|

Gülümsetirken Düşün-dürten Haber-Yorumlar VII
Arif Kaya /E-posta:
arifkaya65@gmail.com
1) Bush: Filistin devlet
olacak. İsrail'in 60'ıncı kuruluş yıldönümü için bu ülkeye 3 günlük bir
ziyarette bulunan ABD başkanı George W. Bush Masada çöl bölgesindeki
tarihi siteyi İsrail Başbakanı Ehud Olmert'le gezdi. İsrail
Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada ise "120'nci kuruluş yıldönümünüzde
Filistinlilerin de kendine ait bir devleti olacak. Hamas, El Kaide ve
Hizbullah yenilgiye uğrayacak. İsrail komşularıyla sıkı dost olacak.
Ortadoğuya barış gelecek" dedi. [Sabah; 16/05/2008]
Yahu dostlar, içim bir açıldı, bir ferahladım ki sormayın. Hayır,
sevineceğim sevinmesine de yine de içimde bir kuşku var. Acaba bu süper
müjdeli haberi veren teksaslı kovboy; süperman mi, spiderman mi, batman
mi, yoksam iron man midir, hangi sıfatla ve de nasıl bir kafayla böyle
söylüyor bilemiyorum? "Gençlik yıllarında alkol problemi yaşayan ABD
başkanı George W. Bush'un yeniden alkol almaya başladığı iddia edildi."
(Sabah; 23.05.2005) Eğer ayıksa ve aklı da başındaysa güpegündüz, hiç
gereği yokken nerden çıktı bu bol keseden Filistin insanına devlet
bahşetmek? Bu bonkörlük, bu alicenaplık nerden icap etti? Pis kokular
geliyor burnuma, ABD'nin işgal ettiği diğer yerlerden geldiği gibi. Ama
ne bileyim çok mu karamsarım ve de kötümserim. Sakın Bush olsun, Olmert
olsun ve de onların işbirlikçi dostları olsun, Filistinlilerin iyiliğini
isteyip geleceklerini düşünüyor olmasın? "Bu dünyanın yaşanacak nesi
var, üç günlük dünya işte, yaşayacaksın da ne olacak, bir şeylerin
oldukça hep daha fazlasını isteyeceksin, bunun sonu yok, iyisi mi yol
yakınken dönün Rabbinize, daha evladır" deyip kadını, erkeği, doğmamış
ya da doğmuş kundaktaki bebeği kurşunlarla ve dahi füzelerle bir evi,
hatta bir apartmanı tümden vurup -önceki katliamları bir kenara
bırakacak olursak- 60 yıldır yani İsrail kuruldu kurulalı
yardımseverliklerini sergilemiyorlar mı!? Özgür ve de
laik-demokratik-kapitalist dünya da ellerine almış cipslerini, patlamış
mısırlarını ve de biralarını, koltuklarına rahatça gömülmüş biçimde
seyretmiyorlar mı bu olan biteni? İsrail hapishanelerinde onyıllarca
tutulan onbinlerce Filistinliden başka Gazze, Kudüs ve Batı Şeria'daki
milyonlarca Filistinli açık hava hapishanesine (Nazilerin yahudi toplama
kampları değil elbette) döndürülen topraklarında 1967'den beri en zor
şartlarda yaşamaya çalışıyorlarmış kime ne? Her an İsrail tanklarının,
buldozerlerinin ve de insanlı-insansız uçaklarının menzilinde ölümle,
sakat kalmakla, açlıkla, susuzlukla, ilaçsızlıkla, karanlıkla iç içe
imişler kimin umurunda? Ay ne kötü idi Hitler, Mussolini filan.
Avrupa'nın göbeğinde mülteci -pardon toplama kampları kurup öldürmediler
mi bu seçilmiş ve necip Yahudi kavmini. Aslına bakarsanız ne gamalı
haç'ın sion yıldızından, ne Filistin mülteci kamplarının Yahudi toplama
kamplarından, ne de Theodor Herlz ve dünden bugüne diğer bütün Siyonist
İsrail yöneticilerinin Hitler, Mussolini ve adamlarından farkı yoktur.
Ve yine aslına bakarsanız, ilginçtir hepsinin de mazereti var,
mazurlar(!). Zira "Bencil diktatörler genlerinin esiri oluyor. İsrailli
bilim adamları neden bazı insanların diğerlerine göre daha acımasız
olduklarını araştırdı. Buna göre, "AVPR-1" genini taşıyanlar, bencil ve
zalim davrandıklarında büyük haz alıyorlar. Araştırmaya göre, "AVPR-1"
adlı gen ile bencil ve acımasız davranışlar arasında bir bağ bulunuyor.
Bir başka deyişle, "acımasızlık" insanların genlerinde saklı.
(www.ntvmsnbc.com; 07.04.2008). Demek ki neymiş bu Siyonistlerde de
tıpkı Almanlarda olduğu gibi "AVPR-1" geni mebzul miktarda imiş(!). O
yüzden genlerinin esiri olup bencil, zalim ve de acımasız olduklarından
acayip haz alıyorlar olmalılar yaptıkları zulümlerden. Ve yine demek
istiyorlar ki "Siz Alman'lar, İtalyan'lar, 1939'dan 1945'e kadar
Avrupa'da bize reva görürseniz o zulümleri, biz de bunları yanınıza(!)
bırakmayız, 1948'den 2008'e Arapları Filistin'de acı ve gözyaşına
boğarız. Onların kısılmış sesini kardeşleri bile duymazken, bizim
sesimizi uluslar arası toplumun kuruluşları, liderleri, medyası ve
Hollywood yedi düvele duyurur." "Hayat güzeldir, Schindler'in listesi,
Piyanist, vb." filmlerinde bugün dahi o gün ölenlere ağıtlar yakılırken,
Filistin'de ölenler kim ki onlara ağıt yakılsın, gözyaşı dökülsün? Onlar
terörist, cani, eli kanlı fundamentalistler değil mi? Valla bu Bush
büyük adam? Adam, kendini kendi Tanrısının -ki onun inandığı tanrı benim
tanrım olamaz kesinlikle- yeryüzündeki temsilcisi, oğlu ve belki de
aynen kendisi gibi görüyor olsa gerek. İsrail'in -ki 60 yıl önce yoktu-
60 sene sonra hala var olacağını ve de 120. yılı kutladıklarında bir de
yanlarında Filistin devleti olacağını söylüyor. 60 yıl sonra ne olur ben
bilemem, Allah bilir elbette. Fakat bu haddini bilmez kovboy,
fütursuzca, işkembe-i kübradan konuşabiliyor. Filistin'in mücadele eden,
boyun eğmeyen kanadı olan Hamas'ın, el-Kaide'nin ve de Lübnan'ı ABD'ye,
Fransa'ya ve de İsrail'e dar eden Hizbullah'ın yenileceğini söylüyor.
Gönlünden de geçen bu olabilir, arzu edebilir ve İsrail komşularıyla
dost(!) da olabilir. Hoş, zaten komşuları da İsraille dost olmak ve daha
daha İsraille komşularının arasını yapmak için can atıyor baksanıza.
"İsrail ve Suriye arasında Türkiye arabuluculuğunda gerçekleşecek barış
görüşmelerinin gelecek hafta, yine İstanbul'da gerçekleştirileceği
duyuruldu. İsrail heyetinde yine, Başbakan Ehud Olmert'in danışmanları
Yoram Turbovitz ve Şalom Turjeman'ın yer alması, Suriye heyetine ise
Dışişleri Bakanlığı danışmanı Riyad Davudi'nin başkanlık etmesi
bekleniyor. Yüz yüze görüşmeyecek olan iki ülke temsilcilerine
Başbakanlık Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu aracılık yapacak. Görüşmelerde,
İsrail'in Golan Tepeleri'nden çekilmesi, Suriye'nin Hamas ve
Hizbullah'la bağlarını kesmesi ve Taberiye Gölü'nden gelen suyun
paylaşımı gibi konuların ele alınacağı belirtiliyor." (www.ntvmsnbc.com;
05.06.2008). Diyeceksiniz ki "Davutoğlu"nun "Davud'un oğulları(!)na"
yardım etmek için cehd etmesi gayet normaldir. Ben de valla "Stratejik
derinlik" böyleyse, "stratejik yüzeysellik" nasıldır kimbilir derim?
Bush ve Olmert böylesi dostlara sahip olduğu için ne kadar sevinseler
azdır. Artık onların şerefine Gazze, Kudüs ya da Batı Şeria'da bir
mülteci kampında bir eve, bir arabaya ya da herhangi bir hedefe füze
atabilir, tanklarla, buldozerlerle girip evlerini başlarına göçürebilir,
bir miktar Filistinli terörist(!) avlayabilir? Filistinli birinin canı,
kanı, malı ve de ırzının ne ehemmiyeti, ne kıymet-i harbiyesi olabilir
ki? Vur bitsin, yak gitsin. Nasıl olsa bu dünyada ne yapsan yanına kar
kalıyor, hesabı sorulmuyor, kimsecikler duymuyor. ABD, Fransa, İsrail ve
özgür dünyanın efendileri lütfedip de Filistin de devlet olduğunda, onun
da başı göğe erecek diğer arap ve arap olmayan devletler gibi. Bütün
olan biten unutulacak, tarihin tozlu sayfalarına gömülecek, Ortadoğu'ya
barış gelecek(!). Amerikan barışı sayesinde kurt kuzuyla, siyonist
müslümanla(!) dost olacak. Filistinlilerin tek dostu Bush değil elbette,
Sarkozy ne güne duruyor. "Barış ancak bağımsız bir Filistin devletiyle
sağlanabilir" diyor ve gerekçesini "bakla çıkarır gibi" dilinin altından
çıkarıveriyor. "Filistinlilerin dostu olduğunu (breh breh, böyle
dostları olanların herhalde düşmana ihtiyacı olmasa gerek) vurgulayan
Fransa Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy, Filistin devlet başkanı Mahmud
Abbas ile yaptığı görüşmede, Filistinlilerin şiddetten uzak durmaları
gerektiğini belirtip 'İsrailin güvenliği'nin (lütfen dikkat, sihirli
kelime bu) modern, demokratik ve yaşayabilir bir Filistin devletinin
kurulmasına bağlı olduğu yolundaki sözlerini yineledi."
(www.samanyoluhaber.com; 25.06.2008) Bir gün önce de, "Eşi Carla ve 450
kişilik dev bir heyetle İsraile giden Sarkozy, Yad Vashem soykırım
müzesini ziyaretinde kippasını da taktı. İsrail Parlamentosunda konuşan
Fransa lideri, İran'ın nükleer tehditine vurgu yaparak "İsraili yok
etmeye çalışanlar bizi karşılarında bulacak. Sizi asla yalnız
bırakmayacağız" (www.sabah.com.tr, 24.06.2008) diyen de aynı kişidir.
Kurulduğundan beri İsrail'i koruyup kollayan, özellikle bulunduğu
bölgede tanınmasını, komşularıyla problemsizce(!) yaşamasını isteyenler
şimdi Filistinlilere "bağımsız(!) ve yaşayabilir(!)" bir devlet bahşetme
yarışındalar. Nasıl olsa gerek Filistin'de gerekse de Müslümanların
yaşadıkları "bağımsız(!) devletlerde işbirliği yapabilecekleri yığınla
dostları da mevcutken. Onların türlü türlü hesapları var ve çekinmeden
de bunu açıkça dillendiriyorlar her fırsatta. Elbette Allah'ın da bir
hesabı var. Ve elbette hesabını Allah'la tutturmaya çalışanlar, yalnız
O'na dayanıp güvenenler, çalışıp çabalayıp başlarına gelenlere
sabredenler bütün bu oyunları bozabilirler. Yarın ne olacağını kim
bilebilir Allah'tan gayri. Yüz yılı aşkındır Filistin'de nice zulümlere
imza atanlara, gün gelecek "ne yer ne de gök ağlayacak" tıpkı tarihte
helak edilen diğer topluluklar gibi. Yeter ki Filistin'deki ve dünyanın
diğer yerlerindeki muvahhid mü'minler, dün Musa'nın (a.s) bugünse
Muhammed'in (a.s) izinden peşi sıra gidip ayrılmasınlar, fırka fırka
olmasınlar. Arz-ı mevud (vaat edilmiş arz-yeryüzü) Allah'ın tüm muvahhid
kullarına yöneliktir dün olduğu gibi bugün de. Bu böyle biline.
2) Aysun Kayacı: AKP'yi ayak takımı getirdi. NTV'de yayımlanan 'Haydi
Gel Bizimle Ol' programında her hafta bir kaç posta halkın
aşağılandığına şahit oluyoruz. Bu hafta aşağılama sırası eski manken
Aysun Kayacı'daydı. Kayacı, AKP'ye oy veren 16 milyon insan için ayak
takımı dedi. Pınar Kür de onu destekledi. …Kayacı, "Ben vergi veriyorum,
niye vergisini vermeyen, çok özür dilerim herkes üstüme gelecek ama
kalıp olarak söylüyorum, 'dağdaki çoban'la benim oyum eşit mesela. Niye?
Hiç vergisini vermeyen biriyle niye benim oyum eşit. O benim kadar
duyarlı, benim kadar sorumluluk sahibi bir şekilde yaklaşıyor mu acaba"
diye konuştu… Aysun Kayacı, Müjde Ar'a yanıt vereyim derken AKP
seçmenini çok kızdıracak şu sözleri sarf etti: "Ama şu an sizin şikayet
ettiğiniz şey, ayak takımının iktidara getirdiği partiden şikayet
etmiyor musunuz?"… Aysun Kayacı: Doğruyu yapacaklar. Ben de çok ekonomik
problem çektim. Çalışacaklar... Ben şu anda okulumun parasını da kendim
ödüyorum… Aysun Kayacı: Benim anneannem ne yaptıysa onu yapacak? Sonra
bir siyasi parti gelip gecekonduların bilmem nesini verecek, odun
verecek, kömür verecek. Ondan sonra da memleket Arabistan olacak, oldu
yani... [www.iyibilgi.com; 28/03/2008]
Aslına bakarsanız, bir sözü söyleyenden daha ziyade söylenen söze
odaklanmak, sözü dikkate almak daha evladır. Fakat eleştiride haklılık
payınız olsa bile bu ülkedeki milyonlarca insan için "ayak takımı"
derseniz sizin de payınıza bir şeyler düşer diimi ama. Yaradan'ın
kendisine bahşettiği "Allah vergisi" fizik güzelliğini teşhir eden ve de
"ayak takımına mensup olmayan" bu hatunu malum magazin basınında duydum
duymasına da "neyin nesi, kimin fesi" diye internete bir göz attığımda
şu satırları okudum. "vakti zamanında galatasaraylı futbolcu emre aşık
ile aşk yaşayan, ondan ayrıldıktan sonra iyice seren manken. emre aşık
ile istikrarlı bir birliktelikleri vardı, ayrıldıktan sonra her hafta
başkasıyla görmeye başladık. show tv'de bir dizide oynamıştı, şu anda
adını hatırlamıyorum, hatta metin akpınar oynamıştı, orada kıyafetlerini
ekran başındaki abazanların gözlerini faltaşı gibi yapmak için
giyiyordu. koltuğa oturduğunda frikik vermeler, göğüs dekoltesi
olduğunda yerinde hoplamalar vs… "haydi gel bizimle ol" isimli programa
reyting katma maksatlı eklenmiş hatun." (www.lafmacun.org) Her ne ise bu
kadar yeter, dişi kişi hakkında ettiğimiz kelam. Söylediği sözleri bir o
söylese densizlik yapmış, sürç-ü lisan etmiş, sözü maksadını aşmış filan
denilir ya da "adam sen deee, cevap vermeye bile değmez" deyip
geçilebilirdi. Fakat kazın ayağı öyle değil. Aysun kız (kız dedimse
hemen itiraz etmeyin, resmi olarak 'evli olmayan' anlamında kullandım)
bu ülkede son bir-iki yüzyıldır var olan ve özellikle cumhuriyet sonrası
resmi olarak ete kemiğe bürünen bir zihniyetin dışavurumu mahiyetinde
sözler sarfediyor. Bu zihniyetin en meşhur isimlerinden biri bakın ne
diyor: "Kurtuluş Savaşı sırasında garp cephesi komutanı olan İnönü bir
grup subaya yaptığı konuşmada söyle diyordu: "…İçinde bulunduğunuz
vaziyeti bilesiniz… Padişah düşmanınızdır. Yedi düvel düşmanınızdır…
Kimse işitmesin, millet düşmanınızdır." (aktaran İdris Küçükömer,
Düzenin Yabancılaşması, Alan Yay., 1989, sh. 96; Kim bu aydınlanmış
despotlar?, Mehmet Natık, www.cafesiyaset.com, 19.03.2008) Aysun kız ve
İsmet Paşa yalnız değildir bu ülkenin "ayak takımı" olarak görülen
kısmına yaklaşımda. Hazır yeri gelmişken bir-iki örnek daha verelim.
"Atatürk'ün kızları al bayraklarla yürürken, bu ülkenin aydınlık yüzlü
erkekleri meydanları doldururken, çocuklar annelerinin-babalarının elini
tutup yarınlarına şimdiden sahip çıkmaya kalkarken... Göbeğini kaşıyan
adam uzakta bıyık altından güler. Ve sandık ortaya konulduğunda...
Göbeğini kaşıyan adamın dediği olur. Çünkü demokrasi, bilinçte
aşağı-yukarı eşit insanların rejimidir. Bir toplumun çoğunluğu "göbeğini
kaşıyan adam" ise, orada demokrasi olmaz, olamaz... Tayyip Erdoğan işte
ona güvenir: Göbeğini kaşıyan adama..." (Göbeğini kaşıyan adam, Bekir
Çoşkun, Hürriyet; 03.05.2007) Haydaaa oldu mu sana şimdi ayak takımı bir
de göbeğini kaşıyan adam. Tabii memleket ayak takımı ve göbeğini kaşıyan
adamlarla dolup taşınca da haliyle "Ünlü besteci ve piyanist Fazıl Say,
Türkiye'deki İslamcıların güç kazanması nedeniyle Türkiye'yi terk
edebileceğini açıkladı. Fazıl Say Paris'te, Almanya'da yayımlanan
sol-liberal eğilimli 'Süddeutsche Zeitung' gazetesinin sorularını
yanıtlarken, "Türkiye rüyalarımız kısmen öldü. Tüm bakan eşleri türban
takıyor. İslamcılar zaten kazandı. Biz yüzde 30, onlar ise yüzde 70.
Başka yere taşınmayı düşünüyorum" dedi." (www.milliyet.com.tr;
14.12.2007) Hatta bu hazımsızlık yer yer eleştiri olmaktan çıkıp
hakarete, aşağılamaya kadar vardırıldı. "İstanbul Barosu'nun ikincisini
düzenlediği Cumhuriyet Hukuku Paneli'nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve
eşi Hayrunnisa Gül'e hakaret içeren sözler sarf edildi. İstanbul Barosu
Meclis Başkan Vekili Avukat Nizar Özkaya, "Çankaya'ya Arap bedevi
kılıklı bir eşle birlikte bir adam çıktı ve Çankaya'yı ele geçirdi."
şeklinde ağır hakaretler savurdu." (www.haber10.com; 25.06.2008)
Halbuki, Aysun kız gönül rahatlığıyla istediğiyle "hadi gel benimle
birlikte ol" diyebilir, Bekir Bey de 'onuncu köy'de 'onuncu yıl marşı'nı
söylemeye devam edebilir ve de Sayın Say'ın da başka bir diyara
gitmesine de hacet yoktur. Ayak takımının her istediğini yapabilmesine
ve de meydanı boş zannetmesine meydan verilemez. Bugüne kadar askerden
yedikleri darbenin tadına bir de yargı baktırıverir. Anlar o zaman "ayak
takımı", sayısal değil siyasal çoğunluğun asıl olduğunu. Var mı öyle
"kanla, irfanla kurulan cumhuriyeti", ayak takımının, göbeğini kaşıyan
adamların oylarıyla kaybetmek. Onlar istedikleri kadar oy alsınlar,
mecliste istedikleri çoğunlukla kararlar alsınlar, ne önemi var, kaldır
at çöpe. "Yüksek Mahkeme'den tarihi karar. Türban laikliğe aykırı.
Anayasa Mahkemesi 2'ye karşı 9 oyla üniversitelerde türbanı serbest
bırakacak Anayasa değişikliğini iptal etti." (www.gazetevatan.com;
06.06.2008) Peki bu yargı darbesine hemencecik kim destek verdi sıcağı
sıcağına bilin bakalım? Bildin Aysun kız, aptal şarışın değil, akıllı
kızsın vesselam. Evet evet tam üstüne bastın. "Askerden türban kararına
alkışlı destek. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, başörtüsü
düzenlemesinin iptaliyle ilgili olarak, 'Hepimiz yasal kararlara saygılı
olmak zorundayız. Türkiye; laik, demokratik, sosyal hukuk devletidir.
Onların yorumlanması mümkün değil. Bu söz; yorum değil, malumun
ilanıdır' dedi. Orgeneral Büyükanıt, Harp Akademileri Komutanlığı'ndaki
sempozyum dolayısıyla Harbiye Orduevi'nde kokteyl verdi. Sempozyum
nedeniyle Harbiye Orduevi'nde verilen akşam yemeğinde sahne alan
sanatçının "Bugün Anayasa Mahkemesi'nden çok güzel bir haber geldi"
demesi üzerine, başta komuta kademesi olmak üzere salondan alkışlar
yükseldi. Alkışların ardından "Bir başkadır benim memleketim" parçası
seslendirildi. (www.gazetevatan.com; 06.06.2008) Ya işte böyle Aysun
kız, bir başkadır "sizin memleketiniz". Yahu bu memleket aynı zamanda
bizim de diyeceğim amma korkuyorum kızarlar, darbe indirip muhtıra filan
verirler diye maazallah. Nasılsa iktidar, silah ve de hukuk ellerinde.
Sen doğru söylüyorsun kız Aysunnn. Dağdaki çobanla, bağdaki ırgatla,
tarladaki rençberle, fabrikadaki işçiyle ve dahi nice nice ayak
takımıyla senin oyun bir değil kııız. Allah'tan bu ülkenin meclisinde,
bu ayak takımının değersiz(!) oylarıyla vekil olmuş kişilerin 411 eli
kaosa kalksa da, anayasa mahkemesinin 9 üyesinin eli istikrara kalktı.
Allah'tan bu ülkede, "…Türkiye'de 550 milletvekili var, ama bir tek
Fatih Terim var.", "Ben ders almam, ders veririm" gibi düşüncelere sahip
sadece Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim yok, nice asker,
sivil devletli "erk men" var da kurda kuşa yem olmuyoruz.
(www.habervitrini.com, 19.05.2008; www.aksam.com.tr, 12.09.2007) Sen
çatır çatır, kuruşu kuruşuna vergini veriyon kııız. Vergilendirilmiş
kazancın da kutsal (dokunulmaz, tartışılmaz) aynen Anayasanızın 2.
maddesi gibi. Sen duyarlısın, sorumluluk sahibisin ama Aysun, bu
milyonlarca ayak takımı haddini bilmiyor. Bilmeyince de kutsal devletin
tapusu ellerinde olan gerçek sahipleri bildiriyor tabii olaraktan
hadlerini. Sen çok ekonomik sıkıntı çekmişsin kız. Ama o ayak takımı var
ya, onlar ekmek elden su gölden yaşayıp gidiyorlar. Gecekondularda
oturup bir de odunu, kömürü bedavadan alarak, poşet poşet yardım
kaparaktan. Var mı öyle bedavadan yaşamak. Yahu Aysun kız buraya kadar
her şeyi anladım anlamasına da "Ondan sonra da memleket Arabistan
olacak, oldu yani..." lafını anlamadım. Ne alakası var diyeceğim fakat
sen duyarlı, sorumluluk sahibi olduğundan bir bildiği var diyeceğim
demesine de 2-3 gün önce okuduğum bir haber beni şaşırttı kııız.
"Sevgilisi Ozan Sevindik önceki hafta 30 yaşına giren ünlü manken Aysun
Kayacı'nın doğum günü nedeniyle sürpriz yapıp Dubai seyahati organize
etti. Yoğun iş ortamından uzaklaşmak için fırsat yakalayan Kayacı,
Dubai'de bol bol denize girdi. Ancak bir haftalık tatilin son dört günü
genç çift için adeta kabusa döndü. Kayacı sevgilisi ile çıktığı Dubai
tatilinde deniz suyundan mikrop kaptı." (Bugün; 03.06.2008) Kız bu
Dubai, Arabistan yarımadasının en güneyinde olan Birleşik Arap
Emirliklerinin başkenti Dubai değil mi? Yeni sevgilinle, flörtünle,
erkek arkadaşınla gidecek başka bir yer bulamadın mı kııız? Anlaşılan o
ki hem ekonomini iyicene düzeltmişsin, hem de okul parasını rahatlıkla
ödeyebiliyorsun. Sen doğruyu yaptığından oldukça eminsin kız Aysun. Bol
bol denize gir, alışveriş yap, sür şu üç günlük dünya hayatının keyfini.
Bak bu "ayak takımı"ndan yalnızca birinin sıradan, basit, küçücük hazin
öyküsünü aktarayım da "söz bitsin" gayri. "İstanbul Büyükçekmece'de
işsiz kalıp borç batağına saplanan bir baba, hem kendini hem de minik
kızını trajik sonla ölüme götürdü. Bir sakız fabrikasında güvenlik
görevlisi olan Mehmet Türkoğlu 6 ay önce ummadığı bir anda işten
çıkarıldı. Önce umudunu yitirmedi. Ama iş için gittiği tüm kapılar bir
bir yüzüne kapanırken, parasızlık da belini bükmeye başladı. Ev kirasını
ödeyemedi, elektrik ve su faturalarını yatıramadı. 2 ay önce evinin hem
elektriği hem suyu kesildi. Ekmek alacak parası bittiğinde ise herkese
borçluydu. Eşi Ebru parasız yaşamaya dayanamadı ve 3 ay önce kızı
Elanur'u da alarak baba evine geri döndü. 15 gün önce ise evin kapısını
borçlar yüzünden haciz memurları çaldı. Tüm eşyaların haczedildiği eve
10 gün önce eşi, kızıyla geri döndü. Ancak tartışmalar dinmedi. Gölboyu
Caddesi Nilüfer Sokak'ta bulunan 3 katlı apartmanın ikinci katındaki
evde dün bir lokma ekmek ile sadece zeytin ve peynirin olduğu kahvaltı
masasında yine 'parasızlık' tartışması vardı. Ebru, daha fazla
dayanamayacağını söyledi. Öfkeden deliye dönen Mehmet, ruhsatlı
tabancasını kaptı. Genç kadın can havliyle kendini dışarı atarken o ise
Elanur'u kucağına alıp, balkonda rast gele ateş açtı. Saat 11.00
sıralarında ise bir daha çıkmamak üzere kızı ile kendini eve kilitledi.
Yaklaşık yarım saat sonra olay yerine polisler ile bir psikolog ulaştı.
Çok sayıda sağlık görevlisi olay yerine sevk edildi. Ancak Mehmet bir
türlü ikna olmadı. Sürekli evin içinde gezinen Mehmet, ara ara balkona
çıkıp ateş etti. Son kez balkona çıkıp, minik kızını bacaklarından
aşağıya sallandırdığında da herkesin yüreğini ağzına getirdi. Evin
içinde tabancasını bazen küçük kızın bazen kendi kafasına dayadı. 2.5
saat süren korkulu bekleyişin sonunda olay yerine Özel Harekat Timleri
de ulaştı. 5 dakika içinde operasyon hazırlıklarını tamamlayan özel
harekat timi saat 14.05'te kapıyı kırıp içeri girdiğinde evin salonunda
kucak kucağa cansız bedenlerini buldu. 30 yaşındaki Mehmet, 2 yaşındaki
Elanur'u göğsünden kucağında vurup, son mermiyi başına sıkarak intihar
etmişti." (www.sabah.com.tr; 05.06.2008)
E-posta: arifkaya65@gmail.com |