birden fazla
Allah olduğunu iddia edenler varmış da, bu iddia sahiplerini tekzip ve
iddiayı tashih ederek, "hayır yanılıyorsunuz, Allah birden fazla değildir,
bir tane Allah vardır!" deniyormuş gibi…
Tevhid nedir? Kimlerin dini tevhid dinidir, kimlerinki teşrik dinidir? Hangi
akîde tevhidîdir, hangisi teşrikîdir? Bunları bilmeye olan ihtiyacımız
hiçbir gün ve hiçbir olayla birlikte azalmıyor; belki de artıyor…
Müslümanlar olarak hemen
her işimizi, her hareketimizi, her konuşmamızı iyi düşünerek yerine göre
istişarelerde bulunarak yapmak durumundayız. Ki daha az hata yapalım. Daha
az sorunla karşılaşalım. Gaye, hassas düşünmek, olabilecek hatalara daha
olmadan önlem almaya çalışmak, haysiyetimizle yaşamak olmalı. Bazen da
aslında bize göre hata olmayan ama yeri ve zamanına göre hata sayılabilecek
olaylar çıkar karşımıza ki biz bunların yanlış olduğunu iş işten geçtikten
sonra anlarız. Çoğu zaman telafi imkanı da bulamayız; sonra da kendi
kendimize kızar dururuz. Öyle ise iyi düşünmek lazım. Şimdi düşünelim o
halde.
Çoktandır görmediğiniz, üniversitede okuyan kız kardeşiniz aniden karşınıza
çıkıverdi. Normal şartlarda ağabey olarak kız kardeşinize sarılmak, belki
yanaklarından öpmek isteyebileceksiniz; bu sizin en doğal hakkınızdır. Kim
ne karışacak ki kime ne, diyebilir miyiz?