|

Kemalist Olmama Hakkı
Gülay Göktürk/27.01.2008/Bugün
Hatırlarsınız, Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi ve
Liberal Düşünce Topluluğu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr.
Atilla Yayla'nın, 2006 yılında AKP İzmir teşkilatının düzenlediği bir
paneldeki sözleri nedeniyle başına gelmedik kalmamıştı.
Yayla bazı gazeteler tarafından "hain" diye suçlanmış, üniversitedeki
görevinden el çektirilmiş ve hakkında Atatürk'ü Koruma Kanunu'na
muhalefetten dava açılmıştı. Biz olayı neredeyse unuttuk. Ama Atilla
Yayla hala yargılanıyor. Hem de 5 yıl hapis istemiyle. Bir önceki
duruşmada yeni bir mütalaa veren savcı, konuşmanın halka açık yerde
yapıldığını öne sürerek cezanın arttırılarak 5 yıla kadar hapis talep
etti.
Şimdi , 28 Ocak Pazartesi günü, saat 10:25'te İzmir 8. Asliye Ceza
Mahkemesi'nde Yayla'nın beşinci duruşması yapılacak. Ve hepimiz, bir
ifade hürriyeti sınavı haline gelen bu davada Mahkeme'nin ne tutum
alacağını göreceğiz.
Ama önce şöyle bir hatırlayalım: Atilla Yayla'nın suçu neydi; ne
demişti? Yayla aslında, yıllardır hepimizin yüzlerce kere tekrarladığı
bir düşünceyi dile getirmişti. Bir: Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye
tekabül eder, demişti. İki: Atatürk heykellerinin ve fotoğraflarının bu
kadar çok oluşu normal değil, bunu Avrupalı da yadırgar, demişti.
Doğrusu, bu konuşmadan sonra kopan fırtınayı anlamak zordu. Çünkü
Kemalizm bu açılardan ilk defa eleştirilmiyordu Türkiye'de.
"Cumhuriyetin içinin demokrasiyle doldurulması" dendiğinde kastedilenin
tam da bu olduğunu, Kemalizm'in totaliter karakterinin yıllardır birçok
bilim adamı ve aydın tarafından eleştirildiğini bilmeyen yoktu. Ayrıca,
her sokak başına bir Atatürk heykeli dikilmesinin, her duvara Atatürk
resmi asılmasının ancak lidere tapınma kültürünü aşamamış 3. Dünya
ülkelerine mahsus bir şey olduğu; Türkiye'ye yakışmadığı, kişi
putlaştırılmasına bir son vermek gerektiği de az yazılıp çizilmemişti.
Kaldı ki, bu fikirler daha önce hiç söylenmemiş, hiç yazılıp çizilmemiş,
dolayısıyla toplumun ilk defa karşılaştığı şok edici fikirler olsaydı da
bir şey değişmezdi. Çünkü "İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul
edilen ya da zararsız ya da ilgilenmeye değmez görünen 'bilgi' ve
'düşünceler' için değil, aynı zamanda devletin ya da nüfusun bir
bölümünün aleyhine olan, şok eden, rahatsız eden düşününceler için de
uygulanır. Bunlar 'demokratik toplum'un olmazsa olmaz unsurlarından
olan; çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir." (Bir
AİHM kararından) Haa, evet, bir de Atatürk için, Avrupalılara atfen
kullanmış olsa bile, "adam" demek gafletinde bulunmuştu. Bu da
yasakçıların en baş kozu oldu.
Yayla'nın Atatürk'ten "adam" diye bahsetmesinin doğru olmadığını ben de
yazdım. Ama bunu yazarken asıl eleştirim onun Atatürk putlaştırmasının
had safhada olduğu böyle bir toplumda daha dikkatli olması
noktasındaydı.
Yoksa, eğer Türkiye normal bir ülke olsaydı; Atatürk de böyle
"yarı-tanrı" konumuna getirilmemiş olsaydı; ulusal bir kahramana "adam"
dedi diye bir profesörü beş yıl hapisle yargılamak, basında hain ilan
etmek ya da derslerini elinden almaya kalkışmak, resmen delilik olarak
görülürdü. Ama artık bu recm geleneğine bir son vermek lazım. Fikir
insanlarının böyle "hain" ilan edilerek sindirilmeye çalışılmasına
direnmek, fikir namusuna sahip insanları saldırı kampanyaları karşısında
yalnız bırakmamak lazım. Bunun bir parçası da Atilla Yayla'nın davasını
unutmamak; yargılanma sürecinde onun yanında olmak ve desteğimizi ortaya
koymak...
Yayla'ya yönelik linç kampanyasının en ateşli anlarında, zamanın Deniz
Kuvvetleri Komutanı "Kemalist olmayanları denizde boğarız" demişti; yani
Kemalist olmayanları "denize dökülmesi gereken düşmanlar" olarak
gördüğünü apaçık ortaya koymuştu.
O yüzden de bu davaya sahip çıkmak, aynı zamanda bu ülkede "Kemalist
olmama hakkını" savunmak anlamını taşıyor. 21. yüzyılda, hala
totalitarizmin bu kadar kaba saba bir biçimiyle mücadele etmek zorunda
kalışımız gerçekten de acınası bir durum; ama ne yapalım ki bu da bizim
gerçeğimiz... |