Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 350 | Şubat  2008

                   

 

 


 

Cevdet Paşa Büyük Ödülü Mengüşoğlu’na Verildi

Söyleşi: Yüksel İsmailoğlu

Sayın Metin Mengüşoğlu, öncelikle, bize değerli zamanınızdan vakit ayırıp söyleşimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Geçtiğimiz Kasım ayında Üsküp'te, Yazarlar Birliği'nin düzenlediği yedinci şiir şöleninde almış olduğunuz Cevdet Paşa büyük ödülü dolayısıyla sizi tebrik ediyoruz. Biraz bu ödül üzerinde durmak istiyoruz. Ayrıca bu şekilde çeşitli ülkelerden seksen civarında şairin sırf Türkçe şiirler için bir araya gelişinin öneminden bahsetmek istiyoruz. Türk şiir dünyası açısından bu faaliyetin önemi konusunda fikirlerinizi almak isteriz…
Türkiye Yazarlar Birliği, ilkini 1992 yılında Bursa ve Konya'da gerçekleştirdiği Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni adı altındaki etkinliğinin 7.sini Makedonya'nın Üsküp şehrinde gerçekleştirdi. Dil, benim de katıldığım iki değerli kanaate göre hem "namus" hem de sahiden "varlığın evi"dir. Buna benim katkım da şudur ki, bence her dil Allah'ın bir âyetidir. Benim ana dilim olan Türkçeye yönelik sevgim ve saygım esasen bu ilahi hakikatten kaynaklanır. Bu sebepten Türkiye Yazarlar Birliği'nin söz konusu vefalı davranışını her vakit önemli ve değerli buldum. Ve yine aynı sebeptendir ki bu güne kadar gerçekleşen bütün şölenlere bil fiil katıldım. Dünyanın dört bir bucağında yaşayan ve sizin ana dilinizi kullanarak düşünen, konuşan ve yazan dil kardeşlerinizle tanışmak, buluşmak ve sevişmek müthiş anlamlı, değerli ve aynı zamanda keyif verici bir hadise. Hele bir takım lehçe, ağız, şive farklılıklarıyla söylenmiş ve yazılmış sözler insanı neredeyse kalbinin tam orta yerinden yakalıyor, silkeliyor, sarsıyor ve olağanüstü bir manevi tatmine ulaştırıyor. Allah'ın aynı âyeti ile titreyen kalplerin buluşması muhteşem bir hadisedir. Bu hadise, haritalar üzerindeki uydurma sınırların ne kadar aldatıcı ve ne kadar insana yabancı olduğunu göstermesi bakımından da hayli manidar geliyor bana. "Dil varlığın evi" demiş ya filozof, işte size dünyanın birbirine en uzak köşesinde yaşayan dil kardeşlerinin aynı çatı altında alıp verdikleri nefesten bir gösteri. Bunu hangi sınır engelleyebilir? Allah'ın âyetleri işte böyledir. İnsanların sun'i biçimde çiziktirdiği hatları, ördüğü duvarları, koyduğu kuralları böylesine efsunlu dokunuşlarla yırtar geçer.
Elbet işin bir de şiir boyutu var. Çünkü hadise bir şiir şölenidir. Şiir dil ile en yakın irtibata sahip yegâne sanat dalıdır. Şiir dile, dil şiire mahkûmdur. Birbirinden kopartamazsınız. Bu sebeple dile dair ne türden bir dokunuş söz konusu edilirse o aynı zamanda şiire dair de sayılır. Ayrıca şiir en alt kültür düzeyinden en üst entelektüel alana kadar yaygın bir sanat fenomenidir. En ziyade mahrumiyet yaşayan bölgeler bile şiirsiz yapamaz. Hiç olmazsa üç beş türkü ile bu kervana katılır. İşte bu vesilelerle aynı zamanda her coğrafyada konuşulan, düşünmeye yarayan ve kendisi ile söz üretilen Türkçenin konumu, durumu açığa çıkıyor. Karşılıklı tanışmalar ve taze iletişim imkânları ile müthiş ve süratli bir alış veriş başlıyor. Her kesimde bir düzey yükselmesi, anlayış ve tahammül gelişiyor. Daha iyi, daha güzel şiir üretmeden çok daha önemlisi, daha iyi bir Türkçenin yaratılmasına yardımcı olunmasıdır.
Ayrıca sizin okuduğunuz Yahya Kemal şiirler için de "…merhum kabrinden kalkıp dinleseydi, aferin evladım demekten kendini alamazdı" şeklinde övgüler aldığınız yazıldı…
Böyle muzip bir yazıyı kim kaleme aldı bilmiyorum. Lakin ben sadece Yahya Kemal'i değil başka bazı şiirleri de güzel okurum, bunu biliyorum. Hele divan edebiyatının, Osmanlıca kaleme alınmış şaheserlerini her vakit severek zevkle okumuşumdur. Profesyonel bir okuyucu değilim, mektepten filan yetişmedim. Lehçemde kırıklıklar, diksiyonumda eziklikler bulunabilir. Fakat eğer bir şiiri seversem, onu öyle benimserim ki, yaşayarak yorumlarım. Bu yönümü bilen dostlarım beni dinlemek için zaman zaman vesileler bulur üretirler. Üsküp'te de öyle oldu. Aramızda profesyonel spiker arkadaşımız bulunmasına rağmen Yahya Kemal şiirlerini yorumlamak bana düştü. Eh, övünmek gibi olsun ben de okudum. Şu rezervimi zikretmeden geçmeyeyim, ben her vakit şunu söylemişimdir: "Keşke Yahya Kemal'in şiirlerine lâyık bir hayatı olsaydı."
Yahya Kemal'in, şiire mükemmeliyetçi bakışı konusunda ne düşünüyorsunuz. Bir de yine bu buluşmada ifade edildiği şekliyle "… tarihi dönüştürme ve şiire malzeme etme bağlamında Yahya Kemal'in devrimci/öncü bir şair olduğu…" fikrine katılıyor musunuz?
Türkçe şiirin kavşak noktalarından birisinde Yahya Kemal'in durduğu inkâr götürmez. Şiir sanatının en üst dilini kullanmış usta bir şairdir o. Bilindiği gibi de mükemmeliyetçi, zor beğenir bir tarafı vardır. Yaşarken kitap yayımlamaması, bitmiş şiirleri üzerinde bile hala çalışmayı düşünmesindendi. Ne diyebiliriz, bu da bir tarz ve saygı göstermeliyiz. Güncel dili, gündelik hayatı, muhiti itibariyle batılı bir karakter gösteren şairin esasen kendisine sürekli itiraz eden bir kalbi ve vicdanı vardır ki o, hala doğulu ve ısrarla Müslüman'dır. Günün birinde bir söyleşiye ahirete inanmadığına dair bir cevap vermiş olsa da, Park oteldeki odasına çekilip alkolden ayıldığı vakit, kendisi ile kocaman ve bitmez bir kavgaya tutuştuğunu zannediyorum. Tema itibariyle Yahya Kemal, sanki kendisinden daha Müslüman addedilen Divan şairlerinin çoğuna göre, daha bizden ve daha yerlidir. O zaman şöyle bir değerlendirme yanlış olmasa gerek: O, devrimci öncü kimliğini büyük çelişkilerinin arkasına ötelemiş bir şairdir.
2008 yılının Yahya Kemal yılı ilan edilmesine sizin yaklaşımınız nasıl oldu. Bu durum şairin taşıdığı hissiyatın yaygınlaşmasına katkısı açısından nasıl değerlendiriyorsunuz.
Ben buna benzer hiçbir etkinliğin boşuna olduğunu düşünmem. Faydalı bulurum. Enine boyuna her meselemizi, her insanımızı konuşmak, düşünmek, tartışmak daima bize yeni katkılar sağlayacaktır. Yeter ki toplumun genetik kodlarının depreşmesine meydan verilmesin. Aksi takdirde anılan kişiyi ya putlaştıracak yahut tekfir edeceklerdir. Böylesi yaklaşımlar peşinci ve aldatıcıdır. Yahya Kemal'i doğru tanımak bize ne kaybettirir? O bizim edebiyat tarihimizin unutulmaz bir enstrümanıdır. Niçin ihmal edelim? O'nun taşıdığı hissiyat karmaşıktır. Ama yaygınlaşacağını sanmam. Zira köprülerin altından çok sular akmıştır. Ancak zekâca geride kalmış insanlar o günkü hissiyata kapılıp sığ sularda yüzmeyi sürdürür. Anmak demek anlamak demektir. Bir mevzuda sahici anlama gerçekleşirse bunun akibetinden endişeye mahal yoktur.
Şölenin ikinci günü, ikinci bölüm de değerli şairimiz Mehmet Akif'in şiirlerine ayrılmıştı. Bu bölümde, sizin de sürekli gündemde tuttuğunuz Mehmet Akif'in şiirleri okundu. Mehmet Akif'e diğer Türk cumhuriyetlerinden gelen şairlerin yaklaşımını nasıl buldunuz.
Esasen, topu topu iki güne sıkıştırılmış, arada bir de kaytarıp şehirlerinde kaybolduğumuz bölgelerdeki bu programlarda, gönlümüzün her istediğini gerçekleştirmek elbet mümkün olmuyor. En azından yetmiş seksen kişilik bir edip, şair, düşünce ve bilim adamı kimliği taşıyan gruba Mehmed Akif'in adını ve eserini bile söylemek önemli ve çok değerli bir şeydir. Ayrıca orada sunulan metinler bilahare Türkiye Yazarlar Birliği tarafından kitaplaştırılıp adreslere postalanıyor. Umuyorum ve sanıyorum ki Türkiye dışındaki şair ve edipler bizden daha ziyade bir merak ve hevesle işin ucundan tutmaktalar. Eh, birine ikisine fayda sağladık mı, meram hâsıl olmuş demektir.
Mehmet Akif konusunda sizin hassasiyetlerinizi biliyoruz. Ancak son dönemde Türkiye'de yükselen bir değer olarak Mehmet Akif'i sahiplenme çabası içine girildiğini görüyoruz çeşitli kesimlerce. Bu yaklaşımları samimi buluyor musunuz…
Keyifleri bilir isterse samimi olmasınlar; Mehmed Akif gündemde tutulduğunda Safahat adlı eseri onlara gümbür gümbür "Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem / Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem" diyecektir. Bununla yetinmeyecek Müslüman coğrafyalarda yaşayan bütün şark ahalisinin amentüsünü, itikadını, bid'at ve hurafe bulaşmış telakkilerini sorgulayıp duracaktır. Sadece elde İstiklal Marşı gibi Akif'in sahiplenmediği bir metin bile kalsa, o da şöyle haykıracaktır: "Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklâl."
Son olarak, yeni kitabınız "Öptüm Kara Gözlerinden" in hayırlı olmasını diliyoruz. Bu eseriniz, sanat yolunuz üzerinde önemli bir nokta olarak görünüyor. Kitabınızda, özellikle duygusal yoğunluğun fazlalaştığı, damla damla kâğıda döküldüğü o mektuplarda aslında inanmış bir insanın yüreğinin sıcaklığı, yumuşaklığı gösteriliyor. Bu yönüyle, bu eserin müslüman sanatçılar için de iyi bir yol gösterici olduğunu düşünüyoruz…
İnşallah dileğiniz Rabbimin katında da karşılığını bulur. Ben belli bir yaşı geçtikten sonra, ömrüm boyunca hasretini çektiğim model ihtiyacının bir bölümünü karşılar mıyım diye çok kere sordum kendime. Genç insanlara, genç yazıcılara nasıl edip de, neler yapıp da örneklik teşkil ederim kaygısını sıklıkla duydum. Çocuklarım var, yeğenlerim var, beni izleyenler var. Duygunun ve düşüncenin sahih ve makbul yol ve yordamlarını onlara göstermek hatırlatmak bir boyun borcudur benim için. İşte bu kitaplar hep aynı kaygıların ürünüdür. Ömrüm yeterse arkası da gelecek inşallah. Sizin de iyi dileklerinize teşekkürler ederim.
Biz de vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...