|

Sincan’da Tankların
Yürüdüğü O Sabah
Şamil Tayyar/11.01.2008/Star
Sabah
Gazetesi'nin eski patronu Dinç Bilgin'in Yeni Şafak'ta dün yayınlanan
röportajında dikkatimi çeken bir nokta vardı. 'Sincan'da tankların
yürümesinden sonraki o Sabah, benim hiç sevmediğim Sabah'tı' diyerek
özeleştiri yapıyordu.
Bu cümle, Yeni Şafak'ta '28 Şubat Sabahı Çok Utandım' manşetiyle
verildi.
Manşette teknik bir hata var. Bilgin'in sevmediği sabah, Sincan'da
tankların yürütüldüğü sabahtır, o sabah da '28 Şubat' değil '4 Şubat'
sabahıdır.
Çünkü, tanklar 4 Şubat sabahı Sincan sokaklarında dolaştırıldı. 28
Şubat'ta ise Milli Güvenlik Kurulu toplanmış, o meşhur 18 maddelik 406
sayılı karar alınmış ve Refahyol hükümetine dikte ettirilmiştir.
Kuşkusuz, bu teknik hata, keyifli röportaja gölge düşürmez.
Önceden haber verdiler
Laf açılmışken, biraz o sabahtan söz edelim.
Sincan'da tankları ilk olarak görüntüleyen Sabah'ın adliye muhabiri
Cemal Doğan'dı. Emniyet muhabiri Kamil Elibol da yanındaydı. O tarihte
ben de Sabah'ta başbakanlık muhabiriydim.
Cemal ve Kamil, habercilik refleksiyle Sincan'a giderek o ana tanıklık
yaptıklarını söylüyorlar ama ben aynı kanaatte değilim. Görevle
gittiler. O günkü yöneticilerimiz, 3 Şubat günü bu görevlendirme
sonrası, 'Sincan'da önemli gelişmeler olacak, özellikle askeri araçlara
dikkat edin' diyorlardı.
Öyle ki, parlamento muhabiri arkadaşımız Mehmet Çetingüleç de ekibe
dahil edildi. Çetingüleç, 'İki polis muhabirini gönderiyorsunuz benim
orada ne işim var' diyerek görevlendirmeye itiraz etti ama kimseyi ikna
edemedi.
Şu tarihi notu düşmek istiyorum: Sincan'da tankların yürütüleceği
bilgisi, belli bir merkezden bazı gazetelere önceden haber verildi.
Bunlardan biri Sabah, diğeri Hürriyet'tir.
Hürriyet'in foto muhabiri Oktay Çilesiz de o gece Sincan'daydı. Tankları
görüntülemiş ancak iddiaya göre pek haber değeri görmediği için (veya
başka bir sebeple) servise koymamıştı. Hürriyet, o foto muhabirini işten
çıkartarak cezalandırdı.
Kamil kalk manşet yürüyor
Bir çok gazetenin muhabiri gece yorgun düşüp Ankara'ya dönerken sadece
Sabah muhabirleri Cemal Doğan ile Kamil Elibol Sincan'da kaldı.
Gazetenin kendileri için tahsis ettiği otomobilde gecelediler.
4 Şubat sabahı saat 08.00 sularında tank paletlerinin gürültüsü, Sincan
sokaklarında duyulmaya başladı. Sabah'ın aracı da bu gürültüden
sallanmaya başlayınca yerinden fırlayan Cemal, hemen fotoğraf makinesine
sarıldı.
Diğer taraftan Kamil'i uyandırmaya çalıştı. Tankların giderek
kendilerine yaklaştığını gören Cemal, uyanmakta güçlük çeken Kamil'i şu
sözle ikna etmeye çalıştı: 'Kamil kalk, manşet yürüyor.'
Kamil kalktı ama fotoğraf makinesi soğuktan donmuştu. Cemal, Sincan'da
dolaşan tankları ayrılana kadar görüntüledi.
Tankları iki kez yürüttüler
Bu arada ilginç bir gelişme yaşandı. Tank görüntülerinin Sabah
tarafından çekildiği duyulunca, başta Hürriyet olmak üzere çok sayıda
gazete o fotoğrafların peşine düştü. Ama Sabah, fotoğrafları vermedi.
Bunun üzerine bazı gazetelerin üst düzey yöneticileri, Genelkurmay'ı
arayarak tankların Sincan'da ikinci kez yürütülmesini sağladılar.
Aynı gün saat 16.00 sularında tanklar ikinci kez Sincan sokaklarında tur
attılar. Böylece, tank yarışında geride kalan medyamız muradına erdi.
Fakat buna en çok bozulan ilk fotoğrafları çeken Cemal Doğan'dı. Tanklar
ikinci kez yürütülürken bir komutana yanaşıp sordu: 'Komutanım ne oldu?'
Komutan: 'Tankları bakıma götürüyoruz.'
Cemal yeniden devreye girdi: 'O zaman niye ters istikamete
gidiyorsunuz?' Komutanın şu sözü tarihe geçecek nitelikteydi: 'Ne sorup
duruyorsun? Sizin büyük başlarınız aramış. Döndük geldik.'
Demirel'i de kandırdılar
4 Şubat günü Çankaya da hareketliydi. Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller,
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i ziyarete gitmişti. Tankların ikinci kez
Sincan'da yürütüldüğü sırada baş başa görüşüyorlardı.
Özel kalem müdürü, 'acil' olduğunu düşünerek görüşmenin ortasında
Demirel'e bir not iletti. Demirel, bu notu okudu ama Çiller'e bir şey
söylemedi.
Çiller, Köşk'ten ayrılırken tanklardan haberdar oldu. Dönüp yeniden
Demirel'e gitti, Sincan'daki tanklardan söz etti. Demirel, 'Önemli bir
şey yok. Konuyu biliyorum' diyerek Çiller'i sakinleştirmeye çalıştı.
Çiller, 'Çok acil, Sincan'da tanklar yürümüş, bu meseleyi konuşmamız
lazım' dese de Demirel, dinleme niyetinde değildi: 'Sen git,
Genelkurmay'ı arar konuşurum.'
Sonra Demirel, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'yı
aradı. Kendisine verilen cevap şuydu: 'Olağanüstü bir durum yok. Tanklar
bir yerden bir yere geçiyormuş.'
Karadayı'yı da Bir mi yanılttı?
Ancak, Karadayı Paşa'nın da olaydan sonradan haberdar olduğu iddiası
var. Bilal Çetin'in Vatan Gazetesi'nde yayınlanan 28 Şubat'la ilgili
dizi yazıdaki şu iddia, çok önemli.
Karadayı, tankların Sincan'da yürütüldüğünü öğrenince Genelkurmay 2.
Başkanı Orgeneral Çevik Bir'i çağırıp soruyor: 'Bu emri kim verdi? Benim
neden haberim yok?'
Bir 'Ben' deyince Karadayı, iyice sinirleniyor: 'Durum çok nazik. Keşke
yapmasaydın.' Bir de öfkeleniyor, Karadayı'nın yakasına yapışıyor:
'Komutanım Türkiye elden gidiyor, siz ne diyorsunuz? Demirel de bizi
uyutuyor. İrticaya karşı seyirci mi kalacaksınız?'
Çevik Paşa, odasına döndüğünde 'Ben bittim' diyor. Adli Müşavir
Tuğgeneral Erdal Şenel'e 'Herhalde artık beni tutuklarsınız' diye
takılıyor.
Daha sonra Genelkurmay Genel Sekreteri Özkasnak'ın önerisi üzerine
Karadayı'nın odasına yeniden gidip özür dileyen Bir, olayın büyümesini
önlüyor.
4 Şubat'ın kısa özeti böyle. |