Biliyorsunuz,
İngilizlerin ABD'NİN saygın gazetesi New York Times'a göre 2016
yılında ABD, süpergüç özelliğini kaybedecek.
YIL 2016
Batı'da Avrupa Birliği, Doğu'da ise Çin dünyanın yeni parlayan
yıldızları olacak
1 AKP "salam taktiği" mi uyguladı?
2003 yılının sonlarında Vatan Gazetesi'nde AKP üzerine bir yazı
dizisi hazırlamıştım. Bu kapsamda Prof. Şerif Mardin'le yaptığım
röportajda türban konusuna da değinmiştik. "AKP'liler türbanı dile
getirmiyorlar, ama AKP tabanı bunun bir şekilde çözüleceğine
inanıyor..." diye başlayan sorumu Prof. Mardin şöyle cevaplamıştı:
Özellikle AKP ve MHP'nin
oylarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi, türbanlı bir öğrencinin
üniversitede rahatça okumasını sağlayacak değişiklikleri yaptıktan
sonra ne olacak?
Yani sorun çözülecek mi?
Sanmıyorum.
Tahminim şu: Büyük olasılıkla CHP, Anayasa Mahkemesi'ne bu
değişikliklerin Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin başvuruda
bulunacak.
Türkiye'nin geleceğini
etkileyecek gelişmelerden biri, AK Parti (AKP) iktidarının türban
yasağı konusundaki tutumu olacak.
Toplumun yarıya yakın bölümü, şu sıralarda kaygı içinde. AKP'nin
Üniversitelerde türbanı serbest bıraktırma (Kod adı: Türban
operasyonu) girişiminin nereye kadar gideceği tartışılıyor.
"Din ve vicdan hürriyeti, eğitim
hürriyeti, kişinin temel hak ve hürriyetidir...
Hakim kılınacak olan şeyler, İslam'ın getirdiği ana kaidelerdir.
Sünneti seniyyedir. İmam hatip liseleri, imam yetiştirsin diye
açılmadı. Dinini bilen doktorlar, avukatlar, mühendisler olsun diye
açıldı" diyen kim?
Süleyman Demirel.
Konuşan Atatürk... Taha Akyol: Atatürk bir
siyasi itikat kaynağı olamaz
"Ama Hangi Atatürk" kitabının yazarı Taha Akyol; "Herkes Atatürk'ü
kendi fikrine kazandırmak istiyor çünkü herkes kendi Atatürk'ünü
ötekilere baskı yapma amacıyla kullanıyor" diyor.
Söyleşi: MEHMET GÜNDEM
Konuşan Atatürk…
Tarihi, devirleri, dönemleri, anları, şahsiyetleri anlayamamak büyük
bir sorun. Yanlış anlamak ise daha büyük bir sorun.
21 Ekim 2007'deki Dağlıca
baskınında kaçırılan 8 erin bağlı olduğu 3'üncü Motorize Piyade
Taburu'nun Komutanı Topçu Yarbay Onur Dirik ifadesinde "Mardinli er
Ramazan Yüce'nin vatanına ve birliğine ihanet ettiğini" söyledi.
Müebbet hapis talep edilen Ramazan Yüce'yle ilgili olarak PKK
karşıtı Rızgari örgütünün sözcüsü "Nasname" sitesinde önemli bir
bilgi açıklandı.
Sabah Gazetesi'nin eski patronu
Dinç Bilgin'in Yeni Şafak'ta dün yayınlanan röportajında dikkatimi
çeken bir nokta vardı. 'Sincan'da tankların yürümesinden sonraki o
Sabah, benim hiç sevmediğim Sabah'tı' diyerek özeleştiri yapıyordu.
Bu cümle, Yeni Şafak'ta '28 Şubat Sabahı Çok Utandım' manşetiyle
verildi.
ÖLÜMÜNDEN dört yıl
sonra, 1997'nin Ocak ayı sonlarında değerli yazar Uğur Mumcu ile
ilgili yazdığım yazıları hatırlatmayı sürdürüyorum...
Bu yazılarda rahmetli Mumcu'nun öldürülmesi ile ilgili bazı konular
bulunuyor... İşte 25 Ocak 1997 tarihli yazım..
"Uğur Mumcu'yu kimler, neden öldürttüler?...
Türkiye'nin en büyük problemi
Hürriyet Gazetesi'dir! Daha önce bir kere daha yazdım. Şimdi gene
yazıyorum: Türkiye'nin en büyük sorunu Hürriyet Gazetesi'dir.
Başbakan kendilerine çıkıştı ya, hemen tehdit başladı: "Suud
Kralı'nın hediyeleri neydi, nerede" vs. Yazarlarından birisi aynı
gün "Nerede Kralın hediyeleri" diye sorarken, öteki "Cumhurbaşkanı
açıklayacak, büyük ihtimalle kayıtlıdır" diye yazıyor.
Hatırlarsınız, Gazi
Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi ve Liberal Düşünce
Topluluğu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Atilla Yayla'nın,
2006 yılında AKP İzmir teşkilatının düzenlediği bir paneldeki
sözleri nedeniyle başına gelmedik kalmamıştı.
Yayla bazı gazeteler tarafından "hain" diye suçlanmış,
üniversitedeki görevinden el çektirilmiş ve hakkında Atatürk'ü
Koruma Kanunu'na muhalefetten dava açılmıştı.
Veli
Küçük, Kemal Kerinçsiz ve Fikri Karadağ dahil, gazete bombalamaktan
Danıştay baskınına, ölüm yemini ettirmekten Dink cinayetine kadar
birçok olayda adı anılan 33 kişi sorgulanıyor...
RADİKAL - İSTANBUL - Geçen yıl haziran ayında Ümraniye'de bir
gecekonduya yapılan operasyonda 27 el bombasının ele geçirilmesiyle
başlayan soruşturma emekli Tümgeneral Veli Küçük,
Doç. Dr. Ümit Sayın'ın,
Binbaşı Oğan Türkmen ve Üsteğmen Zafer Yener ile bilgisayarda
yaptığı görüşmeler Ergenekon örgütünün çözülmesinde yardımcı oldu
İSTANBUL MİLLİYET
İstanbul Üniversitesi dli Tıp Enstitüsü'nden Doç. Dr. Ümit Sayın'ın
İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak'a e-mail yoluyla yaptığı
hakaret nedeniyle incelenen bilgisayarında, "Ergenekon terör örgütü"
nün şifrelerine rastlandı.
Geçen hafta, 'Hesaplaşma' adı altında kapsamlı ve kalıcı bir
referans kitabı yayınlayan Neşe Düzel'e Murat Belge ne diyor? 'Bugün
artık derin devlet MİT değil. Bugünün derin devleti Jandarma
İstihbarat Teşkilatı JİTEM.
Bu teşkilatı kurduğunu söyleyen o emekli general on yıl sonra
tutuklandı. On yıl içinde kaç cesetten sonra acaba bu oldu? O
cesetleri de saymak gerek.' Veli Küçük'ün 'JİTEM'i ben kurdum'
demesine rağmen geçmişte askeri yetkililer JİTEM'in varlığını
sürekli inkar etti.
1.
İddialar doğru ise;
Birilerinin, aslında (sözde) aynı düşüncede, aynı safta göründükleri
kişileri öldürebilmesi, kurumlara saldırabilmesi, bomba atabilmesi
size neyi hatırlatır, ne düşündürtür?
Kendi öldür(t)düklerinin cenazesinde filan boy gösterebilmeleri
mesela? Ha?
O saldırılarla kamuoyunda tepki, öfke, infial, korku, miting,
başkalarına nefret, karşı şiddet yaratmaları?
noktaları yakından tanıyan Mehmet Elkatmış'tan Neşe Düzel'e gündemi
sarsacak çok önemli açıklamalar...
Hrant Dink"in katilleri yakalandı ama o katillerin arkasındakiler
ortaya çıkartılmadı. Aynı şekilde Trabzon"daki, Malatyadaki
cinayetlerin, Şemdinli"deki bombalı saldırının planlayıcılarına da
ulaşılamadı.
Yeni
Sayımız Çıktı
Mart
Sayısı
Kıymetli okuyucularımız,
'Başörtüsü sorunu' giderek derinleşiyor. Çözüm olacağı iddiasıyla yapılan
Anayasa değişiklikleri ise başka sorunları beraberinde getiriyor. Fakat
siyasiler, meseleye 'ilkesel' bazda yaklaşmak yerine oy kaygılarını öne
çıkardıkları için, sorunun asli boyutu hep geri planda kalıyor. Biz de bu
ayki YORUM bölümünde, 'başörtüsü sorunu'nun asli boyutu üzerinde durmaya
çalıştık. Bir çokları kabul etmek istemese de, sorun, aslında bir 'iktidar
sorunu'dur ve konunun bu bo¬yutu dikkate alınmadıkça da, soruna köklü bir
çözüm bulunamayacaktır. Bu ayın YORUM'unda değerlendirmeye çalıştığımız
ikinci konu ise Kosova'nın bağımsızlığı oldu. Kimilerinin beklentilerinin
aksine, Kosova'nın bağımsızlığının başka özerk bölgeler için örneklik teşkil
etmeyeceğini vurguladık ve Amerika'nın bu konuda kaygıları olan ülkelere
gerekli güvenceleri verdigini ifade ettik. KAVRAM bölümünde ise, 'İslamcılık'ı
işledik.
Devamı için
Yorum
Gazze Ablukası ve Düşündürdükleri
İsrail'in,
Hamas'ın kontrolündeki Gazze Şeridi'ne uyguladığı ambargo ve abluka, tam bir
insanlık dramına dönüştü. 2005 yılında Gazze'den çekildikten sonra zaman
zaman bölgeye ambargo uygulayan İsrail, bu kez Gazze kaynaklı olduğunu iddia
ettiği füze saldırılarına misilleme bahanesiyle Gazze'ye temel ihtiyaç
maddelerinin girmesine de engel oldu ve yakıt vermeyerek hayatı durma
noktasına getirdi. Yiyecek ambargosundan sonra elektriklerin de kesilmesiyle
birlikte, Gazze Şeridi tam bir açık hava hapishanesine döndü. Bir hafta
içerisinde en temel insani ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanan
Gazzeliler, sonunda Mısır'la aralarındaki Refah sınırındaki duvarı
patlattılar ve ihtiyaçlarını Mısır'dan gidermeye çalıştılar.
Devamı için
BAŞÖRTÜSÜ VE İKTİDAR İLİŞKİLERİ
Başbakan
Erdoğan'ın Medeniyetler İttifakı toplantısı için gittiği İspanya'da
başörtüsü konusunda yaptığı açıklama, konunun yeniden gündemin ilk sırasına
yerleşmesine neden oldu. Çünkü Erdoğan, bu konuşmasında, ilk defa olmak
üzere, başörtüsünün bir 'siyasi simge' olarak takılmasının suç sayılmaması
gerektiğini ifade etti. Buna göre sembollerin (velev ki siyasi bile olsalar)
suç sayılması, özgürlüklerle bağdaşmazdı. Daha önce hep 'dini inançları
gereği' başını örtenlerin haklarını savunan Erdoğan, bu kez başörtüsünün
'siyasi simge' olarak dahi takılabileceğini savunuyordu. Bu önemli bir üslup
değişimiydi ve elbette ülkede tartışma çıkacaktı! Devamı için
Kavram
Felâh
Felâh, tarlayı sürmek,
yarmak anlamına gelen fe-le-ha kökünden türemiş bir kavramdır. Sözlükte
istenmeyen şeylerden kurtulma ve gayeye ulaşma, hayır, refah, saadet sahibi
olma gibi anlamlara gelirken, ism-i fail olarak 'fellah' da tarlayı süren
kişi manasındadır.
Terim olarak felâh, dünyada sahip olunacak başarı ve mutluluk ile ahirette
kazanılacak ebedi kurtuluş ve saadeti ifade eder. Bu yönüyle, halk arasında
da bilinen şekliyle, kısaca kurtuluş olarak tabir edilebilir. Ayrıca
getirdiği hayırlardan dolayı sahur yemeğine de felâh denilmiş, ezanda da
mü'minler felâha çağrılmış, namaz felâh olarak görülmüştür. Râğıb el-İsfahani,
bu kavramı dünyevî ve uhrevî olmak üzere iki kısma ayırır. Dünyevî yönünü
"dünya hayatının hoş, güzel hale gelmesini sağlayan saâdetleri elde etme,
kazanma" diye ifade ederken, refah ve sanatta bâki olma, zenginlik ve izzet
sahibi olmayı bu cümleden saymıştır.
Devamı için
Düşünce
Başörtüsü: Kahır mı Fahır mı?
Mehmed DURMUŞ
'Başörtüsü
serüveni'…
Bir 'serüven' midir başörtüsü? Evet, belki bir yanıyla öyle. Fakat lütfen
hiç kimse bu serüveni, nasıl sonlanacağı hiç bilinmeyen bir macera arayışı
ya da, etkisinde kaldığı şövalye kahramanlıklarının bütün benliğini esir
aldığı Don Kişot'un akıl almaz girişimleri gibi anlamasın. Doğrusunu
söylemek gerekirse 'başörtüsü' kelimesi de, dimağımda ekşimtırak bir tadın
oluşmasına yol açmaktadır. Nedeni basit: Örtü, sadece baş için değil,
(kadın) bedeninin bütünü içindir. Çünkü ister istemez açıkta kalması gereken
kısımların dışında, kadın bedeni tümüyle ziynettir. Dinim, sadece başı
örtmenin kâfi geldiğini emir buyurmakta değildir; tıpkı başı örtmemeyi de
emir buyurmadığı gibi. 'Örtünmek', 'hicap' ya da 'tesettür'ün yanında
'başörtüsü'nün eksik kaldığı aşikârdır.
Devamı için
Bilinçsiz İyimserlikler
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Koşulları,
gerçekçi bir biçimde değerlendirerek; uygun, meşru konumlar, yöntemler tayin
etmekle; koşullarla bütünleşmek birbirinden çok farklı şeylerdir. Ahlaki
meşruiyeti bulunmayan koşullara, süreçlere ve tarihe mecbur ve mahkum
değiliz. Hepimizi kuşatan koşulların, süreçlerin ve tarihin farkında ve
bilincinde olarak yaşamak olumlu bir gerçekçiliği seçmek anlamına gelir;
koşullarla bütünleşmek ise, olumsuz, teslimiyetçi bir gerçekçiliktir.
Değiştirmediğimiz, dönüştürmediğimiz, değiştirmeyi ve dönüştürmeyi
düşünmediğimiz, bu amaçla çaba harcamadığımız takdirde; bizi baskılayan
koşullara boyun eğmiş oluruz. Hayatımızı devlet aklına göre, resmi akla göre
düzenleyemeyiz. Bizler, Müslümanlar olarak, koşullar değişse de, değişmeyen
bir aidiyet bilincini temsil etmekle yükümlüyüz.
Devamı
için
‘Türban’
Savaşları
İblis Söz Vermişti: ‘Senin Doğru Yolun Üzerine Oturacağım’
Ahya ARAS
Bir kadın… TV
stüdyosunda bacak bacak üstüne atmış, koltuğa alabildiğine kaykılmış, çok
müşteki olduğunu zannettiğiniz, 'kadın düşmanı' feodalitenin pek büyük bir
ağası havasında konuşuyor. Hal ve hareketleri, beden dili gayet erkeksi. Bir
pala bıyığı, bir de çektikçe şak şak ötecek iri taneli otuzüçlük tesbihi
eksik. Sureta kadın işte. Ve başlıyor, bağırsaklarına doldurduğu 'hevai
fişekleri' peş peşe patlatmaya: Türban kadın özgürlüğünün en büyük
düşmanıdır! Türban, kadını erkekle eşitlemenin önündeki en ciddi engeldir!
Türban, erkek egemen bir toplumun egemen erkeklerinin kadına dayattığı bir
giyim tarzıdır! Erkek egemenliğinin önemli bir aracıdır! Bu çağda bu kafa!
Türkiye, pardösülü kadın manzaralarını nasıl kaldırır!
Devamı
için
Yakın
Gelecekte Türkiye
Hüseyin ALAN
Geleceğe yönelik bir projeksiyon üretmek,
evvela ülkenin şu andaki genel durumunu doğru tespit etmeye, görünen
fotoğrafını iyi okumaya bağlıdır. Bu okuma, ülkedeki kurulu çatıyı ve
siyasal yapıyı, toplumsal grupları ve gerginlik noktalarını, tarafların
karşılıklı yaklaşımlarını doğru tespit etmekle kolaylaşacak bir iştir. Diğer
konular, bu temeller üzerine bina edildiği için ayrıntı sayılır ve esası
bozmazlar.
Böyle geleceğe dair konuşmak bir anlamda devletin kendisini, sorunlara
yaklaşımını ve çözme kapasitesini de ortaya koymaktır. Dolayısı ile devletin
kuruluştan bu yana gelen temel ilkelerini ve uygulamalarını görmek kadar,
dayandığı toplumsal gurubun seçkinci-toplumcu, zalim-adil,
dayatmacı-uzlaşmacı olup olmadığını da ortaya koymak olur.
Köle ve Efendi
Milyonlarca öğrencinin ders başı yaptığı yeni bir eğitim-öğretim yılı daha
başlıyordu. En büyük oğlumun yeni bir okula başlaması hasebiyle bu ilk
gününde yanında olup ona destek vermek için bir çok veli gibi ben de
oradaydım. Malum tören(ritüel)lerden sonra müdür bey ilk dersi vermek üzere
bir bayan öğretmeni kürsüye davet etti. O da önce ilk günün heyecanı içinde
olan ve bir hayli gürültü yapan öğrencileri sükunete ve ciddiyete davet edip
sonra konuşmasına başladı. Konuşmasında genel olarak ülkenin ciddi
tehlikelerle karşı karşıya olduğundan bahsetti. Özellikle küresel güçlerin
ulus devlete karşı düşmanca bir tavır sergilediğini söyleyip "biz sizi köle
değil efendi olmanız için eğitmek, yetiştirmek istiyoruz" dedi.
Bu yazının amacı,
Ashab'ın örnekliğinin mahiyetini tartışmaktır. Konu önemlidir, çünkü vahyin
pratize edilmesi noktasında, 'sahabeler dönemi'nin özel bir yeri vardır. Her
ne kadar Kur'an'da Hz. Peygamber'in 'usve-i hasene' olarak tanımlanması
'örneklik' tartışmalarında meseleyi büyük ölçüde çözüyor gibi görünse de,
'sahabenin konumu' da ayrıca ele alınmalıdır. Zira sahabeler, doğrudan
vahiyle muhatap olan ilk nesildir ve onların vahiyden anladıkları ve bunları
pratize edişleri, doğal olarak bütün Müslümanlar için önem arz etmektedir.
Peki Müslümanlar, sahabeleri 'örnek' alırken, doğru bir yaklaşım sahibi
midirler? İşte bu noktada bazı sıkıntılar vardır ve bunların üzerinde
durulmalıdır. Bilindiği üzere, sahabeler dönemi, meşhur ifadesiyle 'saadet
asrı' olarak bilinir. Bu dönemde, 'saadet' kelimesinin içerdiği anlamı hak
edici bir çok örnekliğin görüldüğü söylenebilir ancak dönemin tanımlanması
noktasında kimi zaman sınır aşılır ve saygının dozajı kaçırılır.