|
Bu Savaş Gayr-ı Meşru!
Çeviren: M.
Demirel Spiegel
Ünlü
Amerikalı uluslararası hukukçu Francis Boyle, Amerikan
hükümetini, Afganistan'a saldırmak ve BM Güvenlik
kurulunun kararını ihlal etmekle suçladı. Boyle, Spiegel
dergisiyle yapılan röportaj da, Bin Ladin'in suçlu
olduğuna dair kati delil bile olsa, Bush’un, Taliban'la
Bin Ladin’in iade edilmesi üzerine müzakere yapması
gerektiğini belirtti.
SPIEGEL:
Sayın Boyle. New York ve Washington'da yapılan terör
eylemini var olan uluslararası hukukla yargılamak mümkün
mü?
BOYLE: Her
halükarda. Bu saldırılar kesinlikle 1978 Montreal
antlaşmasına aykırıdır.
Keza sivil
havacılık güvenliğini ihlal etmiştir. Bu antlaşmayı
Amerika ile birlikte Afganistan ve diğer 150 devlet
imzalamıştır. Bu antlaşma ile bu tür saldırılar, ancak
hukuk çerçevesi içerisinde yargılanabilmekte.
SPIEGEL:
Antlaşmalar her zaman kulağa hoş gelir. Bu olaylardan
sonra, terörün yeni boyutu ile mücadele için
uluslararası bir organizasyona gerek var mı?
BOYLE: Bu
terörün yeni boyutu değil ki. Bu sorun 60’lı yıllardan
beri var. Yeni olan sadece Amerika'da ki ölü sayışı -ki
bu şüphesiz korkunç bir olay. Şayet hükümetler bu
saldırıları, terör eylemi olarak tanırlarsa,
uluslararası hukukun işlemesi önünde hiçbir engel
kalmaz. Yok bunu bir savaş eylemi olarak algılarlarsa,
suçluları onurlandırmış olurlar, çünkü onlar normalde
bunu hak etmemişlerdir.
SPIEGEL: ABD
başkanı George W.Bush bu saldırının, terör değil, bir
savaş eylemi olduğunu söyledi.
BOYLE: Bu
Amerikan yasasına göre kesin bir terör eylemidir.
SPIEGEL:
Terör eyleminin tanımı nedir ?
BOYLE: Sivil
binalara ya da sivillere yönelik saldırılarla, halkı
veya iktidarı korkutmaya yönelik, herhangi bir devlet
merkezli olmayan eylemlerdir.
SPIEGEL:
Uluslararası hukukta böyle bir tanım yok.
BOYLE: Her
kesimin kabul ettiği ortak bir nokta yok. Uluslararası
komite aldığı kararla terör saldırılarının yasadışı ve
bunun da cezai eylem olarak sınıflandırması gerektiğini
kabul etmiştir. Montreal Antlaşması’ndan başka, 1999’da
imzalanan "Terörle mücadeleyi finanse etme antlaşması"
ve 1979'da varılan "Rehineliğe Karşı İttifak" birleşilen
noktalardandır.
SPIEGEL: O
halde Bush saldırıları niçin savaş eylemi olarak
değerlendirdi?
BOYLE: Bush
basın toplantısında bunun bir terör eylemi olduğunu
söylemişti. Nitekim 1995'de Oklahoma'da Timthy McVeigh
tarafından gerçekleştirilen saldırıyla birlikte Kenya ve
Tanzanya'da ki ABD büyükelçiliklerine yapılan saldırılar
da birer terör eylemi idi. Dışişleri bakanı Powell'le
yaptığı görüşmeden sonra, bu eylemi "Art of War (savaş
sanatı)" bildirmiş ve buna askeri kaynakla cevap
vereceğini söylemişti.
SPIEGEL: Ama
ABD kongresi bunu kabul etti!
BOYLE: Evet
maalesef. Bu saldırının 1941’deki Pearl Harbor
saldırısıyla aynı olduğunu belirten konuşması nabzı
yükseltmişti, Kongre de ona askeri alanda tam yetki
verdi. Bu karar Tonki Gulf kararından daha vahimdi.
Hatırlandığı gibi 1964’te Vietnam’a karşı savaş açmak
için için başkan Johnson'a yetki verilmişti.
SPIEGEL:
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de Bush'a tam
destek verdi.
BOYLE: Bu tam
doğru değil. 12. Eylül’de güvenlik konseyi bunun bir
terör saldırısı olduğunu ve hiçbir zaman silahlı bir
eylem olmadığını açıklamıştı. Keza bu durumda 51. madde
devreye girerdi.
SPIEGEL: Bu
maddeye göre "her bir devlet kendini koruma hakkına
sahiptir."
BOYLE: Bush
askeri harekat için destek aradı ama bulamadı. Körfez
Savaşı’nda babasına verilen onayı istemekteydi. Yaşlı
Bush’a, Irak'ı Kuveyt’ten sürebilmesi için her türlü
destek verilmişti. Bush 28 Eylül'de tekrar denedi, yine
başaramadı. Bunun üzerine 7 Ekim’de BM'deki ABD elçisi
John Negroponte aracılığıyla gönderdiği mektupta,
Güvenlik Konseyi’ne ABD'nin kendini savunma yetkisinı
kullanacağını bildirdi. Bu kesinlikle kendini savunma
olayı değil, dolayısıyla bu savaş uluslararası hukuka
göre yasa dışıdır.
SPIEGEL:
Niçin değil?
BOYLE: Bakın
New York'taki saldırıları Afganistan'ın düzenlediğine ve
yetki verdiğine dair hiç bir delil mevcut değil.
Afganistan'a yapılan saldırılar kesinlikle bir
misillemedir.
SPIEGEL: Bin
Ladin'in saldırı düzenlediğine ilişkin deliller var.
Bunu da Afganistan topraklarından düzenledi.
BOYLE: Bu
isnat edilen suça yönelik hiçbir belge yok. Hatta
dişiler bakanı Powell’in "White Paper"(beyaz belge)'deki
kanıtlardan bahsetmesi. Bush tarafından yasaklandı. New
York Times'ın Powell'le yaptığı röportajda, Powell
ellerinde Ladin'e karşı hiçbir delil olmadığını, hatta
adi suçlu bile olarak yargılanmasının güç olacağını
söyledi
SPIEGEL: Özel
elçi Taylor'un verdiği brifing, bütün Nato devletleri
tarafından kanıt olarak kabul edildi.
BOYLE: Batılı
bir diplomatın açıklamalarına baktığımızda, Nato heyet
toplantısında Bin Ladin'in saldırı emri verdiğine veya
Taliban'ın bundan haberdar olduğuna dair en ufak bir
delil yok. Zaten Bush çoktan savaş için karar vermiş.
Delilin olup-olmaması hiç de önemli değildi.
SPIEGEL: Buna
gerek var mı? ABD’nin sunduğu rapor Nato heyeti
tarafından kabul edildi ve müttefikler görev başına
çağrıldı.
BOYLE: ABD ne
isterse, Nato da onu yapıyor. Nato'nun kuruluş amacı,
Avrupa'yı olası bir SSCB saldırısına karşı korumak idi.
Varşova birliğinin dağılmasıyla, Nato'nun da işlevi
bitmiştir. Yaşlı Bush, Nato heyetine iki yeni görev
üstlenmesini öğütledi. Bunlardan birincisi, Doğu
Avrupa'da polis görevini üstlenmesi, diğeri ise
Ortadoğu'da ki petrol yataklarının korunması idi.
SPIEGEL: Ama
1999'daki Washington zirvesinde, Nato Üyeleri terörle
mücadeleyi ortak hedef olarak karar almışlardı.
BOYLE: Bu
Nato antlaşması iddia ettiğiniz anlamda
genişletilmemiştir. Bu antlaşma BM'm 51.maddesini baz
alınarak düzenlenmişti. Buna göre ancak herhangi bir
Nato ülkesine silahlı saldırı halinde müttefiklik konumu
ortaya çıkar. Bunun içindir ki, Nato'nun Yugoslavya'yı
bombalaması meşru değildi. Zira Sırplar Nato'ya
saldırmamışlardı.
SPIEGEL:
ABD’nin nasıl hareket ermesi gerekirdi?
BOYLE:
Montreal Kongresini esas alarak davacı olması gerekirdi.
Buna örnek olarak Libya ile Lockerbi davası verilebilir.
ABD 11 Eylül öncesinde Afrika'daki ABD büyükelçiliğine
yapılan saldırılar ve Shelter-Now çalışanların
kaçırılması ile ilgili olarak Taliban’dan Usame bin
Ladin'in iadesini istemişti. Taliban o dönemde Usame bin
Ladin'i İslam şeriatına göre yargılanabileceği bir İslam
devletine vermeye hazırdı. 11 Eylül'den sonra bir adım
daha atarak bin Ladin'i tarafsız ülke verebileceklerini
bildirmişler, ancak bunun için delil istemişlerdi.
Taliban uluslararası hukuka bağlı kalmasına karşın Bush
yazık ki bağlı kalmadı.
SPIEGEL:
Taliban’ın teklifinde ciddi olduğu kanısına nereden
varıyorsunuz?
BOYLE: ABD 11
Eylül öncesi Taliban’la pazarlık yaptı. Hatta başkan
Bill Clinton 1996'da Taliban hükümetini tanımak için
yapılacak pazarlığa katılmak üzere Afganistan’ a elçi
gönderdi.
SPIEGEL:
Mademki uluslararası hukuk bu kadar açık, o halde ABD
niçin umursamıyor?
BOYLE: Ben
öyle inanıyorum ki, ABD 11 Eylül öncesi Afganistan'la
savaşmayı kafasına koymuştu.
SPIEGEL:
Hangi amaçla?
BOYLE:
Asya'da ki petrol ve doğalgaz rezervleri Fars
Körfezi’nden sonra en büyük havza. Sovyetlerin
dağılmasından sonra, ABD hemen Orta Asya'daki
devletlerle temaşa geçti. O dönemin savunma bakam Çapar
Weinberger'in ifade ettiği gibi, Orta Asya'da ki petrol
yatakları ABD'nin can damarlarındandır.
SPIEGEL:
...ve Amerikan petrol şirketi Unocal da, Orta Asya'dan
Afganistan ve Pakistan'a uzanan boru hattı İçin
Taliban'la pazarlığa oturmuştu...
BOYLE: ABD
hükümeti, İran'dan veyahut Rusya'dan geçecek herhangi
bir boru hattı istememekteydi. En ucuz ve basit güzergah
ise Afganistan’dı. Nitekim Afganistan'da da petrol
rezervleri mevcut. ABD hükümetinin ilgisinin ardındaki
asıl neden petrol ve doğalgazdır, Usame bin Ladin değil.
© 2002 İktibas
|