|

Köhne Kabuller
Atasoy Müftüoğlu
Hemen her toplumda,
ideolojik, politik, ekonomik ve ekolojik kirlilik hızla yayılıyor.
Amansız çarpıklıklar, amansız yabancılaşmalar yaşanıyor. Bütün köhne
yaklaşımları, konumları, koşulları içselleştiren bir dünyada yaşıyoruz.
Her tür köhne yaklaşımı girişimi, tavrı, içselleştiren toplumların
sağlıklı toplumlar olduğu iddia edilemez. Günümüzde hem yerel planda,
hem de küresel planda ideolojik dil, her zaman bir tahakküm,
manipülasyon ve hizaya getirme aracı olarak kullanılıyor. Egemen düzenin
mantığı doğrultusunda tercihler yapmayı, konumlar tayin etmeyi gelenek
haline getirdiğimiz için, kendi kültür ve uygarlık
dünyamızdan\ahlakımızdan koptuğumuzu, köhne kabullere ikna edildiğimizi
fark etmiyoruz. Katı\donmuş resmi ideoloji ve devletçi zihniyet,
varlığını sürdürebilmek için bürokratik keyfiliklere, hukuki
keyfiliklere başvurabiliyor, hukuki ideolojik amaçlar doğrultusunda
çarpıtabiliyor, istismar edebiliyor.
İslamî düşüncelerimizle gerçeklik arasındaki mesafe her geçen gün daha
çok açılıyor. Tevhidi bilinç\algı, duyarlılık, tavır, yorum, yaklaşım
parçalanıyor. Çevremize, çevremizde olup bitenlere İslamî algı bütünlüğü
açısından baktığımızda yalnızlaştığımızı görüyoruz. Siyasetten
arındırılmış bir din algısı konusunda, modern\postmodern dünyanın
Müslümanları ikna ettiği anlaşılıyor. Müslümanlar, Türkiye örneğinde
görülebileceği üzere, kendi ülkelerinde kısmi vatandaş olarak
yaşayabiliyor. Mücadele ederek kazanmayı başardığımız haklarımız yok.
Tevhidi duyarlılık açısından bir paslanma durumu ile karşı karşıya
olduğumuzu görebiliyoruz. Zaman ve mekanın alabildiğine hızlandığı bir
çağda, bizler, temel sorumluluklarımızı askıya alabiliyoruz.
Ahlaki duyguların yozlaştığı, bencil hesapçılıkların öne çıktığı, dehşet
verici koşullar içerisinde yaşıyoruz. Modern kadınlar cinselliklerini,
bedenlerini ve biçimselliğini öne çıkararak kendilerini kanıtlamaya
çalışıyor. Kişiliklerini, hayat tarzlarını, birikimlerini ve ruhlarını
öne çıkararak bilinçli ve bağımsız bir varoluşu seçen Müslüman kadınlar,
her tür modaya direnen bu bağımsız tercihleri sebebiyle dışlanabiliyor.
Modernlikler evlilik dışı cinselliği normal, olağan hale getiriyor. Bir
anlam ve değer sistemine bağlı olarak yaşamak; cinselliği ve kadınlığı
helal sınırlar içerisinde yaşamayı gerekli kılar, teşhir etmeyi ve
pazarlamayı değil. Kadının pazarlanması ve teşhir edilmesi, kadını
küçültür. Kapitalist hayat tarzı günümüzde kadınları büyük bir ikilemle
karşı karşıya getiriyor. Çalışma hayatına, ekonomik hayata katılan
kadınlar aile hayatını ihmal ediyor, aile hayatına yabancılaşıyor.
İlginçtir; günümüzde hem devlet, hem gelenek, hem resmi ideoloji, hem
moda, kadının özneleşmesine imkan veriyor. Günümüz toplumlarında liberal
hayat tarzı, her tür toplumsal değer ve dayanışma ruhunu yok ediyor.
Toplumsal değerlerin, erdemlerin yerini, kişisel çıkarlar,
kayıtsızlıklar, sorumsuzluklar ve ilgisizlikler alıyor. Modern özgürlük
anlayışı, bütünüyle sorumsuzluk şeklinde tezahür ediyor. Modern,
postmodern kültür, insanlara sorumluluğu, dayanışmayı, toplumsal
erdemleri öğretebilecek kaynaklara sahip değil. Türkiye'de gördüğümüz
üzere, her toplumda suç oranları artıyor, kriminal tipler, kriminal
olaylar, cinsel sapkınlıklar ve sapkınlık olayları hızla artıyor. Kimse
kimsenin hakkına ve sınırlarına saygı duymuyor.
Eleştirel akıl yürütme yeteneğine, eleştirel düşünme yeteneğine sahip
olmayan, alışkanlıklarına mahkum olan toplumlarda bir yenilenme iradesi
çıkmaz. Düşünmeyen, araştırmayan, eleştirmeyen, sorgulamayan, sorumluluk
almayan bireylerden oluşan toplumlardan bir gelecek beklenemez. Her tür
statüko, otorite ile uyum içerisinde yaşamayı öğreten geleneksel
yaklaşımlar, hiçbir anormalliği, olağan dışılığı sorgulama ihtiyacı
duymazlar. Türkiye bu konu üzerinde durulması gereken bir örnektir.
Türkiye'de her dönem egemenlik yalnızca devletin elindedir. Toplum, her
durumda devleti destekleyen, devlet tarafından desteklenen bir ideolojik
zihniyet tarafından kontrol edilmektedir. Otoriter karakteri olan bu
zihniyet, tercihini, ulusalcılık\yerelcilik yönünde yaptığı için,
Türkiye hiçbir şekilde bu sınırları aşabilecek yapılanmaları
başaramıyor. Toplumda, kamusal-siyasal tartışma yeteneği yeteri kadar
gelişmediği için, kamusal sorunlarla ilgili olarak eylemde
bulunulamıyor.
İslam; insanları şu ya da bu etnik kökene, şu ya da bu ulusa, ulusal
aidiyete, mezhebe, ideolojik aidiyete mensup oldukları için değil, insan
oldukları için önemli bulur. İslamî bir toplum kan bağı ya da soy bağı
ile değil, insani-ahlaki üyelikle oluşur. Çok boyutlu, çok yönlü, çok
renkli, çok merkezli, çok etnisiteli, bir kültürün ulusallaştırılması,
tek boyutlu hale getirilmesi kadar tehlikeli bir uğraş olamaz. Hangi
toplumda olursa olsun, ırkçılıklar ve milliyetçilikler iletişim
kirliliğine ve bozukluğuna neden olur. Her ırkçılık bir çatışma ortamına
ihtiyaç duyar. Her ırkçılık ve milliyetçilik diğer ırklara-milletlere
karşı önyargılı olmayı öğretir. Irkçılıklar bir kötülük biçimidir. Her
farklının bir tehdit unsuru olarak görülmesi, barbarca bir yaklaşımdır.
İnsani-ahlaki öncelikleri olan bir toplum, birbirlerinin sınırlarına
saygı gösteren , birlikte yaşama ahlakına sahip olan, farklı unsurlardan
oluşan toplumdur.
Bizler, Müslümanlar olarak, her tür anlam ve algı bulanıklığını aşarak,
günümüzde nelerin mümkün olduğunu, nelerin mümkün olmadığını içtenlikle
konuşmalıyız. Mümkün yanıtlar ve mümkün seçenekler üzerinde
yoğunlaşmalıyız. Yeni\farklı seçeneklerin mümkün olabileceğine
inanmamak, "tarihin sonu" iddialarını kabul etmek anlamına gelir. Bilmek
gerekir ki; bütün modern tanımlar, modern maskeler olarak
kullanılmaktadır. Müslümanlar olarak, bütün bu maskelerden bağımsız
olarak düşünmeyi başarabilmeli ve bütün bu maskeleri paramparça
edebilmeliyiz. Bu kavramların hiçbir zaman gerçek içeriklere sahip
olmadığını görebilmeliyiz. Bütün modern yaklaşım biçimlerinin duyarsız
ve mekanik yaklaşımlar olduğunu hatırlamalıyız.
İçerisinde bulunduğumuz dönemde, Müslümanlar olarak, ait olmadığımız bir
yerde, yanlış bir yerde duruyoruz, sıkışmış ve sıkıştırılmış bir
vaziyetteyiz. Olmak istediğimiz yerde değiliz. Bunun için ciddi çabalar
içerisinde olduğumuzu iddia edemeyiz. İslamî inançlarımıza bağlılık ve
sadakat konusunda sınanıyoruz. Tarihe yeniden ve onurlu bir şekilde
girebilmek için, sömürgeci modernlik karşısında yeni bir direniş dili
oluşturabiliriz. Sömürgeci modernlikler karşısında, uluslar üstü
bağlılıkları, direniş dilini, kültürünü ve ahlakını
evrenselleştirebiliriz. İnsani durumun evrenselliğini yansıtan
etkinliklerde bulunabilir, eserler verebiliriz. |