|

Ergenekon’un Büyük Oyunu
Şamil Tayyar/ 16.06.2008/ Star
Yüksek Askeri Şura tarihi yaklaştıkça ilginç bilgi, belge ve fotoğraflar
simitçi tezgahına kadar düşmeye başladı.
Geçen ay başlayan savaş, giderek artan dozda devam ediyor. Önceki
yazılarımı ve bazı gazetelere verdiğim demeçleri takip edenler
hatırlayacaktır. Şura yaklaştıkça işlerin kızışacağı ve gerginliğin
tırmanacağını ifade ederken, bazı paşaların koruma sayısının
arttırıldığı yolunda duyumlar geldiğini anlatmıştım.
Ne olduğunu daha iyi anlayabilmek için önce kısa bir özet yapalım. İlk
olarak geçen ay AB fonlarından destek alan sivil toplum kuruluşları ve
temsilcilerinin fişlendiği andıç çıktı ortaya. Andıç, Jandarma Genel
Komutanı Orgeneral Işık Koşaner'in Genelkurmay 2. Başkanlığı döneminde
hazırlanmıştı. İlk bakıştaki hedef, şurada Kara Kuvvetleri
Komutanlığı'na kesin gözüyle bakılan Işık Paşa'ydı.
Bu ay tansiyon iyice yükseldi. Çok sayıda basın kuruluşuna Kara
Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'un Yahudilerce kutsal sayılan
Kudüs'teki ünlü Ağlama Duvarı önündeki görüntüleri postalandı. Derken
Başbuğ'un Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'le üç kez 'gizli'
görüşme yaptığı ortaya çıktı. İlk bakıştaki hedef, şurada Genelkurmay
Başkanlığı'na kesin gözüyle bakılan İlker Paşa'ydı.
Eş zamanlı bir başka gelişme yaşandı. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral
Ergin Saygun'un ağır şeker hastalığı, kalp kapakçığı sorunları, kök
hücre nakli gibi çok gizli sağlık sırlarını gösteren raporlar internete
düştü. 'Metacafe' sitesi çıkışlı bu rapor, neredeyse tüm haber
portallarında yer aldı. İlk bakıştaki hedef, şurada 1. Ordu
Komutanlığı'na kesin gözüyle bakılan Ergin Paşa'ydı.
AK Parti neden olmaz?
Genelkurmay'ı yakından takip eden yazar ve muhabirler çok iyi bilir ki,
'hedef' haline getirildiğini düşündüğümüz bu üç general, birbirinden
bağımsız ve aynı düşünce kalıbı içinde değiller. Örnekle anlatmak
gerekirse, 28 Şubat sürecinde karşılaştığımız Çevik Bir - Erol Özkasnak
gibi 'dava kardeşliği' yoktur aralarında.
O halde bu tespitten nasıl bir sonuç çıkar? Kaba bir yorumla, komuta
kademesinde bir ekip çatışmasından söz edilebilir. Dolayısıyla bu belge
trafiğinin iç çatışma ürünü olduğu düşünülebilir. Ama gerçekçi olmaz.
Ayrıca komutanlara büyük haksızlık olur. Kaldı ki, böyle bir iç çatışma
terfi ve tayinleri pozitif yönde etkilemez, tespiti de kolaydır.
Ekip kavgası değilse, peki o zaman nedir? Hakkında kapatma davası açılan
AK Parti, belge trafiğini yönlendirerek TSK'ni kuşatma altına almak mı
istiyor? İki temel nedenle mümkün değil: 1- Osman Paksüt ve Önder Sav
örneğinde yaşandığı gibi 'dinleme-takip' tartışmalarıyla hedef haline
getirilen AK Parti'nin sırtındaki sopa sayısı artar, kapatma davasını
olumsuz etkiler. 2- Sızan bilgi, belge ve fotoğraflar, siyasi iktidarın
emniyet gücüyle toparlama ve yayma kabiliyetinin çok üzerindedir. Yani,
o kadar gücü ve imkanı yoktur, istese de yapamaz.
Ordu içindeki Ergenekon
Çok basit stratejik mantıkla bu sonuca ulaşmak mümkün olmasına rağmen,
Doğan Grubu'na ait gazetelerin kamuoyuna enjekte etmeye çalıştığı imaj
ise, siyasi iktidar ile TSK arasında kapatma davasından kaynaklanan bir
kavganın yaşandığı yönündedir! Gerçeği yansıtmayan bu haberlerin sebebi
ise bulanık suda balık avlamaktan öte anlam taşımıyor.
Bu kavga siyasi iktidara da TSK'ne de yarar sağlamıyorsa, bu çatışmadan
kim, ne yarar umabilir? Cevabı bulunması gereken asıl soru budur. Bu
yola düştüğümüzde karşımıza iki büyük grup çıkıyor; 1-Ergenekon 2. Doğan
Grubu
Çünkü; Ergenekon köşeye sıkışmış durumda. Yakında iddianame açıklanıyor.
Büyükanıt'ın kendilerine sahip çıkmadığını düşünen Ergenekon çetesi,
şimdiden Başbuğ'u etki altına almak 'topal ördek' kıvamına getirip
mutabakat için masaya çekmek istiyor. Ergenekon'un niyeti, sadece AK
Parti'nin kapatılması değil tümüyle tasfiyesi, gerekirse 2009'da darbe
yapılmasıdır.
O nedenle diyorum ki; TSK'ne sızmış Ergenekon'la bağlantılı bazı
isimler, bilgi, belge ve fotoğraf transferinde önemli rol oynamış
olabilirler. Genelkurmay, acilen bu köstebekleri bulmalı ve üzerine
gitmelidir. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılarla diyaloğa
geçilirse eminim ki, işleri büyük ölçüde kolaylaşacaktır.
Ergenekon üzerinden atış
Bu gelişmeleri, siyasi iktidarın TSK'ni yıpratma kampanyasının parçası
haline getirmek isteyen Doğan Grubu ise avuçlarını ovuşturup AK Parti'yi
Genelkurmay'a dövdürerek kazançlı çıkmanın gayreti içinde. Radikal'in
cumartesi günü Murat Yetkin imzasıyla manşete taşıdığı haberin başkaca
bir açıklaması yoktur.
Şemdinli soruşturması başta olmak üzere 'gizli' nitelikteki tüm
soruşturmaları tutanaklarıyla birlikte yayınlanan Doğan grubunun,
Ergenekon konusundaki 'resesif' tavrını herhalde 'medya etiği' olarak
açıklamak safdillik olur.
Ergenekon haberlerinin kesilmesinin baş müsebbibi ise Hürriyet Başyazarı
ve Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi değil mi? İlk kez bir meslek
kuruluşunun başındaki şahıs, savcıları sansüre davet etti. Ne hikmetse
art arda davalar açıldı ve Ergenekon haberleri yapılamaz hale getirildi.
Yine ilk defa gazetecilik faaliyeti Ergenekon'la birlikte
'sızdırmacılık' basitliğine indirgendi, 'usul', 'esas'ın önüne
geçirildi. Ergenekon ayarlı medya, ortadaki pisliği konuşmak yerine
mesleğe 'kim sızdırdı' hafiyecilik oyununu bulaştırdı.
Özetle, başkentten memleket manzarası böyle. Umut ederim; Öküz altında
buzağı arayanlar da bir gün gerçeği görmek isteyip Cem Yılmaz gibi
'Mucize bu, görüyorum' diye bağırırlar. |