|

KUZEY IRAK OPERASYONU
Türk
askerinin sınır dışına gönderilmesine izin veren 'tezkere'nin TBMM'den
çıkmasının ardından, beklenen gelişme oldu ve Türkiye, Kuzey Irak'ta
konuşlanan 'terör odakları'na karşı askeri bir operasyon başlattı. Peki
bu gelişme ne anlama geliyor? Bu operasyonun amacı iç politikada AKP
hükümetini rahatlatmak mıdır, yoksa daha önceki yorumlarımızda da
vurguladığımız gibi, operasyon 'bölge politikaları'yla bağlantılı olarak
mı gerçekleştirilmektedir?
Operasyonun başlamasından önce medyanın yaptığı yorumlarda, operasyonun
amacı konusunda net bir tablo çizilemezken, operasyondan sonra
"Türkiye'nin bu kez ciddi olduğu" yönünde yorumların yapıldığı görüldü.
Çünkü gerçekten bu kez durum farklıydı. Bu farkın ne olduğu konusunda
medyada yine bir kafa karışıklığı (veya manipülasyon çabaları) görülse
de, artık yeni vasatta PKK'nın akıbetine ilişkin daha net görüşler
dillendirilmeye başlandı. Bunun başlıca nedeni, yeni dönemde bölge için
düşünülen politikaların netleşmeye başlamasıdır. Önceki yorumlarımızda
da değindiğimiz gibi, bu politikalar içerisinde PKK'nın rolü yoktur.
Çünkü bu politikaların özünde Irak'taki durum (ve tabii bunun İran'la
bağlantısı) vardır. Yani Amerika, Irak'ın güvenliği ve istikrarını en
önemli unsur olarak görmektedir ve bunun için yapılması gereken
şeylerden biri de, Irak içindeki 'illegal' unsurların temizlenmesidir.
Öncelikle temizlenecek olan unsurlar elbette illegal İslamcı
oluşumlardır fakat bu politikadan PKK da nasibini alacaktır. Nitekim
böyle olmuştur; Irak'taki mevcut hükümetin önemli görevlerinin başında,
bütün 'yasadışı' örgütlerin ortadan kaldırılması, silahsızlandırılması
veya sisteme entegre edilmesi gelmektedir. PKK konusundaki alınacak
tedbirlerin, diğer İslamcı örgütlere nazaran 'daha geç' icraata
konulmasının nedeni ise gayet açıktır. Saddam'dan sonraki yönetimin en
stratejik unsuru Kürtlerdir ve Amerika, operasyonun ilk yıllarında Kürt
unsurları rahatsız edecek bir politika izlemekten kaçınmıştır. Fakat
artık operasyon üzerinden neredeyse 5 yıl geçmiştir ve Kürtlerin
Irak'taki statüsü de aşağı-yukarı belli olmuştur. Kürtlerin bağımsız bir
devlet olmaları için vasat uygun değildir ve yüzden, bu talepleri
Washington tarafından reddedilmiştir. Özerk bir bölge olarak kalacaklar,
fakat Irak politikalarında da kilit noktaları ellerinde tutacaklardır.
Bu, bir süre daha böyle devam edecektir. Irak'taki düzen iyice
oturduğunda, Kürtlerin bu pozisyonu koruması da mümkün değildir. Çünkü o
zaman 'demografi' faktörü devreye girecek ve Şii unsurlar etkin hale
gelecektir. Bu kaçınılmazdır. Kürtlerin ilk birkaç yılda Amerika'dan
'daha çok taviz' istemesinin nedeni, bu gerçeğin farkında olmalarıdır.
Fakat şurası da ayrı bir gerçektir ki, nüfus ve askeri-siyasi güç vs.
açısından Kürtlerin durumu, Amerika'nın İran ve Türkiye gibi iki ülkeyi
'açıkça' karşısına alacak kadar Kürt-yanlısı bir politika benimsemesine
imkan vermemektedir. Gün geçtikçe bu ihtimal daha da zayıflamaktadır.
