|

Prof. Dr. Atilla Yayla:
Kemalizm İdeoloji
Değil, Bir Fikir Demetidir
Mehmet Gündem/ 02.06.2008/ Yeni Şafak
Prof. Dr.
Atilla Yayla; "Kemalizm'in ne olduğunu tam olarak tespit etmek zor.
Yerine göre bir iktidar paylaşım haritasına, yerine göre bir zihniyet
dünyasına verilen bir isim. Bazen seküler-politik bir din olarak bazen
de devlet marifetiyle yeni bir insan ve toplum yaratma projesi olarak
karşımıza çıkabiliyor" diyor.
Kemalizm darbe mi devrim mi?
Hakkında fikir yürütülemez, araştırmalarla yeniden düşünülemez, o sadece
önceden belirlenmiş metinlerle ezberletilir dayatması yapanlar, onu
hızla Kemalizm olarak dondurdular. Onu devlet eliyle ikame etme çabası
ve topluma görsel yönüyle kabul ettirme yanılgısı 'iç inşa' sürecine
yönelme imkanını vermedi. Şerif Hoca'nın dediği 'kuru bir ideoloji'
hadisesi ne yazık ki Atatürk'ü hayattan koparan, onu gerçeklerden kovan,
yerine kendi 'çıkarlarını' koyan hızlı Kemalistlerin eseridir.
Hatırlayın bu hızlı Kemalistlerden Önder Sav'ın son iki skandalını.
Ardından 'Atatürk'ün partisi' unvanının kimseye kaptırmayan CHP'nin
genel başkanı Baykal'ın her fırsatta devleti ve sistemi yıpratan
heyecanlı çıkışlarını. Kemalizm'in talihsizliği ona tam inanmamış kişi
ve kurumların elinde 'araç' haline gelmesidir. Onların derdi Kemalizm'i
yaşatmak değil, Kemalizm üzerinden yaşamaktır. Bunlara bakınca insan
sormadan edemiyor, Kemalizm darbe mi devrim mi?
* * *
Şerif Mardin "Kemalizm hakkında uzun çalışınca ne kadar kuru bir
ideoloji olduğunu rahatlıkla anlayabiliyorsunuz" dedi. Kemalizm "içi boş
bir ideoloji" mi? Mardin bu konulardaki araştırmalara bir ömür vermiş ve
bütün dünyada itibarı olan bir siyaset sosyologu. Söylediklerine kulak
kabartmak ve onları gazete sayfalarıyla sınırlı da kalmadan ciddi
şekilde tartışmak zorundayız.
Kemalizm nedir, bugün neye tekabül eder?
Kemalizm'in ne olduğunu tam olarak tespit etmek zor. Yerine göre bir
iktidar paylaşım haritasına, yerine göre bir zihniyet dünyasına verilen
bir isim. Bazen seküler-politik bir din olarak bazen de devlet
ma-rifetiyle yeni bir insan ve toplum yaratma projesi olarak karşımıza
çıkabiliyor.
NE YERLİ NE DE ULUSAL
İdeolojiler literatüründe nerede duruyor?
Kimi evrensel kavrayış ve değerlere atıf yaptığı olmakla birlikte
Kemalizm'in sosyalizm veya liberalizm gibi bir ideoloji olduğu
söylenemez. İdeolojiler zaman ve mekan sınırlılıklarını aşan, her
toplumu ve her dönemi ilgilendiren önermeleri ve formülleri olan tutarlı
ve sistematik fikirlerdir. Kemalizm'de bu özellikler bulunmaz. Sosyalizm
veya liberalizm bir Alman, Çinli ya da Afrikalı için de anlam taşır.
Kemalizm ise ağırlıklı kısmı itibariyle daha çok belirli bir topluma ve
bir döneme mahsus görünmektedir. Bu yüzden Kemalizm'i olsa olsa
ideolojimsiler grubuna dahil edebiliriz. Bu bakımdan diğer bazı mahalli
ideolojimsilerle, özellikle Baasçılık'la, karşılaştırabiliriz.
Kemalist ideolojinin temelinde yatan fikri altyapı bu topraklardan mı
neşet emiştir yoksa dışarıdan ithal midir?
Mahalli-yerli olan fikir öyle olmayan fikirlerden daha iyidir gibi bir
anlayış hakim ama bu bakışın benim zihniyet haritamda yeri yok.
