Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 355 | Temmuz  2008

                   

 

 


                           

Köhne Kabuller

Atasoy Müftüoğlu

Hemen her toplumda, ideolojik, politik, ekonomik ve ekolojik kirlilik hızla yayılıyor. Amansız çarpıklıklar, amansız yabancılaşmalar yaşanıyor. Bütün köhne yaklaşımları, konumları, koşulları içselleştiren bir dünyada yaşıyoruz. Her tür köhne yaklaşımı girişimi, tavrı, içselleştiren toplumların sağlıklı toplumlar olduğu iddia edilemez. Günümüzde hem yerel planda, hem de küresel planda ideolojik dil, her zaman bir tahakküm, manipülasyon ve hizaya getirme aracı olarak kullanılıyor. Egemen düzenin mantığı doğrultusunda tercihler yapmayı, konumlar tayin etmeyi gelenek haline getirdiğimiz için, kendi kültür ve uygarlık dünyamızdan\ahlakımızdan koptuğumuzu, köhne kabullere ikna edildiğimizi fark etmiyoruz. Katı\donmuş resmi ideoloji ve devletçi zihniyet, varlığını sürdürebilmek için bürokratik keyfiliklere, hukuki keyfiliklere başvurabiliyor, hukuki ideolojik amaçlar doğrultusunda çarpıtabiliyor, istismar edebiliyor.
İslamî düşüncelerimizle gerçeklik arasındaki mesafe her geçen gün daha çok açılıyor. Tevhidi bilinç\algı, duyarlılık, tavır, yorum, yaklaşım parçalanıyor. Çevremize, çevremizde olup bitenlere İslamî algı bütünlüğü açısından baktığımızda yalnızlaştığımızı görüyoruz. Siyasetten arındırılmış bir din algısı konusunda, modern\postmodern dünyanın Müslümanları ikna ettiği anlaşılıyor. Müslümanlar, Türkiye örneğinde görülebileceği üzere, kendi ülkelerinde kısmi vatandaş olarak yaşayabiliyor. Mücadele ederek kazanmayı başardığımız haklarımız yok. Tevhidi duyarlılık açısından bir paslanma durumu ile karşı karşıya olduğumuzu görebiliyoruz. Zaman ve mekanın alabildiğine hızlandığı bir çağda, bizler, temel sorumluluklarımızı askıya alabiliyoruz.
Ahlaki duyguların yozlaştığı, bencil hesapçılıkların öne çıktığı, dehşet verici koşullar içerisinde yaşıyoruz. Modern kadınlar cinselliklerini, bedenlerini ve biçimselliğini öne çıkararak kendilerini kanıtlamaya çalışıyor. Kişiliklerini, hayat tarzlarını, birikimlerini ve ruhlarını öne çıkararak bilinçli ve bağımsız bir varoluşu seçen Müslüman kadınlar, her tür modaya direnen bu bağımsız tercihleri sebebiyle dışlanabiliyor. Modernlikler evlilik dışı cinselliği normal, olağan hale getiriyor. Bir anlam ve değer sistemine bağlı olarak yaşamak; cinselliği ve kadınlığı helal sınırlar içerisinde yaşamayı gerekli kılar, teşhir etmeyi ve pazarlamayı değil. Kadının pazarlanması ve teşhir edilmesi, kadını küçültür. Kapitalist hayat tarzı günümüzde kadınları büyük bir ikilemle karşı karşıya getiriyor. Çalışma hayatına, ekonomik hayata katılan kadınlar aile hayatını ihmal ediyor, aile hayatına yabancılaşıyor. İlginçtir; günümüzde hem devlet, hem gelenek, hem resmi ideoloji, hem moda, kadının özneleşmesine imkan veriyor. Günümüz toplumlarında liberal hayat tarzı, her tür toplumsal değer ve dayanışma ruhunu yok ediyor. Toplumsal değerlerin, erdemlerin yerini, kişisel çıkarlar, kayıtsızlıklar, sorumsuzluklar ve ilgisizlikler alıyor. Modern özgürlük anlayışı, bütünüyle sorumsuzluk şeklinde tezahür ediyor. Modern, postmodern kültür, insanlara sorumluluğu, dayanışmayı, toplumsal erdemleri öğretebilecek kaynaklara sahip değil. Türkiye'de gördüğümüz üzere, her toplumda suç oranları artıyor, kriminal tipler, kriminal olaylar, cinsel sapkınlıklar ve sapkınlık olayları hızla artıyor. Kimse kimsenin hakkına ve sınırlarına saygı duymuyor.
