|
Aziz
okuyucularımız,
Eylül
sayımızla yine sizlerle birlikteyiz. Geçtiğimiz ayın
gündeminde öne çıkan konu, erken seçimdi ve biz de bu
sayımızda YORUM bölümünde, gelişmeleri sizin için
yorumlamaya çalıştık. Bu bağlamda, erken seçim sürecinin
doğru anlaşılması için, Kemal Derviş’in Nisan ayında
yaptığı ilk açıklamanın arkaplanı üzerinde durmayı
gerekli gördük. Zira bize göre bütün bu seçim süreci,
Derviş’in erken seçimi zorlayan açıklamasıyla başladı.
Ardından yaşanan gelişmeler de, Derviş’in IMF
programının akibetini garanti altına alma amacıyla
uyumluydu. Bu arada DSP’nin içinin boşaltılması
gerekiyordu ve bu gerçekleştirildi. AB yasalarına karşı
muhalif kalmak isteyen MHP’nin de bu "zaafı"ndan
yararlanılarak, 3 Kasım, erken seçim tarihi olarak
belirlendi. Bu arada Derviş’in solda birlik
çalışmalarının amacının da, sanıldığının aksine, solu
toparlamak olmadığının, bilakis IMF programının ihtiyacı
olan "güçlü hükümet" arayışından kaynaklandığının altını
çizmek gereği duyduk. Hatırlanacağı üzere, Derviş,
Türkiye’ye öncelikli olarak, ekonomiyi yeniden dizayn
etmek göreviyle getirilmişti. İşini bir biçimde
tamamladığı görüldüğünde de, siyaseti yeniden dizayn
etme sürecine start verildi. Fakat öyle görünüyor ki, bu
süreç biraz zaman alacak ve bu yöndeki çabalar
önümüzdeki yıla sarkacak. Bu bağlamda bütün hesapların,
en azından kısa vadede AKP ve CHP üzerine yapıldığı
görülüyor. Fakat ilerleyen süreçte, Derviş’in yeniden
bir "toparlama/birlik" arayışına girişeceği de
görülüyor. KAVRAM bölümünde ise, Avrupa tarihinde önemli
bir yeri olan Aydınlanma’yı inceledik. Rasyonalizm,
hümanizm, eşitlik gibi kavramlar temelinde yükselen
Aydınlanma’nın, Avrupa’da köklü bir ideolojik ve
toplumsal değişime neden olduğunu vurguladık, ancak bu
sürecin başta Avrupa olmak üzere bütün insanlığın başına
da onulmaz gaileler açtığının da altını kalın harflerle
çizme gereği duyduk. Zira Avrupa Aydınlanması, aynı
zamanda Allah kavramından uzaklaşmayı da beraberinde
getirdiği için, özünde bir "aydınlanma"yı değil,
"kararmayı" temsil eder. Bu hususa dikkatlerini çekmeyi
uygun gördük. DÜŞÜNCE yazıları bölümünde Metin Önal
Mengüşoğlu, bir dönem Bilgi ve Hikmet dergisinin gündeme
getirdiği Protestanlaşma tartışmasını yeniden başlatan
Umran Dergisi’nin kullandığı üslubu eleştirdi ve
dergideki kavramsal ve ilkesel yanlışlıklara dikkatleri
çekti. Mengüşoğlu, İslam’ın protestanlaştırılması bir
yana Müslümanların dahi Protestanlaştırılması gibi bir
başlığı uygun görmediğinin altını çizdi. Cemal Çağlak
ise, Büyü kavramı temelinde, İslami bilinci yeniden
tanımlamanın gereğine vurguda bulundu ve insanları dini
kullanarak Allah’ın yolundan alıkoyan şeyhler ve
üstadların asıl "büyücü" olarak nitelendirilmesi
gerektiğine işaret etti. Hüseyin Alan, ilkeli bir
yaşamın pratik sonuçlarının insan hayatında bizatihi
görüleceğini, bu yüzden salih amel isteniyorsa,
öncelikle dinin ilkelerinin iyi bilinmesinin şart
olduğunu ifade etti. Mehmet Özer ise, Avrupa’nın
Protestanlaşması sürecinin modernleşme ve
kapitalistleşme süreciyle bağlantısını gösterdi ve
"İslam’ın protestanlaştırılması" çabalarının akim
kalacağının altını çizdi. ÇEVİRİ bölümünde, Selvet
Akgün, Kamil Cengiz ve Refik Tunç gündemin önemli
maddeleri ile ilgili tercümelerle dergimize katkıda
bulundular. BİR DERGİ BİR ALINTI bölümünde, Abdurrahman
Arslan’ın, Protestanlaşma tartışması bağlamında Umran
dergisinde yer alan yazısını, konuyu analiz etmesi
yönüyle alıntılamayı yararlı gördük. SANAT-EDEBİYAT
bölümünde, şiirin mahiyeti ve önemi konusunu işledik.
MEKTUPLAR bölümünde ise, İslami ekonomi, faiz, nikah,
kadın-erkek eşitliği, yenilmesi haram olan etler,
kadının yönetici olması ve başörtüsü konularında
insanımızın gündeminde yer alan sorulara ilişkin
cevaplarımızı bulabileceksiniz. GÜNDEM bölümünde, her
zaman olduğu gibi, ayın önemli konularına ilişkin haber
ve yorumları bilgilerinize sunduk. Umuyoruz ki istifade
edeceksiniz.
Bir sonraki
sayıda buluşmak üzere, hepinizi Allah’a emanet
ediyoruz...
Not:
"Dergimizin Nisan-2000 sayısında ‘Bir Haham, Bir Papaz,
Bir Hoca= Moon mu?’ Başlıklı bir yazı yazmıştım. Orada
Edip Yüksel’in adı bir kez de olsa, (basına dayanarak)
Moon toplantılarına katıldığı rivayet edilenler arasında
geçmişti. Fakat Edip Yüksel gönderdiği e-maille
kendisinin hiçbir zaman Moon toplantılarına
katılmadığını beyan etmektedir. Ben bu yanlışı düzeltir,
kendisinden özür dilerim."
© 2002 İktibas |