Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 282 Haziran 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  
Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

 

İsrail ve Filistin Hakkında 12 Yaygın Yalan

 

Uri Avneri*

 

Çeviren : Kamil CENGİZ

Gush Shalom 21.10.2002, www.uni-kassel.de

 

Yalan No. 1: ‘Barak barışı sağlayabilmek için elinden geleni ardına koymadı.’

Hakikatte ise yeni yerleşim birimleri kurabilmek için çabaladı durdu. İşbaşına gelişinin ilk gününden itibaren yeni yerleşim birimlerinin (mevcut yerleşim birimlerini ‘genişletme’ bahanesiyle) inşa edilmesindeki, toprak ilhaklarındaki, Filistinlilerin kendilerine ait evlerinin imhasındaki ve (ana hedefi Filistin arsalarını İsrail’e ilhak etmek gayesiyle ‘yerleşim birimi bloklarına’ katmak olan) çevre yolunun inşasındaki hızı artırdı. Bütün bu konularda Barak, Netanyahu’dan daha fazla uğraş gösterdi. Siyasi bakımdan da Netanyahu’yu geçti: Bibi Filistinli’lere Hebron kentinin büyük bir bölümünü geri verdi. Barak işgal edilmiş bölgelerde tek bir santimetrekare toprağı geri vermedi.

Yalan No. 2: ‘Camp David’de Barak barış için kendinden önceki bütün başbakanlardan daha ileri gitti.’

Bu doğru olsa bile pek bir şey ifade etmez. Eğer bir maraton koşucusu (Netanyuhu) 1 kilometre diğeri

 

*İsrail’li gazeteci ve barış eylemcisi.

(Barak) 3 kilometre koşarsa ve sonra pes ederse fark pek önemsenecek derecede sayılmaz. Kayda değer husus ikisinden hiç birisinin hedefin (42 km) yakınına dahi yaklaşamamalarıdır. Barak’ın Camp David’deki teklifleri Filistin halkı ve bütün Arap dünyasıyla barış yapabilmek için gerekli olan asgari düzeyin çok altında kalıyor: Doğu Kudüs üzerinde, özellikle Süleyman Mabedi (Harem-i Şerif) Filistin’lilerin egemenliğini kabul etmek. Barak Camp David’de bazı kozmetik değişiklikleri ‘göze alabileceğini’ göstermişti ve bu hususta gerçekten Kudüs’le alakalı İsrail’lilere ait bazı tabuları yıkıyordu. Olaya soğukkanlı baktığımızda ise Filistinlilerin, Arapların ve Müslümanların Süleyman Mabedi ve eskişehire komşu olan Arap bölgelerinin büyük bölümü üzerindeki egemenlik haklarını reddetti. Bu sebepten dolayı zirve başarıya ulaşamadı, şiddet tırmanmaya başladı ve neticede ‘El-Aksa-İntifadası’na yol açtı.

Yalan No. 3: ‘Arafat Camp David’i fiyaskoyla sonuçlandırdı.’

Barak Camp David’e gitmeden bir gün önce, hiç bir surette çiğnemeyeceği, “dokunulmazlar” denilen beş hususu kamuoyuna açıkladı: Kudüs’ün eskişehri üzerindeki İsrail’in egemenliği, 1967 sınırına geri dönüşün olamayacağı, yerleşimcilerin %80’inin nerede oturuyorlarsa orada kalmaları gerektiği, hiç bir mültecinin bir kişi dahi olsa İsrail’e geri dönemeyeceği! Daha sonra kimi maddeleri biraz yumuşattı, ancak bu bir anlaşmaya yaklaşabilmek için bile yeterli değildi.

Yalan No. 4: ‘Hep biz mi vermek zorundayız. Arafat hiç bir şey vermiyor.’

Filistin’liler 1967 öncesi belirlenmiş sınırlara dayanan barış düzenlemesini kabul etmekle, ta baştan Akdeniz ve Ürdün arasındaki ülkelerinin %78’inden vazgeçtiler. Onlar kendi devletlerini geri kalan %22’si üzerinde kurmaya hazırlar. Bizim hükümetimiz ise, bu bölge üzerinde adeta ‘benim olan benimdir, senin olana gelince, bunun üzerine tartışalım’ şiarıyla hareket ederek bir ‘uzlaşma’ sağlamak istiyor (arkaplanla ilgili: BM’nin bölünme kararı 21.11.1974’de Yahudi devletine Filistin’in %55’ini ve Arap devletine %45’ini verdi. Arapların başlattığı bir sonraki savaşta Arap devletine verilen bölgenin yarısını işgal etmiştik. Bu sayede ülkenin %78’ini bizim elimize bırakan ‘yeşil çizgi’ oluştu.) Problem sadece yüzdelik rakamlarla bitmiyor. Barak işgal altındaki bölgenin %10’unu istiyor görünüyor. Fakat büyük alan Kudüs’de ilhak etmek istediği bölgeleri ve Ürdün Vadisi’nde kendi ‘emniyet kontrolü’ altına almak istediği bölgeleri dikkate aldığımızda, hakikatte bu rakam %30’u bulmaktadır. Daha kötü olan: Filistinlilerin önüne koyduğu haritaya göre bu yüzdelik oranlar ülkeyi Doğudan Batıya ve Kuzeyden Güneye kesiyorlar, ki bu surette Filistin-Devleti her biri İsrail’li yerleşimciler ve askerler tarafından çevrili sayısız adalardan oluşur.

Yalan No. 5: ‘Her anlaşmayı bozan Filistinlilerle nasıl bir barış yapılabilir.’

Şimdi, Filistinlilerin bozdukları anlaşmalar bizim bozduklarımızın yanında sönük kalır. (Mayıs 1998’de biten) beş senelik geçici sürenin bitiminden önce İsrail’e ait kuvvetlerin bütün Batı Şeria ve Gazze’den çıkmaları gerekiyordu – belirli askeri üs, yerleşim ve Kudüs istisna olmak üzere. Barak bugüne değin bu kararı uygulamaya karşı direniyor. Ve yine bundan çok önce de, dört ‘emin transit geçiş yolu’nun Gazze ve Batı Şeria arasında açılması gerekiyordu. Bunlardan sadece bir tanesi açıldı ve bu Filistinliler tarafından sadece büyük eziyetlere katlanmak suretiyle kullanılabiliyor.

Yalan No. 6: ‘Barak, Rabin’in vasiyetinin infaz memuru’

Çok uzağa düşüldü. Barak birkaç ay içinde sadece Rabin’in değil Begin’in de bütün kazanımlarını tahrip etmeyi başardı. O (ta başından beri karşı çıktığı) Oslo-Anlaşmasını mezara gömdü ve İsrail’in bir dizi Arap devletleri ile büyük emeklerle kurulan ilişkilerini bozdu. İsrail’deki Arap vatandaşları arasında hoşnutsuzluk tohumları ekti. O bizi birçok bakımdan 1948, hatta 1936’ya geri götürdü.

Yalan No. 7: ‘Ramallah’daki linç girişimi, Arapların vahşi olduklarını gösterdi.’

Bu tip çatışmalarda, her taraf, karşı tarafın cani davranışlarını gündeme getiriyor ve bu arada kendi tarafının işlediği suçları ‘unutuyor’. İsrail korkunç linç girişimine dikkatleri çekiyor, Filistinliler babasının kucaklarında kurşunlanan 12 yaşındaki Muhammed el-Dira’yı ve İsrail ordusunun keskin nişancılarının, taş atan çocukların kafalarını hedef alan kurşunlarını gösteriyorlar. Bizim şiddet eylemlerimiz Filistinlilerin eylemlerine karşı bir reaksiyon, onların şiddet eylemleri bizimkilere bir cevap. Bu bir kısır döngü.

Yalan No. 8: ‘Filistin medyası, tahrik propagandasının aracı’

Bu doğru, fakat maalesef bu açıdan bizim medyayla arasında fazla bir fark yok. Bizim ve onların medyası aynı dili konuşuyor, yukarıdan gelen aynı talimatlara uyuyor. Filistin televizyonu her defasında babasının kucağında ölen çocuğu gösterince bu bir propaganda oluyor. Bizim televizyon sayısız defa, gün be gün Ramallah’daki linç olayını gösterince bu da bir propaganda.

Yalan No. 9: ‘Onlar bize ateş açıyor, İsrail ordusu ise çekingen durmaya çalışıyor.’

İki haftalık ‘çekingenlik’ içinde, 110 Filistin’li ve 3 İsrail’li askerinin öldürülmesi gerçekten tuhaf. Bu acayip mantığı şimdiye kadar hiç bir İsrail’li subay açıklayamadı (ayrıca hiç kimsede onlardan bu konuda bir açıklama talep etmedi.) Bunun bir açıklaması da şu gerçekte saklı: İsrail ordusu uzun zamandan beri keskin nişancılarına göstericiler arasından belirli kişileri tesbit edip, onları nişan dürbünleriyle hedef almaları ve özel bir öldürücü yüksek sürat kurşunuyla vurmaları konusunda eğitim veriyor. Topluluğun ‘pasifize’ edilmesi amaçlanmasına karşın, bu metod atmosferi daha da elektriklendiriyor. Her cenaze yeni bir çatışmanın başlangıç noktası oluyor.

Yalan No. 10: ‘Araplar kendi çocuklarını bizim askeri birliklerimizin önüne atıyor, ölmelerini sağlıyor ve sonra da resimlerini dünya kamuoyuna gösterip, bunu kullanıyorlar’

Bu iğrenç bir ırkçılığın dışa vurumu olan korkunç bir suçlama. Bu suçlama Arap velilerin çocuklarının ölümüne kayıtsız kaldıkları inancını içeriyor. 1948 öncesinde bize ait yeraltı örgütlerinin verdiği mücadele ve bağımsızlık savaşı sırasında, genç oğlan ve kızların önemli bir rolleri vardı. Filistin’li gençlerin askeri eğitiminin bizim Gadna-Gençlik-Taburunun eğitiminden hiç bir farkı yok. 1948’de Kibbuz Deganya’da bir Suriye’li tankı imha eden genç, bir ulusal kahramandı. Bir halk kendi mevcudiyeti ve hürriyeti için savaşıyorsa gençliği dışlayamaz. Ben bile Britanyalılar tarafından terörist kabul edilen İrgun örgütüne katılmıştım. O zaman 14 buçuk yaşındaydım. 15 yaşında silah bile taşıyordum. Korkunç bir işgal altında yaşayan ve gencecik insanların kahramanlık ve kurban olma cesaretini gösterdikleri vasatta, Filistinli velilerin, çocuklarını, sokağa çıkıp taş atmaktan alıkoyabileceklerini düşünmek bir illüzyondur. Filistin halkının onlarla gururlanmaları çok doğal. Jeanne d’Arc bile Fransız ordusunun başında savaşa gittiğinde daha 16 yaşında idi.

Yalan No. 11: ‘Bütün dünyanın bize karşı olduğu bir kez daha görülmüştür. Hepsi yahudi düşmanı’

Kamuoyu hep ezilmişlerin yanındadır. Bu mücadelede biz Calutuz onlar Davud. Dünyanın gözünde Filistinliler yabancı bir işgal gücüne karşı bir bağımsızlık savaşı veriyorlar. Biz onların topraklarındayız, onlar bizim değil. Biz onların ülkesinde yerleşim birimleri kuruyoruz, onlar bizim ülkemizde değil. Biz işgalciyiz, onlar kurban. Bu objektif durumdur ve hiçbir propaganda bakanı (Bay Nachman Shai gibi) bu gerçeği değiştiremez.

Yalan No. 12: ‘Bizim barış için hiç bir ortağımız yok.’

Doğru, bizim Filistinlilerden İsrail’in ültimatomları karşısında teslim bayrağını çekmelerini bekleyen bir barışa imza koyacak ortağımız yok. Ancak eşitlik ve karşılıklı saygıya dayanan bir barış için imza koyacak bir ortağımız her halde var. Çözüm çok açık: Filistin devleti’nin 1967 öncesi yürürlükte olan sınırlar dahilinde kurulması gerekiyor, her iki devlet için başkent Kudüs’le beraber. Süleyman Mabedi (Harem-i Şerif) ile beraber Doğu Kudüs Filistinlilere ait olmalı; Ağlama duvarı ile beraber Batı Kudüs ve Yahudi semti İsrail’e ait olmalı. Çözüm temelde kabul edilirse, diğer problemler hakkında müzakereler başlayabilir: karşılıklı emniyet, bölgelerin takası, mülteci sorununun ahlaki ve pratik çözümü, suya ulaşım vs. Bu barış bir gün gelecek; çünkü "dediğim dedikçi" tavır, her iki taraf için bir cehennemdir.

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin