Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 355 | Temmuz  2008

                   

 

 


SELAM İLE...

Kıymetli okuyucularımız,
Dergimizin yayına hazırlık çalışmalarının sonuna yaklaştığımız bir zamanda Türkiye’deki iktidar mücadelesinde büyük öneme sahip gelişmeler oldu. Bir çok gazete ve televizyonun “şok gelişme” olarak sunduğu bu gelişmeler önemliydi, ama bizce şok gelişmeler olarak nitelendirilmesi doğru bir tanımlama değildi. Belki sürpriz olan, ciddi ve derin mutabakatları gerektiren iki emekli orgeneralin gözaltına alınmalarıydı. Bahse konu generallerle ilgili iddialar yeni değildi. Ama adları iki darbe girişimi ve bu çerçevede Ergenekon örgütüyle birlikte anılan bu generallerin gözaltına alınmalarının veya tutuklanmalarının Türkiye gibi bir ülkede kolay olmadığı bilinmektedir. Her ne kadar, bu konuda, önemli bir eşik Veli Küçük’ün tutuklanmasıyla aşılmıştı. Türkiye’deki “sistem içi” iktidar mücadelesinde kırılma noktası diyebileceğimiz aşamalar tüm boyutlarıyla kamuoyuna yansımıştı. Ancak AKP’nin kapatılma davasıyla birlikte jakoben güçlerin artık kan kaybetmeye başladıkları, sistem içindeki iktidar ve çıkar mücadelesinde beklenen sona yaklaştıkları ortaya çıkmıştı. Soğukkanlılıklarını kaybeden bu jakoben laikler, artık global güç odaklarının politikalarına uyum sağlayamıyor, ılımlı laiklerin uluslararası sermaye ve onları kontrol eden güçlerle uyumlu politikalarına alternatif olma şansını giderek kaybediyorlardı. Ne var ki, oyunun kurallarını belirleyen/ oyun kuran odaklar, sistem içindeki bu değişim ve dönüşüm sürecinde tarafları kullanarak, hem Türkiye’yi kendi politikalarına uygun davranmaya zorluyorlar, hem de çıkarlarını azamileştirmede ciddi bir zorlukla karşılaşmıyorlardı. Vatan severliğin, vatan hainliğinin havalarda uçuştuğu bu kırılma döneminde tüm kavramlar taraflara göre yeniden tanımlanmaktadır. Ama burada altının çizilmesi gereken husus taraflardan biri akıntıya kürek çekiyor, diğeri ise kurulu düzenin kurumlarıyla,statükoyla mücadelede açmazlarla karşı karşıya kalıyor olmasıydı. Bu durumda belirleyici unsur olarak bu derin odakların dış uzantılarının hamleleri önem arzetmektedir. Yani içeride ciddi, üst düzey mutabakatlar söz konusudur. Ve bu mutabakatlara zorlayan dış odakların dengeyi bozan tavırları gündemdedir.
Bilindiği gibi, Türkiye’de derin odaklar, geçmişte olduğu gibi homojen bir yapıya sahip değiller, dünyadaki politik ve ekonomik yönelime paralele olarak yeni unsurlar ortaya çıkmış bulunmakta ve bunlar her geçen gün global sermayenin desteği ile güçlerini arttırmaktadırlar. Evet, komplo teorilerinde idda edildiği gibi söz konusu global güçler, abartıldıkları kadar her şeyi kontrol altında tutabilecek güce sahip değiller, olamazlarda. İran örneğinde yaşandığı gibi, bu odaklar, karşılarında inanaçlı, şerefli bir duruş gördüklerinde, ciddi sıkıntılara düşmekte, zaman zamanda çaresiz kalabilmektedirler. Ama Türkiye gibi ülkelerde sistem içi iktidar ve dolayısıyla çıkar çatışmalarında azami olarak yararlanarak nüfuzlarını sürdürmektedirler. Tüm bu gerçekler ışığında, artık şunu bilmeliyiz ki, Türkiye’de ezber bozulmuştur. Dünyadaki gelişmeler ve bunların Türlkiye’ye yansımaları hükmünü icra etmektedir. Buna karşın, şimdi şikayet ettikleri global güçlerle işbirliği halinde bugüne kadar iktidarlarını sürdürenler, yeni şartlar karşısında iktidarlarını bir süre daha devam ettirmek adına her yola başvurmaktan çekinmemektedirler. Eski merkez gücünü ve konumunu kaybetmekte, çevreden gelenler merkeze yerleşmektedir. Yaşanılan sancıların, çok sert ve kuralsız iktidar mücadelesinin arka planında bu değişim bulunmaktadır.
Bu bağlamda, Ergenekon veya benzeri sistem içi güç ve iktidar mücadelesinin tezahürleri karşısında bir müslümanın alacağı tavır ve duruş büyük bir öneme sahiptir. Öyleki müslümanların bu konuda taraf olmaları söz konusu olmamalıdır. Olsa olsa ilkesel düzeyde her türlü zülme karşı bir duruş sergilenmesi gerekmektedir. İçinde yaşadığımız kaos içerisinde, müslümanların, jakoben unsurlarla ılımlı unsular arasındaki laiklik/sekülerizm, demokrasi, insan hakları ve serbest piyasa düzlemindeki kavgada Tevhidi duyarlılığı olan insanların yer alması/ taraf olması bahse konu bile olmamalıdır. Ama durum hiçte böyle gözükmemektedir. Ölçü yanlış olunca, duruşta, seçimde yanlış olmaktadır. İslam taraftarı olmak yerine kendilerini İslam ile tasvif eden kesimlerin sistem için iktidar kavgalarında taraf olmak beraberinde bozulmayı, dönüşümü ve sisteme eklemlenmeyi getirmektedir. Oysa ölçü olarak Kur’an’ı, Kur’an’ı yaşayarak örnekleyen peygamberi alırsak, kendini İslam ile tasvif edenlerin temel yanlışlarına, sapkınlıkları ortak olmak durumunda kalmalıyız.
***
Bu sayıda YORUM bölümünde, “Travma” kavramı çerçevesindeki politik ve ideolojik tartışmaları farklı bir perspektifte değerlendirdik. AKP Genel Başkan Yardımcısı’nın: “Cumhuriyet devrimleri toplumda travma yarattı”sözlerinin ilk bakışta Cumhuriyet karşıtı bir söylem olarak görünsede AKP’nin genel siyasi ve ideolojik durşu ve konuyla ilgili izahları bu sözlerin bir “durum tespiti”nin ötesinde anlamlandırılamayacağı sonucunu doğurduğu hususunu değerlendirdik. Ve bu mevzuda asıl üzerinde durulması gerekenin, travma kavramının unsurlarının (kökünün dışarıda olması, toplumda ağır hasara yol açması...) nasıl değerlendirileceğinden öte bu devrimleri hazırlayan sürece ve sonuçlarına nasıl yaklaşıldığının önem arzettiğinin altını çizdik. Rad:11’in ışığında bu olguyu değerlendirdiğimizde Osmanlı’nın yerine Cumhuriyet’in kurulmasına şaşırmamak gerektiği tesbitinde bulunduk. Eğer bu tartışmada birileri samimiyseler ve Cumhuriyetle neticelenen zihinsel dönüşüm sürecini yanlış buluyorlarsa duruşlarını netleştirmek, nefislerindekini Allah’ın razı olacağı şekilde değiştirmek durumunda olduklarını bu vesileyle bir kez daha vurguladık.
KAVRAM bölümünde ise, Hakimiyet kavramını dikkatlerinize sunarken, düşünsel bulanıklığın hakim olduğu bir vasatta bazı hatırlatmaların yararlı olacağını düşündük.
DÜŞÜNCE bölümünde, Atasoy Müfütoğlu’nun her zaman olduğu gibi temel meselelerde müslüman-ların algılarını netleştirmek, Tevhidi duyarlılıklarını güçlendirmek yönüne önemli tesbitlerde bulunduğu “Köhne Kabuller” yazısını dikkatlerinize sunduk. Ahya Aras ise, “Demokratik Oyunlar Arasında Müslüman Kalabilmek” başlıklı yazısında, Türkiye’de oynanan oyunların yeni olmadığının altnı çizerken, derin sorular, bir mü’minin nüfuz edebileceği derin sorular sorulmasının önemli olduğu tesbitinde bulunmaktadır. “İnanıyorsanız üstünsünüz” ilkesi doğrultusunda, “Müslüman bilincinin yeryüzünde başka bir muadili yoktur” tesbitiyle yazısını tamamlamaktadır. “Gülümserken Düşün-dürten” yazılarıyla Arif Kaya, her zaman ki gibi traji-komik olayların arka planındaki ciddiyeti yakalamaya ve okuyucusuyla paylaşmaya çalıştığı yeni bir yazıyla karşınızdadır. Mehmed Durmuş da “Kapatılan Parti Önü Açılan Laisizmdir” başlıklı yazısında, Türkiye’de hem bir rejim buhranı, hem de bir fikir buhranı yaşandığının altını çizmektedir. Eskiden olduğu gibi Kemalizmi, laikliği “devlet” değil, “halk” koruyacaktır, tesbitinde bulunan Durmuş, Türkiye’de yaşanan ve kesafeti hızla artan sekülerleşme sürecine dikkat çekerek, kendilerini müslümanların liderleri olarak sunan bazı zevatın çarpık duruşlarına işaret etmektedir.
ÇEVİRİ bölümünde Kamil Cengiz, ABD’de demokratların başkan adayı Obama ve diğer adayların lobilerle ilişkilerini ve özellikle Yahudi lobisi karşısındaki aciz durumlarını konu alan bir çeviriyi dikkatlerinize sunmaktadır.
SANAT-EDEBİYAT bölümünde ise, “Dinleme Sanatı” başlıklı güzel bir yazısıyla Mehmed Durmuş’u görmekteyiz. Dinleme adabı konusundaki hassasiyetini çok güzel bir şekilde ifade eden Durmuş, bu duyarlılığını yazısının başlığına da yansıtmaktadır.
MEKTUPLAR’a cevaplarda, Yusuf El Kardavi’nin “Tekfirde Aşırılık” kitabı bağlamında usuli bilgiler sunulmaktadır.
GÜNDEM, geçen ay yazılı medyaya yansıyan önemli haber, makale, “bildiri” ve röportajlarla her zamanki yerinde istifadenize sunulmaktadır.
Bir sonraki sayıda buluşmak üzere hepinizi Allah'a emanet ediyoruz.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...