|
Tefekkür
Açısından Nasih ve Mensuh Olayı
Prof. Dr.
Mikail BAYRAM
Bilindiği
gibi müslümanlar çok eskiden beri Kur'an-ı Kerim'de bir
kısım ayetlerin "mensuh" olduğunu kabul etmişlerdir.
Yani Kur' an-ı Kerim'in bazı ayetlerinin hükümleri,
sonradan nazil olan bir veya birkaç ayetle
kaldırılmıştır. Hükmü kaldırılan veya iptal edilen ayete
"mensuh"; bir veya birkaç ayetin hükmünü yürürlükten
kaldıran, geçersiz kılan ayete "nasih" ve bu olaya da
"nesh" denmiştir. Gerçi her müfessir ve İslam
ilahiyatçısı değişik miktarda ve kendince bir kısım
ayetleri mensuh saymıştır. Fakat netice olarak Kur'an-ı
Kerim 'de 750 kadar mensuh ayet bulunduğu iddia
edilegelmiştir. Ancak eskilerden çok az sayıda
müfessirin Kur'an-ı Kerim'de nesh olayının vaki
olmadığını savunduklarını da unutmamak gerekir. Gene
unutmamak gerekir ki, Kur' an-ı Kerim'de nasih ve mensuh
ayetler bulunduğu iddiası zaman içinde genelleşmiş ve
genel bir kanaat haline gelmiştir. Kur'an-ı Kerim'in
nasih ve mensubu bilinmeden onun anlaşılamayacağı iddia
edilegelmiştir.
Burada bu
iddianın genelleşmiş bir yanılgı, yanlış ve tutarsız bir
iddia olduğunu öncelikle belirtmek istiyoruz. 'Günümüzde
hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında pekçok aydın
Kur'an-ı Kerim üzerinde ihatalı ve çok boyutlu
düşünebilen İslam düşünürleri bu klasik iddiayı kabul
etmemekte ve reddetmektedirler. Biz de burada bu iddia
ve varsayımın Kur'an-ı Kerim'in temel espirisine uygun
düşmediğini ve Kur'an'ın bu görüşü onaylamadığını
vurgulamaya çalışacağız.
Öncelikte bu
iddia ve görüş Kur'ani tefekkürü zedeleyen mana
bütünlüğünü ve sistematik dokusunu bozan bir görüş ve
anlayıştır. Ayrıca Kur'ani düşünce formunun oluşmasını
engelleyen en önemli bir kusur ve çıkmazdır. En azından
Kur'an-ı Kerim 'deki 750 kadar ayetin hükmünün
geçerliliği üzerinde şüphe uyandırmakta ve bu şüphe de
Kur'an-ı Kerim'deki o mana bütünlüğünde ve genel
dokusunda rahneler ve boşluklar meydana getirmektedir.
Burada bu Kur'anı meselenin bu yönü üzerinde
durulacaktır. Olayın veya bu anlayış ve düşünüşün nasıl
ortaya çıktığı, tarihi seyri, doğruluk derecesi,
tutarlılığı ve tutarsızlığı üzerinde durulmayacağı gibi
müfessirler arasındaki konu ile ilgili görüş ayrılık ve
farklılığına da temas edilmeyecektir. Sadece Kur'ani
tefekkür açısından konuya yaklaşılmaya çalışılacaktır.
Kur'an-ı
Kerim'de nasih ve mensuh ayet bulunduğunu iddia edenler
en çok iki ayeti göstererek iddialarını ispat etmeye
çalışırlar. Bu ayetlerden biri;
"Ey iman
edenler! Ne dediğinizi bilene kadar içkili iken namaza
yaklaşmayın” ayetidir (Nisa: 43).
Eskiler bu
ayete "İçkili iken namaza yaklaşmayın" derken namaz
dışında içki içmeye cevaz varmış gibi bir ma'na vererek
daha sonra içki içmeyi kesin olarak haram kılan ayetler
nazil olunca bu ayetin hükmünün yürürlükten kalktığını
kabul etmişIerdir. Halbuki, bu ayet hukuki (fıkhi) bir
hüküm bildirmektedir. Mesela: Fakihe "İçkili iken namaz
kılmak caiz midir?" diye bir soru sorulsa fakih olan
kişi öncelikle Kur'an-ı Kerim'den .."bu soruya cevap
vermesi gerekeceğine göre "İçkili iken namaza
yaklaşmayınız" ayeti bu soruya cevap teşkil etmektedir.
Hatta ayette hükmün gerekçesi de vardır. "Namaz
esnasında ne dediğinizi bilesiniz diye içkili iken
namaza yaklaşmayınız" buyrulmaktadır. Bu itibarla bu
ayetin hükmü gayet geçerli ve gereklidir. Sarhoş olan
bir insanın namaz kılmasının caiz .olmadığı hükmünü
ihtiva etmektedir. Ayrıca namaz kılmanın şuurlu ve
bilerek yapılması gerektiği hükmünü de ihtiva
etmektedir. Görüldüğü üzere bu ayetin Kur'an-ı Kerim 'in
genel espirisi içinde önemli ve gayet ma 'kul bir yeri
bulunmaktadır. Kur'an-ı Kerim'in sistematik dokusu ve
anlam bütünlüğü içinde belli bir fonksiyonu bulunduğu
açık olarak görülmektedir. Dolayısıyla bu ayet mensuh
addedildiği takdirde Kur'an-ı Kerirn'in anlam bütünlüğü
ve sistematik dokusu haleldar edilmiş olmaktadır.
Kur'an-ı
Kerim'de mensuh ayetler bulunduğunu iddia edenlerin en
çok örnek gösterdikleri bir diğer ayet de Kafirun Süresi
'nin son ayeti olan: .
"Sizin
dininiz size, benim dinim banadır" (Kafirun: 5)
ayetidir.'Eskiler bu ayeti de şöyle anlamaya
çalışmışlardır: Sizin dininiz sizin olsun dendiğine göre
diğer dinlerin varlıklarına Cenab-ı Allah 'ın rıza
gösterdiği ve korunmalarına cevaz veriliyormuş gibi
telakki etmişlerdir. Böyle olunca da Cenab-ı Allah'ın ve
Hz. Peygamber'in gerçek dini yani İslamiyeti tebliğ
etmeye çalışmalarının sebebi ve gereği kalmamaktadır.
Cenab-ı Allah 'ın müşriklerin dinlerinin devam etmesine
rıza göstermiş olduğu yönünde bir anlayış ortaya
çıkmaktadır. Dolayısıyla; kıtal ayetleri (İslam
düşmanlarıyla savaşa cevaz veren ayetler) nazil olduktan
sonra bu ayetin hükmünün geçerliliğini yitirdiği yani
mensuh olduğu kabul edilmiştir.
HaIbuki
"Sizin dininiz sizin, benim dinİm benim olsun" ayeti
dinlerarası eklektizmi reddetmektedir. Vakıa bu sürenin
nüzul sebebi de bunu ifade etmektedir.
Çünkü
müşrikler Hz. Peygamber'e gelerek; "Biraz sen bizim
dinimize tabi ol. Biraz da biz senin dinine tabi olalım
ve böylece aramızdaki münazaraya son verelim."
demişlerdir. Demek oluyor ki müşrikIer Hz. Peygamber'e
İslam ile kendi dinlerini eklektize etmeyi teklif
etmişlerdir. İşte bu teklif karşısında Cenab-ı Allah
Peygamberine onlara "Sizin dininiz sizin, benim dinim
benim olsun" demesini emretmektedir. Zira Kafırun
Süresi'nin ilk dört ayeti de bunu ifade etmektedir. İşte
bu bakımdandır ki, Kafirun Süresi'nin son ayetinin hükmü
gayet geçerli ve gereklidir. Kur'an-ı Kerim'in anlam
bütünlüğü ve sistematik dokusu içinde önemli bir yeri
bulunmaktadır. Elbette ki bu ayetin hükmü mensuh olduğu
takdirde Kur'an-ı Kerirn'in sistematik dokusu ve ma'na
örgüsü haleldar olmaktadır. Bu iki örneğe benzer
örnekleri çoğaltmak mümkündür. Şimdi Kur'an-ı Kerim' de
mensuh ayetler bulunduğunu iddia edenlerin dayandıkları
nassa gelelim. Bu görüşte olanların iddialarına delil
gösterdikIeri ayet şudur: "Daha hayırlısını ve benzerini
indirmediğimiz sürece hiçbir ayeti unutturmaz ve
neshetmeyiz" (Bakara: 106).
Halbuki bu
ayet Kur'an-ı Kerim'den önce indirilen ilahi kitaplarla
ilgilidir. Çünkü Kur'an-ı Kerim'den önce indirilen
Tevrat, Zebur, İncil vs. gibi ilahi ayetler kısmen
unutuldukları için veya tahrife uğradıklarından dolayı
Cenab-ı Allah bu kitaplardan bazı ayetleri neshetmiş
olduğunu bildirmektedir. Böyle olunca da Kur'an-ı Kerim
nasih, diğer Peygamberlere indirilen ayetler de mensuh
olmaktadır. Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim 'in içinde nasih
ve mensuh ayetler bulunduğu iddiası geçerli olmayıp,
Kur'an-ı Kerim realitesine uygun değildir. İfade
edildiği gibi Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetleri nasih,
eski ilahi kitapların bir kısım ayetleri mensuh
durumundadır. Bu demek değildir ki Kur'an-ı Kerim
dışındaki ilahi kitapların tamamı muharref ve
geçersizdir. Bu ayette bu kitaplarda unutulmuş ayetlerin
bulunduğunu bildirdiği gibi Kur'an-ı Kerim'deki
ayetlerin bu kitaplardaki ayetlere eşdeğerde ve onlardan
daha iyi olduğunu da vurgulamaktadır. Hatta bu ayette o
kitaplardaki bir kısım ayetlerin nesh edilmiş olduğu
ifade edilmektedir. Yani Kur'an-ı Kerim'e mümasil olan
ayetler muteberdir. Zaten Cenab-ı Allah muhtelif
ayetlerde Ehl-i Kitab olan yahudi ve Hıristiyanlara
ellerindeki kitaba uymalarını öğütlemektedir.
Diğer ilahi
kitaplar zamanla tahrife maruz kalmışlardır. Bu gayet
açık olarak bilinmektedir. Bu konuyu geniş olarak
anlatmaya gerek olmadığı gibi bu yazının hacmi de buna
müsait değildir. Ama bu gerçek, Kur'an-ı Kerim'den
önceki ilahi kitapların mevsukiyeti hakkında şüpheleri
mucib olmaktadır. Hatta bu şüphenin boyutlarını tayin ve
tespit de mümkün değildir. Kısacası bu kitaplara şüphe
bulaşmıştır.
Kur'an-ı
Kerim'in Fatiha Suresi'nden sonra gelen Bakara
Suresi'nin hemen başında:
"Bu içinde
şüpheye yer bulunmayan, sakınanlara doğru yolu gösteren
kitaptır. (Bakara: 2).
Bu ayet
Kur'an-ı Kerim'de şüpheye mahal bulunmadığını ifade
etmektedir. Mutlak doğruluk, tam güvenlik vasfı
bulunduğu belirtilmektedir. Onun için de muttakilere
doğru yolu göstermektedir. Kur'an-ı Kerim'de mensuh
ayetler bulunduğu iddiası bana göre Kur'an-ı Kerim'in
"la-reybe fih" özelliğine aykırıdır. Çünkü bu iddia 750
kadar ayetin hükmü üzerinde şüphe uyandırmaliadır. Hele
ne miktarda ayetin mensuh olduğu hakkında kesin bir
görüşün bulunmaması ve bunun nass ile tevsik edilmemiş
olması bu şüphe ve zan buluntularını daha da
yoğunlaştırmaktadır. Oysa Cenab-ı Allah Kur' an-ı
Kerim'de şüpheye mahal bulunmadığım, bunun şüpheden
arınmış bir kitap olduğunu bildirmektedir.
Eski ilahi
kitaplar Tevrat, Zebur, İncil vs. "la-reybe fih"
olmadıkları için Cenab-ı Allah onları nesh ettiğini
yukarıda belirtilen ayette bildirmektedir. Bu itibarla
Kur'an- ı Kerim "nasih" durumundadır. Netice itibarıyla
içinde ne miktarda ayetin mensuh olduğu saraheten ve
ness-i kat'i ile belli olmayan bir kitabın "la-reybe
fih" olması düşünülemez. Dolayısıyla bu iddia tarih
boyunca İslam ilahiyatçılanmn ve müfessirlerin za'fı ve
çıkmazı olarak devam etmiş, günümüzde de ortada
durmaktadır.
© 2002 İktibas |