Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 287 Kasım 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  

Ben Demokrat Değilim

 Etkinlik ve Gerçekçilik  

Çoğunluğa Uymak

 Sekülarizm/

Dünyevileşme

Akif'le Söyleşi

 Berat Kandili ve İnancımız

Çağdaş Evliyalar

Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

 

 

Çağdaş Evliyalar

 

(Tıp Doktorları)

 

 

 

Ferhat ÖZTÜRK*

 

 

Yararlı olsun olmasın, tedavi uygulamaları; insan ile hastalık arasına girmenin başlıca yolu olmuştur. Tasavvuftaki şeyh rolünü hekim, hastalık ile insan arasında aracı olarak oynamaktadır.  Hekim, amaçlanan rolü oynamak için donandığı bilgi ile çalıştığı kurumlarda kaçınılmaz olarak dinsel, büyüsel, etik ve politik birkaç işlevi yerine getirir. Çağdaş hekim bu kadar üstüne vazife olmayan işleviyle, şifa dağıtan veya kocakarı ilacı sunanlara göre daha tehlikelidir.

 

Büyüleyen seremonilerle iyileştirme hareketleri tıbbın en önemli geleneksel işlevlerinden birisi olmuştur. Bu bir "kara büyü"dür. Büyüde şifa dağıtıcı kişi (yani hekim), dekoru ve sahneyi düzenler. Kendisiyle bir grup insan arasında kendine uygun bir tarzda ilişki kurar. Büyü, hasta ve büyücü (hekim) uyuştuğu zaman işe yaramış demektir. Ancak hekimler hep "beyaz büyü" uyguladıklarını söylerler. Örneğin bir şekeri ilaç yerine veren hekim, bu işe yaradığında "plasebo" adı verilen bir etkiden bahsedilir. Bunun için büyücü denilecekse, beyaz büyü terimini kendilerine daha çok yakıştırır tıbbiyeliler. Plasebo latince "mutlu edeceğim" anlamına gelir ve tıbbi uygulamalarda önemli bir "değer" olarak kabul edilir. Mutlu etmek hekimin işlevleri arasına da  katılmıştır böylece. Sadece hastanın mutlu edilmesi değildir, hekimin de mutlu olmasıdır plasebo.

 

Yüksek kültürlerde tıp, büyüden biraz daha farklı bir işleve sahiptir. Dinler, hastalık ve felaketlere karşı tevekkülü önerir ve desteklerken, acı çekmeyi vakur bir hale getirirler. Acının kabul edilmesi için sunulan dekor ve sahneye konan oyun her din ve gelenek için farklı şekiller arzeder.  Dinler genellikle iyileşme için kişisel sorumluluğu uyarırken, laik toplumlarda iyileş-

 

* E-mail: kariyer@veezy.com

 

tirme kurumsallaşmış tıbbi uygulamaların ve toplumsallığın tekeline bırakılmıştır. Ancak laik toplumlarda hekime "çağdaş evliyalık (gnosis)" işlevi yoğun bir şekilde yüklenmiştir. Gnostik, yani çağdaş evliyalığın uygulamalarında altı önemli özellik göze çarpar;

 

(1) Dünya halinden, kötü düzenleme ve yönetim olduğu için hoşnut olmayanların oluşturdukları üyelerin bir hareketidir.(2) Buna bağlananlar, bu durumdan kurtulmanın olanaklı olduğuna (3) bunun en azından seçilmiş kişiler için olanaklı olduğuna, (4) ve bunun var olan kuşağın zamanında yapılabileceğine inanırlar. (5) Kurtuluşun teknik gelişim ve etkinliklere bağlı olduğuna, (6) ve bu etkinliklerin kurtuluş için özel bir formülü tekellerinde tutan topluluk üyelerine özgü olduğuna inanırlar. Bütün bu tabular çağdaş tıbbın veya diğer adıyla çağdaş evliyalığın psikososyal ve kültürel temellerini oluştururlar.

 

Tıbbın teknik olmayan işlevlerinden diğer birisi de "etik" le ilintilidir. Bu ne büyücünün ustalıkla sağladığı ilişkiye, ne de rahibin biçimlendirdiği dinle bağlantılıdır. Daha çok tıbbi kültürün insanlararası ilişkileri biçimlendirmesi ile ilişkilidir. Tıp, isterse öylesine örgütlenir ki, toplumu zayıfa, kötürüme, hassasa, sakata, kederliye veya ruh hastasına nasıl yaklaşacağını belli bir sosyal karakteri teşvik ederek, toplumun üyelerine zayıflara karşı sevecen bir hoşgörü ve karşılıksız yardım konusunda aktif bir rol vererek tamamen dinin alanına girerek dinsel bir işlev üstlenebilir. Tıp, toplumun insanlararası tüm ilişkilerini, armağan alıp vermeyi, iyilik yapma ilişkilerini, talihsizlere karşı merhameti, sakatlara karşı yardımseverliği, zor durumda olanlar için kurtuluşu önererek çağdaş din işlevini başarıyla yapabileceğine kanidir.

 

Şifa dağıtan kişiler; rahiplerin, yasa yapıcıların, eski dönem büyücülerinin, medyumların yerini alabilir.  Daha ondördüncü yüzyılda "doktor" ları tanımlayabilecek, işlevlerini anlatabilecek bir sözcük yok iken, Yunanistan da çoğunlukla köleler için kullanılan "onarıcı, tamirci" sözcüğü bir dönem itibar görmüşse de, bu sıfatın özgür insanlar için uygun olmadığına karar verilmiştir. Üstelik şifa dağıtıcıların, o dönemde felsefeciler, jimnastik hocaları ve hatta berberler ile bile aynı düzeyde tutulmaması, saygın olmayan tipler olarak kabul edilmelerinden ileri gelmekteydi. Örneğin, Jül Sezar MÖ 46 yılında, ilk Asklepiad'ı yurttaşlığa kabul edinceye kadar, bu hak Yunanlı hekimler ve şifa dağıtıcı rahipler için reddedilmekteydi. Araplarda ise hekimlik onurlandırılırdı. Hikmet sahibi olarak adlandırdığı "hekim" lakabı Araplarca sağlıkçıya duyulan saygınlığı göstermekteydi. Günümüzde ise Batı dünyasında ve onun etkisindeki dünyada sağlıkçıyı ve sağlık hizmetini saygın yapan, yirminci yüzyıl sonundaki hekimliktir. Hastalık için teknik ustalığa(profesyonelliğe) ne denli çok önem verilirse, tıbbın teknik dışı işlevi o ölçüde artmaktadır.

 

Daha fazla bilginin, teknolojinin ve paranın herhangi bir hastalıktan kurtulma oranını arttırdığı koca bir yalandır. Ancak daha fazla para, operasyonun özel tiyatro sahnesindeki dekora harcanabilir. Sadece beyaz gömlekler, maskeler, antiseptikler, serum şişeleri, enjektörler değildir dekoru tamamlayan. En pahalı maliyete sahip olan teknolojisi yüksek tıbbi cihazlar dekorun en önemli tarafıdır. Bu nedenle modern doktor veya namı diğer çağdaş evliya, ister istemez yazımızın başında belirttiğimiz teknik dışı rollere bürünmeye zorlanmıştır. Bir de hastanın tedavi sürecinde hastahaneye kapatılması, en yakınlarından uzaklaştırılmasının kendisi için iyi(!) olacağına inandırılması, hastahanenin kalabalıklığına ve soğuk duvarlarına mahkum edilmesi, hastahanede uygulayıcıların hedef tahtası haline getirilmesi oynanan oyunun belki de en hazin kısmıdır. "Tıp mucizesi", evliyaların "keramet"leri ile örtüşürken, hekimlerin bunu çok sık kullandığına şahit olmaktayız. Neredeyse her gün bir tıp mucizesine(!) şahit olmayan kalmamıştır. Bu tür mucizeler dünya çapında yankı uyandırır ve mürid toplar. Bilim mucizeleri kurtuluşun tek yolu olarak gösterildiğinden, tıp giderek egemen bir ideolojiye sahip olmaya başlar.

 

Pahalı tıbbın daha etkili olduğuna hep inandırılır hastalar. Oysa dehşet bir potansiyel olan hastanın kendi kendini iyileştirebilme gücü ihmal edilir. Tıbbi işlemler hastanın kendi kendine iyileştirme gücünü arkasına alması yerine, hastayı kendi tedavisi konusunda pasif duruma düşüren, gizlice kendisini seyreden, zayıf iradeli bir varlığa dönüştürür. Müridin şeyhi karşısındaki duruşudur bu. Tıbbi işlemleri hastanın başındaki belanın giderilmesinde tüm umudunu bilime ve onun memuru çağdaş evliyalara hasreden ritüeller sergileyen hasta dini haline getirmişlerdir.

 

Yunanistan, Hindistan ve Çindeki doktorlar, tapınaklar dışında tezgah açtıklarında tıp adamı olmaktan çıkmışlardı. Çünkü tıp uygulamaları ilk kez bu dönemde seküler/laik bir yapıya büründü. Tıbbi uygulamaların sekülerleşmesi, tamamen tıbbı bir "teknik" uygulamaya dönüştürdü ve iyileşme olgusunun şansını da giderek azalttı. Hekimler hastalık üzerinde sadece akıl ve tekniğe dayalı bir güç talep ettiklerinde, toplum kendi sosyokültürel, ahlaki, geleneksel duygularıyla bütünleşmeyen şifa dağıtıcıdan hızla uzaklaşır ve ondan sağlayacağı iyileşmeye ilişkin olan inancını yitirir. Tıbbın teşhis gücünü ve hastalık olarak adlandırılanların çerçevesini genişletmesi, neyin hastalık olduğunu belirleme konusundaki denetimsiz özerkliği ciddi bir tehlike olarak ensemizde durmaktadır.

 

Günümüz tıbbi uygarlığının şifa dağıtan esnaf locaları, mucizevi olarak sunulan bilimsel kılıflı törenlerle diğer şarlatan ve rahiplerden sıyrıldılar ve giderek sanatlarındaki tüm detay ve inceliklere vakıf oldular. Kanunlar yaptılar, hükümler koydular, yargıladılar ve ceza verdiler. Mucizeler yaratma hakkının artık sadece kendilerinde olduklarını iddia etmeye başladılar. Doğal müridleri olan hastalar üzerinde (şeyhin müridi üzerindeki tasarruf hakkına benzer) sonsuz haklar elde ettiler. Bu talep ve haklar çağdaş hekimi, rahibin ve hatta kralın işlevini üzerine almaya zorlamaktadır. Mucizelerin tıplaştırılması, hastanın elini kolunu bağlaması, müridin şeyhi önündeki duruşu veya ölünün cellat karşısındaki durumu örneğiyle hasta teslimiyetinin gerçekleşmesi, parlak tıbbi şovlar, milyonlarca insanın adeta hipnoz edilmesi, sağlık getireceği hayal edilen ve her uygulamayı bir ayine veya büyücünün yağmur dansına çeviren bu çağdaş evliyaların içyüzünü daha iyi görmemizi sağlamıştır.

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin