|

Cevdet Paşa
Büyük Ödülü Mengüşoğlu’na Verildi
Söyleşi: Yüksel İsmailoğlu
Sayın Metin Mengüşoğlu, öncelikle, bize değerli
zamanınızdan vakit ayırıp söyleşimizi kabul ettiğiniz için teşekkür
ederiz. Geçtiğimiz Kasım ayında Üsküp'te, Yazarlar Birliği'nin
düzenlediği yedinci şiir şöleninde almış olduğunuz Cevdet Paşa büyük
ödülü dolayısıyla sizi tebrik ediyoruz. Biraz bu ödül üzerinde durmak
istiyoruz. Ayrıca bu şekilde çeşitli ülkelerden seksen civarında şairin
sırf Türkçe şiirler için bir araya gelişinin öneminden bahsetmek
istiyoruz. Türk şiir dünyası açısından bu faaliyetin önemi konusunda
fikirlerinizi almak isteriz…
Türkiye Yazarlar Birliği, ilkini 1992 yılında Bursa ve Konya'da
gerçekleştirdiği Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni adı altındaki
etkinliğinin 7.sini Makedonya'nın Üsküp şehrinde gerçekleştirdi. Dil,
benim de katıldığım iki değerli kanaate göre hem "namus" hem de sahiden
"varlığın evi"dir. Buna benim katkım da şudur ki, bence her dil Allah'ın
bir âyetidir. Benim ana dilim olan Türkçeye yönelik sevgim ve saygım
esasen bu ilahi hakikatten kaynaklanır. Bu sebepten Türkiye Yazarlar
Birliği'nin söz konusu vefalı davranışını her vakit önemli ve değerli
buldum. Ve yine aynı sebeptendir ki bu güne kadar gerçekleşen bütün
şölenlere bil fiil katıldım. Dünyanın dört bir bucağında yaşayan ve
sizin ana dilinizi kullanarak düşünen, konuşan ve yazan dil
kardeşlerinizle tanışmak, buluşmak ve sevişmek müthiş anlamlı, değerli
ve aynı zamanda keyif verici bir hadise. Hele bir takım lehçe, ağız,
şive farklılıklarıyla söylenmiş ve yazılmış sözler insanı neredeyse
kalbinin tam orta yerinden yakalıyor, silkeliyor, sarsıyor ve olağanüstü
bir manevi tatmine ulaştırıyor. Allah'ın aynı âyeti ile titreyen
kalplerin buluşması muhteşem bir hadisedir. Bu hadise, haritalar
üzerindeki uydurma sınırların ne kadar aldatıcı ve ne kadar insana
yabancı olduğunu göstermesi bakımından da hayli manidar geliyor bana.
"Dil varlığın evi" demiş ya filozof, işte size dünyanın birbirine en
uzak köşesinde yaşayan dil kardeşlerinin aynı çatı altında alıp
verdikleri nefesten bir gösteri. Bunu hangi sınır engelleyebilir?
Allah'ın âyetleri işte böyledir. İnsanların sun'i biçimde çiziktirdiği
hatları, ördüğü duvarları, koyduğu kuralları böylesine efsunlu
dokunuşlarla yırtar geçer.
Elbet işin bir de şiir boyutu var. Çünkü hadise bir şiir şölenidir. Şiir
dil ile en yakın irtibata sahip yegâne sanat dalıdır. Şiir dile, dil
şiire mahkûmdur. Birbirinden kopartamazsınız. Bu sebeple dile dair ne
türden bir dokunuş söz konusu edilirse o aynı zamanda şiire dair de
sayılır. Ayrıca şiir en alt kültür düzeyinden en üst entelektüel alana
kadar yaygın bir sanat fenomenidir. En ziyade mahrumiyet yaşayan
bölgeler bile şiirsiz yapamaz. Hiç olmazsa üç beş türkü ile bu kervana
katılır. İşte bu vesilelerle aynı zamanda her coğrafyada konuşulan,
düşünmeye yarayan ve kendisi ile söz üretilen Türkçenin konumu, durumu
açığa çıkıyor. Karşılıklı tanışmalar ve taze iletişim imkânları ile
müthiş ve süratli bir alış veriş başlıyor. Her kesimde bir düzey
yükselmesi, anlayış ve tahammül gelişiyor. Daha iyi, daha güzel şiir
üretmeden çok daha önemlisi, daha iyi bir Türkçenin yaratılmasına
yardımcı olunmasıdır.
Ayrıca sizin okuduğunuz Yahya Kemal şiirler için de "…merhum kabrinden
kalkıp dinleseydi, aferin evladım demekten kendini alamazdı" şeklinde
övgüler aldığınız yazıldı…
Böyle muzip bir yazıyı kim kaleme aldı bilmiyorum. Lakin ben sadece
Yahya Kemal'i değil başka bazı şiirleri de güzel okurum, bunu biliyorum.
Hele divan edebiyatının, Osmanlıca kaleme alınmış şaheserlerini her
vakit severek zevkle okumuşumdur. Profesyonel bir okuyucu değilim,
mektepten filan yetişmedim. Lehçemde kırıklıklar, diksiyonumda
eziklikler bulunabilir. Fakat eğer bir şiiri seversem, onu öyle
benimserim ki, yaşayarak yorumlarım. Bu yönümü bilen dostlarım beni
dinlemek için zaman zaman vesileler bulur üretirler. Üsküp'te de öyle
oldu. Aramızda profesyonel spiker arkadaşımız bulunmasına rağmen Yahya
Kemal şiirlerini yorumlamak bana düştü. Eh, övünmek gibi olsun ben de
okudum. Şu rezervimi zikretmeden geçmeyeyim, ben her vakit şunu
söylemişimdir: "Keşke Yahya Kemal'in şiirlerine lâyık bir hayatı
olsaydı."
Yahya Kemal'in, şiire mükemmeliyetçi bakışı konusunda ne düşünüyorsunuz.
Bir de yine bu buluşmada ifade edildiği şekliyle "… tarihi dönüştürme ve
şiire malzeme etme bağlamında Yahya Kemal'in devrimci/öncü bir şair
olduğu…" fikrine katılıyor musunuz?
Türkçe şiirin kavşak noktalarından birisinde Yahya Kemal'in durduğu
inkâr götürmez. Şiir sanatının en üst dilini kullanmış usta bir şairdir
o. Bilindiği gibi de mükemmeliyetçi, zor beğenir bir tarafı vardır.
Yaşarken kitap yayımlamaması, bitmiş şiirleri üzerinde bile hala
çalışmayı düşünmesindendi. Ne diyebiliriz, bu da bir tarz ve saygı
göstermeliyiz. Güncel dili, gündelik hayatı, muhiti itibariyle batılı
bir karakter gösteren şairin esasen kendisine sürekli itiraz eden bir
kalbi ve vicdanı vardır ki o, hala doğulu ve ısrarla Müslüman'dır. Günün
birinde bir söyleşiye ahirete inanmadığına dair bir cevap vermiş olsa
da, Park oteldeki odasına çekilip alkolden ayıldığı vakit, kendisi ile
kocaman ve bitmez bir kavgaya tutuştuğunu zannediyorum. Tema itibariyle
Yahya Kemal, sanki kendisinden daha Müslüman addedilen Divan şairlerinin
çoğuna göre, daha bizden ve daha yerlidir. O zaman şöyle bir
değerlendirme yanlış olmasa gerek: O, devrimci öncü kimliğini büyük
çelişkilerinin arkasına ötelemiş bir şairdir.
2008 yılının Yahya Kemal yılı ilan edilmesine sizin yaklaşımınız nasıl
oldu. Bu durum şairin taşıdığı hissiyatın yaygınlaşmasına katkısı
açısından nasıl değerlendiriyorsunuz.
Ben buna benzer hiçbir etkinliğin boşuna olduğunu düşünmem. Faydalı
bulurum. Enine boyuna her meselemizi, her insanımızı konuşmak, düşünmek,
tartışmak daima bize yeni katkılar sağlayacaktır. Yeter ki toplumun
genetik kodlarının depreşmesine meydan verilmesin. Aksi takdirde anılan
kişiyi ya putlaştıracak yahut tekfir edeceklerdir. Böylesi yaklaşımlar
peşinci ve aldatıcıdır. Yahya Kemal'i doğru tanımak bize ne kaybettirir?
O bizim edebiyat tarihimizin unutulmaz bir enstrümanıdır. Niçin ihmal
edelim? O'nun taşıdığı hissiyat karmaşıktır. Ama yaygınlaşacağını
sanmam. Zira köprülerin altından çok sular akmıştır. Ancak zekâca geride
kalmış insanlar o günkü hissiyata kapılıp sığ sularda yüzmeyi sürdürür.
Anmak demek anlamak demektir. Bir mevzuda sahici anlama gerçekleşirse
bunun akibetinden endişeye mahal yoktur.
Şölenin ikinci günü, ikinci bölüm de değerli şairimiz Mehmet Akif'in
şiirlerine ayrılmıştı. Bu bölümde, sizin de sürekli gündemde tuttuğunuz
Mehmet Akif'in şiirleri okundu. Mehmet Akif'e diğer Türk
cumhuriyetlerinden gelen şairlerin yaklaşımını nasıl buldunuz.
Esasen, topu topu iki güne sıkıştırılmış, arada bir de kaytarıp
şehirlerinde kaybolduğumuz bölgelerdeki bu programlarda, gönlümüzün her
istediğini gerçekleştirmek elbet mümkün olmuyor. En azından yetmiş
seksen kişilik bir edip, şair, düşünce ve bilim adamı kimliği taşıyan
gruba Mehmed Akif'in adını ve eserini bile söylemek önemli ve çok
değerli bir şeydir. Ayrıca orada sunulan metinler bilahare Türkiye
Yazarlar Birliği tarafından kitaplaştırılıp adreslere postalanıyor.
Umuyorum ve sanıyorum ki Türkiye dışındaki şair ve edipler bizden daha
ziyade bir merak ve hevesle işin ucundan tutmaktalar. Eh, birine ikisine
fayda sağladık mı, meram hâsıl olmuş demektir.
Mehmet Akif konusunda sizin hassasiyetlerinizi biliyoruz. Ancak son
dönemde Türkiye'de yükselen bir değer olarak Mehmet Akif'i sahiplenme
çabası içine girildiğini görüyoruz çeşitli kesimlerce. Bu yaklaşımları
samimi buluyor musunuz…
Keyifleri bilir isterse samimi olmasınlar; Mehmed Akif gündemde
tutulduğunda Safahat adlı eseri onlara gümbür gümbür "Zulmü
alkışlayamam, zalimi asla sevemem / Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp
sövemem" diyecektir. Bununla yetinmeyecek Müslüman coğrafyalarda yaşayan
bütün şark ahalisinin amentüsünü, itikadını, bid'at ve hurafe bulaşmış
telakkilerini sorgulayıp duracaktır. Sadece elde İstiklal Marşı gibi
Akif'in sahiplenmediği bir metin bile kalsa, o da şöyle haykıracaktır:
"Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklâl."
Son olarak, yeni kitabınız "Öptüm Kara Gözlerinden" in hayırlı olmasını
diliyoruz. Bu eseriniz, sanat yolunuz üzerinde önemli bir nokta olarak
görünüyor. Kitabınızda, özellikle duygusal yoğunluğun fazlalaştığı,
damla damla kâğıda döküldüğü o mektuplarda aslında inanmış bir insanın
yüreğinin sıcaklığı, yumuşaklığı gösteriliyor. Bu yönüyle, bu eserin
müslüman sanatçılar için de iyi bir yol gösterici olduğunu düşünüyoruz…
İnşallah dileğiniz Rabbimin katında da karşılığını bulur. Ben belli bir
yaşı geçtikten sonra, ömrüm boyunca hasretini çektiğim model ihtiyacının
bir bölümünü karşılar mıyım diye çok kere sordum kendime. Genç
insanlara, genç yazıcılara nasıl edip de, neler yapıp da örneklik teşkil
ederim kaygısını sıklıkla duydum. Çocuklarım var, yeğenlerim var, beni
izleyenler var. Duygunun ve düşüncenin sahih ve makbul yol ve
yordamlarını onlara göstermek hatırlatmak bir boyun borcudur benim için.
İşte bu kitaplar hep aynı kaygıların ürünüdür. Ömrüm yeterse arkası da
gelecek inşallah. Sizin de iyi dileklerinize teşekkürler ederim.
Biz de vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. |