Nitekim PKK'ya karşı yapılan bu son operasyon da, bu sözlerimizi
doğrulamaktadır.
PKK Kuzey Irak'ta tabanı olmayan bir örgüttür. Orada 'sığıntı' olarak
bulunmakta veya tutulmaktadır. Bugüne kadar Kürt kökeni nedeniyle
'görece' korunmuştur ama Irak denklemlerinin değişmesi nedeniyle, bu
koruma politikası daha fazla yürütülemez hale gelmiştir. Süreci takip
eden Türkiye de, uygun vasatı bulduğunda, örgüte yönelik 'bitirici'
darbeyi vurmak üzere operasyon 'iznini' almıştır. Bu operasyon, açıktır
ki Amerika'nın izniyle olmuştur. Hatta Barzani ve Talabani'nin izniyle
olmuştur. Çünkü PKK'nın Kuzey Irak'tan silinmesi, hem Barzani ve
Talabani'yi memnun edecektir hem de Türkiye'yi. Bundan Amerika da memnun
olacaktır; çünkü hem stratejik ortağını daha çok yanına çekebilecek hem
de Irak'ta düzenin tesisi açısından bir adım daha atılmış olacaktır. Bu
nedenle, gerçekten PKK'nın Kuzey Irak'taki varlığı, yeni dönemde ciddi
tehdit altındadır. Bu tehdit, askeri açıdan değil, daha çok 'siyasi'
açıdandır. Yani siyasi vasat, PKK'nın Kuzey Irak'ta barınmasına müsait
değildir. Bu noktada elbette örgütün önündeki seçenekler konusu önem
kazanmaktadır.
PKK gibi silahlı 'yasadışı' örgütlerin, sonsuza kadar varlıklarını
sürdürmeleri mümkün değildir. Ya dönüşüp ülke içi siyasette bir 'aktör'
konumuna geleceklerdir ya da tamamen silahsızlandırılacaklardır. Zaten
silahlı örgütler de, sonsuza kadar aynı şekilde mücadele etmek için
kurulmazlar. Onlar da belli bir süre sonra 'siyasi' bir hüviyete
bürünmeyi düşünürler. Fakat burada belirleyici olan, bunun 'vasat'ının
ne zaman bulunacağıdır. Türkiye'de örgütün 'siyasallaşması' yönündeki
çabalar hep olmuştur. Fakat bunlar güdük kalmıştır. Bunun nedeni, uygun
ortamın yakalanamamasıdır. Uygun ortam yakalandığında, resmi makamlar
dahi bu sürece destek vereceklerdir. Mehmet Ağar'ın "düz ovada siyaset
yapılması" yönündeki 'teklifi' bunlardan sadece biridir. Bu konu,
devletin üst düzey organlarında görüşülmekte, fakat uygun ortam
sağlanamadığı için sonuç alınamamaktadır. Bununla birlikte, AB süreci
çerçevesinde bu konuda bazı ilerlemeler olabileceği de hesaba
katılmalıdır. AKP iktidarının bölge insanına 'nisbeten' hitap eder bir
söylem sahibi olmasını bir 'avantaj' olarak gören rejim, bu fırsatı
değerlendirmek isteyecek ve bölgenin özellikle ekonomik açıdan
rahatlaması için bazı tedbirler alacaklardır. Bu ise, elbette PKK'nın
zeminini zayıflatıcı bir etkide bulunacaktır. Bir yandan da askeri
operasyonlar devam edince, en azından örgüt içinde 'sistem-içine girmeyi
öğütleyen' bazı unsurların sesleri daha çok çıkacaktır. Fakat burada
tekrar vurgulamak gerekir ki, uzun dönem silahlı mücadele veren
örgütlerin, askeri önlemlerle bitirilmesi genellikle mümkün değildir.
Asıl bitirici tedbir, sosyal zeminde alınandır. Rejim, AKP'nin bu
yöndeki avantajlarını kullanmak isteyecektir; fakat tabii ki bu
konularda sonuç alınması kolay olmayacaktır. |