Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 287 Kasım 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  
Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

 

Amerika'nın Irak Müdahelesi ve Bölgesel Gelişmeler

 

 

 

Konuşmacı : Nihat Ali ÖZCAN

 

 

Bu yılın ilk lokal etkinliği "Amerika'nın Irak Müdahelesi ve Bölgesel Gelişmeler" konulu konferansla  başladı. Nihat Ali Özcan konuşmasına kısaca kendisini şu şekilde tanıtarak başladı: 1958 Trabzon doğumluyum. Kara Harp okulundan subay olarak 1979 senesinde mezun oldum. 1998 yılına kadar orduda görev yaptım. Aynı zamanda İstanbul üniversitesi hukuk fakültesi mezunuyum. Doktoram terörizm üzerineydi. PKK terör örgütü, tarihi, yöresi ve yöntemi üzerineydi. Bu konuyu çalışırken ister istemez Ortadoğu'da olup bitenleri öğrenmek zorunda kaldım. O deryaya daldık öğrenmeye çalışıyoruz. Yoksa bu TV'lerin söylediği gibi Ortadoğu uzmanı olunmaz. Onlar sadece boş kalmasın diye ismin altına Ortadoğu uzmanı yazıyorlar. Ama Ortadoğu'nun uzmanı olamazsınız. Çünkü inanılmaz derecede engin bir alanı var. Aklınıza hayalinize gelmeyecek kadar  zengin olan bir alan. O kadar kolay değil Ortadoğu uzmanı olmak.

 

Ortadoğu'da olup bitenleri üç ayrı düzlemde ele alabiliriz: Küresel, bölgesel ve Türkiye çapında. Şimdi bunu dünya çapında, bölge ve ülke çapında analiz edersek  konuyu daya kolay anlamamız mümkün olur.  Ortadoğu'nun neden  tartışıldığı konusunda hepimizin bir fikri var. Art arda üç beş neden sayabiliriz: petrol meselesi, İsrail güvenlik konusu, Ortadoğu'nun çok önemli su yollarına sahip olması gibi... Basra Körfezi'nden Süveyş Kanalı'na, büyük Ortadoğu denilen  alanı da alırsak Afganistan'dan Fas'a  kadar olan yedi sekiz tane de boğaz sayarsınız. Bütün bunlar burayı önemli bir nokta haline getiriyor. Ortadoğu'dan Avrupa'ya olan ticaret yollarını,   Basra Körfezindeki petrolün dünya pazarlarına ulaştırılması, çok hareketli bir nüfusun olması ve su kaynaklarına kadar bir dizi yapısal problemler, bir takım gerekçeler sayabilirsiniz.

 

Eskiden Rusya vardı, ABD vardı. Batı ve Doğu bloku  vardı. Her iki blok ta birbirini anlamaya çalışıyorlardı. İstihbarat teşkilatlarını, ordularını, güvenlik yapılanmalarını, ekonomilerini karşı tarafa göre ayarlamışlardı ve birbirlerinin neyi nereye kadar yapacaklarını biliyorlardı. Bir de biliyorsunuz çok meşhur bir nükleer dehşet dengesi vardı. Her iki tarafın da ellerindeki nükleer silahlarla karşı tarafı yok ettiği gibi  kendilerini de yok edecek kadar kapasiteleri vardı ve herkes karşı tarafın hareketlerini çok iyi uzmanlar aracılığıyla izliyor ve karşı tarafın ne yapacağı konusunda bir fikiri oluyor ve bu dengede gidiyordu. Taraflardan biri sahneyi terk edince, S.Birliği sistemden çıkınca bu sefer daha farklı güç  merkezleri doğmaya başladı. Şimdi kendisini buna göre organize etmiş, amaç ve araçlarını buna göre düzenlemiş olan ABD birdenbire boşlukta kaldı. Bir de ortaya çıkan yeni gruplar uygun örgütlenmemişlerdi. Birdenbire etnik çarpışmalar ve devletlerin dışında güç merkezleri ortaya çıkmaya başladı. Bu ortamdan dolayı Ortadoğu karıştı. Balkanlar karıştı.    Rusya'da mafya, insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti filan derken polisin askerin alışık olmadığı çok fazla merkezi hadiseler ortaya çıkmaya başladı ve denetlenemez oldu.

 

Bu kaos mevcut olan potansiyeli işletme açısından tabii ki işaretlerini birinci körfez savaşında verdi. Birinci körfez savaşında ABD mevcut olan ortamın bu haliyle gitmesi durumunda küresel sistemle baş edemeyeceğini düşünerek bir global güç olarak kendine göre düzenleme yapmaya karar verdi. O zaman kendisine bu anlamda sisteme rağmen sistem dışında hareket eden Irak'a  biliyorsunuz körfezde  uluslar arası bir koalisyonla Kuveyt'ten çıkarmak için müdahale ettiğini söyledi. Tabii Kuveyt'ten çıkarmaktan öte sorun dünya petrolünün % 20 'sini kontrol etmesine tahammül edememesinden kaynaklandı. Bu sırada elindeki mevcut askeri kapasitesini yeni duruma uyarlama pozisyonuna girdi. Çünkü kendi halkı da şunu söyleyebilirdi: S.Birliği kalktı. Senin hala 300 milyar 290 milyar dolar savunma bütçesine para harcamana gerek yok. Buraya harcayacağına bana harca diyebilirlerdi. Bunu dedirtmemesi için, Amerika'nın iç dinamiklerini harekete geçirebilmek için bir tehdit yaratıp ortaya koyması lazımdı. Bazı analizciler, Amerika'nın Irak'ı dolduruşa getirerek saldırmasına neden olduğunu söylüyorlar. Böylece Amerika halkına "halkım kusura bakmayın bu savunmaya bu parayı harcamamız lazım. İşte düşmanlarımız var. Görüyorsunuz dünyanın değişik yerlerinde. Bu düşmanla mücadele etmek için Amerika'nın dünyanın  üç beş yerinde birden askeri operasyon yapacak kapasiteye sahip olması lazım. Bunun için o savaşa göre düzenlenmiş olan ordumuzu yeniden dizayn edeceğiz. 

 

Dünyadaki ordular üç ayrı kategoride tasnif ediliyor: Tarım toplumu orduları; tarım toplumu orduları mızrakla, kılıçla, atla savaş yaparlar. İkincisi sanayi toplumu orduları, üçüncüsü de bilgi çağı toplumu ordularıdır. Sanayi toplumu orduları gazetelerde görürsünüz, şu kadar tank, bu kadar top, uçak şeklinde liste yaparlar. 

 

2. Dünya Savaşı sanayi toplumu ordularının yapmış olduğu bir savaştır. Çünkü sanayi toplumunun en büyük özelliği kitle yönetimidir. Bir milyon tank, yüz bin top, yüz bin uçak. Kimin daha çok  tankı, topu varsa o güçlüdür. Çünkü sanayi toplumu kitle üretimiyle ilgiliydi. Ve böyle algılanıyordu.

 

İçinde bulunduğumuz durum sanayi toplumu olmaktan çıktı, bilgi çağı toplumu ordularına dönüştü. Saddam Hüseyin Körfez savaşı sırasında Sanayi toplumu ordusuna sahipti. S.Hüseyin dünyanın beşinci büyük kuvveti diye lanse edildi. On bin tankı var, üç bin topu var. Fakat ABD gibi çok yüksek teknolojiye sahip olanlar artık üçüncü nesil ordulara sahip. Mesela Amerikalılar Basra Körfezinde oturarak, bir yandan kahvesini içip bir yandan düğmeye dokunuyorlar.  Ne oluyor düğmeye basınca? 200 km öteden ya da 300 km öteden tankları vuruyor.

 

Adam diyor ki ben İran-Irak savaşı sırasında (1980'de) İran orduları saldırdığında bir Iraklı subay için en garantili yer tankın içiydi. Çünkü zırhı vardı. Ama 91'de Körfez savaşı sırasında en riskli yer tankın içi oldu. Çünkü tank uzaydan çok rahat tespit ediliyor, ardından Basra Körfezinden  düğmeye basıyor. Uçağı hiç görmüyorsunuz, sesini bile duymuyorsunuz. Çünkü herif kilometrelerce öteden uçaktan füze atıyor. Düşman yok, yani göremiyorsunuz. Görseniz savaşacaksınız. Görme dönemi sanayi toplumları dönemiydi. Yani 2. dünya savaşında öyleydi. Ya da 1. dünya savaşı bunun ilk örneğiydi. Bosna'da biliyorsunuz tek asker Sırbistan'a inmeden Sırbistan'ı teslim aldılar. Bu ileri teknoloji karşısında siz bir şey yapamıyorsunuz. Sizin  iki tane yolunuz var. Ya siz de gidip kimyasal silah alacaksınız ya da teröre başvuracaksınız. Gideceksiniz kendinizi New York'un ortasında patlatacaksınız. Ne yapacaksınız? Başka bir şey yok ki çünkü.  Birisi hem vuruyor hem görünmüyor. Bu bize önümüzdeki süreçte ne olacağını da gösteriyor. Şimdi teknik bir detay var. ABD 11 Eylül'den sonra artık kaotik ortamın sezilebilir olmaktan çıkmasını istedi. Bildiğiniz gibi Ortadoğu'daki petrolün, İsrail'in güvenliğinin yanına bir de küresel düzlemde 11 Eylül saldırısının Amerika'ya yapılmış olması, küresel bir güce yapılmış olması, küresel bir düzenlemeyi ortaya çıkardı. Bu hem terörizm anlamında kendine yönelik tehdidi ortadan kaldıran, hem bu tehdidi beslediği ve kaynak olarak düşündükleri petrol alanını kendine yakın ve denetlenebilir birinin eline bırakmak, hem de bölgedeki en büyük müttefik olan İsrail'in güvenliğini sağlamak için ABD Saddam Hüseyin'i götürmek zorunda. Saddam Hüseyin ile ABD'nin bir arada yaşaması mümkün değil. 

 

Mesela Irak'a müdahale edecek olan devlet, İspanya olsaydı ben size önümüzdeki dönem ne gelişmeler olacağını söylerken dar çerçeveden bakardım.  Fazla bir şey olmaz, İspanyollar işi bitti mi gider.    Ama şimdi Küresel bir güç gelip Irak'a müdahale ettiğinde sonuçları da küresel oluyor. Mesela şimdi adam tutturuyor diyor ki: "Irak'a müdahale edeceğim. "Irak'a müdahale etme isteğini küresel bir güç ortaya koyunca kimsenin sesi çıkmıyor. Adamlar 11 Eylül'den sonra Afganistan'a müdahale edince, diğerlerinin çok sesi çıkmamıştı.  Ne Rusya'nın, ne Çin'in ne AB'nin... Bu şunu gösterdi ki bunlar artık 2. lig takımları, sen tek oyuncusun. Küresel oyuncu istediğin gibi düzenleme yapabilirsin. 

 

Çin ile ABD arasındaki ekonomik ilişkiye baktığınız zaman ticari ilişki 80  milyar dolar. Amerika'nın lehine Çinli'nin aleyhine fazlalık veriyor. Her yıl Çin'e 60 milyon dolar yabancı yatırım giriyor. Bunun yanı sıra Çin'in büyüme katsayısı %7,5 dolaylarında, Çin'in 300 milyonu refah içerisinde 1 milyar 100 milyonu sefalet içerisinde. Dolayısıyla eğer Amerika Çin'le olan ticari ilişkilerini bozarsa Çin içerde zaten karışacak. Bunun için Çin hiç sesini çıkarmıyor. Yani belli bir yere kadar götürüyor. Ama Amerika Çin'i gelecek 30-40  yıl için bir tehdit olarak algılıyor. Yani bu benim çıkarlarımı tehdit edecek muhtemel rakibim diyor. Rusya zaten nüfusu gittikçe azalıyor. Hayatı da yurtdışına ihraç ettiği silah ve petrole bağlı. Sistemlerinin piyasası gittikçe azalıyor çünkü silah sanayiye yatırım yapamıyor. Yani yeni teknolojide üretemiyor artık. Her şey petrol. Bunun için de Amerika doğrudan doğruya Rusya'dan petrol alıyor. Peki bu fiyatlar yükseldikçe, Rusya'nın geliri artıyor, içerde de halkı ferahlatıyor. Putin'in, bunun için de Amerika'ya ihtiyacı var. Yani Amerika Rusya'yı kolluyor ve gözetiyor. Karşılığında Afganistan'a sesini çıkarmamak karşılığında. AB'nin  zaten bir dış politikası yok. Çünkü tarihsel bağları var. Fransa Ortadoğu'da müdahale ettiği yerlere cumhuriyeti kurmuş. Suriye gibi. Ama İngiltere müdahale ettiğinde krallık getirmiş. Irak gibi, Suudi Arabistan gibi. Şimdi A.B. de ortak politikası yok. Demek ki Afganistan'a müdahale küresel gücü tek başına karar alabilme noktasına getirmiş. Amerika'nın vurmak istediği veya kontrol altına almak istediği yer ne anlam ifade ediyor? Yani Amerika, Yeni Zelanda'yı vursa sonuçları farklı olur. Amerika bunu buradaki koyunlar için yaptı. Dünyanın en büyük koyunları  Yeni Zelanda da. Dolayısıyla Amerika koyunları ele geçirmek istedi. Bu da ne olur? İki pirzola da fazla yerler. Ama şimdi Amerika Irak 'ı ele geçirdiği zaman bakın şunu söylüyor. Irak'ın jeopolitiği çok önemli. Irak'ın bulunduğu yer, Basra Körfezi'nin önünde. Amerika'nın problemli olduğu yer; İran'ın yanı başında hemen Suriye'nin yanı başında, Ortadoğu'nun göbeğinde. Buraya sahip olduğunuz zaman hem kuzeye, Kafkaslara, hem de doğu-batı istikametindeki bölgelerin dengelerini değiştirebiliyorsunuz. Burada bir şeyler yaptığınızda İran da etkileniyor bundan Türkiye'yi de Suriye'yi de görüyorsunuz. Herkes etkileniyor. Bu jeopolitik size bir hareket imkanı sağlıyor. Doğu, Güney, Batı, Kuzey istikametlerine derinlik sağlıyor. Bu jeopolitiğin yanı sıra Irak'ın sahip olduğu doğal kaynaklar söz konusu. Yani dünya petrolünün %10 unu kontrol ediyorsunuz demek 2020 yılında enerji ihtiyacının %95 'ini Ortadoğu'dan karşılayacak olan Çin ve Japonya'yı kontrol etmek. Yani dolaylı bir kontrol sağlayacak. Sonra zengin su kaynakları yaratarak da Dicle'nin denize döküldüğü yer, orayı kontrol edecekler. Nasıl kontrol edecekler. Mesele Amerika ile iyi ilişki geliştiren Irak'ın su politikası Türkiye'yi etkileyecek. İsrail  Arabistan çatışmasını etkileyecek. Su meselesi tartışmasını farklı bir düzende yapacağız artık. Sonra Irak'ın iç dinamikleri de çok enteresan. Irak'ın iç dinamiklerini bilmek için asıl devlet kurma macerasını bilmek lazım. Avrupa'da ulus-devletler nasıl kurulmuş. Önce uluslar ortaya çıktılar. Sonra hep beraber bir ilişkiler ağı, üretim modeli geliştirdiler ve devlet kurdular. İspanyayla, Portekiz'le, bilmem Almanya'yla falan. 1918'de Ortadoğuya geldiklerinde devlet kurmaya karar verdiler ve ellerindeki cetvellerle dönemin ekonomik kaygılarına göre devlet kurdular. Kurulan devletin iç dinamikleri falan çok umurlarında olmadı. Yani umurlarında olsa bile güvenlik boyutuyla bununla ilgilendiler. İlerde istikrarı sağlamak için bir devlet sistemi oluşturmadılar.  Oturdular bu sınırlar içerisinde devlet inşa etmeye başladılar. 

 

 Baas rejimi ideolojisi iktidara geldiğinde Arap milliyetçiliğini ön plana aldı. Kürtleri sistemin dışında bırakmak durumunda kaldı. Suriye'de çoğunluk muhalefette kaldı, azınlıklar iktidarda yönetimi sağlamaya başladı. Irak'taki gibi. Mesela Irak'taki Sünni Arap Şiileri ve Kürtleri korkuttu: Şiilerin % 55'lik  nüfus oranı çoğunluk fakat sistemde yoklar. Ortadoğudaki bütün devletlere dikkat ederseniz güçlü orduları ve güçlü istihbarat örgütleri var. Yani Irak'ta mesela Amerika'nın kaygısı ne? Ben buraya gelip eğer  cumhuriyet muhafızlarını yani Saddam Hüseyin'i ortadan kaldırırsam gerekli mekanizması  çökeceği için inanılmaz bir kaos doğacaktır. Bakın Afganistan'da bir türlü düzen tutturamıyorlar. Mekanizması yıkıldı. Yeniden oluşturmak kolay değil. Devlet kültürü olması lazım. Devleti yıkıp üç gün sonra yeni bir devlet inşa ederlerse yerinde sayar. Ben bunu Gölcük depreminde gördüm. İnsanlar ellerinde sopalarla trafiği düzenliyordu. Ortalıkta kimse yoktu. Devlet kültürü ve geleneği dolayısıyla Ortadoğu'da devletler doğuştan problemli.    Irak'a bakıyorsunuz; etnik yapılanmaya, bir tarafta Araplar, Türkmenler, Kürtler var. Dini yapılanmaya bakıyorsunuz kuzeydeki Kürtlerin Müslümanlığıyla Şiilerin veya ortadaki Sünni Arapların İslami anlayışı birbirleriyle farklıdır. Hıristiyanlar buraya geldiklerinde İslami çoğunluk olmayan gruplarla işbirliği yaptılar. Gene burada Hıristiyan ve Yahudilerle işbirliği yaptılar. İngilizler, Fransızlar geldiler Mısır'da Kıptilerle anlaştılar. Sünni Araplar Fransızlarla işbirliğini reddettiler. Ama Sünni Arapların baskısı  altında olduğu düşünülen alevi ve Nusayri Araplar Fransızlarla işbirliği yaptılar. Bürokrasiyi önce onlar oluşturdular. Ya da Irak'a gittiklerinde Şii Araplar işbirliği yapmadığına göre Sünni Araplar iş birliği yapmayı seçtiler. Çünkü azınlıkta oldukları için dolayısıyla Ortadoğuda hep azınlıkta olanlar iktidardadır. Çoğunlukta olanlar da muhalefettedir, iktidar yapısı olarak. Irak'a bu iç dinamikleri her an bir kaos yaratmaya veya dışarıdaki bir problemi ülke içine taşımaya çok müsaittir. 

 

Irak'ın petrolünü kontrol altına aldığınız zaman Suudi Arabistan'ı petrol sisteminin dışına çıkabilirsiniz. ABD güç kullanarak Irak'a gireceği için bu çözümünde sonuçları ortada. Bu süre ne kadar olacak. 3 ay mı, 5 ay mı, 10 yıl 20 yıl mı. Zamanın uzunluğu veya kısalığına göre sonuçları farklı olacak. Müdahale eden ABD müdahale edilen yer Irak bunu da güç kullanarak yapıyorsa  ve uzun süre kalınacaksa o zaman şunu söyleyebiliriz. Yeni bir dünya düzeni kurulmak istenmektedir. Tıpkı 2. dünya savaşı sonrasında yapıldığı gibi bunun sonucu ne olacak. ABD bilgi çağı teknolojisiyle bir sonrasını gerçekleştirmektedir. Bağdat'taki Arap ABD'li askeri görmeyecektir. Sürekli Arapları yenerek, İslam dünyasında insanları aşağılayarak, sürekli yenilgi tattırarak örneğin 1967 Arap- İsrail savaşı gibi, ya da 73 savaşı gibi yada 82'de Şaron'un Lübnan'da yaptığı katliam gibi, ya da halen şu an Filistin'de yaptığı gibi adamları her gün aşağılarsan, her gün tokatlarsan, her gün yerin dibine batırırsan onlarda tank olmadığına göre, top olmadığına göre, onlar da  Ladin gibi davranacaktır. Güç kullanarak bunun sonucunu alamazsınız. Mutlaka başka araçlarla desteklenmesi lazım. Zaten Ortadoğuda kaynakların kullanılması konumunda bir adaletsizlik var. Mesela Arap ve körfez ülkeleri petrolden iyi para kazanırken Mısır da yaklaşık 3.5 milyon insan mezarlarda yatıyor. Totaliter diktatörlük altında yaşamak insanları mutlu eder mi? İktidarların yaşamaları için yapmaları gereken şeyler var. Öncelikle içeriden müttefikler bulacaksınız. Her şeyden önce kendi aşiretinize dayanacaksınız. Kendi aşiretinize dayanmak içinde oturup Irak devletinin en önemli yönlerinin bekçiliğini aşiretinizdeki adamlara vereceksiniz. Birini genelkurmay başkanı yapacaksınız. Birini istihbaratın başına getireceksiniz. Birini başbakan diğerlerini de bakan yapacaksınız. Sonra bu aşiretinize yeni müttefik aşiretler bulacaksınız. Ona kız vereceksiniz, bunu damat yapacaksınız. Ekonomi kadrolu devletle olduğu için tutup araba ithalatını ona vereceksiniz. Öbür aşirete gıda ithalatını.

 

Ortadoğuda yapıları tetikleyip ya da  bir şey değiştirmeye başladığınız zaman bunun önünü alamazsınız. Neden alamazsınız? Şimdi etnik yapıya bakın. İran'a bakın. İran'da neler var. İran'da Kürtler var, Araplar var; böyle bir yapıyı tetiklediniz mi bir müddet sonra şehir devletlerine dönerler. Aşağıya, Suriye'ye indiğiniz zaman geçmişte 1920'lerin başında Fransızların yaptığı gibi Suriye'den 3 tane devlet çıkartırsınız. Lübnan'ı kendi içinde 3-5 parçaya bölersiniz. Birbirleri ile sürekli kavgalı şehir devletçikleri. Böyle bir değişiklik Türkiye'yi ürkütür. Suriye'yi de,  İran'ı da ürkütmesi lazım. Aslında şöyle düşünebilirsiniz. Herkesin devleti var. Kürtlerin de olsun. Devlet kurmak çadır kurmaya benzemiyor. Bedeli ödemeye hazırsanız kurarsınız. Bölgede Türkmen, Kürt, Arap, Yezidi, Kürtlerden oluşan karışık bir yapı var. Yeni bir yapı kurmaya kalkışmak bölgede 100 yıl sürecek bir çatışmanın tohumlarını atmaktadır. Saddam Hüseyin'den inanılmaz bir korku var. Neden? 88'de çok adam öldürmüş. 70'lerde çok adam öldürmüş. Kürtleri öldürmüş. Bir savaş çıksa ve Saddam iki tank gönderse en az bir milyon Kürt göç eder.  İnanılmaz bir korku var. Onlara göre Saddam bir canavardır. Kafası Bağdat'ta kuyruğu buradadır. Onunla oynamaya gelmez. Uzun mücadele bölgedeki iktidarsızlık Türkiye'nin komşuları ile olan ilişkilerini de etkileyecektir. Herkes yeni gelişmeye göre bir pozisyon alacak. İran ona göre alacak. Suriye ona göre alacak. Arap ülkeleri ona göre alacak. İlişkilerin nasıl bir  yere gideceği bunlar hep soru işareti . Dolayısıyla bu durum Türkiye'yi kaygılandırıyor. Sonuç olarak ABD'nin Irak gibi bir coğrafyaya güç kullanarak, uzun süreli bir müdahalesi yeni bir dönemin tetikçisi olacaktır.

 

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin