|
Yeni Bir
Çerçeve Gerekiyor
Atasoy
MÜFTÜOĞLU
Küresel
ölçekte bir vicdani kriz ile karşı karşıya bulunuyoruz.
Sosyal, kültürel, siyasal hayat bunalım içerisinde.
İnsanlık acıları karşısında modern dünya, manevi
kayıtsızlık ve vicdani bir felç içerisindedir.
Karşımızda yoğun bir zulümler dünyası var. Yanlış-doğru,
iyi-kötü kavramlarını altüst eden modern uygarlık,
insanlık vicdanına kayıtsız kaldığı için, bir çöküş
içerisindedir. İnsanlığın düşünsel, ruhsal, manevi,
sosyal, kültürel hayatı büyük bir yoksullaşma ile karşı
karşıyadır. Manevi kuralları olmayan bir dünyada,
insanlığın güven duyacağı kaynaklar yok edilmektedir.
Laik materyalizme dayalı olduğu için, modern uygarlığın
hiç bir zaman manevi kriterleri olmamıştır. Hiç bir
manevi, ahlaki, ruhi birikime, içeriğe, zenginliğe sahip
olmayan modern uygarlığın, insan-lığa ahlaki bir katkıda
bulunması beklenemez. Özellikle içerisinde bulunduğumuz
dönemde modern uygarlığın askeri güç dışında bir gücü
olmadığını, askeri ilerleme dışında herhangi bir
ilerleme kaydetmediğini görüyoruz.
İçerisinde
yaşadığımız dönem, mantığın sınırsız alçalışına tanık
olduğumuz bir dönemdir. Küresel emperyalist iktidar,
dünyayı ideolojik bağlamda yeniden yapılandırıyor. Bütün
kavramlar bu dönemde ideolojik bir silah olarak
kullanılıyor. Yeni ideolojik gündem, "terörle
mücadele"dir ve "terörle mücadele" sloganı bir müdahale
aracı haline gelmiştir. Yeni düzende, yeni ideolojik
gündemle herkesin ABD ideolojisi ile bütünleşmesi
dayatılıyor, içerisinde yaşadığımız dönem, bütün temel,
vazgeçilemez değer ölçülerinin, anlam ölçülerinin ve
kaynaklarının, ahlak ölçülerinin ve kaynaklarının
konjonktüre feda edildiği bir dönemdir. Küresel
iktidarın vicdanı ile, insanlığın vicdanı tarihin hiç
bir döneminde bugün olduğu kadar birbirinden farklı
olmamıştır.
Küresel
askeri düzen, askeri yollarla insanlığa haksızlık
yapıyor ve acı veriyor. ABD ve İsrail, insanlık çapında
umutsuzluk ve nefret üretiyor. En güçlünün kullandığı
"hak"lar, güçsüzlerin zalimce, barbarca ezilmeleri
anlamına geliyor. Günümüzde, ABD ve İsrail'in temel
meşruiyet kaynakları yalnızca silahlardır. Bunun yanında
medya saldırılarının da, en az askeri saldırılar kadar
tahripkar olduğunu belirtmek gerekir. Bugünkü egemenlik
büyük ölçüde kitle iletişim araçlarının egemenliğidir.
Bu egemenlik, özellikle İslam Dünyasına ve kendisini
İslam’a nispet eden unsurlara karşı her vesile ile
olumsuz imaj üretmek, egemen ideolojik kültür adına
İslam kültürünü küçümsemek, yargılamak üzere sınırsız
bir bayağılık içerisinde kullanılıyor.
Egemenlerin
üstünlük yarışı, yoksullar, güçsüzler ve zayıflar
vahşice sömürülerek sürdürülüyor. Kaynakların sı-nırlı
olduğu bir dünyada, muhteris "ilerleme" düşüncesi sınır
tanımıyor. Sınırsız, ölçüsüz, dengesiz, aşırı "ilerleme"
düşüncesi, kaynaklar sınırlı olduğu için, yeni
sömürgecilikler, yeni emperyalizmler, yeni faşizmler
üretme ihtiyacı duyuyor; insanlığın varlığı, materyalist
değerler, maddesel varlıklar, tüketi-me dönük değerler
uğruna pervasızca harcanıyor. Ahlaki sınırlamalardan
bağımsız küresel siyaset, insanlığın geleceğinin tehdit
altında bulunduğunu gösteriyor. Bir anlam ve değer
içermeyen siyasal güdüler, ahlaki güdüleri eziyor.
Dünya çapında
sistemli ve programlı saldırıların muhatabı kılınan
Müslümanlar olarak, olayların anlık tezahürlerine göre
değil, olayların kalıcı etkilerine göre program ve
projeler üretmeli, ayrıntıcılıkla vakitlerimizi israf
etmemeliyiz. İslam Dünyası toplumları her alanda
ayrıntıcılıklarla yirminci yüzyılı israf etmiştir. Bugün
de ayrıntıcı saplantılar, ayrıntıcı bağnazlıklar,
yaşadığımız bütün çarpıcı gelişmelere rağmen
hayatiyetini sürdürebilmektedir. Bugün muhatap olduğumuz
akılsız, mantıksız, ahlaksız saldırılara, bilgiyle,
bilgelikle, adaletle, vakarla, onurla ve sabırla,
kararlı ve dirençli bir çizgiyi koruyarak yanıtlar
verebilmeliyiz. Zorluklar karşısında ölçüyü ve sükuneti
korumak, iç huzuru muhafaza etmek ve kendimize olan
güvenimizi güçlendirmek şiarımız olmalıdır. Düşünsel,
manevi, ruhi hareketlilik, canlılık ve üretkenlikle her
tür yozlaşmaya dur diyebiliriz. Geçmişte yaşayan bir
algılama biçimi ile, bugünün sorunları ile yüzleşmemiz
mümkün olamaz. Gerçek dünyada ve bugünde yaşayarak,
bugünün sorunlarına yaklaşabiliriz. Eski tarzı, eski
üslubu, eski söylemi muhafaza etmekten; yeni bir tarz,
yeni bir üslup ve söylem inşa edememekten kaynaklanan
bir bunalım durumu yaşıyoruz. Entelektüel zemini ve
çerçevesi olmayan, popülarize edil-miş, içerikten
yoksun, basit, yüzeysel, tepkici gündelik kültürel ve
politik dili/ufku aşabilmeliyiz, insanlık çapında ileri
ve etki uyandıracak, akli, vicdani ve ahlaki
temellendirmelere dayalı, evrensel insanlık ölçütlerini
yansıtan; yüzeysel gözlem ve değerlendirmelerden uzak,
yeni bir düşünsel, kültürel ve siyasal çerçeve üretmemiz
zorunlu hale gelmiştir.
Tüm
kalbimizle, tüm içtenliğimizle insanlığa seslenmeli; en
geniş anlamda insanlıkla ilişki kurabilmek için, daha
çok bilgiye, daha çok birikime, daha çok yeteneğe, daha
çok niteliğe, bilince ve sorumluluğa ihtiyaç
duyabilmeliyiz. İmkanlarımızı ve çabalarımızı daha büyük
düşünceler, daha büyük fikirler, daha büyük
kitaplar/eserler, daha büyük düşünce ve fikir
kaynakları, daha büyük düşünce ve fikir kurumları, daha
büyük kadrolar üzerinde yoğunlaştırabilmeliyiz.
Olayların anlık etkisine ve çekiciliğine kapılmadan,
inançlarımızın ve düşüncelerimizin bugün de geçerli ve
etkin olduğuna inancımızı yenilemeliyiz.
Zamanı
kaybetmemek için, vakitlerimizi kaybetmemek için,
bilincimizi, duyarlılığımızı, hassasiyet ve
sorumluluklarımızı geçmişe olmaktan çok, geleceğe açık
tutmalıyız. Kendi inançlarımızın, ruhumuzun, kalbimizin
özgürlüğünü ve özgünlüğünü kurtaramazsak, hiç kimseyi
kurtaramayacağız.
Zulümle
uzlaşamayız, kötülüklerle uzlaşamayız.
Çıkarlara
göre şekillenen bir dünya, çıkarlara göre hareket eden
bir uygarlık çok dar ve sığ görüşlü bir dünya ve
uygarlıktır. Bu dünya ve bu uygarlık kendi çıkarlarıyla
bütünleşen bütün zalimliklere, barbarlıklara, etnik
temizliklere tahammül edebiliyor. Modern uygarlık
çöküyor, çünkü modern uygarlık öteki kül-türlerle savaş
içerisinde bulunuyor. Tarihin bugünkü yürüyüşüne
katılmak militarizme ve faşizmin yürüyüşüne katılmak
anlamına geliyor. Militarizm ve faşizm dünyayı sadece
egemenlerin, güçlülerin yaşayabileceği bir yer haline
getirmek istiyor.
© 2002 İktibas |