Kemalizm'e yönelik eleştirilerim onun yerli olup olmamasından
kaynaklanmıyor, mahalli olsun, evrensel olsun, atıf yaptığı, kendisini
üzerinde temellendirmeye çalıştığı değerlerin yanlış olduğuna veya
evrensel geçerliliği olan bazı değerleri yanlış yorumlayıp uyguladığına
inanmamdan kaynaklanıyor. Ne var ki, bazı Kemalistler atıf yaptıkları
değerlerin tamamen ulusal olduğunu savunmaktan zevk alıyorlar.
Milliyetçilik, ulus devlet ve laiklik gibi kavram ve kurumlar, orijinal
halleriyle, Türkiye coğrafyasında keşfedilmiş, geliştirilmiş olmaktan
uzaktır.
Kemalizm fikri ilk kez ne zaman ortaya çıktı?
Kemalizm adıyla anılan fikir ve uygulamaların 1930'lardan itibaren bu
adla anılmaya başladığını biliyoruz.
Nutuk Kemalizm'i anlatan bir kitap mıdır?
Nutuk başlıbaşına Kemalizm'i anlatan ve temellendiren bir kitap değildir
ama önemli ölçüde Kemalizm'in içinde yer almaktadır. Kemalizm'i anlamak
için sadece Nutuk'a değil, Kemalist çizgideki siyasi ve entellektüel
önderlerin sözlerine ve Kemalist iktidar odaklarının icraatlarına da
bakmak gerekir.
Peki Kemalizm, ne zaman bir ideoloji ya da parti programı haline geldi?
Esasen Atatürk'ün vefatının ardından İnönü'nün ikinci 'tek adam' olarak
başa geçmesiyle birlikte, sistemin doğası gereği, Kemalizm kısmen
ortadan kalkmaya, kısmen (İnönü-izm'e) dönüşmeye başlamıştı. İkinci
Dünya Savaşı sonrasında Türkiye'nin demokrasiye geçmek zorunda kalması
bu süreci kesintiye uğrattı. Tek parti dönemi -mesela- 1970'lere kadar
sürseydi ve Türkiye İspanya ve Portekiz ile birlikte demokrasiye
geçseydi, Zurcher'in dediği gibi, Kemalizm muhtemelen sadece tarih
kitaplarında kalırdı.
Tarih böyle akmadı...
Kemalizm'in bugünkü anlamda inşası, kimilerinin sandığının tersine,
DP'nin de katkılarıyla 1950'den sonra başladı. Askeri darbelerle ve
onları izleyen icraatlarla, başı 1961 Anayasası'nın çektiği
düzenlemelerle iyice mesafe aldı ve bugünkü haline geldi.
KEMALİZM'İN İÇİNİ DOLDURAMADILAR
Kemalizm'in içi doldurulabildi mi ya da içini kimler boşalttı?
İçi hiçbir zaman tatmin edici şekilde doldurulamadı ki.
Doldurulabilir miydi?
Emin değilim. Çoğu zaman ritüellere ve sloganlara boğulu kaldı. O kadar
ki, Kemalist çevrelerde şöyle ağız tadıyla, evrensel standartlara uygun
olarak fikir tartışmaları yapabileceğiniz insanlar ve Kemalist yayın
dünyasında sizi sıkıştıracak ve görüşlerinizi revize etmeye zorlayacak
çalışmalar bulamazsınız.
Neden böyle oldu?
Buna birçok faktör yol açmıştır. Kemalizm iktidarda doğmuş bir
yaklaşımdır. Daha önceye ait bir felsefi hazırlık devresi yoktur.
Kemalizm, entelektüel hayatında dönemin pozitivizm gibi baskın
düşüncelerinden yararlanmıştır ama yoğun iktidar mücadelesi her zaman
fikir geliştirme çabasının önüne geçmiştir. İyi niyetle ve büyük
umutlarla tasarlanan yeni bir insan ve yeni bir toplum yaratma projesi
el yordamıyla yürütülmüş ve sonra bu proje adına yapılanları izah etme
ve meşrulaştırma mecburiyeti düşünce dünyasında zayıf yansımalara yol
açmıştır.
TEK PARTİ DÖNEMİNDE DAHA BAŞARILI
Öyleyse Kemalizm'in talihsizliği iktidarda başlamış olması mıdır?
Kemalizm bugüne kadar hep iktidarda kalmıştır. İktidarda kalan,
muhalefeti yaşamayan her düşünce zayıflar. Sovyetler'de sosyalizmin
başına da bu gelmiştir. Kemalistler fikir alanında rekabete hiç imkan
vermek istememiştir. Evrensel hakikatin ebediyyen keşfedildiğine inanmış
ve rakip fikirlere hayat alanı tanımamıştır. Daha doğrusu böyle yapmaya
çalışmıştır ama bu çabasında, demokrasi döneminde, tek parti dönemindeki
kadar başarılı olamamıştır.
