|
Tutarlı Bir
Şiire Doğru
Özgür DERYA
Şiirde doruk
nedir, bir daha varamayacağın yer mi,
Yoksa
doruktan doruğa yapılan bir macera mıdır şiir?
Bence en
iyisi Sysphos gibi her gün yeniden tırmanmaktır.
Şair her
şiirinde yeniden doğar ve ölür
M. C. ANDAY
Başlık
"tutarlılık" olunca şiirin öznesi ya da nesnesi üzerinde
değil, özne ile nesne arasındaki şiir eylemi üzerinde
durmakta yarar var diye düşünüyorum. Çok genel bir
biçimde bu eylemi "şairin şiir olgusuna yaklaşımlarının
toplamı" olarak tanımlayabiliriz. Bu yaklaşımlar felsefi
olabilir, edebi olabilir, bilimsel olabilir ya da
tamamen şiirin kendi iç dinamikleriyle ilgili olarak
dilsel olabilir, biçimsel olabilir v.s. Dolayısıyla
yaklaşımların çeşitliliği ve derinliği şiir eyleminin de
çeşitliliğini ve derinliğini belirleyecektir.
Çok kaygan
bir zeminde durur şiir. Düzyazı ürünleri gibi kendini
savunacak kalın duvarları, devasa silahları yoktur.
İnsanın konuşmaya başladığı günden beri tanrılara,
krallara bağlılığını dile getirdiği, kendine ait olan
her şeyi onun üzerinden diğer çağlara aktardığı şiir,
bütün bunlara rağmen ona en mesafeli duran edebiyat
ürünü olmuştur. Şiir insana ait her şeyi içinde
barındırır ancak insan şiire ait her şeyi içinde
barındırmaz. Çok klasik bir söylemdir ama bence çok
geçerlidir, nerde insan varsa orda öykü vardır ama
insanın her olduğu yerde şiir yoktur. Bir roman yazıp
ortalığı birbirine katma heveslisi romancılar vardır da
bir şiir yazıp ortalığı birbirine katmak isteyen şaire
rastlanmamıştır şimdiye dek. Sözün özü, insanla bu kadar
iç içe geçmişken, diğer edebiyat ürünlerinin giremediği
kadar içlerine girmişken, bir o kadar da mesafeli durur
şiir.
Şiirin
düzyazı örnekleri gibi kendisini savunacak kalın
duvarları, devasa silahları yoktur derken, çaresiz,
savunmasızdır demek değildir bu. Tam tersi iyi şiirin
kendini savunmak için kalın duvarlara, devasa silahlara
ihtiyacı yoktur. Kötü bir şiiri de kalın duvarlarla ve
devasa silahlarla savunamazsınız. İstemeden de olsa şiir
var olduğundan beridir en çok sorulan, en çok cevabı
verilen ve en çok cevabı verilemeyen soruya geldik
"nedir iyi şiir, kötü şiir?" Bu soruyu her şair
Demokles'in kılıcı gibi tepesinde taşır; hatta biraz
daha ileriye götürürsek her şiirinde en az bir defa
sorar. "İyi şiir nedir?" sorusunun bedelidir belki de
her şiirde Sysphos gibi yeniden başlamak.
Bir uca
şairi, öbür uca şiiri koyarsak, şairden şiire giden
yolları tanımlamak önemlidir. Bazılarının savunduğu gibi
"pusulasız açık denizlerde dolaşan gemici" değildir
şair. Durduğu yeri ve buradan nereye baktığını,
yaklaşımlarının tutarlılığı açısından iyi tanımlamak
zorundadır. Burada iyi şiir, kötü şiir kavramlarından
farklı bir kavram çıkıyor karşımıza: tutarlı şiir.
Tutarlılık yalnızca felsefi ya da ahlaki değil, bilimsel
bir tavırdır. Tabii felsefi ya da bilimsel olmak gibi
bir derdi olmayanlara hatta daha da ileri giderek şiirde
felsefeye ve bilimselliğe yer yoktur diyenlere
söyleyecek sözüm yok. Ama hemen belirtmek isterim,
şiirin insana ait her şeyi içinde barındırdığını
söyledikten sonra bilimi ve felsefeyi dışlamak pek
tutarlı olmaz kanaatimce.
Şiir, yine
diğer yazın türlerinden farklı olarak kendini oluşturan
unsurlar arasında kusursuz bir birliktelik ister. Biçim
öğeleri açısından savruk, yalpalayan fakat çok anlamlı
bir şiirden söz edilemeyeceği gibi, anlamsız fakat ses
öğeleri, biçim öğeleri çok güçlü bir şiirden de söz
edilemez. Biçim ve içerik birbiri ile sımsıkı örülmüş
olmalıdır. Dolayısı ile daha çok öznel bir beğeniyi
ifade eden iyi ya da kötü sıfatlarının yerine nesnel bir
bakış açısını ifade eden tutarlılık kavramı, şiirin
bütününde aranmalıdır. Fransız şair Paul Valery bu
konuda şunları söylüyor: "Dilin iki anlatım biçimi
vardır. Bunlardan biri bir olayı aktarmak, diğeri ise
heyecan ve duygu uyandırmaktır. Şiir bu iki işlevin
uzlaşmasıdır."
Şiiri dilin
bir eylemliliği, dilin çeşitli şekillerde yeniden
üretimi olarak ele alırsak, dil açısından da bir
tutarlılık gerekli değil zorunludur. Bu konuda şiir
üzerine sayısız deneme ve makale yazmış olan İngiliz
şair T. S. Eliot'un sözlerini anmadan geçemeyeceğim:
"Her kelime diğer kelimelere anlam kazandıracak şekilde
yerini bulmuştur. Şiirde kelimeler hak ettiklerinden ne
daha az ne de daha çok yer işgal ederler. Yeni ve eski
kelimeler hiçbir zorlama olmaksızın birbirleri ile anlam
alışverişi içindedir. Gündelik kelimeler kabalaşmadan,
resmi kelimeler ise ukalalaşmadan eksiksiz bir şekilde
anlamlarını bulurlar ve tam bir uyum içinde musikinin
temposuna ayak uydururlar."
Şairi biraz
da şişenin içinde gemi maketi yapan ustalara
benzetebiliriz. Tıpkı bu insanların cımbızın ucundaki
küçücük parçaları şişenin içinde birbirine iliştirmesi
gibi büyük bir sabır ve ince ustalık gerektirir şiir
işçiliği. Bu açıdan yaklaşıldığında şairin kelime
seçiminde ve bu kelimelerin birbirine eklenmesinde
izlenecek metodolojide de tutarlı olması gerekir. En
küçük dikkatsizlik, özensizlik şişenin içindeki maketi
mahvedebileceği gibi, bütün şiiri de mahvedebilir.
Burada dikkat, sabır, özen ve tutarlılık kelimelerini
özellikle bir arada kullandım. Dikkatin, sabrın, özenin
olmadığı yerde nasıl tutarlılıktan bahsedilebilir ki?
Sonuç olarak, okuyucu, şair, eleştirmen, akademisyen
v.b. bütün öğeleri içinde barındıran şiir alanı her
isteyenin her istediğini söyleyebileceği, yazabileceği
bir alan değildir. Seçicilik daha şiir ortaya çıkmadan
yazılma aşamasında başlar. Şair birtakım kelimeleri
eler, değiştirir, bir takım dizeleri beğenmez atar, yeni
dizeler yazar... Aynı süreç farklı biçimlerde okuyucu
için de eleştimen için de akademisyen içinde geçerlidir.
Bilimin, felsefenin, aklın, ahlakın ve bu disiplinlerin
hepsinin başına iliştirilmesi gereken tutarlılığın
olmadığı yerde dogmalar, hurafeler, klişeler, tabular
vardır ki kuşkusuz bu yer şiirin en olmamasını
arzuladığımız yerdir.
© 2002 İktibas |