|

Askerin Derdi
Mehmet Ali Kışlalı/ 25.06.2008/ Radikal
'Size bütün
samimiyetimle ifade ediyorum ki, Türk generallerinde ülkeyi yönetmek
diye bir ihtiras ve arzu söz konusu değildir. Kişisel olarak bu arzu
içinde olanlar çıkmıştır, ancak kurum bunları elemiştir. Ordunun,
Batı'nın anlayamamasından rahatsız olduğu iki endişesi var: Bölücülük ve
dine dayalı devlet modeli. Bu iki tehlike ortadan kalksa, siyasi iktidar
yeterli duyarlılığa sahip olsa ve askere gerekli güvenceyi verse, emin
olun ki asker siyasete hiç karışmaz. Ama bu iki konu kanayan bir yara
olmaya devam ettikçe askerlerin bu konuda kışlalarına dönmesi
beklenemez, çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin devamını ancak bu iki hassas
konunun tehlikeye girmemesinde görmektedirler.
Bu konuda aşırı duyarlılar ve bu duyarlılık sadece onlarda değil,
toplumun büyük kesiminde vardır.'
Bu değerlendirmeyi Avrupa Birliği Parlamentosu'nda eski başbakanlardan
Mesut Yılmaz önceki hafta yaptı. Söylediklerinin altının çizilmesi,
ülkede ortam karıştığı, acaba asker gene müdahale eder mi? ya da artık
ortada müdahale olasılığı kaldı mı? soruları gündeme geldiğinde
hatırlanması çok yararlı olacak. Yeri geldikçe sık sık yineliyorum;
Türkiye'de kendisine ülkenin ve rejimin savunulması görevi, yasalarla
verilmiş Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hangi hallerde huzurunun kaçtığını
anlatmaya çalışıyorum. Bunları yazınca, hangi mantık kullanılıyorsa
kimileri demokrasi karşıtı olduğumu düşünüyor. Oysa ülkenin huzurunda ve
85 senedir özümsediğimiz Cumhuriyet'in Anayasa'da yazılı koşullar içinde
varlığını sürdürmesinde gerekli olan bir koşulu hatırlatmak istiyorum.
Bunu, şimdi TSK'yı yakından tanıdığı görülen bir eski başbakan en açık
sözlerle ortaya koyuyor. Mutlaka dikkate alınması, ülkede sağlıklı bir
ortamın yaratılması, 'Ordu müdahale eder mi?' korkusunun yok edilmesi
için saptırılmaması gerekiyor.
Ülke yöneten siyasilerden askeri en geç anlayanlardan birinin de,
defalarca başbakanlık makamına gelmiş Demirel olduğunu düşünürüm.
Demirel başbakanlıkları sırasında değil, ancak Çankaya'ya Cumhurbaşkanı
olarak çıktığında askeri anlayabilmiş, yeni müdahaleleri önlemek için
ağırlığını doğru kullanmıştır. Başbakanlık görevi sırasında askerlerle
çeşitli vesilelerle ters düşmüş, sürtüşmüş olan Mesut Yılmaz'ın
siyasetten uzak kaldığı dönemde sağlıklı bir durum değerlendirmesi
yaptığı anlaşılmaktadır. Bunu öncelikle AKP kadrolarının iyi
değerlendirmesi gerekir.
AKP birinci iktidar döneminde varlığından büyük kaygı duyan, rejimi
Milli Görüş denilen dinci esaslara göre dönüştürmeye çalışacağını
düşünen TSK ile çatışmamışsa bunda çok önemli rol oynayan Cumhurbaşkanı
Sezer'i ve TSK'yı da unutmamak gerekir. Gerektiğinde, TSK'nın şimdi
Mesut Yılmaz tarafından açıkça ifade edilen kaygılarını,zamanın
Genelkurmay Başkanı'nın da Erdoğan'a iletmediğini kim söyleyebilir?
Neticede 1. AKP iktidar dönemi kazasız belasız sonuçlanmış, ama Erdoğan
Çankaya'ya sadece AKP'nin değil, daha geniş toplum kesimlerinin de içine
sindireceği, uzlaşmayla seçilmiş bir kişi seçtiremeyince gerginlik çok
geçmeden tırmanmaya başlamış, kriz bugünlere gelmiştir. Mesut Yılmaz çok
haklıdır. TSK onun işaret ettiği sebeplerden dolayı tedirgindir. Neyse
ki tedirginlik, yüksek yargı kurumlarının anayasal rejimin temellerini
oluşturan anayasa ve yasaları büyük bir kararlılık ve cesaretle
uygulamalarından dolayı kontrol altında tutulabilmektedir.
Şimdi ülkenin bu gerçeklerini doğru anlayıp, onların yarattığı düşünülen
sorunlara doğru yaklaşabilme ülkeyi yönetmeye talip olacak siyasilere
düşen görevler olmaktadır.
"Her şey halktan alınan oya bağlıdır. Bu oylar yeterli sayıya ulaşır da
iktidar sağlanırsa, TSK'nın hassasiyetlerinin dikkate alınmasına gerek
kalmaz" diye düşünmenin ülkeyi şimdiye kadar hangi sorunlarla baş başa
bıraktığı hatırlanmalıdır. İktidara gelenler sadece askerde değil, geniş
kitlelerdeki Cumhuriyet'in kazanılmış değerlerini kaybetme korkusunun
önemini kavramalılar. Bu havayı yaşayanların ülkedeki yasal kaygılarını
dikkate almalı, tabir yerinde ise ülkeye hizmet etmeli, üzüm yemeli,
bekçi dövmeye çalışmamalıdır.
Cumhuriyet 85 yaşına kolay gelmemiştir. Bakın bir AKP Genel Başkan
Yardımcısı bugün ne diyor? "Türk toplumu bir incinme yaşamıştır. Bir
gecede kıyafetlerini, dillerini değiştirmeleri istenmiştir. Dini yaşama
biçimleri ortadan kaldırılmıştır. Bu travmayı yaşamayan toplumlar,
insanların nasıl giyindiklerine ilişkin tartışmayı anlayamazlar." Bu
sözler tevil götürür mü? Bırakın askeri, sizi rahatlatıyor mu? |