Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 349 | Ocak  2008

                   

 

 


KUZEY IRAK OPERASYONU

Türk askerinin sınır dışına gönderilmesine izin veren 'tezkere'nin TBMM'den çıkmasının ardından, beklenen gelişme oldu ve Türkiye, Kuzey Irak'ta konuşlanan 'terör odakları'na karşı askeri bir operasyon başlattı. Peki bu gelişme ne anlama geliyor? Bu operasyonun amacı iç politikada AKP hükümetini rahatlatmak mıdır, yoksa daha önceki yorumlarımızda da vurguladığımız gibi, operasyon 'bölge politikaları'yla bağlantılı olarak mı gerçekleştirilmektedir?
Operasyonun başlamasından önce medyanın yaptığı yorumlarda, operasyonun amacı konusunda net bir tablo çizilemezken, operasyondan sonra "Türkiye'nin bu kez ciddi olduğu" yönünde yorumların yapıldığı görüldü. Çünkü gerçekten bu kez durum farklıydı. Bu farkın ne olduğu konusunda medyada yine bir kafa karışıklığı (veya manipülasyon çabaları) görülse de, artık yeni vasatta PKK'nın akıbetine ilişkin daha net görüşler dillendirilmeye başlandı. Bunun başlıca nedeni, yeni dönemde bölge için düşünülen politikaların netleşmeye başlamasıdır. Önceki yorumlarımızda da değindiğimiz gibi, bu politikalar içerisinde PKK'nın rolü yoktur. Çünkü bu politikaların özünde Irak'taki durum (ve tabii bunun İran'la bağlantısı) vardır. Yani Amerika, Irak'ın güvenliği ve istikrarını en önemli unsur olarak görmektedir ve bunun için yapılması gereken şeylerden biri de, Irak içindeki 'illegal' unsurların temizlenmesidir. Öncelikle temizlenecek olan unsurlar elbette illegal İslamcı oluşumlardır fakat bu politikadan PKK da nasibini alacaktır. Nitekim böyle olmuştur; Irak'taki mevcut hükümetin önemli görevlerinin başında, bütün 'yasadışı' örgütlerin ortadan kaldırılması, silahsızlandırılması veya sisteme entegre edilmesi gelmektedir. PKK konusundaki alınacak tedbirlerin, diğer İslamcı örgütlere nazaran 'daha geç' icraata konulmasının nedeni ise gayet açıktır. Saddam'dan sonraki yönetimin en stratejik unsuru Kürtlerdir ve Amerika, operasyonun ilk yıllarında Kürt unsurları rahatsız edecek bir politika izlemekten kaçınmıştır. Fakat artık operasyon üzerinden neredeyse 5 yıl geçmiştir ve Kürtlerin Irak'taki statüsü de aşağı-yukarı belli olmuştur. Kürtlerin bağımsız bir devlet olmaları için vasat uygun değildir ve yüzden, bu talepleri Washington tarafından reddedilmiştir. Özerk bir bölge olarak kalacaklar, fakat Irak politikalarında da kilit noktaları ellerinde tutacaklardır. Bu, bir süre daha böyle devam edecektir. Irak'taki düzen iyice oturduğunda, Kürtlerin bu pozisyonu koruması da mümkün değildir. Çünkü o zaman 'demografi' faktörü devreye girecek ve Şii unsurlar etkin hale gelecektir. Bu kaçınılmazdır. Kürtlerin ilk birkaç yılda Amerika'dan 'daha çok taviz' istemesinin nedeni, bu gerçeğin farkında olmalarıdır. Fakat şurası da ayrı bir gerçektir ki, nüfus ve askeri-siyasi güç vs. açısından Kürtlerin durumu, Amerika'nın İran ve Türkiye gibi iki ülkeyi 'açıkça' karşısına alacak kadar Kürt-yanlısı bir politika benimsemesine imkan vermemektedir. Gün geçtikçe bu ihtimal daha da zayıflamaktadır. Nitekim PKK'ya karşı yapılan bu son operasyon da, bu sözlerimizi doğrulamaktadır.
