|

Obama’nın Lobi Grubu
AIPAC Karşısında Dalkavukça Konuşması
Telepolis 09.06.2008, www.heise.de/tp/r4
Uri Avnery
Çev: Kamil Cengiz
Amerikan Başkan adayları neden İsrail Lobisinin kendi seçimleri için bu
kadar mutlak bir önemi haiz olduğuna inanıyorlar?
Aylar süren dişe diş ve acı bir yarışma ve mücadeleden sonra Barack
Obama rakibi Hillary Clinton'u yendi. O inanılmaz bir mucize
gerçekleştirdi: Tarihte ilk sefer bir siyahi dünyanın en güçlü
devletinin başkanlığı için aday olabildi.
Ve Obama bu inanılmaz zaferden sonra ilk olarak ne yapıyor? İsrail
lobisi AİPAC'ın konferansına koşup orada dalkavukluk ve yaltaklığın
bütün rekorlarını kıran bir konuşma yapıyor. Bu şoke edicidir. Daha şoke
edici olan durum ise, hiç kimsenin şoke olmamış olmasıydı.
Bu zaferimsi bir konferanstı. Bu güçlü organizasyon bile şimdiye kadar
böyle bir şey yaşamamıştı. Amerika'nın bütün eyaletlerinden 7000 tane
Yahudi görevli bütün Washington elitinin boyun eğmesini kabul etmek için
gelmişlerdi. Her üç ümitli Başkan adayı konuşma yaptılar ve yağcılıkta
birbirleriyle yarıştılar. Üç yüz senatör ve Kongre üyesi koridorları
doldurmuşlardı. Her seçilen ve tekrar seçilmek istenen, siyasi hedefleri
olan herkes, görmek ve görünmek için gelmişlerdi.
AİPAC'ın Washington'u Bizanslı hükümdarların zirvede oldukları
dönemlerdeki Konstantinopol'a benzemektedir.
Dünya gördü ve şaşırdı. İsrail medyası coşkundu. Dünyanın başkentlerinde
hadiseler ilgiyle kaydedildi ve sonuçlar çıkarıldı. Bütün Arap medyası
ayrıntılı bir şekilde haber yaptılar. El-Cezire bu fenomene 1 saatlik
bir tartışma ayırmıştı.
Profesör John Mearsheimer ve Stephen Walt'ın aşırı çıkarımları bir bütün
olarak tastiklendi. İsrail'i ziyaret etmenin -gelecek Perşembe-
arefesinde İsrail Lobisi ABD'nin ve bütün dünyanın siyasi hayatının
merkezinde duruyordu.
Neden İsrail Lobisi ABD'de bu kadar önemlidir?
Neden gerçekten? Amerikan Başkan adayları İsrail Lobisinin kendi
seçimleri için bu kadar mutlak önemli olduğuna neden inanıyorlar?
Yahudi oyları elbette önemli, özellikle sonucu belirleyecek olan birçok
önemli eyalette. Fakat Afro-Amerikan seçmenler daha fazlalar ve İspanyol
seçmenler de öyle. Obama milyonlarca genç seçmeni siyaset sahnesine
çekti. Sayı bakımından Arap-Müslüman topluluk da ABD'de önemsiz bir
faktör değil.
Bazıları nihai sebebin, Yahudi parası olduğunu söylüyorlar. Yahudiler
zenginler. Belki diğerlerine nazaran siyasi şeyler için daha fazla
harcama yapıyorlar, fakat güçlü Yahudi parası mitinin antisemitik bir
çağrışımı var. Ne de olsa diğer lobiler de ve özellikle çok-uluslu
şirketler Obama'ya (ve onun karşıtlarına) ciddi para meblağları
verdiler. Ve Obama kendisi gururla, yüz bin sıradan vatandaştan küçük
miktarlar almak suretiyle düzinelerce milyonlar elde ettiğini
söylemişti.
Evet doğru, Yahudi lobisinin neredeyse her seferinde, ateşli bir şekilde
İsrail'in düdüğüne göre gitmeyen bir senatörün ya da Kongre üyesinin
seçimini bloke edebildiği ispatlanmıştır. Bazı numunelik örneklerde
(gerçekten numunelik olması planlanmış olanlarda) Lobi, siyasi ve mali
gücünü tanınmamış bir rakibin seçilmesi için kullanmak suretiyle,
popüler siyasetçilere karşı zafer elde etmişti.
Fakat bir Başkanın seçiminde?
Obama kendi ilkelerini çiğnedi
Obama'nın İsrail lobisi karşısındaki besbelli olan yağcılığı diğer
adayların benzeri gayretlerini de aşmaktadır.
Niçin? Çünkü ön seçimlerdeki baş döndürücü başarısını siyaseti
değiştirme, Washington'un köhnemiş pratiğine bir son vermek ve eski
siyasetçilerin yerini ilkelerinden taviz vermeyen genç, cesur
kişiliklerle değiştireceği vadine borçludur.
Ve gel gör ki, partisinin kendisini aday göstermesinden sonra ilk
yaptığı şey: ilkelerinden taviz vermek. Hem de nasıl!
Onu Hillary Clinton ve John McCain'den tamamen farklı kılan şey, ilk
anından itibaren Irak savaşına karşı olan tavizsiz tutumudur. Bu cesur
bir duruştu. Bu popüler değildi. Bu tamamıyla George Bush'u İsrail'i bir
düşman rejiminden kurtarmak için savaşa tahrik eden İsrail lobisine
karşıydı. Ve şimdi Obama AİPAC'ın ayaklarına sürünerek geliyor ve kendi
fikirlerine aykırı düşen bir politikayı meşrulaştırmak için bambaşka bir
yola giriyor.
Tamam, o, İsrail'in güvenliğini her türlü araçla koruyacağını
vadetmişti. Bu mutat bir şey. Evet, o İran'a karşı karanlık tehditler
savurdu, her ne kadar onun lideriyle buluşup sorunu barışçıl yollardan
çözmeyi vadettiyse de. Evet, o üç tutuklu askerimizi geri getireceğine
söz vermişti. (Hatalı olarak bu üç tutuklunun Hizbullah'ın elinde
olduğuna inanıyor ki, bu da meselelerimizle ilgili çok yüzeysel
bilgilere sahip olduğunu gösteriyor.)
Fakat onun Kudüs'le ilgili açıklamaları bütün sınırları aşmaktadır. Buna
bir skandal demek abartı olarak değerlendirilmemeli.
Hiçbir Filistinli, hiçbir Arap, hiçbir Müslüman Harem el-Şerif, İslam'ın
üç kutsal yerinden bir tanesi ve Filistin Milliyetçiliğinin önemli bir
sembolü, Filistinlilerin hakimiyetine geçmediği sürece İsrail'le barış
yapmaz. Bu çatışmanın en çekirdek problemlerindendir. Tam bu sebepten
dolayı da Camp David Konferansı iptal edilmiş, her ne kadar dönemin
Başbakanı Ehud Barak bir şekilde Kudüs'ü paylaşmaya hazır olduysa da.
Şimdi Obama geliyor ve çöplükten beylik sloganı "Ebediyete kadar
İsrail'in bölünmez başkenti Kudüs"ü çıkarıyor. Camp David'ten itibaren
bütün İsrailli hükümetler bu sözün barış süreci için aşılmaz bir engel
olduğunu kavramışlardı. Bu nedenle resmi sloganlar, -çok sessizce ve
gizlice- depolarından çıkarılmıştı. Sadece İsrailli (ve Amerikan-Yahudi)
sağcılar buna tutunuyorlar, Yahudi yerleşim yerlerinin kaldırılmasını
gerekli kılabileceğinden ve barışı baltalayabileceğinden dolayı.
Eski Başkanlık seçimlerinde söz konusu adaylar, Amerikan temsilciliğinin
Tel Aviv'den Kudüs'e taşınması gerektiğini söylemelerinin yeterli
olduğunu düşünüyorlardı. Seçimlerden sonra hiçbir aday sözünü yerine
getirmedi. Hepsi daha sonra Dışişleri Bakanlığı tarafından bunun ABD'nin
temel çıkarlarına aykırı olduğu konusunda ikna edilmişlerdi.
Obama çok daha ileri gitti. Bunun sadece sözde olması da muhtemeldir ve
belki kendisine şöyle söylenmiştir: Neyse, bunu seçilmek için söylemem
lazım. Sonra Tanrı bir şekilde düzeltir.
Fakat bu şekilde bile olsa bu durum görmezlikten gelinemez: AİPAC
korkusu o kadar korkunç ki, her şeyi değiştirmeyi vadeden bir aday bile
cesaret edemiyor. Bu durumla ilgili eski tarz Washington rutinini takip
ediyor. O, ABD'nin en temel çıkarlarını feda etmeye hazır. Nihayet ABD
için, Irak'tan Fas'a kadar Arap kitlelerinin kalplerine yol olacak bir
İsrail-Filistin barışını sağlamak, çok canlı çıkarların ifadesidir.
Obama İslam dünyasındaki imajına zarar verdi ve geleceğini ağır bir yük
altına soktu. Tabii Başkan olarak seçilebilirse.
