|
Amerika'nın Irak Müdahelesi ve Bölgesel Gelişmeler
Konuşmacı : Nihat Ali ÖZCAN
Bu yılın ilk lokal etkinliği "Amerika'nın Irak
Müdahelesi ve Bölgesel Gelişmeler" konulu konferansla
başladı. Nihat Ali Özcan konuşmasına kısaca kendisini şu
şekilde tanıtarak başladı: 1958 Trabzon doğumluyum. Kara
Harp okulundan subay olarak 1979 senesinde mezun oldum.
1998 yılına kadar orduda görev yaptım. Aynı zamanda
İstanbul üniversitesi hukuk fakültesi mezunuyum.
Doktoram terörizm üzerineydi. PKK terör örgütü, tarihi,
yöresi ve yöntemi üzerineydi. Bu konuyu çalışırken ister
istemez Ortadoğu'da olup bitenleri öğrenmek zorunda
kaldım. O deryaya daldık öğrenmeye çalışıyoruz. Yoksa bu
TV'lerin söylediği gibi Ortadoğu uzmanı olunmaz. Onlar
sadece boş kalmasın diye ismin altına Ortadoğu uzmanı
yazıyorlar. Ama Ortadoğu'nun uzmanı olamazsınız. Çünkü
inanılmaz derecede engin bir alanı var. Aklınıza
hayalinize gelmeyecek kadar zengin olan bir alan. O
kadar kolay değil Ortadoğu uzmanı olmak.
Ortadoğu'da olup bitenleri üç ayrı düzlemde ele
alabiliriz: Küresel, bölgesel ve Türkiye çapında. Şimdi
bunu dünya çapında, bölge ve ülke çapında analiz
edersek konuyu daya kolay anlamamız mümkün olur.
Ortadoğu'nun neden tartışıldığı konusunda hepimizin bir
fikri var. Art arda üç beş neden sayabiliriz: petrol
meselesi, İsrail güvenlik konusu, Ortadoğu'nun çok
önemli su yollarına sahip olması gibi... Basra
Körfezi'nden Süveyş Kanalı'na, büyük Ortadoğu denilen
alanı da alırsak Afganistan'dan Fas'a kadar olan yedi
sekiz tane de boğaz sayarsınız. Bütün bunlar burayı
önemli bir nokta haline getiriyor. Ortadoğu'dan
Avrupa'ya olan ticaret yollarını, Basra Körfezindeki
petrolün dünya pazarlarına ulaştırılması, çok hareketli
bir nüfusun olması ve su kaynaklarına kadar bir dizi
yapısal problemler, bir takım gerekçeler sayabilirsiniz.
Eskiden Rusya vardı, ABD vardı. Batı ve Doğu bloku
vardı. Her iki blok ta birbirini anlamaya
çalışıyorlardı. İstihbarat teşkilatlarını, ordularını,
güvenlik yapılanmalarını, ekonomilerini karşı tarafa
göre ayarlamışlardı ve birbirlerinin neyi nereye kadar
yapacaklarını biliyorlardı. Bir de biliyorsunuz çok
meşhur bir nükleer dehşet dengesi vardı. Her iki tarafın
da ellerindeki nükleer silahlarla karşı tarafı yok
ettiği gibi kendilerini de yok edecek kadar
kapasiteleri vardı ve herkes karşı tarafın hareketlerini
çok iyi uzmanlar aracılığıyla izliyor ve karşı tarafın
ne yapacağı konusunda bir fikiri oluyor ve bu dengede
gidiyordu. Taraflardan biri sahneyi terk edince,
S.Birliği sistemden çıkınca bu sefer daha farklı güç
merkezleri doğmaya başladı. Şimdi kendisini buna göre
organize etmiş, amaç ve araçlarını buna göre düzenlemiş
olan ABD birdenbire boşlukta kaldı. Bir de ortaya çıkan
yeni gruplar uygun örgütlenmemişlerdi. Birdenbire etnik
çarpışmalar ve devletlerin dışında güç merkezleri ortaya
çıkmaya başladı. Bu ortamdan dolayı Ortadoğu karıştı.
Balkanlar karıştı. Rusya'da mafya, insan kaçakçılığı,
uyuşturucu ticareti filan derken polisin askerin alışık
olmadığı çok fazla merkezi hadiseler ortaya çıkmaya
başladı ve denetlenemez oldu.
Bu kaos mevcut olan potansiyeli işletme açısından tabii
ki işaretlerini birinci körfez savaşında verdi. Birinci
körfez savaşında ABD mevcut olan ortamın bu haliyle
gitmesi durumunda küresel sistemle baş edemeyeceğini
düşünerek bir global güç olarak kendine göre düzenleme
yapmaya karar verdi. O zaman kendisine bu anlamda
sisteme rağmen sistem dışında hareket eden Irak'a
biliyorsunuz körfezde uluslar arası bir koalisyonla
Kuveyt'ten çıkarmak için müdahale ettiğini söyledi.
Tabii Kuveyt'ten çıkarmaktan öte sorun dünya petrolünün
% 20 'sini kontrol etmesine tahammül edememesinden
kaynaklandı. Bu sırada elindeki mevcut askeri
kapasitesini yeni duruma uyarlama pozisyonuna girdi.
Çünkü kendi halkı da şunu söyleyebilirdi: S.Birliği
kalktı. Senin hala 300 milyar 290 milyar dolar savunma
bütçesine para harcamana gerek yok. Buraya harcayacağına
bana harca diyebilirlerdi. Bunu dedirtmemesi için,
Amerika'nın iç dinamiklerini harekete geçirebilmek için
bir tehdit yaratıp ortaya koyması lazımdı. Bazı
analizciler, Amerika'nın Irak'ı dolduruşa getirerek
saldırmasına neden olduğunu söylüyorlar. Böylece Amerika
halkına "halkım kusura bakmayın bu savunmaya bu parayı
harcamamız lazım. İşte düşmanlarımız var. Görüyorsunuz
dünyanın değişik yerlerinde. Bu düşmanla mücadele etmek
için Amerika'nın dünyanın üç beş yerinde birden askeri
operasyon yapacak kapasiteye sahip olması lazım. Bunun
için o savaşa göre düzenlenmiş olan ordumuzu yeniden
dizayn edeceğiz.
Dünyadaki ordular üç ayrı kategoride tasnif ediliyor:
Tarım toplumu orduları; tarım toplumu orduları mızrakla,
kılıçla, atla savaş yaparlar. İkincisi sanayi toplumu
orduları, üçüncüsü de bilgi çağı toplumu ordularıdır.
Sanayi toplumu orduları gazetelerde görürsünüz, şu kadar
tank, bu kadar top, uçak şeklinde liste yaparlar.
2. Dünya Savaşı sanayi toplumu ordularının yapmış olduğu
bir savaştır. Çünkü sanayi toplumunun en büyük özelliği
kitle yönetimidir. Bir milyon tank, yüz bin top, yüz bin
uçak. Kimin daha çok tankı, topu varsa o güçlüdür.
Çünkü sanayi toplumu kitle üretimiyle ilgiliydi. Ve
böyle algılanıyordu.
İçinde bulunduğumuz durum sanayi toplumu olmaktan çıktı,
bilgi çağı toplumu ordularına dönüştü. Saddam Hüseyin
Körfez savaşı sırasında Sanayi toplumu ordusuna sahipti.
S.Hüseyin dünyanın beşinci büyük kuvveti diye lanse
edildi. On bin tankı var, üç bin topu var. Fakat ABD
gibi çok yüksek teknolojiye sahip olanlar artık üçüncü
nesil ordulara sahip. Mesela Amerikalılar Basra
Körfezinde oturarak, bir yandan kahvesini içip bir
yandan düğmeye dokunuyorlar. Ne oluyor düğmeye basınca?
200 km öteden ya da 300 km öteden tankları vuruyor.
Adam diyor ki ben İran-Irak savaşı sırasında (1980'de)
İran orduları saldırdığında bir Iraklı subay için en
garantili yer tankın içiydi. Çünkü zırhı vardı. Ama
91'de Körfez savaşı sırasında en riskli yer tankın içi
oldu. Çünkü tank uzaydan çok rahat tespit ediliyor,
ardından Basra Körfezinden düğmeye basıyor. Uçağı hiç
görmüyorsunuz, sesini bile duymuyorsunuz. Çünkü herif
kilometrelerce öteden uçaktan füze atıyor. Düşman yok,
yani göremiyorsunuz. Görseniz savaşacaksınız. Görme
dönemi sanayi toplumları dönemiydi. Yani 2. dünya
savaşında öyleydi. Ya da 1. dünya savaşı bunun ilk
örneğiydi. Bosna'da biliyorsunuz tek asker Sırbistan'a
inmeden Sırbistan'ı teslim aldılar. Bu ileri teknoloji
karşısında siz bir şey yapamıyorsunuz. Sizin iki tane
yolunuz var. Ya siz de gidip kimyasal silah alacaksınız
ya da teröre başvuracaksınız. Gideceksiniz kendinizi New
York'un ortasında patlatacaksınız. Ne yapacaksınız?
Başka bir şey yok ki çünkü. Birisi hem vuruyor hem
görünmüyor. Bu bize önümüzdeki süreçte ne olacağını da
gösteriyor. Şimdi teknik bir detay var. ABD 11 Eylül'den
sonra artık kaotik ortamın sezilebilir olmaktan
çıkmasını istedi. Bildiğiniz gibi Ortadoğu'daki
petrolün, İsrail'in güvenliğinin yanına bir de küresel
düzlemde 11 Eylül saldırısının Amerika'ya yapılmış
olması, küresel bir güce yapılmış olması, küresel bir
düzenlemeyi ortaya çıkardı. Bu hem terörizm anlamında
kendine yönelik tehdidi ortadan kaldıran, hem bu tehdidi
beslediği ve kaynak olarak düşündükleri petrol alanını
kendine yakın ve denetlenebilir birinin eline bırakmak,
hem de bölgedeki en büyük müttefik olan İsrail'in
güvenliğini sağlamak için ABD Saddam Hüseyin'i götürmek
zorunda. Saddam Hüseyin ile ABD'nin bir arada yaşaması
mümkün değil.
Mesela Irak'a müdahale edecek olan devlet, İspanya
olsaydı ben size önümüzdeki dönem ne gelişmeler
olacağını söylerken dar çerçeveden bakardım. Fazla bir
şey olmaz, İspanyollar işi bitti mi gider. Ama şimdi
Küresel bir güç gelip Irak'a müdahale ettiğinde
sonuçları da küresel oluyor. Mesela şimdi adam
tutturuyor diyor ki: "Irak'a müdahale edeceğim. "Irak'a
müdahale etme isteğini küresel bir güç ortaya koyunca
kimsenin sesi çıkmıyor. Adamlar 11 Eylül'den sonra
Afganistan'a müdahale edince, diğerlerinin çok sesi
çıkmamıştı. Ne Rusya'nın, ne Çin'in ne AB'nin... Bu
şunu gösterdi ki bunlar artık 2. lig takımları, sen tek
oyuncusun. Küresel oyuncu istediğin gibi düzenleme
yapabilirsin.
Çin ile ABD arasındaki ekonomik ilişkiye baktığınız
zaman ticari ilişki 80 milyar dolar. Amerika'nın lehine
Çinli'nin aleyhine fazlalık veriyor. Her yıl Çin'e 60
milyon dolar yabancı yatırım giriyor. Bunun yanı sıra
Çin'in büyüme katsayısı %7,5 dolaylarında, Çin'in 300
milyonu refah içerisinde 1 milyar 100 milyonu sefalet
içerisinde. Dolayısıyla eğer Amerika Çin'le olan ticari
ilişkilerini bozarsa Çin içerde zaten karışacak. Bunun
için Çin hiç sesini çıkarmıyor. Yani belli bir yere
kadar götürüyor. Ama Amerika Çin'i gelecek 30-40 yıl
için bir tehdit olarak algılıyor. Yani bu benim
çıkarlarımı tehdit edecek muhtemel rakibim diyor. Rusya
zaten nüfusu gittikçe azalıyor. Hayatı da yurtdışına
ihraç ettiği silah ve petrole bağlı. Sistemlerinin
piyasası gittikçe azalıyor çünkü silah sanayiye yatırım
yapamıyor. Yani yeni teknolojide üretemiyor artık. Her
şey petrol. Bunun için de Amerika doğrudan doğruya
Rusya'dan petrol alıyor. Peki bu fiyatlar yükseldikçe,
Rusya'nın geliri artıyor, içerde de halkı ferahlatıyor.
Putin'in, bunun için de Amerika'ya ihtiyacı var. Yani
Amerika Rusya'yı kolluyor ve gözetiyor. Karşılığında
Afganistan'a sesini çıkarmamak karşılığında. AB'nin
zaten bir dış politikası yok. Çünkü tarihsel bağları
var. Fransa Ortadoğu'da müdahale ettiği yerlere
cumhuriyeti kurmuş. Suriye gibi. Ama İngiltere müdahale
ettiğinde krallık getirmiş. Irak gibi, Suudi Arabistan
gibi. Şimdi A.B. de ortak politikası yok. Demek ki
Afganistan'a müdahale küresel gücü tek başına karar
alabilme noktasına getirmiş. Amerika'nın vurmak istediği
veya kontrol altına almak istediği yer ne anlam ifade
ediyor? Yani Amerika, Yeni Zelanda'yı vursa sonuçları
farklı olur. Amerika bunu buradaki koyunlar için yaptı.
Dünyanın en büyük koyunları Yeni Zelanda da.
Dolayısıyla Amerika koyunları ele geçirmek istedi. Bu da
ne olur? İki pirzola da fazla yerler. Ama şimdi Amerika
Irak 'ı ele geçirdiği zaman bakın şunu söylüyor. Irak'ın
jeopolitiği çok önemli. Irak'ın bulunduğu yer, Basra
Körfezi'nin önünde. Amerika'nın problemli olduğu yer;
İran'ın yanı başında hemen Suriye'nin yanı başında,
Ortadoğu'nun göbeğinde. Buraya sahip olduğunuz zaman hem
kuzeye, Kafkaslara, hem de doğu-batı istikametindeki
bölgelerin dengelerini değiştirebiliyorsunuz. Burada bir
şeyler yaptığınızda İran da etkileniyor bundan
Türkiye'yi de Suriye'yi de görüyorsunuz. Herkes
etkileniyor. Bu jeopolitik size bir hareket imkanı
sağlıyor. Doğu, Güney, Batı, Kuzey istikametlerine
derinlik sağlıyor. Bu jeopolitiğin yanı sıra Irak'ın
sahip olduğu doğal kaynaklar söz konusu. Yani dünya
petrolünün %10 unu kontrol ediyorsunuz demek 2020
yılında enerji ihtiyacının %95 'ini Ortadoğu'dan
karşılayacak olan Çin ve Japonya'yı kontrol etmek. Yani
dolaylı bir kontrol sağlayacak. Sonra zengin su
kaynakları yaratarak da Dicle'nin denize döküldüğü yer,
orayı kontrol edecekler. Nasıl kontrol edecekler. Mesele
Amerika ile iyi ilişki geliştiren Irak'ın su politikası
Türkiye'yi etkileyecek. İsrail Arabistan çatışmasını
etkileyecek. Su meselesi tartışmasını farklı bir düzende
yapacağız artık. Sonra Irak'ın iç dinamikleri de çok
enteresan. Irak'ın iç dinamiklerini bilmek için asıl
devlet kurma macerasını bilmek lazım. Avrupa'da
ulus-devletler nasıl kurulmuş. Önce uluslar ortaya
çıktılar. Sonra hep beraber bir ilişkiler ağı, üretim
modeli geliştirdiler ve devlet kurdular. İspanyayla,
Portekiz'le, bilmem Almanya'yla falan. 1918'de
Ortadoğuya geldiklerinde devlet kurmaya karar verdiler
ve ellerindeki cetvellerle dönemin ekonomik kaygılarına
göre devlet kurdular. Kurulan devletin iç dinamikleri
falan çok umurlarında olmadı. Yani umurlarında olsa bile
güvenlik boyutuyla bununla ilgilendiler. İlerde
istikrarı sağlamak için bir devlet sistemi
oluşturmadılar. Oturdular bu sınırlar içerisinde devlet
inşa etmeye başladılar.
Baas rejimi ideolojisi iktidara geldiğinde Arap
milliyetçiliğini ön plana aldı. Kürtleri sistemin
dışında bırakmak durumunda kaldı. Suriye'de çoğunluk
muhalefette kaldı, azınlıklar iktidarda yönetimi
sağlamaya başladı. Irak'taki gibi. Mesela Irak'taki
Sünni Arap Şiileri ve Kürtleri korkuttu: Şiilerin %
55'lik nüfus oranı çoğunluk fakat sistemde yoklar.
Ortadoğudaki bütün devletlere dikkat ederseniz güçlü
orduları ve güçlü istihbarat örgütleri var. Yani Irak'ta
mesela Amerika'nın kaygısı ne? Ben buraya gelip eğer
cumhuriyet muhafızlarını yani Saddam Hüseyin'i ortadan
kaldırırsam gerekli mekanizması çökeceği için inanılmaz
bir kaos doğacaktır. Bakın Afganistan'da bir türlü düzen
tutturamıyorlar. Mekanizması yıkıldı. Yeniden oluşturmak
kolay değil. Devlet kültürü olması lazım. Devleti yıkıp
üç gün sonra yeni bir devlet inşa ederlerse yerinde
sayar. Ben bunu Gölcük depreminde gördüm. İnsanlar
ellerinde sopalarla trafiği düzenliyordu. Ortalıkta
kimse yoktu. Devlet kültürü ve geleneği dolayısıyla
Ortadoğu'da devletler doğuştan problemli. Irak'a
bakıyorsunuz; etnik yapılanmaya, bir tarafta Araplar,
Türkmenler, Kürtler var. Dini yapılanmaya bakıyorsunuz
kuzeydeki Kürtlerin Müslümanlığıyla Şiilerin veya
ortadaki Sünni Arapların İslami anlayışı birbirleriyle
farklıdır. Hıristiyanlar buraya geldiklerinde İslami
çoğunluk olmayan gruplarla işbirliği yaptılar. Gene
burada Hıristiyan ve Yahudilerle işbirliği yaptılar.
İngilizler, Fransızlar geldiler Mısır'da Kıptilerle
anlaştılar. Sünni Araplar Fransızlarla işbirliğini
reddettiler. Ama Sünni Arapların baskısı altında olduğu
düşünülen alevi ve Nusayri Araplar Fransızlarla
işbirliği yaptılar. Bürokrasiyi önce onlar oluşturdular.
Ya da Irak'a gittiklerinde Şii Araplar işbirliği
yapmadığına göre Sünni Araplar iş birliği yapmayı
seçtiler. Çünkü azınlıkta oldukları için dolayısıyla
Ortadoğuda hep azınlıkta olanlar iktidardadır.
Çoğunlukta olanlar da muhalefettedir, iktidar yapısı
olarak. Irak'a bu iç dinamikleri her an bir kaos
yaratmaya veya dışarıdaki bir problemi ülke içine
taşımaya çok müsaittir.
Irak'ın petrolünü kontrol altına aldığınız zaman Suudi
Arabistan'ı petrol sisteminin dışına çıkabilirsiniz. ABD
güç kullanarak Irak'a gireceği için bu çözümünde
sonuçları ortada. Bu süre ne kadar olacak. 3 ay mı, 5 ay
mı, 10 yıl 20 yıl mı. Zamanın uzunluğu veya kısalığına
göre sonuçları farklı olacak. Müdahale eden ABD müdahale
edilen yer Irak bunu da güç kullanarak yapıyorsa ve
uzun süre kalınacaksa o zaman şunu söyleyebiliriz. Yeni
bir dünya düzeni kurulmak istenmektedir. Tıpkı 2. dünya
savaşı sonrasında yapıldığı gibi bunun sonucu ne olacak.
ABD bilgi çağı teknolojisiyle bir sonrasını
gerçekleştirmektedir. Bağdat'taki Arap ABD'li askeri
görmeyecektir. Sürekli Arapları yenerek, İslam
dünyasında insanları aşağılayarak, sürekli yenilgi
tattırarak örneğin 1967 Arap- İsrail savaşı gibi, ya da
73 savaşı gibi yada 82'de Şaron'un Lübnan'da yaptığı
katliam gibi, ya da halen şu an Filistin'de yaptığı gibi
adamları her gün aşağılarsan, her gün tokatlarsan, her
gün yerin dibine batırırsan onlarda tank olmadığına
göre, top olmadığına göre, onlar da Ladin gibi
davranacaktır. Güç kullanarak bunun sonucunu
alamazsınız. Mutlaka başka araçlarla desteklenmesi
lazım. Zaten Ortadoğuda kaynakların kullanılması
konumunda bir adaletsizlik var. Mesela Arap ve körfez
ülkeleri petrolden iyi para kazanırken Mısır da yaklaşık
3.5 milyon insan mezarlarda yatıyor. Totaliter
diktatörlük altında yaşamak insanları mutlu eder mi?
İktidarların yaşamaları için yapmaları gereken şeyler
var. Öncelikle içeriden müttefikler bulacaksınız. Her
şeyden önce kendi aşiretinize dayanacaksınız. Kendi
aşiretinize dayanmak içinde oturup Irak devletinin en
önemli yönlerinin bekçiliğini aşiretinizdeki adamlara
vereceksiniz. Birini genelkurmay başkanı yapacaksınız.
Birini istihbaratın başına getireceksiniz. Birini
başbakan diğerlerini de bakan yapacaksınız. Sonra bu
aşiretinize yeni müttefik aşiretler bulacaksınız. Ona
kız vereceksiniz, bunu damat yapacaksınız. Ekonomi
kadrolu devletle olduğu için tutup araba ithalatını ona
vereceksiniz. Öbür aşirete gıda ithalatını.
Ortadoğuda yapıları tetikleyip ya da bir şey
değiştirmeye başladığınız zaman bunun önünü alamazsınız.
Neden alamazsınız? Şimdi etnik yapıya bakın. İran'a
bakın. İran'da neler var. İran'da Kürtler var, Araplar
var; böyle bir yapıyı tetiklediniz mi bir müddet sonra
şehir devletlerine dönerler. Aşağıya, Suriye'ye
indiğiniz zaman geçmişte 1920'lerin başında Fransızların
yaptığı gibi Suriye'den 3 tane devlet çıkartırsınız.
Lübnan'ı kendi içinde 3-5 parçaya bölersiniz. Birbirleri
ile sürekli kavgalı şehir devletçikleri. Böyle bir
değişiklik Türkiye'yi ürkütür. Suriye'yi de, İran'ı da
ürkütmesi lazım. Aslında şöyle düşünebilirsiniz.
Herkesin devleti var. Kürtlerin de olsun. Devlet kurmak
çadır kurmaya benzemiyor. Bedeli ödemeye hazırsanız
kurarsınız. Bölgede Türkmen, Kürt, Arap, Yezidi,
Kürtlerden oluşan karışık bir yapı var. Yeni bir yapı
kurmaya kalkışmak bölgede 100 yıl sürecek bir çatışmanın
tohumlarını atmaktadır. Saddam Hüseyin'den inanılmaz bir
korku var. Neden? 88'de çok adam öldürmüş. 70'lerde çok
adam öldürmüş. Kürtleri öldürmüş. Bir savaş çıksa ve
Saddam iki tank gönderse en az bir milyon Kürt göç
eder. İnanılmaz bir korku var. Onlara göre Saddam bir
canavardır. Kafası Bağdat'ta kuyruğu buradadır. Onunla
oynamaya gelmez. Uzun mücadele bölgedeki iktidarsızlık
Türkiye'nin komşuları ile olan ilişkilerini de
etkileyecektir. Herkes yeni gelişmeye göre bir pozisyon
alacak. İran ona göre alacak. Suriye ona göre alacak.
Arap ülkeleri ona göre alacak. İlişkilerin nasıl bir
yere gideceği bunlar hep soru işareti . Dolayısıyla bu
durum Türkiye'yi kaygılandırıyor. Sonuç olarak ABD'nin
Irak gibi bir coğrafyaya güç kullanarak, uzun süreli bir
müdahalesi yeni bir dönemin tetikçisi olacaktır.
© 2002 İktibas |