Eleştirel akıl yürütme yeteneğine, eleştirel düşünme yeteneğine sahip olmayan, alışkanlıklarına mahkum olan toplumlarda bir yenilenme iradesi çıkmaz. Düşünmeyen, araştırmayan, eleştirmeyen, sorgulamayan, sorumluluk almayan bireylerden oluşan toplumlardan bir gelecek beklenemez. Her tür statüko, otorite ile uyum içerisinde yaşamayı öğreten geleneksel yaklaşımlar, hiçbir anormalliği, olağan dışılığı sorgulama ihtiyacı duymazlar. Türkiye bu konu üzerinde durulması gereken bir örnektir. Türkiye'de her dönem egemenlik yalnızca devletin elindedir. Toplum, her durumda devleti destekleyen, devlet tarafından desteklenen bir ideolojik zihniyet tarafından kontrol edilmektedir. Otoriter karakteri olan bu zihniyet, tercihini, ulusalcılık\yerelcilik yönünde yaptığı için, Türkiye hiçbir şekilde bu sınırları aşabilecek yapılanmaları başaramıyor. Toplumda, kamusal-siyasal tartışma yeteneği yeteri kadar gelişmediği için, kamusal sorunlarla ilgili olarak eylemde bulunulamıyor.
İslam; insanları şu ya da bu etnik kökene, şu ya da bu ulusa, ulusal aidiyete, mezhebe, ideolojik aidiyete mensup oldukları için değil, insan oldukları için önemli bulur. İslamî bir toplum kan bağı ya da soy bağı ile değil, insani-ahlaki üyelikle oluşur. Çok boyutlu, çok yönlü, çok renkli, çok merkezli, çok etnisiteli, bir kültürün ulusallaştırılması, tek boyutlu hale getirilmesi kadar tehlikeli bir uğraş olamaz. Hangi toplumda olursa olsun, ırkçılıklar ve milliyetçilikler iletişim kirliliğine ve bozukluğuna neden olur. Her ırkçılık bir çatışma ortamına ihtiyaç duyar. Her ırkçılık ve milliyetçilik diğer ırklara-milletlere karşı önyargılı olmayı öğretir. Irkçılıklar bir kötülük biçimidir. Her farklının bir tehdit unsuru olarak görülmesi, barbarca bir yaklaşımdır. İnsani-ahlaki öncelikleri olan bir toplum, birbirlerinin sınırlarına saygı gösteren , birlikte yaşama ahlakına sahip olan, farklı unsurlardan oluşan toplumdur.
Bizler, Müslümanlar olarak, her tür anlam ve algı bulanıklığını aşarak, günümüzde nelerin mümkün olduğunu, nelerin mümkün olmadığını içtenlikle konuşmalıyız. Mümkün yanıtlar ve mümkün seçenekler üzerinde yoğunlaşmalıyız. Yeni\farklı seçeneklerin mümkün olabileceğine inanmamak, "tarihin sonu" iddialarını kabul etmek anlamına gelir. Bilmek gerekir ki; bütün modern tanımlar, modern maskeler olarak kullanılmaktadır. Müslümanlar olarak, bütün bu maskelerden bağımsız olarak düşünmeyi başarabilmeli ve bütün bu maskeleri paramparça edebilmeliyiz. Bu kavramların hiçbir zaman gerçek içeriklere sahip olmadığını görebilmeliyiz. Bütün modern yaklaşım biçimlerinin duyarsız ve mekanik yaklaşımlar olduğunu hatırlamalıyız.
İçerisinde bulunduğumuz dönemde, Müslümanlar olarak, ait olmadığımız bir yerde, yanlış bir yerde duruyoruz, sıkışmış ve sıkıştırılmış bir vaziyetteyiz. Olmak istediğimiz yerde değiliz. Bunun için ciddi çabalar içerisinde olduğumuzu iddia edemeyiz. İslamî inançlarımıza bağlılık ve sadakat konusunda sınanıyoruz. Tarihe yeniden ve onurlu bir şekilde girebilmek için, sömürgeci modernlik karşısında yeni bir direniş dili oluşturabiliriz. Sömürgeci modernlikler karşısında, uluslar üstü bağlılıkları, direniş dilini, kültürünü ve ahlakını evrenselleştirebiliriz. İnsani durumun evrenselliğini yansıtan etkinliklerde bulunabilir, eserler verebiliriz.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...