|
Çağdaş Evliyalar
(Tıp Doktorları)
Ferhat ÖZTÜRK*
Yararlı olsun olmasın, tedavi uygulamaları; insan ile
hastalık arasına girmenin başlıca yolu olmuştur.
Tasavvuftaki şeyh rolünü hekim, hastalık ile insan
arasında aracı olarak oynamaktadır. Hekim, amaçlanan
rolü oynamak için donandığı bilgi ile çalıştığı
kurumlarda kaçınılmaz olarak dinsel, büyüsel, etik ve
politik birkaç işlevi yerine getirir. Çağdaş hekim bu
kadar üstüne vazife olmayan işleviyle, şifa dağıtan veya
kocakarı ilacı sunanlara göre daha tehlikelidir.
Büyüleyen seremonilerle iyileştirme hareketleri tıbbın
en önemli geleneksel işlevlerinden birisi olmuştur. Bu
bir "kara büyü"dür. Büyüde şifa dağıtıcı kişi (yani
hekim), dekoru ve sahneyi düzenler. Kendisiyle bir grup
insan arasında kendine uygun bir tarzda ilişki kurar.
Büyü, hasta ve büyücü (hekim) uyuştuğu zaman işe yaramış
demektir. Ancak hekimler hep "beyaz büyü"
uyguladıklarını söylerler. Örneğin bir şekeri ilaç
yerine veren hekim, bu işe yaradığında "plasebo" adı
verilen bir etkiden bahsedilir. Bunun için büyücü
denilecekse, beyaz büyü terimini kendilerine daha çok
yakıştırır tıbbiyeliler. Plasebo latince "mutlu
edeceğim" anlamına gelir ve tıbbi uygulamalarda önemli
bir "değer" olarak kabul edilir. Mutlu etmek hekimin
işlevleri arasına da katılmıştır böylece. Sadece
hastanın mutlu edilmesi değildir, hekimin de mutlu
olmasıdır plasebo.
Yüksek kültürlerde tıp, büyüden biraz daha farklı bir
işleve sahiptir. Dinler, hastalık ve felaketlere karşı
tevekkülü önerir ve desteklerken, acı çekmeyi vakur bir
hale getirirler. Acının kabul edilmesi için sunulan
dekor ve sahneye konan oyun her din ve gelenek için
farklı şekiller arzeder. Dinler genellikle iyileşme
için kişisel sorumluluğu uyarırken, laik toplumlarda
iyileş-
* E-mail: kariyer@veezy.com
tirme kurumsallaşmış tıbbi uygulamaların ve
toplumsallığın tekeline bırakılmıştır. Ancak laik
toplumlarda hekime "çağdaş evliyalık (gnosis)" işlevi
yoğun bir şekilde yüklenmiştir. Gnostik, yani çağdaş
evliyalığın uygulamalarında altı önemli özellik göze
çarpar;
(1) Dünya halinden, kötü düzenleme ve yönetim olduğu
için hoşnut olmayanların oluşturdukları üyelerin bir
hareketidir.(2) Buna bağlananlar, bu durumdan
kurtulmanın olanaklı olduğuna (3) bunun en azından
seçilmiş kişiler için olanaklı olduğuna, (4) ve bunun
var olan kuşağın zamanında yapılabileceğine inanırlar.
(5) Kurtuluşun teknik gelişim ve etkinliklere bağlı
olduğuna, (6) ve bu etkinliklerin kurtuluş için özel bir
formülü tekellerinde tutan topluluk üyelerine özgü
olduğuna inanırlar. Bütün bu tabular çağdaş tıbbın veya
diğer adıyla çağdaş evliyalığın psikososyal ve kültürel
temellerini oluştururlar.
Tıbbın teknik olmayan işlevlerinden diğer birisi de
"etik" le ilintilidir. Bu ne büyücünün ustalıkla
sağladığı ilişkiye, ne de rahibin biçimlendirdiği dinle
bağlantılıdır. Daha çok tıbbi kültürün insanlararası
ilişkileri biçimlendirmesi ile ilişkilidir. Tıp, isterse
öylesine örgütlenir ki, toplumu zayıfa, kötürüme,
hassasa, sakata, kederliye veya ruh hastasına nasıl
yaklaşacağını belli bir sosyal karakteri teşvik ederek,
toplumun üyelerine zayıflara karşı sevecen bir hoşgörü
ve karşılıksız yardım konusunda aktif bir rol vererek
tamamen dinin alanına girerek dinsel bir işlev
üstlenebilir. Tıp, toplumun insanlararası tüm
ilişkilerini, armağan alıp vermeyi, iyilik yapma
ilişkilerini, talihsizlere karşı merhameti, sakatlara
karşı yardımseverliği, zor durumda olanlar için
kurtuluşu önererek çağdaş din işlevini başarıyla
yapabileceğine kanidir.
Şifa dağıtan kişiler; rahiplerin, yasa yapıcıların, eski
dönem büyücülerinin, medyumların yerini alabilir. Daha
ondördüncü yüzyılda "doktor" ları tanımlayabilecek,
işlevlerini anlatabilecek bir sözcük yok iken,
Yunanistan da çoğunlukla köleler için kullanılan
"onarıcı, tamirci" sözcüğü bir dönem itibar görmüşse de,
bu sıfatın özgür insanlar için uygun olmadığına karar
verilmiştir. Üstelik şifa dağıtıcıların, o dönemde
felsefeciler, jimnastik hocaları ve hatta berberler ile
bile aynı düzeyde tutulmaması, saygın olmayan tipler
olarak kabul edilmelerinden ileri gelmekteydi. Örneğin,
Jül Sezar MÖ 46 yılında, ilk Asklepiad'ı yurttaşlığa
kabul edinceye kadar, bu hak Yunanlı hekimler ve şifa
dağıtıcı rahipler için reddedilmekteydi. Araplarda ise
hekimlik onurlandırılırdı. Hikmet sahibi olarak
adlandırdığı "hekim" lakabı Araplarca sağlıkçıya duyulan
saygınlığı göstermekteydi. Günümüzde ise Batı dünyasında
ve onun etkisindeki dünyada sağlıkçıyı ve sağlık
hizmetini saygın yapan, yirminci yüzyıl sonundaki
hekimliktir. Hastalık için teknik
ustalığa(profesyonelliğe) ne denli çok önem verilirse,
tıbbın teknik dışı işlevi o ölçüde artmaktadır.
Daha fazla bilginin, teknolojinin ve paranın herhangi
bir hastalıktan kurtulma oranını arttırdığı koca bir
yalandır. Ancak daha fazla para, operasyonun özel
tiyatro sahnesindeki dekora harcanabilir. Sadece beyaz
gömlekler, maskeler, antiseptikler, serum şişeleri,
enjektörler değildir dekoru tamamlayan. En pahalı
maliyete sahip olan teknolojisi yüksek tıbbi cihazlar
dekorun en önemli tarafıdır. Bu nedenle modern doktor
veya namı diğer çağdaş evliya, ister istemez yazımızın
başında belirttiğimiz teknik dışı rollere bürünmeye
zorlanmıştır. Bir de hastanın tedavi sürecinde
hastahaneye kapatılması, en yakınlarından
uzaklaştırılmasının kendisi için iyi(!) olacağına
inandırılması, hastahanenin kalabalıklığına ve soğuk
duvarlarına mahkum edilmesi, hastahanede uygulayıcıların
hedef tahtası haline getirilmesi oynanan oyunun belki de
en hazin kısmıdır. "Tıp mucizesi", evliyaların
"keramet"leri ile örtüşürken, hekimlerin bunu çok sık
kullandığına şahit olmaktayız. Neredeyse her gün bir tıp
mucizesine(!) şahit olmayan kalmamıştır. Bu tür
mucizeler dünya çapında yankı uyandırır ve mürid toplar.
Bilim mucizeleri kurtuluşun tek yolu olarak
gösterildiğinden, tıp giderek egemen bir ideolojiye
sahip olmaya başlar.
Pahalı tıbbın daha etkili olduğuna hep inandırılır
hastalar. Oysa dehşet bir potansiyel olan hastanın kendi
kendini iyileştirebilme gücü ihmal edilir. Tıbbi
işlemler hastanın kendi kendine iyileştirme gücünü
arkasına alması yerine, hastayı kendi tedavisi konusunda
pasif duruma düşüren, gizlice kendisini seyreden, zayıf
iradeli bir varlığa dönüştürür. Müridin şeyhi
karşısındaki duruşudur bu. Tıbbi işlemleri hastanın
başındaki belanın giderilmesinde tüm umudunu bilime ve
onun memuru çağdaş evliyalara hasreden ritüeller
sergileyen hasta dini haline getirmişlerdir.
Yunanistan, Hindistan ve Çindeki doktorlar, tapınaklar
dışında tezgah açtıklarında tıp adamı olmaktan
çıkmışlardı. Çünkü tıp uygulamaları ilk kez bu dönemde
seküler/laik bir yapıya büründü. Tıbbi uygulamaların
sekülerleşmesi, tamamen tıbbı bir "teknik" uygulamaya
dönüştürdü ve iyileşme olgusunun şansını da giderek
azalttı. Hekimler hastalık üzerinde sadece akıl ve
tekniğe dayalı bir güç talep ettiklerinde, toplum kendi
sosyokültürel, ahlaki, geleneksel duygularıyla
bütünleşmeyen şifa dağıtıcıdan hızla uzaklaşır ve ondan
sağlayacağı iyileşmeye ilişkin olan inancını yitirir.
Tıbbın teşhis gücünü ve hastalık olarak
adlandırılanların çerçevesini genişletmesi, neyin
hastalık olduğunu belirleme konusundaki denetimsiz
özerkliği ciddi bir tehlike olarak ensemizde
durmaktadır.
Günümüz tıbbi uygarlığının şifa dağıtan esnaf locaları,
mucizevi olarak sunulan bilimsel kılıflı törenlerle
diğer şarlatan ve rahiplerden sıyrıldılar ve giderek
sanatlarındaki tüm detay ve inceliklere vakıf oldular.
Kanunlar yaptılar, hükümler koydular, yargıladılar ve
ceza verdiler. Mucizeler yaratma hakkının artık sadece
kendilerinde olduklarını iddia etmeye başladılar. Doğal
müridleri olan hastalar üzerinde (şeyhin müridi
üzerindeki tasarruf hakkına benzer) sonsuz haklar elde
ettiler. Bu talep ve haklar çağdaş hekimi, rahibin ve
hatta kralın işlevini üzerine almaya zorlamaktadır.
Mucizelerin tıplaştırılması, hastanın elini kolunu
bağlaması, müridin şeyhi önündeki duruşu veya ölünün
cellat karşısındaki durumu örneğiyle hasta
teslimiyetinin gerçekleşmesi, parlak tıbbi şovlar,
milyonlarca insanın adeta hipnoz edilmesi, sağlık
getireceği hayal edilen ve her uygulamayı bir ayine veya
büyücünün yağmur dansına çeviren bu çağdaş evliyaların
içyüzünü daha iyi görmemizi sağlamıştır.
© 2002 İktibas |