PKK Kuzey Irak'ta tabanı olmayan bir örgüttür. Orada 'sığıntı' olarak bulunmakta veya tutulmaktadır. Bugüne kadar Kürt kökeni nedeniyle 'görece' korunmuştur ama Irak denklemlerinin değişmesi nedeniyle, bu koruma politikası daha fazla yürütülemez hale gelmiştir. Süreci takip eden Türkiye de, uygun vasatı bulduğunda, örgüte yönelik 'bitirici' darbeyi vurmak üzere operasyon 'iznini' almıştır. Bu operasyon, açıktır ki Amerika'nın izniyle olmuştur. Hatta Barzani ve Talabani'nin izniyle olmuştur. Çünkü PKK'nın Kuzey Irak'tan silinmesi, hem Barzani ve Talabani'yi memnun edecektir hem de Türkiye'yi. Bundan Amerika da memnun olacaktır; çünkü hem stratejik ortağını daha çok yanına çekebilecek hem de Irak'ta düzenin tesisi açısından bir adım daha atılmış olacaktır. Bu nedenle, gerçekten PKK'nın Kuzey Irak'taki varlığı, yeni dönemde ciddi tehdit altındadır. Bu tehdit, askeri açıdan değil, daha çok 'siyasi' açıdandır. Yani siyasi vasat, PKK'nın Kuzey Irak'ta barınmasına müsait değildir. Bu noktada elbette örgütün önündeki seçenekler konusu önem kazanmaktadır.
PKK gibi silahlı 'yasadışı' örgütlerin, sonsuza kadar varlıklarını sürdürmeleri mümkün değildir. Ya dönüşüp ülke içi siyasette bir 'aktör' konumuna geleceklerdir ya da tamamen silahsızlandırılacaklardır. Zaten silahlı örgütler de, sonsuza kadar aynı şekilde mücadele etmek için kurulmazlar. Onlar da belli bir süre sonra 'siyasi' bir hüviyete bürünmeyi düşünürler. Fakat burada belirleyici olan, bunun 'vasat'ının ne zaman bulunacağıdır. Türkiye'de örgütün 'siyasallaşması' yönündeki çabalar hep olmuştur. Fakat bunlar güdük kalmıştır. Bunun nedeni, uygun ortamın yakalanamamasıdır. Uygun ortam yakalandığında, resmi makamlar dahi bu sürece destek vereceklerdir. Mehmet Ağar'ın "düz ovada siyaset yapılması" yönündeki 'teklifi' bunlardan sadece biridir. Bu konu, devletin üst düzey organlarında görüşülmekte, fakat uygun ortam sağlanamadığı için sonuç alınamamaktadır. Bununla birlikte, AB süreci çerçevesinde bu konuda bazı ilerlemeler olabileceği de hesaba katılmalıdır. AKP iktidarının bölge insanına 'nisbeten' hitap eder bir söylem sahibi olmasını bir 'avantaj' olarak gören rejim, bu fırsatı değerlendirmek isteyecek ve bölgenin özellikle ekonomik açıdan rahatlaması için bazı tedbirler alacaklardır. Bu ise, elbette PKK'nın zeminini zayıflatıcı bir etkide bulunacaktır. Bir yandan da askeri operasyonlar devam edince, en azından örgüt içinde 'sistem-içine girmeyi öğütleyen' bazı unsurların sesleri daha çok çıkacaktır. Fakat burada tekrar vurgulamak gerekir ki, uzun dönem silahlı mücadele veren örgütlerin, askeri önlemlerle bitirilmesi genellikle mümkün değildir. Asıl bitirici tedbir, sosyal zeminde alınandır. Rejim, AKP'nin bu yöndeki avantajlarını kullanmak isteyecektir; fakat tabii ki bu konularda sonuç alınması kolay olmayacaktır.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info