|

Haysiyetli
Arkadaşlar
Emre Aköz/ 17.06.2008/ Sabah
Son yılların
en önemli gazetecilik olaylarından biri, hiç kuşkusuz Nokta dergisinin,
eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'in 'Darbe
Günlükleri'ni yayınlamasıydı.
Ancak derginin yayın yönetmeni Alper Görmüş gayet açık sözlü ve mütevazı
bir tavırla, " Ele geçirdik, demiyoruz. Günlükler bize geldi " demişti.
Başka ülkelerdeki durumu bilmem ama Türkiye'de " araştırmacı gazeteci "
olunamaz. Çünkü devletin tekelindeki bilgiye ulaşamazsınız.
Bırakın gazetecileri, o bilgilere milletvekilleri de ulaşamaz.
Peki, ne olur?
O bilgi uygun zamanda verilir. Yani moda tabiriyle servis edilir . "Al
bunu yayınla" denilir.
Mesela Emin Çölaşan, mahrem konuları kaleme alan kadın gazetecileri
fırçaladığı bir yazısında, " Bunların masasına dosya gelmez "
deyivermişti.
Çünkü dosyalar, devletin çeşitli birimlerinden yola çıkan Minik Kuş
tarafından Çölaşan'ın masasına kadar getiriliyordu.
Bunları yazmamın sebebi " haysiyetli " gazeteciler:
Hani Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün, Kara Kuvvetleri
Komutanı Org. İlker Başbuğ ile buluşmasını yazdı diye, Taraf gazetesine
kızanlar...
Gerçekten "haysiyetli" tipler, çünkü yukarıda anlattığım ' bilginin
servis edilmesi' olayını, (çoğu yöneticilik de yaptığı için) gayet iyi
bilirler.
Hatta o kadar iyi bilirler ki icabında, " Niye haberi rakibime verdin de
bizim gazeteye vermedin " diye apaçık yazarlar.
Tabii şunun da farkındalar: Günümüzde kavga sadece " merkez ve çevre "
arasında değil, devletin içinde de sürüyor.
Kapışan odaklar, birbirlerinin aleyhine olacağını düşündükleri
bilgileri, "yayınlayacağına emin oldukları medya kuruluşuna" veriyorlar.
Mesela Paksüt ile Başbuğ'un buluştuğu bilgisi Hürriyet'e de ulaşmış.
Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu'nun yazdığına göre, Paksüt'e iki kez
soruluyor. Paksüt, "Hayır, buluşmadım" diyor.
Haber Taraf gazetesinde yayınlanınca itiraf ediyor: " Evet, buluştum ."
Berberoğlu da, " Yargıçların kararlarıyla konuşmaları esastır. Ama daha
önemlisi, tam doğruyu söylemeleridir" diyerek yalan söyleyen Paksüt'e
sitem ediyor.
Ancak haysiyetli yorumcularımız bütün bunlar olmamış gibi, PaksütBaşbuğ
buluşmasını sorgulamak yerine, Taraf'a yükleniyor, komplodan söz ediyor,
" Demek ki Paksüt izleniyormuş " diyor.
Haysiyet dağının zirvesine tırmananlar ise Paksüt-Başbuğ buluşması için
sanki " normal, olağan, sıradan " bir olaymış gibi, " Canım ne var bunda
" diyenler. Diyebilenler.
Paksüt ve Başbuğ'un devlet içindeki konumlarının önemini bir yana
bırakıyorum. (O düzeydeki insanların yaptıkları ve söyledikleri hemen
her şey haberdir. Hele bugünlerde!)
Buluşmanın şekli bile haysiyetli arkadaşlarımızı harekete geçiremiyor:
Bir saat 15 dakika süren görüşmede Genelkurmay'daki güvenlik
kameralarının kapatılması ve komuta katının boşaltılması da gayet
"normal, olağan, sıradan" bir durummuş. " Canım ne var bunda? "
Fenerbahçe'nin yeni teknik direktörünü herkesten önce öğrenmek için
pantolonlarının ağını yırtanların ya da Erdoğan ile Büyükanıt'ın
Dolmabahçe görüşmesinin içeriğini öğrenebilmek için küçük parmaklarını
feda etmeye hazır olanların, Paksüt ile Başbuğ'un ne yaptığını merak
etmemesi size tuhaf mı geliyor?
Hayır, hayır; tuhaf bulmayın.
Açığı, kapalısı, yarımı, çeyreği, postmoderni ya da yargısalı fark
etmez.
Onlar daima darbeden yana olmuştur; elbette sadece ve sadece haysiyet
gereği. |