|
Edebiyat Eserinin Gücü Değerindedir*
Ramazan
DİKMEN
Marcel
Proust'un, Kaybolmuş Zamanın Peşinde adlı ünlü dizi
romanının 'Svanların Muhitinden' başlıklı birinci cildi
ilk kez yayımlandığında koca Paris şehrinde yalnızca
sekiz adet satmıştır. Gün ışığına çıktığında böylesine
katı bir ilgisizlikle karşılaşan bu eser, yıllar
geçtikçe, hem seçkin bir okuycu kesimine ulaşmayı, hem
de çağdaş romanın köşe taşlarından biri olmayı
başarmıştır. Çünkü, sürükleyici bir olay örgüsüne
dayanmasa da, Fransız sosyetesini 'mikroskop altına'
alan, insan ruhunu çeşit çeşit gelgitleriyle yoklayan
özü, belki zor okunan, ama büyük ırmaklar gibi kımıl
kımıl, üslupçu, ruhlu anlatımıyla, her türlü
ilgisiziliği, unutulmuşluğu aşacak, soylu okuyucularca
eninde sonunda farkolunacak bir romandır
Kaybolmuş
Zamanın Peşinde. şuraya gelmek istiyorum: Edebiyat
eserini daima okunur, aranır, vazgeçilmez kılan, özünde
taşıdığı değerlerdir: Konusundan sergilediği
ayrıntılara, dilinden tekniğine, anlatımından üslubuna
kadar onu adlı adınca bir sanat ürünü yapan değerler...
Ne var ki bir
takım yazarlar, ya bu gerçeği gözardı ettiklerinden, ya
da ortaya koydukları eserin edebiyatça taşıdığı değere
güvenmediklerinden, yazdıklarının sözümona kıymeti
yükselsin diye türlü türlü edebiyat dışı yollara
başvururlar.
Kimileri
yazar derneklerine üye olurlar: Örgüt dayanışmasından
yararlanarak kitaplarının ismini duyurmak için.
Kimileri,
idareciliği, becerisi yazarlığına, şairliğine başat olan
bazı yeteneksiz dergi ve yayınevi yönetmenlerine
dalkavukluk yapmakta görürler çareyi.
Kimileri
edebiyat ödüllerine bağlarlar bütün umutlarını: Bunun
için etkili yayın çevrelerine girmekten, ödül kurulu
üyeleriyle kişisel yakınlık kurmaya kadar sonuç alıcı
pek çok ilişkiden kaçınmazlar.
Kimileri her
nasılsa ele geçirdikleri bazı gazete, dergi köşelerinde,
bir takım kötü şiirleri, pembe öyküleri, piyasa
romanlarını övme yöntemini kullanırlar. Paslaşma diye de
adlandırılan bu yöntemle yapmak istedikleri, verimlerini
övdükleri yazarların, şairlerin de karşılık olarak
onları övmesini sağlamak, böylece Ataç'ın sık sık
yakındığı bir 'övüşme ortaklığı' kurmaktır. Tabii,
ortaklıklar kişisel girişimlere göre her zaman daha
etkin olduğundan, başarı şansı en yüksek yöntemlerden
biri budur.
Kimileriyse,
güçlerini kötüye kullanma yolunu seçerler. Bunlar daha
çok zengin, kamu görevlerinde yüksek bir makamı,
siyasette etkin bir mevkii elinde bulunduran tiplerdir.
Bu gibiler arasında, Necip Fazıl'ın deyimiyle 'şair
olabilmek için başbakan olanlar' bile vardır. Yine de
başarısı fiilen kanıtlanmış bir yöntemdir bu. Bu yöntemi
seçenler içinde, 'övüşme ortaklıklarının' belirleyici
olduğu yazar örgütlerinden, siyasi hesapların,
diplomatik ilişkilerin yön verdiği kimi uluslararası
kuruluşlardan ödül toplayanların sayısı hiç de az
değildir.
Ama ne olursa
olsun, bu tür yollarla belli bir süre gündemde kalmış
olmak edebiyat eserini uzun ömürlü kılmaya
yetmemektedir. Nice övgü yazılan, nice ödülle
taçlandırılan, hatta nice çok satan kitap, kısa bir süre
içinde unutulup gitmektedir.
Çünkü
edebiyat eserini zamana dayanıkla yapan iyi yazılmış
olmasıdır. Başka deyişle, eserin güvencesi kalitesidir.
Övgüler, kayırmalar, ödüller gibi suni destekler, olsa
olsa, genel zevk düzeyini düşürerek bir süre edebiyat
piyasasını saptırırlar, iyi ürünlerin okuyucuyla
buluşmasını geciktirirler. Ama hepsi o kadar.
·
Kayıtlar,
Kasım'93, Sayı: 37
© 2002 İktibas |