Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 282 Haziran 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  

Diyanet Şurası

Toplum Sözleş(me)mesi

Mektup-1

İrin Küpü  Patladı

Yeni Bir Çerçeve

Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

 

Diyanet Şurası: ‘Devletin Güdümünde Din’ Konsili

Mehmed DURMUŞ

 

Giriş

Diyanet İşleri Başkanlığı, İlahiyat fakültelerinden yüzün üzerinde akademisyeni çağırarak, İstanbul Tarabya Otelinde 15-18 Mayıs 2002 tarihleri arasında "Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantısı –I" adında bir ‘şura’ düzenledi.

Toplantıya bütün ilahiyatçılar katılmadı elbette. Örneğin Zekeriya Beyaz bunlardan biri. Beyaz’ın gerekçesi oldukça radikaldi: Böylesi lüks otellerin lobilerinde, hem de iki-üç gün konuşmakla islami sorunlar çözülemezdi! Bravo! Gerçekten bir ilim adamı en az bu kadar basiretli olmalı. Üstad-ı Azam’ın Sheraton Otel’inde Moon tarikatının toplantısına katılması ve hazır oraya gitmişken şöyle bir nebze porno film seyretmesi ise bununla karıştırılmamalı. Ne güzel, adamcağız din işleriyle dünya işlerini birbirine karıştırmamaktadır...

Toplantı dört komisyon halinde çalıştı ve her komisyon kendisine tahsis edilmiş belirli "güncel dini meseleleri" çözüme kavuşturdu! 1. Komisyon dini metinlerin (ayet ve hadis) anlaşılması, yorumlanması, tarihsellik, gelenekçi ve modernist yaklaşımlar gibi konuları ele almış. Burada temel itikat ve ahlak esaslarında, ibadetlerin ise, dini metinlerin açık hükümlerinde değişmenin söz konusu olmadığı belirtilmiş. Değişimin, "genelde ibadetlerin ifasının içtihada açık ayrıntı ve şartlarında ve formel hukuki hükümlerde" olacağına karar verilmiş.

2. Komisyon ‘kadın problemi’ni ele almış. Bu komisyonda kadın-erkek eşitliği, erkek egemen toplumda kadına yapılan baskılar; kadının sosyal ve hukuki statüsü, bu statünün yükseltilmesi, kadınların / kızların eğitimi, evlenme ve boşanma, kadının şahitliği, miras bölüşümü, kadınların özel hallerde ibadet yapıp yapamayacağı ve cuma, cenaze ve günlük namazlara katılıp katılmayacağı gibi konular ele alınmış. 3. Komisyon’da Hacla ilgili problemler çözüme kavuşturulmuş. 4. Komisyon’da ise ezan; ibadetin dili, namazların cem’i, kurban ve zekat konusu incelenmiş. Özet olarak ezanın şimdiki gibi (Arapça) okunmaya devam edilmesi, ibadet dilinin namazda Arapça olması, bilmeyenler öğreninceye kadar meal ile kılabilecekleri karara bağlanmış. Ezanla ilgili olarak 36. maddede yer alan şu sonuç cümlesi toplantının belki de en parlak ifadesidir: "Ezan İslâm’ın değişmez bir simgesidir, Dünyanın neresinde olursa olsun, Müslüman varlığının ve kimliğinin bir göstergesidir. Bu şekliyle özgün dilinde okunması konusunda 15 asırlık bir gelenek ve bir ittifak söz konusudur."

"Güncel Dini Meseleler"e bir bakar mısınız?

Diyanetin bu toplantısı ne ilktir ne de son olacaktır. Nitekim bazı konuların incelenmesi bir sonraki toplantıya ertelenmiş. Bir sonraki ise Eylül ya da Ekim ayında yapılacak. Şunu hemen belirteyim ki, bu toplantıda alınan kararların bir çoğuna ben kendim de katılmaktayım. Bu tür toplantılara genel olarak muhalif olmamız, orada konuşulan her şeye karşı olmamız anlamına alınmamalıdır. Bir örnek vermem gerekirse, Kur’an’ın hiçbir mealinin Kur’an yerini tutmayacağı şeklindeki karara yüzdeyüz katılıyorum. Ancak ben toplantının arka planındaki genel politikaya, hizmet ettiği amaca, varılmak istenen hedeflere, sağlayacağı pragmaya ve  "güncel dini meseleler"in tasnif ve tahdidine muhalif olduğum için eleştirmek istiyorum. Bu tür faaliyetlere, andığım hedef ve gayelerinde bir değişiklik olmadığı sürece muhalif olmaya da devam edeceğim. Aksi taktirde kendimde bir şeylerin kaybolduğuna inanacağım.

Diyanet toplantısının adı şöyle bir çağrışım yaptırıyor: İslamın güncel olmayan (genel) meseleleri ya yok, ya da halledilmiş durumdadır. İyi kötü şunun şurasında geçinip gidiyoruz. Fakat hayat bu işte, sürekli yeni ufak-tefek problemler çıkıyor. Bunları da çözdük mü işlem tamam! İşte şimdi bu küçük meseleleri halletmek üzere buraya toplanmış bulunuyoruz. Bakıyorsunuz, "güncel dini mesele" kavramının içine ilk sırada yerleşmesi gereken ‘örtü’ konusu toplantıda yer almıyor. Toplantı gündeminde ciddiyetle yer verilen kadınların cenaze namazına katılmaları, ibadetin Türkçe yapılıp yapılamayacağı, kurbanın bayıltılarak kesilip kesilmeyeceği gibi konuların ise ‘mesele’ olup olmadığı tartışmaya açıktır. Çünkü bunlar, hariçten gazel okuyanlar tarafından müslümanların gündemine girdirilmiş zoraki ve abartılı, hormonla büyütülmüş meselelerdir. Kısacası toplantı başlıklarının hepsi de, 28 Şubat süreci denen [ve bin yıl süreceği duyurulan!] dönemde televizyon stüdyolarında, ağzı şarap kokan profesyonel sunucuların öncülüğünde ve yine hemen hepsi de Tarabya otelindeki kumpanyada mevcut olan kimi "İlahiyatçı din uzmanı" tarafından bizim gündemimize sokulmuştu. Hidayete ermiş hiçbir müslümanın gündeminde "Türkçe ibadet" gibi mesele bulunmamaktadır. Çünkü onlar, "Sözü dinleyip de en güzeline (vahye) uyanlardır." (39/Zümer, 18). Türkçe ibadet, İslam’ı protestanlaştırmak isteyen bir siyasi iradenin problemiydi. Ağacı görüp ormanın farkında olamayan kimi basiretsiz ya da çıkarlarının kurbanı olmuş ‘din uzmanları’ onlara halayıklık ediyordu.

Şimdi sormamız gerekiyor: Madem ki kadının seviyesinin yükselmesini istiyorlar, mesela, ülkenin dört bir yanındaki kumarhanelerden, meyhanelerden, barlardan, gece kulüplerinden, beş yıldızlı otellerden, tekel bayilerinden sürekli yayılan ahlaksızlık tehlikesinin önüne nasıl geçileceğini konuşmalıydılar. Nasıl olup da fuhşun 13 yaşındaki okul öğrencisi kız çocuklarına kadar sirayet ettiğini konuşmalıydılar. Reklam (=para) uğruna kadınların göstermedik hiçbir yerini bırakmayan para dinini; kadını tam anlamıyla meta haline getiren "çağdaşlık konseptini" konuşmalıydılar. Tescilli fahişelere tesettür defilesi yaptıran, ‘tekbir’ gibi kelimetül ulya’yı kirleten para düşkünü ahlaksızların habasetini konuşmalıydılar. "Kadınlar neden cenaze namazına katılmıyorlar" yerine, kimlerin cenaze namazının kılınamayacağı konuşulabilirdi pekala. Konu kadından açılmışken, kadınların neden namaz kılmadıkları, genç kızlarımızın hızla namazdan, Kur’an’dan uzaklaştırıldıkları, bunlara namazı, Allah’dan korkmayı, Allah’ı zikretmeyi nasıl öğretebilirizin cevapları tartışılabilirdi. Çocuk yuvalarında neden bu kadar çok çocuğun bulunduğu sorgulanabilirdi. Öte yandan, ‘güncelliğini’ hiç yitirmeyen "Dini siyasete alet eden" bütün siyasi kişi, kurum ve partileri, basın-yayın organlarını konuşmalıydılar. Yoksa bunlar ‘güncel dini mesele’ değil midir? Eğer bunlar ‘güncel dini mesele’ değilse, diyanetin toplantısında konuşulanlar hiç değil.

Bütün bunların konuşulmayacağını elbette ben biliyorum, siz de biliyorsunuz. Lakin, yapılan işin ne kadar sahte, ne kadar dindar kesime uzatılan birer elma şekeri kabilinden olduğunu anlatmak için bu soruları sıralama gereği duydum. Nuriye Akman’ın tesettürle ilgili, İmam-Hatip lisesi kız öğrencileriyle ilgili sorularının hepsini cevapsız bırakan, "bırakalım bunları" diyerek es geçen1 bir Diyanet başkanı nasıl olup da, yukarıda sıraladığım soru(n)ları tartışacak bir toplantı düzenlesin? Fakat hiç olmazsa insanları kandırmasınlar.

Toplantının ‘islamcı’ yankısı

Bu tür toplantılar, hep olduğu gibi yine dindar bir kesim tarafından büyük bir heyecanla alkışlandı. Vakit Gazetesi’nin sevinci görülmeye değerdi. Toplantının bitiminden sonra, 19 Mayıs günkü Vakit "Cahiller artık sussun" manşetini çekmişti. Manşetin hemen altında solda katılımcıların ‘aile fotoğrafı’, sağda ise M.N.Yılmaz’ın ‘Reis’ fotoğrafı... Manşeti açıklamaya gerek var mı: Bugüne kadar din konusunda hep cahiller konuştu, artık alimler konuşacak ve İslami güncel meseleleri bunlar çözüme kavuşturacaklar!

İşte bu saflığın çaresi yoktur. Müslümanlar ne çekiyorsa bu iflah olmaz saflıklarından çekiyorlar. Çünkü Vakit’in zımnen ‘alimler konuştular’ manşetinin altındaki aile fotoğrafında yer alan isimlerin hiçbirisi bu toplumun tanımadığı insanlar değildi. O karenin içindendi yine yıllarca Türkçe ibadetle, kadınlar cenaze namazına katılsındı katılmasındı; hacc Suudilere para yedirmekten başka bir anlam ifade etmiyordu; başörtüsü Kur’an’da yoktur gibi abes tartışmalarla bu halkı eğlendirenler. Ve o insanlardan özellikle bir kısmı şimdi çıkmış, utanmadan "Ezan bir paroladır. Ben Türkçe ezana hiçbir anlam veremiyorum. Alınan kararlara en çok ben sevindim." diyebilmektedirler.2

Bir başka katılımcı, ‘sivil alim’ Hayreddin Karaman ise alınan kararları devrim olarak nitelemektedir.3  Radikal’in, şeriat karşıtı yazılarıyla bilinen yazarı Türker Alkan da alınan kararları devrim niteliğinde bulmakta...4  1998 yılında ilk Abant toplantısı düzenlendiğinde yine devrim niteliğinde görülmüştü. Doğrusu devrimin bu kadar işportaya düştüğünü bilmiyorduk.

Toplantıda alınan kararlar müslümanlar açısından sadece malumu ilan kabilindendir. Kamuoyuna dönük olan yüzünde ise en fazla öne çıkan, kadınların cuma, cenaze, bayram ve günlük namazlara (camilerde) iştirak edebilecekleri fetvasıydı. Esasen bu da 14 asırdır müslümanlar nezdinde teoride bilinen ama erkekleri namazdan uzaklaştıranların kadınları da uzaklaştırmaları neticesinde gelinen bir nokta idi. Kaldı ki, kadınlar neden cenaze namazına katılmıyorlar diye ortalığı ayağa kaldıranlar, kendileri namaz nedir abdest nedir bilmeyenlerdi. Hatta belki de cenabet kişilerdi... Kadınların bu namazlara katılımlarının diyanet toplantısında karara bağlanması onlar açısından kadının ‘özgürleşmesi’, kadın/insan hakları bağlamında mesafe katetmiş olmak açısından önemlidir. Nitekim kadınların cenaze namazında erkeklerle yan yana durmalarından başka pozisyona da razı değiller. Yani maksat başka.

Laik medyada bu kararların nasıl görüldüğüne bir bakınız: "İzmirli Berna Kızılcan’ın 4 yıl önce eşinin cenaze namazında saf tutarak attığı adım, dinde reform olarak gerçekleşti."5  Başörtülü kadınlar da ‘kadındır’ ve yıllarca örtülerine uzanan ellere tepki göstermektedirler ama onların attıkları adım hiçbir şekilde hiçbir resmi toplantıdan fetva olarak çıkmıyor!

Kimilerine göre toplantıda derin analizler yapılmış (Hayreddin Karaman); kimisine göre artık Türkiye’de aydınlık günler başlamış (Salih Akdemir); kimisine göre bu toplantının İslam dünyasında yankısı büyük olacakmış! (Yaşar N. Öztürk) Aynı kişiye göre bu toplantı, adım adım Kur’an’daki İslam’a yaklaşıldığını göstermektedir. Toplantıyı "Allah nurunu tamamlayacaktır" ilahi müjdesinin bir tecellisi olarak görmektedir! Kimisi de kendini tutamayıp, "ictihad kapısının açıldığını" haykırdı. (Taha Akyol)

Toplantının gayesi

Her şeyden önce bilinmelidir ki bu toplantı, devletin resmi bir kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ve yine resmi kurumlardan olan İlahiyat fakülteleri hocalarının katılımıyla düzenlenmiş bir toplantı olup, üzerinde laik devletin gölgesi vardı. Bu tür bir toplantının hiçbir zaman Kur’an’ın genel hedeflerini esas alan bir ‘İslami Şura’ya dönüşmesi beklenemez. Resmi bir kurumun resmi memuru olan, "başörtüsü konusu görüşülecek mi?" sorusu karşısında oldukça sinirlenen bir zatın, bağlısı olduğu anayasa ve kanun maddelerini aşıp da her konuda "Kur’an’ın emri budur" demesi beklenemez. Bu toplantılar kesinlikle, laik demokratik devletin temel talepleriyle İslam’ın taleplerini, İslam’ı tamamen gözden çıkartmadan ama, söz konusu kanunların fevkine de yüceltmeksizin ve laik kanunlara daha yakın bir mesafede bir yerde buluşturulması faaliyetidir. Yani bir uzlaşma arayışıdır. Dinin devletin hizmetine sunulmasıdır. Bir ‘devlet dini’ projesinin, daha da ileri giderek söyleyelim ki, bir ‘Amerikancı İslam’ın ara duraklarından biridir. ‘Ne şiş yansın ne kebap’ kabilinden bir faaliyettir yani.

Bu tür toplantılar yıllardır Türkiye’de dinlerarası diyalog, hoşgörü toplantıları, diyanet şurası gibi isimlerle sürdürülmektedir. Abant toplantıları her daim bu tür faaliyetler söz konusu olunca anılmadan geçilemeyecek klasikler arasındadır artık. Henüz hitama ermemiş "balans ayarı"nın bir aşamasıdır bu toplantılar.

Nitekim bir sene kadar önce MGK’nın, dindar halkın sisteme küskünlüğünü nasıl tamir edebiliriz sorusuna cevap üretmek üzere, bir çalışma yapması için DİB eski başkan yardımcısı Hamdi Mert’i görevlendirdiğini basından okumuştuk.6 Öyle zannediyorum ki Hamdi Mert’in hazırladığı tamir projesinden biri Tarabya Oteli’nde gerçekleştirilen bu toplantıdır. Nitekim Hamdi Mert toplantıyı değerlendirirken, Diyanet’in bu konuda geç kalmadığını, bilakis "Cenabı Hakk’ın ihmal etmez, imhal eder" (erteler, geciktirir) sözünün tezahür ettiğini belirtiyor ve ikinci projeyi de haber veriyor: Diyanet "münhasıran "din–devlet" ilişkileri konusunda bir "istişare" toplantısı düzenlemelidir. Hamdi Mert’in açıklamaları önemli: "Konunun uzmanları ve uygulayıcıları aynı özenle bir araya getirildiklerinde –göreceksiniz– ‘din–devlet/laiklik, çağdaşlık’ adına yapılan yanlışlıklar, doğru yorumlarına oturtulacaktır. Zira ileri, bütünlükçü devlet anlayışı ile İslamiyet’in evrensel mesaj ve öğretileri amaçlarda ve müfredatta buluşmakta ve örtüşmektedir. Bu, kainatı yaratan gücün İlahi iradesiyle o irade tarafından insana/ve insan aklına verilen misyonun buluşmasıdır. Bu buluşmayı hayata taşımayarak, oluşturulan sun’i kümeleşmelerle bulanıklığı sürdürmek, bu değerlere olduğu kadar ülkemizin huzuruna ve geleceğine de zarar vermektedir."

"Diyanet’in bu konuda atacağı bir adım, İlahi vahyin ve ortak aklımızın üzerine kendi ellerimizle örttüğümüz örtünün kaldırılması olacaktır. Kamuoyunda gerginlikler oluşturan; milletimizin büyük bir kesimini "devlet"/ve organlarına kırgın hale getiren; [vurgu bana ait-M.D.] sosyal bünyede kırılmalara sebep olan sun’i asabiyetler, –ümit edilir ki– böylece söndürülecek, en azından hafifletilecektir. Yapılacak bu toplantı en az birincisi kadar önemlidir, daha da önemlidir. Bunun düzenlenmesi ise –ilgili kurumlarla birlikte– Diyanet’e düşmektedir."7

En etkili bir ağızdan Tarabya otelindeki "devrim niteliğindeki" toplantının laik karakterini anladınız mı? Zaten laik çevreler gözüyle toplantıda alınan kararlar "siyasal İslam'ın iflası" olarak okunmaktadır.8

Şu halde, şu anda yapılan ve de devamı gelecek olan bu tür etkinlikler, tamamen "devletin güdümünde bir din" projesidir. Devlet kendi güttüğü dini bu tür ıslah projelerinden geçirmek durumundadır. Bu tür toplantılar, ‘radikal’ olarak adlandırılan müslümanlara karşı inisiyatifi ele geçirme niyetini her zaman içermiştir.

"İslam, 'Kur'an egemen bir din' olarak alınmamış, tam aksine, böyle bir tavır ve imaj doğmasın diye yoğun bir gayret gösterilmiştir."9

Kadın konusu

"Güncel İslami meseleler"i çözüme kavuşturma iddiasında olan, devrim payesi biçilen toplantıda kadın ve kızlara ilişkin en ciddi sorun, tesettür sorunu gündeme alınamıyor. Örtünün Allah’ın emri olduğu söylenmesi gerekirken, "Cumhuriyetin ve çağdaşlaşma konseptinin temel hedefleri"ne10 gönderme yapılıyor. Kadın sorunları Allah’ın razı olması açısından değil, çağdaşlaşma konsepti bağlamında değerlendiriliyor.

Toplantıda karar haline dönüştürülmüş metinde, bakınız İmam-Hatip lisesi öğrencilerinin okullardan men edilmesine nasıl çözüm bulunmaktaymış:

"Yukarıda ifade edilen kadın ile ilgili bütün yanlış düşünce ve telakkilerin ortadan kaldırılması sağlıklı bir eğitime bağlıdır. Nitekim Cumhuriyetin ve çağdaşlaşma konseptinin temel hedeflerinden biri, kadının aile ve toplum içindeki statüsünün yükseltilmesidir. Bu hedefe ulaşabilmek, kız çocukların ve kadınların eğitim ve çalışma haklarının güvence altına alınmasına; fırsat ve imkan eşitliğinden tam olarak yararlandırılmalarına; olumlu ayrımcılık yöntemleriyle[?!] teşvik edilmelerine bağlıdır. Bu sebeple kız çocukları ve kadınların, eğitim ve çalışma olanaklarını kısıtlayan, engelleyen ya da engelleme ve kısıtlama ihtimali taşıyan anlayış ve uygulamalar yeniden gözden geçirilmeli ve gerekli düzenlemeler yapılmalıdır."

Dikkat edilirse, gerek lise gerekse üniversite öğrencilerinin örtülerinin zorla açtırılması mevzuunda hiçbir şey denmemektedir. Kelimenin tam anlamıyla bir "hık-mık" türünden, karanlıkta göz kırpma türünden ve de kırk dereden kırk su getirilerek, ima ile bile denmeyecek türde ‘başörtüsü sorununa’ çözüm üretilmiş! "Fırsat ve imkan eşitliğinden tam yararlandırılmalarına" sözü hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü örtülü kız öğrencilere, "fırsat ve imkan eşitliğinden yararlanamazsınız" diyen yok ki! Tam tersine, bu kızların da söz konusu imkanlardan(!) yararlanmalarını istiyorlar. Ama bir şartla: Kılık kıyafet yönetmeliğine uymaları koşuluyla! Fakat diyanetin tertip ettiği toplantıda din adamları ve akademisyenler işin o tarafına hiç değinmemeyi yeğlemiş görünmektedir.

Konjonktürel bir toplantı

Toplantıya bizzat katılanlardan Hidayet Ş. Tuksal’ın ifade ettiği gibi kelimenin tam anlamıyla ‘konjonktürel’ bir toplantı. Tuksal, "Başörtüsü yasağının bildiride yer almaması için size baskı mı yapıldı?" sorusuna ‘hayır’ dedikten sonra, "Bazı kesimler tarafından oluşturulan gerilimin odaklanmasından dolayı dini terminolojiden kaçındık ve konjonktürel ifadeler kullandık." diye açıklık getirmiş.11

İşin en büyük garabeti, bugüne kadar halkın zihnini eften-püften meselelerle bulandıran, tıpkı Beni İsrail’in yaptığı gibi inek kesimi ile ilgili her sene günlerce halkı oyalayan, dabbetül arz’dan Türkçe ibadete kadar insanları zihinsel çıkmaza sürükleyen, Kur’an’da başörtüsü emri bulunmadığını iddia eden, sırf kitaplarını satmadıkları için Diyanete savaş ilan eden din baronları ve karşı taraftakiler bu toplantıya katılıyor ve hiçbir şey olmamış, bütün bunları onlar yapmamışlar gibi, alınan sıradan kararları devrim olarak niteliyorlar. Bu kadar pişkinliği anlamak mümkün değildir.

Sadık Albayrak’ın itirazlarını yerinde buluyorum. Başörtüsü, imam hatip liselerinin kapatılması12 ve ilave olarak, Türkçe ibadet gibi konularda derin devlete gerekli fetvaları verenler şimdilerde kalkmış, "güncel İslami meseleleri" çözmeye çalışıyorlar. Sadık Albayrak bir adım daha ileri giderek şöyle bir teklif getiriyor: "Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, Tarabya Oteli'ne davet ettiği bilim adamı ve akademisyenlerin, ilk önce ‘mal varlıkları’nın ve banka hesaplarının da yanlarında birer kimlik tesbit raporu olarak belgelemesi gerekirdi!.. Bakalım bu adamların ‘din sömürüsü’ ne tür boyutlarda!.."13 Bu sözün adresi bellidir ve ciddi anlamlar içermektedir.

Müslümanlar ne kadar da kanaatkarmış! 

Meğer müslümanlar ne kadar da kolay ikna edilir insanlarmış! Talepleri ne kadar da ucuzmuş! Doğrusu odur ki, son on yıla damgasını vuran ve bizim genelde Hıristiyan dünyanın konsillerine benzettiğimiz bu tür toplantılar, belirli bir sonuç elde ettiler. Pek çok müslümanın zihnini allak bullak etmeyi başardılar.

Bir zamanlar müslümanların çok ciddi "siyasi" talepleri vardı. Her yerde o talepler konuşulurdu. Şimdi artık o talepleri söyleyenlere, tıpkı yeniden dirilen Ashab-ı Kehf’e bakan "Hıristiyan dindarlar" gibi bakıyorlar. Sizin de üçyüz sene değil tabi, 1400 sene öncesinden kalıp kalmadığınızı anlamaya çalışıyorlar. Elbette biraz ilerisi de, ülkemizin güvenlik birimlerine sizi ihbar etmek olacaktır; hem sizin hem de vatan ve milletin selameti için...

Zaman geldi rejim, tesettür sorununu musallat etti Müslümanların başına. Müslümanlar artık eski o ciddi siyasi taleplerini unutmaya hazırdılar ve de unuttular. Şimdilerde ise, "size izin veriyorum, artık kadınlar da cenaze namazı kılabilirler; mirası kadın-erkek arasında eşit bölebilirsiniz; ineklerinizi keserken narkoz kullanabilirsiniz gibi ruhsatlar verdi ve ‘müslümanlar’ tesettürden de vazgeçtiler. İşte şimdi, mevzubahis "mağara arkadaşları"ndan ayrışmış insanlar, Yahya Kemal’in "bin atlı o gün çocuklar gibi şendik" mısraındaki gibi bir sevinç içindeler... Kutlu olsun...

Sonuç

Hasılı kelam, bugüne kadar yapılagelen konsillere bir de Tarabya konsili eklendi. Ben kendi adıma bu toplantıların bırakın hayra vesile olmasını, gölge etmeseler yeter diyorum. İslam’ın (Kur’an’ın) tamamına talip olmayan hiçbir çağrıya kulak asmamayı Kur’an’ın öğrettiği bir ilke olarak biliyorum.

 

Dipnotlar

1-Nuriye Akman, M. Nuri Yılmaz’la Röportaj, Zaman, 31.03.2002.

2. Cahiller Artık Susmalı, Anadolu’da Vakit, 19.05.2002.

3 Anadolu’da Vakit, aynı yer.

4 - Türker Alkan, Türkiye’nin Özgüllüğü, Radikal, 21.05.2002. Hürriyet gazetesi de aynı kanaattedir. Bkz. Hürriyet, 18. 05.2002.

5 - Kadın Devrimi Fetvada, Hürriyet. 18. 05.2002.

6 - Nuh Gönültaş, MGK’nın ‘Devlet ile Mütedeyyin Kitleyi Nasıl Buluşturabiliriz?’ Çalışması, Zaman, 18.07.2001.

7 - Hamdi Mert, Din-Toplum İlişkilerinde Yeni Dönem , Zaman, 21.05.2002.

8 - Türker Alkan, Türkiye’nin Özgüllüğü, Radikal, 21.05.2002.

9- Yaşar Nuri Öztürk, Diyanet Toplantısı: Kur’an’daki İslam’a Adım Adım, Star, 24.05.2002.

10 - Bu ‘çağdaşlaşma konsepti’ denen modern put, son yıllardaki bütün ‘dahili-misyonerlik’ faliyetlerinde göze çarpmaktadır. Tarabya toplantısının 8. maddesinde de "...dinle çağdaş değerler arasında çatışma olduğu izlenimi yaratmakta." cümlesi aynı mentaliteyi yansıtmaktadır. Herhalde şöyle dememiz gerekmektedir: Önce ‘çağdaş değerleri’inizi söyleyin, sonra dinle aralarında çatışma olup olmadığına bakalım!

11 - Zirve Baskı Mağduru, Milli Gazete, 20.05.2002.

12 - Sadık Albayrak, Daha Önce Neredeydiler? Yeni Şafak, 19.05.2002.

13 - Sadık Albayrak, aynı yer.

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin