Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 287 Kasım 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  

Ben Demokrat Değilim

 Etkinlik ve Gerçekçilik  

Çoğunluğa Uymak

 Sekülarizm/

Dünyevileşme

Akif'le Söyleşi

 Berat Kandili ve İnancımız

Çağdaş Evliyalar

Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

 

 

Ben Demokrat Değilim

 

 

 

Metin Önal MENGÜŞOĞLU

 

 

Günlerden beri bir demokrasi oyunu uğruna sokakların nasıl kirletildiğini topluca izliyoruz. Olayın aktörleri türlü ayak oyunlarıyla sahnede zihnimizi çelmeye çabalarken çevremizi berbat ediyorlar. İzleyiciler arasında sayıları gittikçe azalmış bulunan ariflerin olaya bıyık altından gülüşleri pek göze çarpmıyor. Ama bilgisiz bırakılmış nazarlara muhtemelen bu manzara bir şenlik, şölen havası veriyor. Hakikat şu ki bütün şamatalardan sonra geriye temiz bir tablo değil kirletilmiş bir memleket sathı çıkacak yine, heyhat. Partilerin sokaklara serptikleri lüks kâğıt parçaları, otomobillerin, helikopterlerin harcadığı akaryakıt, yenilen içilenler, yedirilip içirilenlerle müthiş israfı görmemek mümkün mü? Hele ortalığı kaplayan ses ve görüntü kirliliği kalp ve kulakları tahriş edecek boyutlarda. Bilmiyorum ama monarşi dönemlerindeki sultanların bile bunca millet malını böylesine mebzul bir biçimde harcadıklarından şüpheliyim. Hani demokrasi daha bir erdem veya ahlak getirecekti? Bu satırlar okunduğu tarihlerde muhtemelen seçim atmosferinden yeni çıkmış olunacak. Barajın altında kalan partilerin simaları gözlerimizin önünden çekilecekler. Barajı aşanların ise iktidar ihtirasıyla ne yaptıklarını veya yapmadıklarını o zaman göreceğiz. Peki senin ey halkım, senin başın göğe ermiş olacak mı, bunları hiç düşünüyor musun?

 

Sözünü ettiğim o kirletilmiş sokaklarda dolaşırken geçen gün genç adamın birisi bana bir bülten uzattı. Belki bir reklam metni içeren broşürdü. "Nedir bu" dedim. "Saadet Partisi" dedi. Bu sefer "Sağol, ben demokrat değilim" dedim. Uzaklaştım. Garip garip yüzüme baktı. Ama üç adım sonra bir başkası aynı seramoniyi yaşattı bana. Almadım ve "önceki arkadaşına söyledim" dedim. İki üç adım sonra bir üçüncüsü çıkmaz mı karşıma? Çaresiz ona da nezaketle "Teşekkür ederim almayayım, ben demokrat değilim" demek zorunda kaldım. Genç adam büyük bir şaşkınlıkla, sanki ben insan değilim demişim gibi afalladı ve ancak bana "Nasıl yani" diye sordu. Elimle baştan aşağıya kendimi işaret ederek "işte böyle" dedim. Tuhaf tuhaf süzdü beni ve boynunu büküp sustu, yani peşimi bıraktı. İçerisinden geçirdiklerini bilmiyorum ama deli olduğumu düşündüklerini hiç sanmıyorum.

 

Bu zamanda demokrat olmadığını söyleyen birisi Saadet Partili genç adamları şaşırtmıştı. Otuz yıl önce bu zihniyetin sahipleri henüz parti kurmamışken, benim bu söylemimi şöyle veya böyle paylaşırlardı. Otuz yıl önce partiyi bir araç, bir basamak olsun için kurduklarını söylüyorlardı. Yaşanan süreçler sonrasında getirildikleri hizada artık partiyi amaç edinmiş gibiler. Olan biteni öyle benimsemişler ki felsefi anlamda demokrasi ve hatta laikliği en çok onlar savunur olmuşlar. Bir de "gerçek demokrasi, batıdaki laiklik" filan gibi şeyler söylemiyorlar mı, bu sefer ben şaşırıyorum. Bu işin gerçeği nasıl oluyor diye. Sanıyorum bilmelidirler ki demokrasi işte bu yaşadıklarıdır. Bunun daha gerçeği daha sahihi filan yoktur.

 

Seçimlerde "Ne yapacağız" diye soran gençler var. Onlara "Niyazi'nin yaptığını" diyorum.

 

Niyazi kim mi, ne mi yapmış? Niyazi benim bir dostum. Bakın ne yapmış.

 

Niyazi eski bir mahkum. Şimdi muvahhid bir müslüman. Mahpustayken koğuş ağası gibi itibarı varmış. Namaz kılar, Kur'an okur ve saz çalarmış. Günün birinde gardiyanlar onların koğuşuna iki tane solcu siyasi mahkumu mahsus kapatmışlar. Gardiyanlar da güya sağcı ya, bu solcular o koğuşta ezilirler de yürek soğuturuz diye düşünmüşler. Zavallı iki genç koğuşa çekingen adımlarla girip selam vermişler. Siz misiniz selam veren, koğuşun kopukları derhal onların başına üşüşmüş. Sövüp sayacaklar, aşağılayacaklar, biraz da gardiyanların gözüne girecekler. Belki adamları şişleyecekler bile. Gardiyanlar da olan biteni koğuşun dar penceresinden dikizliyorlarmış. Sözlü sataşmalar elle müdaheleye dönüştüğü an Niyazi olaya el koymuş. Mahkumları sahiplenmiş, gardiyanların planını sezinlemiş. Onları oturtmuş, çay ısmarlamış, rahatlatmış. Niyazi'ye diş geçiremeyen ötekiler de artık seyirciymiş. Ahbablık öyle ilerlemiş ki solcu çocuklardan birisi koğuşa Niyazi'nin sazı ile harika bir resital bile sunmuş. Elbet duruma vakıf olan gardiyanlar, bu koğuşta emellerine nail olamayacaklarını anlayınca onları başka bir koğuşa nakletmişler.

 

Sonunda Niyazi ötekileri başına toplayarak onlara şu hikayeyi anlatmış:

 

"Vaktiyle güneyde köyün birisinde ermeni, yezidi ve müslümanlar birarada yaşarmış. Köyün ağası müslümanlardanmış. Bütün köylü onun toprağında karın tokluğuna çalışırmış.

 

Günün birinde bir ermeni, bir yezidi ve bir müslüman bir tarlada çalışmaktan yorgun argın köye dönüyorlarmış. Yolları ağanın karpuz tarlasının yanından geçiyormuş. Dilleri damaklarına kavuşmuş zavallılara alacakaranlıkta parlayan irileşmiş karpuzlar öyle tahrik edici görünmüşler ki, acaba ne yapsınlar? Bir tane koparsalar şuracıkta bir taşa vurarak kırıp yeseler mi? Koparmak isteyen olmuş, ağanın göreceğini ihtar eden olmuş ama kurumuş damakları galip gelmiş, kırmış oturup yemeye başlamışlar.

 

Hikaye bu ya bakın siz aksiliğe ki tam o esnada heybetli atının üzerindeki ağa karşılarına çıkmaz mı? Hem de karpuzu ağızlarında şapırdatırken.

 

'Ne yapıyorsunuz ulan burada' diye çıkışmış ağa. Çıkışmış ama bir yandan da düşünüyor. Bunlar üç kişi ben yalnızım. Bu akşam vakti bu ıssız yerde dikkatli olmak gerek. Biraz alttan almış.

 

'Hımm, demek benim karpuzumdan yiyorsunuz.' Az duraklamış sonra sürdürmüş 'Afiyet olsun, afiyet olsun da ulen yezidi, şu müslüman benim din kardeşimdir. Benim malım ona helal. Şu ermeniyle de aynı peygambere İsa'ya ortak saygı duyarız. Ona da ben helal etmişim. Peki sen ne hakla benim malımı yiyorsun' diyerek adamın üzerine hücum etmiş. Oracıkta haklamış. Ötekiler yarı korku yarı emniyetle olayı sadece seyretmişler.

 

Geriye iki kişi kaldı ya! Ağa bu sefer dönmüş ermeniye, 'Ulen namussuz, bu benim müslüman kardeşimdir. Aynı dindeniz. Benim malım ona dinen helal. Behey gavur sen niye benim malımı yiyorsun?' diyerek üç beş hamlede onun da hakkından gelmiş.

 

Artık kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi ağa için geride kalan tek kişiyle başetmek çocuk oyuncağı. Elbet onu da yere sermiş."

 

Varsa eğer her kıssada bir hisse, demokratlar, particiler, isteyen herkes bunu ala dursun ben bu seçim atmosferinde bana "ne yapacağız, kime rey vereceğiz, kimi tutacağız" diye soran gençlere verdiğim cevaplardan bir koleksiyonu okuyucularımla paylaşmak istedim. Yazdıklarım seçim sonrası tarihlerde okunacağı için kimsenin ekmeğine yağ sürmeyecek. Ama unutmayalım ki Türkiye'de her seçim sonrası başka bir seçimin öncesine denk düşer.

 

Evet ne yapacağız? Evvela muhalif olmayacağız. Muhalefet yok bize. Biz Allah'ın mutlak, her zaman ve zeminde hakim iktidarının muvafıklarıyız. Başka muktedirler arayanlar muhaliflerdir.

 

Tarafsız olamayız. Çünkü biz her vakit Hak'ka taraftarız. Tarafsızlık iddiası bize göre sahtekarlıktır. Böyle bir durum insan ve toplum ilişkilerinde mevcut ve mümkün değildir. Zaruret nedeniyle tarafını gizlemenin adı ise elbet tarafsızlık diye anılamaz.

 

Bizim objektif nazar sahibi olmadığımızı da belirteyim mi? Trene bakan öküzlerin gözü objektiftir, tamam. Bir de fotoğraf makinesi veya kamera. Filistin'de İsrail kurşunlarıyla şehid edilen baba oğulu zoomlayan acımasız kamera yerinde benim gözlerim olsaydı o fotoğraf karesi yine aynı biçimde düşer miydi ekranlara hiç? Olayı saniye saniye tesbit etmem mümkün müydü? Gözyaşlarım enstantaneyi flulaştırmaz hatta karartmaz mıydı?

 

Peki ne yapacağız? Elbette her zaman yaptığımızı, yapmamız gerekeni yapacağız. Akidemize asla şirk bulaştırmayacağız. Bütün inanış, itikad ve ilkelerimizi her zaman yeniden yeniden vahy'in kriterleriyle örtüştürecek, gerekirse tashih edeceğiz. Dilimizi küfürden, bedduadan, sövmelerden beri tutacağız. Kalbimizi nifak ve riyanın kokusundan, gölgesinden bile koruyacağız. Kibir ve gururdan Allah'a sığınacağız. Allah'ın din'i halis din olan İslâm'a atalar dininden bulaşmış olması muhtemel hurafe ve bid'atlardan diyanetimizi arındıracağız.

 

Haramlardan sakınacağız.

 

Rızk için değil (çünkü o tekeffül edilmiştir) rızkın helal olması için çalışacağız.

 

Taat ve ibadetimize riya bulaşmasına özen göstermek yetmez. Onları fısk ve fücurdan da korumak gerekecektir. Hüsnüzan ve ikaz müesseselerini yaşatacağız. Doğruysa dediği eğer Mevlana Celaleddin gibi "sana söyleyecek sözüm çok ama kalbin kırılır diye söylemiyorum" demeyeceğiz asla.

 

Gelelim ahlaka. Ahlak bir kerelik davranışlara takılan bir ad değildir bunu bilelim. Ömründe sadece bir kez hırsızlık yapmış insanı "hırsız" diye anabilir miyiz? Ömründe ancak bir veya iki kez yalan konuşmak durumunda kalan da elbet "yalancı" olarak anılmaz.

 

Ahlak sürekli davranışları niteleyen bir kavramdır. Öyleyse ömürde bir "iyi" olmak, arasıra "doğru" davranmak, rasgele "güzel"i hedeflemek iyi ahlaklı diye yadedilmek için kafi değildir. "Kur'an ahlakı"nı yaşamış bir Allah elçisini izleme sorumluluğumuz bulunduğuna inanıyor, böyle düşünüyorsak elden geldiğince iyi, doğru ve güzel davranışları tüm insanlara karşı hayatımız kılmak durumundayız. "Güzel"i vahy'in tarif ettiğini unutmadan güzel ahlak sahibi olmalıyız.

 

Bütün bu açıklamalarımdan sonra bana hala "ne yapacağız" yahut "hangi partiye rey vereceğiz" diye soranlar kalırsa "ben demokrat değilim" dediğimi bile bile bunda ısrar edenler bulunursa unutmamalıyım ki ben Türkiye'de yaşıyorum. Bu da kendime nasihatim.

 

Evet Türkiye'de hala "ben demokrat değilim" demeye devam edenlerin varlığına şaşıran partili gençlere ben şaşırmıyorum. Çünkü otuz yıl önceden işin buraya varacağını sezinlemiş olmamın vekarına sahibim. Bunun şimdi keyfini sürmeliyim belki ama o insanların gençliği hatırıma geldikçe içim burkuluyor.

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin