|

Türkiyenin En Büyük
Problemi Hürriyet Gazetesi’dir!
Nuh Gönültaş/22.01.2008/Bugün
Türkiye'nin
en büyük problemi Hürriyet Gazetesi'dir!
Daha önce bir kere daha yazdım. Şimdi gene yazıyorum: Türkiye'nin en
büyük sorunu Hürriyet Gazetesi'dir. Başbakan kendilerine çıkıştı ya,
hemen tehdit başladı: "Suud Kralı'nın hediyeleri neydi, nerede" vs.
Yazarlarından birisi aynı gün "Nerede Kralın hediyeleri" diye sorarken,
öteki "Cumhurbaşkanı açıklayacak, büyük ihtimalle kayıtlıdır" diye
yazıyor. Arkasından bir şey çıkmayacağı belli olduğu için mi acaba böyle
ikircikli davranılıyor? Bu mu elinizde hükümete ve Cumhurbaşkanına karşı
kullanacağınız koz. Grubun hiç de radikal olmayan Radikal'i hemen de
"Namaz kılınan okul" manşeti atmış. Bir tek imam eksikmiş. Öğrenciler
ders öncesi beraber namaz kılıyorlarmış.
Yok yok, içtikleri şaraptan bunların kimyası bozulmamış da başbakan
kimyası bozulmuş! Beş yılda 10 kat büyüyenlerin bünyesi sağlam oluyor da
Başbakan'ın kimyası bozuluyor. Tabii sağlıklı büyüme değil bu, obezite...
Obezlik. Sizin zamanınızda beş yılda 10 kat büyüdüler, yoldan çekilin,
engel olmayın, 2. beş yılda 20 kat daha büyüsünler. Kendilerini birinci
güç görüp, ülkede hükümetler devirip, hükümetler kurdursunlar.
Hoşlanmadıkları bakanı azlettirsinler. Her zaman her yerde kendileri 1.
sınıf olsun, diğerleri mümkünse hiç olmasın. "Kirli Gazetecilik"
başlığına niçin kızıyorsunuz ki. Hani "Vakit Gazetesi yazdıkça siz
zengin oluyordunuz". Bu söz size ait değil mi? Peki şimdi niye savunmaya
geçiyorsunuz ki!
1948 yılında "Hürriyet" adıyla yayın hayatına atılan bu gazete bazen aba
altından sopa göstererek, bazense alenen her türlü hürriyetin karşısında
karşısında durmaktadır. Özgürlük satan gazetemizin amiral gemisi kaptanı
da demokrasi istiyormuş gibi yaparak totaliter olanı savunmakta,
modernite yanlısıymış gibi görünerek statükoculuğun en babasını
yapmaktadır. Herkesi eleştirirken, kendisini eleştirilmez sanmakta,
eleştirdiği insanları "Niye eleştiriye katlanamıyorsunuz" diyerek sigaya
çekerken, kendisini eleştirenleri yok etmeye çalışmaktadır.
Bu ikircikli, güvensiz, nabza göre şerbet veren, durumu kurtarmaya
yönelik, her devrin adamı tavrını ne yazık ki bütün gazeteye yaymayı
başarabilmiştir. Gazetesindeki çok renkliliği öldürmüştür. Buradaki çok
renklilik olsa olsa "haki"nin varyasyonları olabilir ki buna da tek
tonda kakofoni denebilir. Çünkü baktığınızda aslında bütün köşecileri
aynı köşeyi dönmektedir. Bu anlamda büyük bir tek seslilik olduğunu
söylemek mümkündür. Gazetesinde "Neden bir tane bile başörtülü çalışanı
olmadığını" açıklayamaz mesela.
"Hürriyet Türkiye'dir" falan diye reklâmlarda attırmak elbette basit bir
göz boyacılığından başka bir şey değildir. Kendisini Medya Partisinin
değişmez lideri olduğuna o kadar inandırmıştır ki, iktidar mücadelesinde
"eleştirileri hazmedememekle suçladığı" Başbakan'la aynı safta
durduğunun farkına varamamaktadır. Tıpkı 40 yıldır koltuğunu bırakmayan
bazı küçük sendika liderleri gibi yayın yönetmenliği koltuğuna sıkı
sıkıya yapışmıştır. Neredeyse gazetesiyle aynı yaşta olduğu için belki
de Hürriyet'i tek yumurta ikizi sanmaktadır. Belki bu yüzden hem
Hürriyet'in hem de kendisinin sonsuza kadar yaşayacağını, kurdukları
menfaat düzeninin de ilelebet yaşayacağını düşünmektedir. ...
Ve nokta: Hürriyet işte bu yüzden, bu soğuk savaş döneminde kalmış
anlayış ve onu bu şekilde yöneten yayın yönetmeni yüzünden Türkiye'nin
gelişmesinin önündeki en büyük engeldir. Bu durum bir gün yayın grubu
sahibinin de canını acıttığında kendisine yol verilecektir. Bugün mağdur
ettiği yüz binlerce insan için vicdanında hiç gözyaşı dökmeyen Medya
Partisi Lideri, belki o zaman Emin Çölaşan gibi anılarını yazıp timsah
gözyaşları dökecektir. |