Bu sonucun ortaya çıkmasında erken cumhuriyet dönemi aydınlarının
yetersizliği gibi bir olgunun da etkisi sayılabilir mı?
Ne yazık ki asırlardır Ortadoğu coğrafyasında ve fikir ve felsefe
alanında yeterli cevvallik, yaratıcılık ve verimlilik sağlanamamıştır.
Kemalist aydınların fikri durumu ortada.
Nedir önümüze konulan Kemalizm'in parametreleri?
Kemalizm'in kaynaklarına bakar ve onun adına konuşanları dinlerseniz
parametre olarak öne çıkartılan başlıca şeylerin; bağımsızlık, ulus
devlet ve laiklik olduğunu görürsünüz. Ancak bu üç şeyin gerekliliği
üzerinde mutabık olmak onların tanımı, muhtevası ve mevcut tatbikatı
üzerinde mutabık olmak anlamına gelmez. Ve yeterince geniş bir
mutabakata da sadece serbest tartışma ortamında varılır.
KENDİ TANIMLARINI DAYATIYORLAR
Şu ana kadar Kemalizm üzerine fikri, felsefi bir tartışma yapılabilmiş
değil.
Bazı Kemalistler hem tanımları kendileri yapıyorlar hem de tartışmayı
yasaklayıp herkesin kendi tanımlarına biat etmesini istiyorlar. Ayrıca
bu parametrelerin başka parametrelerle çeşitli ilişkiler içinde olması
gerektiğini de göremiyorlar.
Ne gibi?
Mesela Türkiye'nin bağımsızlığını ele alalım. Bugüne kadar 'bu ülke
bağımsız olmasın' diyen tek kişi görmedim. Ama bağımsızlık ancak
bireysel özgürlüğü takviye ediyorsa anlamlı ve değerlidir. Yoksa
efendilerimizin 'yabancı' değil 'yerli' olmasından başka anlam taşımaz.
Ve unutmayın ki bazen yerlilerin efendiliği daha vahşidir. Aynı şey
laiklik için de söylenebilir. Laikliğin iyi ve gerekli olduğuna
inanıyorum ama dev bir soru burada bizi bekliyor: Hangi laiklik?
Özgürlüğün ve barışın aracı olan demokratik laiklik mi, yoksa pozitivist
felsefeye dayanan, bir dine dönüşen ve özgürlüğü boğan totaliter laiklik
mi?
Kemalizm'i bu haliyle kimler canlı tutmak istiyorlar?
Çeşitli kesimler. Bunu Weberyen anlamda bir sınıf çatışması olarak da
görmek mümkün. Bu çatışma kısmen iktidar üzerinden yapılıyor.
Türkiye'nin nüfusu arttı. Toplum çeşitlendi. Geleneksel dindar
muhafazakar çevreler sosyal, ekonomik ve siyasi hayatta daha fazla yer
almaya başladılar. Buna karşılık, eskiden beridir sistemi kontrol etmiş
ve ondan hem maddi çıkar hem de statü sağlama anlamında yararlanmış
olanlar bu imkanları kaybetmeyi veya onları yeni gelenlerle paylaşmayı
istemiyor. O yüzden direniyor ve direnirken sınıfsal taleplerini 'açık
menfaat' kavramıyla değil, özel anlam yükledikleri değerlerle ifade
ediyorlar.
Bu direnme ne işe yarıyor veya Türkiye'ye etkisi nedir?
Yanlış anlamalara ve sınıfsal çıkarlara dayalı direnme, hem bu direnişin
içindekilere hayatı zehir ediyor hem de Türkiye'nin medeni bir ülke olma
mücadelesini zorlaştırıyor.
ABSÜRD BİR DURUM
Kemalist cumhuriyet 'muhafazakar mahalle' karşısında 'cumhuriyet okulu'
mu öngörüyor?
Mardin Hoca'nın tespitinin kısmen doğru olduğunu düşünüyorum. Böyle bir
proje uygulandı. Tamamen başarısız olduğunu söylemek zor. Bugün eğitim
seviyesi yükseldikçe Kemalistleşme oranının artması projenin kısmen
başarılı olduğunun işareti. Ancak, projenin başarısızlığını yaratan şey
mahallenin direnmesi değil projenin bir grand proje olarak absürdlüğü ve
hayatla çelişmesi. Grand projelerin peşinden koşan Fransız ve Bolşevik
devrimleri de başarısız oldu.
Neden?
Çünkü onlar hayale dayanır ve hayata meydan okurlar. İnsanları ve
toplumları yeni baştan yaratamazsınız. Burada liberal dünya görüşüne
bağlı ve siyaset felsefesi ve piyasa ekonomisi çalışan bir akademisyen
olarak benim değerlendirmem daha farklı. Gözümüzü dikmemiz gereken yer
şu veya bu istikamette mühendislik hesapları yaparak yeni bir toplum
yaratmaya kalkmak değildir. Toplumu veri olarak alıp siyasi iktidarı
yani siyasi ve bürokratik kanatlarıyla devlet iktidarını sınırlamak,
terbiye etmek ve kurallara bağlamaktır. Medeniyetin özü budur. Bu yanlış
okumalar bizde yer yer totalitarizme ulaşan toplumsal mühendisliği
koyulaştırmıştır.
Kemalizm ve Kemalistler biraz normalleşmeliler
19. yüzyılın eseri bir görüş olarak 20. yüzyıl Türkiye'sine damgasını
vuran Kemalizm 21. yüzyıla taşınabilir mi, bu ideoloji 21. yüzyıl
Türkiye'sini taşıyabilir mi?
Kemalizm hem düşünce hem tatbikat olarak tarihimizin ve kültürümüzün bir
parçası. Hiçbir ülkenin kültürü ve tarihi sadece bugün olumlulanan
şeylerle dolu değil. Olumlu şeyler yanında olumsuz şeyler de var. O
yüzden gayri insani bir yola girip geçmişi tamamen reddetmek yerine
ondan dersler almaya çalışmalıyız. Kemalizm'i de bu çerçevede
görmeliyiz. Eleştiriye tahammülsüz olmaları Kemalist bazı yazarları çok
saldırgan yapıyor.
Ne olmalıydı?
Olması gereken Kemalizm'in ve dolayısıyla Kemalistlerin
normalleşmesidir. Gelişkin bir ideoloji olmamasına rağmen Türkiye'nin
resmi ideolojisi olması ve sayıca azınlık olmalarına rağmen
Kemalistlerin çeşitli resmi ve sivil iktidar odak ve araçlarını kontrol
ediyor olmaları bunu zorunlu kılıyor. Aksi halde Türkiye yine dönüşecek
ama daha sancılı dönüşecektir.
RESMİ İDEOLOJİ OLMAKTAN ÇIKMALI
Normalleşmeden kastınız ne?
Kemalizm resmi ideoloji olmaktan çıkmalı ve demokratik süreçte yarışan
ideolojilerden biri haline gelmelidir. Kemalistler de Kemalist olmayı
haklılıklarını kanıtlayan bir şey olarak görmek yerine kendilerini
zorlamalı, fikir dünyalarını zenginleştirmeli, tahammüllü olmayı
öğrenmelidir. Kemalizm demokrasinin kurucu ideolojisi olamaz ve
dolayısıyla Türkiye'yi geleceğe taşıyamaz. Demokrasinin kurucu
ideolojisi liberalizmdir. Kemalistler biraz liberalizm çalışmalıdır.
Herşeyi Atatürk'te temelleştirmek yanlış
Kemalist ideolojisi topluma ne vaadetti de gerçekleştiremedi?
Yeni bir toplum yaratma vaadiyle işe başladı ama olmadı. Olamazdı. Bugün
Kemalistlerin sapma olarak gördüğü şeylerin çoğu sapma değil, doğal olan
şeylerdir ve asıl kendi yaklaşımlarında doğal olandan sapma hali daha
baskındır. Türkiye'nin her şeyi Atatürk'te temellendirme, meşrulaştırma
anlayış ve çabasından vazgeçmesi gerekir. Bu hem imkansız hem de
yanıltıcıdır. Fikir özgürlüğüne ve fikir hayatımızın zenginleşmesine
engel olan bir tavırdır.
Kemalist cumhuriyetin demokrasi ile ilişkisi nasıldır?
Mustafa Erdoğan da yazdı. Cumhuriyet fikrinin kendisinde tek
tipleştirici, benzeştirici, eşitlik adına farklılıkları budayıcı bir
taraf vardır. Bu yüzden liberaller cumhuriyet fikrinin en öne konmasına
hep ihtiyatla yaklaşmışlardır. Bu yüzden cumhuriyetin mutlaka
demokrasiyle meczedilmesini isterler. Bu çok yerinde bir taleptir.
Türkiye Cumhuriyeti ilk döneminde demokrasiye geçememiş ve sivil toplumu
kuvvetlendirememiştir. Ancak, 1950'de, İslam dünyasında hâlâ eşsiz olan
bir şeyi yaparak barışçıl yollarla tek parti yönetimini tasfiye etmiş ve
demokrasiye geçmiştir. Bazıları tek parti yönetiminin tasfiyesini
cumhuriyetin tasfiye edilmesi olarak görmektedir.
Bu iddiada doğruluk payı var mı?
Tam tersi doğrudur. Demokrasiye geçmesi Türkiye'nin cumhuriyet olma
niteliğini kuvvetlendirmiştir. Cumhuriyet eşitlik ve katılımı
gerektirir. Demokratik katılım kanalları olmadan katılım ve eşitliği
nasıl gerçekleştirebilirsiniz ki?
Dine savaş açmak bir çıkmaz yoldur
Şerif Hoca, öğretmenin imama yenildiğini söyledi. Bu aynı zamanda
Kemalizm'in yenilgisi midir?
Kemalist çerçeveden olaya bakanlar 1950 ve devamını bir türlü
kabullenemedi. Hep tek parti cumhuriyetine atıf yaptı. Hatta çok partili
cumhuriyet görünümü altında tek parti rejimini yaşatmaya çalıştı. Bu,
tabii, olacak şey değil. Mardin Hoca'nın yaklaşımında yanlış anlaşılmaya
çok elverişli bir şey var.
Nedir o?
Bu da, bir değer sisteminin bir siyasi yönetim tarafından tasfiye
edilebileceği, yerine bir yenisinin konulabileceği kavrayışı. Başka bir
şey daha var. Gerçi hoca onu kastedecek kadar felsefeden ve realiteden
habersiz değil ama birçokları bu görüşte: İyi toplum iyi olarak
vasıflanan bir değer skalasına dayanan toplumdur. Oysa, düşünce
tarihinin çok büyük yazarları, toplum denilen şeyin, daha doğrusu açık
toplum denilen şeyin, birbirinden farklı amaç ve değer skalalarını bir
arada barındırabileceğini ve bu skalaları tek bir skalaya indirme
çabalarının bir felaket yaratacağını söylemiştir. Açık toplum böyle bir
şeydir. Onda herkese ve her yaklaşıma yer vardır. Değerler, amaçlar,
tarzlar da rekabet halindedir. Bu rekabeti ister bir din, ister bir
ideoloji, ister başka bir ideal uğruna homojenize etme çabaları felaket
yaratacaktır.
Şerif Mardin'in anlatımında 'imam' neye tekabül ediyor?
Geleneğin de, dinin de gücüne işaret ediyor. Bunları hop diye ortadan
kaldıramaz, keyfinizce değiştiremezsiniz. Özellikle dine savaş açmak bir
çıkmaz yoldur. Bu savaş, savaş açanı dönüştürür. Dine savaş açarsanız
sizin bir din üretmeniz gerekir, zira bir din ancak başka bir din ile
ikame edilebilir. Bazı Kemalistlerin Kemalizm'e veya laikliğe din gibi
sarılmasının sebebi budur. Ancak, yine altını çizmek isterim, bir açık
toplumda imam da (din adamı da) öğretmen de olacaktır, başkaları da.
Bunların arasında savaş değil ama rekabet de olmalıdır. Vahim olan
devletin bunlardan birinin ajanı haline gelmesidir.
Ben yenilmedim Kemalizm de güçlenmedi
Sizi 'bu adam' ifadesi mahkum etti, sesiniz eskisi kadar gür çıkmıyor,
ne oldu, ne değişti?
Hayır, mahkumiyeti Kemalizm eleştirisinden aldım. O yüzden, aynı sözleri
burada tekrarlamadım. 'Bu adam' ifadesi kullanılmamış ama
eleştirilerimle 'bilimsel sınırları' aşmışım. Sesim her zamanki gibi
çıkıyor ve çıkacak. Ben bir akademisyen, fikir adamıyım. Hep ortada
olamam ve bildiğim bilmediğim her konuda konuşamam. Bildiğim konularda
ise konuşmaya devam edeceğim. Eleştirenlerini mahkum etmek bir fikri
kuvvetlendirmeye, zafere ulaştırmaya yetseydi Kemalizm dünyanın en
kuvvetli fikirlerinden biri ve Türkiye'nin fikir alanında mutlak
muzafferi olurdu… |