İsrail küçük bir Amerika ve ABD büyük bir İsrail
65 sene önce Amerikan Yahudileri Nazi-Almanyası kardeşlerini Avrupa'da
imha ettiğinde aciz bir şekilde orada duruyorlardı. Onlar Başkan
Franklin Roosevelt'i soykırımı durdurmak için ciddi girişimlerde bulunma
konusunda ikna edememişlerdi (aynı zamanda Afro-Amerikanlar da seçim
lokallerinin yanına yanaşmaya korkuyorlardı, çünkü kendi üzerlerine
salıverilen köpeklerden korkuyorlardı).
Amerikan-Yahudi elitini iktidarın baş döndürücü girişine ne ulaştırdı?
Organize becerisi mi? Para mı? Sosyal merdivende yükseliş mi? Soykırımda
yardımcı olamamanın verdiği utanç mı?
Ne kadar bu kendine özgü fenomen üzerinde düşünsem, hep (geçmişte de
yazdığım gibi) Amerikan ve Siyonist teşebbüslerindeki benzerliklerin
belirleyici olduğu sonucuna varıyorum: hem ruhi hem de pratik alanda.
İsrail küçük bir Amerika ve ABD büyük bir İsrail.
Mayflower yolcuları Avrupa'dan tıpkı birinci ve ikinci hicret dalgası
siyonistleri gibi kaçmışlardı ve beraberlerinde bir mesihçi vizyon
götürmüşlerdi: ya dini ya da ütopik. (Gerçi ilk siyonistlerin çoğu
ateistti, fakat dini geleneklerin onların vizyonları üzerinde güçlü bir
nüfuzu vardı) Amerikan toplumunun kurucuları "hacı" idiler. Her ikisi de
vadedilen topraklara yolculuk etmişlerdi ve Tanrı'nın seçilmiş halkı
olduklarına inanıyorlardı.
Her ikisi de yeni ülkelerinde çok acı çektiler. Her ikisi de kendilerini
çöllerde çiçek açtıran "öncü"ler olarak gördüler, "ülkesiz bir halk,
halkı olmayan bir ülke için". Her ikisi de aşağılık insan, vahşi ve
katil olarak gördükleri yerli halkın haklarını görmezlikten geldiler.
Her ikisi de yerel halkın tabii direnişini onların doğuştan gelen cani
karakterlerine bir delil saydılar. Her ikisi de yerlileri kovdular ve
onların topraklarını aldılar, sanki bir elde karasaban diğer elde Kutsal
Kitap ile her tepeye her ağacın altına yerleşmek en normal şeymiş gibi.
Gerçi İsrail yerli Amerikan halkına uygulanan halk kıyımına benzer ya da
birçok nesil ABD'de geçerli olan kölelik gibi bir şey yapmadı. Fakat
Amerikalılar bu vahşilikleri bilinçlerinden def ettiklerinden bu
kendilerini İsraillilere benzetmekten alıkoymuyor. Öyle gözüküyor ki,
her iki ulusun bilinçaltında bastırılmış suçluluk duygularının
huzursuzluğu var ki, bu da eski amellerinin inkarında,
saldırganlıklarında ve iktidara tapınışlarında ifadesini buluyor.
Nasıl oluyor da Obama gibi Afrikalı bir babanın çocuğu, beyaz
Amerikalıların ilk nesillerinin amelleriyle kendisini bu kadar
özdeşleştirebiliyor? Bu durum tekrar mitlerin bir şahsın bilincinde ne
kadar kökleşebileceğini, vehmedilen ulusal anlatılarla kendisini yüzde
yüz özdeşleştirebileceğini göstermektedir. Buna galiplere ait olma gibi
bilinçaltı bir ihtiyaç da eklenebilir - eğer mümkünse.
Bu nedenle şu spekülasyonu çekince ile karşılıyorum: "İyi tamam, ama o
seçilmek için böyle konuşmak zorunda. Bir kere Beyaz Saray'a girsin,
özüne geri dönecektir."
Ben bu konuda o kadar emin değilim. Bu fikirlerin kendi zihinsel
dünyasına bu kadar hakim olduğu da ortaya çıkabilir.
Benim için bir şey kesin: AİPAC Konferansı'ndaki Obama'nın açıklamaları
barış için çok çok kötüydü. Ve barış için kötü olan, İsrail için de
kötüdür ve Filistin halkı için de kötüdür.
Eğer o, seçilmesi durumunda, bunda ısrar ederse, - iki halk arasındaki
barışla ilgili- şunu söylemek zorunda kalacaktır: "No, I can't."
["Hayır, ben yapamıyorum"; seçim sloganı ise: "Yes, we can"/Evet, biz
başarabiliriz idi. K.C.] |