|
Arkaik Çerçeveleri Aşmak
Atasoy
MÜFTÜOĞLU
İslam, insanı
her hangi bir etnik aidiyete, renge, sınıfa, topluluğa
ve topluma karşı değil, insanlığa karşı sorumlu, duyarlı
ve ilgili kılan bir anlayış ve bilinç getirmiştir,
İslam, günümüzde de, bütün dünyada, etnik sınırları,
saplantıları, bağnazlıkları, karşıtlıkları, çatışmaları
ve gerilimleri aşmak için olağanüstü çabalar harcıyor.
İslam’ın bu güzelliği ve hassasiyeti nedeniyle, belli
bir ulus, belli bir ırk, belli bir hizip, grup ve
toplum, çıkarları için İslam’ı bir malzeme haline
getiremez.
İnsanlığın
dünyası çok kültürlü ve çok uygarlıklı bir dünyadır. Bu
açıdan, bütün bir insanlığı temsil edebilecek bir
anlayışın inşası için, etnik merkezci, Avrupa ya da
Amerika merkezci yaklaşımlar yerine, insanlık merkezci
dünya görüşlerine yönelmemiz gerekir. Tarih boyunca her
dönemde, yerel, ulusal, ulusçu, ırkçı ideolojiler,
kültürler, her zaman otoriteryen tavırlar, ilişkiler ve
kurumlar üretmişlerdir.
Yerel
ideolojiler, yerel sınırlar dışında hiç bir çekiciliği,
etkisi, yankısı ve önemi olmayan, dar açılara, dar
görüşlere sahiptirler. Hiç bir yerel ideoloji, hiç bir
zaman insanlığın umurunda olmamıştır. Yerel ideolojilere
dayalı yerel saplantılar bütün toplumlarda
geliştirdikleri vehimler ve korkular nedeniyle
özgürlüklere zarar verirler. Tek bir sınıfa, tek bir
renge, tek bir etnik topluluğa hitap eden her dünya
görüşü, her ne suretle olursa olsun büyük
adaletsizliklere neden olur. Tek bir etnik topluluğa
hitap eden bir dil, tek bir etnik topluluğa hitap eden
sanat, edebiyat, düşünce ve kültür hareketleri
insanlığın sesi ve ufku olamaz.
Her
adaletsizlik, her eşitsizlik, her karşıtlık bir şekilde
telafi edilmesi güç kötülüklere neden olur. Dünyayı
yalnızca kendi uluslarının, renklerinin çıkarlarına göre
tek taraflı olarak düzenlemek isteyen, dünyanın ve
insanlının sorunlarnı kendi çıkarlarına indirgeme
kolaycılığı ve fırsatçılığı sergileyen, bu nedenle de
öteki'ne her tür zararı vermekten çekinmeyen ideolojiler
ve kültürlerle bir uzlaşmaya ve işbirliğine gidilemez.
İnsanlık ailesi nezdinde bir itibarı bulunmayan yerel
ideolojiler evrensel insanlık durumuna yabancıdır. Yerel
ideolojiler kısa görüşlü, yozlaştırıcı, bencil, içe
dönük, popülist, savunmacı ve saldırgan bir geleneği
temsil ederler.
Düşünce
hareketleri, fikir hareketleri, bilim hareketleri, sanat
ve edebiyat hareketleri, entelektüel hareketler bir
milliyetle sınırlandırılamaz. Yerel çerçeveler ahlaki
birlik fikrini tahrip eder.
Yerel
ideolojilerin insanlık ailesinin kazanımlarıyla,
düşünsel, entelektüel, kültürel birikimiyle ilgisi
bulunmadığı için, bu ideolojiler, yerel unsurları yerel
sürüler haline getirirler. Bu tür toplumlarda kitleler,
bir şeylerin mahiyetini, içeriğini, anlamını kavrama
imkanına sahip olmadan, her şeyi propaganda yoluyla,
peşin resmi yargılara koşullandırılmak suretiyle
benimser. Yerel ideolojiler bir anomali durumunun sonucu
olarak ortaya çıktıkları için, entelektüel açıdan hem
tutarsız, hem de sefalet içerisindedir. Yerel, ulusal,
ırkçı ideolojilerin insanlık çapında bir entelektüel ya
da düşünür yetiştirdiği görülmemiştir. Özgür toplumlar,
düşünsel, kültürel ve entelektüel ufukların, ideolojik
kısıtlamalara maruz kalmadığı toplumlardır. İdeolojik
putları ve putperestlikleri olan toplumlarda, evrensel
anlamda hiç bir olumlu gelişme yaşanamaz.
Yerel
ideolojiler sürü içgüdüsü ile hareket ederler. Yerel
ideolojilerin egemen olduğu toplumlarda ideolojik ve
bürokratik aygıtlar bireylerin beyinlerini aynı kalıba
dökerek, bireylerin düşünsel ve ruhsal özgürlüklerini
yok ederler. Böylece bireyler, hayatı değerli kılan,
anlamlı kılan şeylerden yoksunlaştırılırlar. Aynı
şekilde, mekanik dünya görüşlerinin egemen olduğu,
yalnızca maddi amaçları olan toplumlarda da hayatı
değerli kılan, düşünsel, entelektüel, ruhsal
özgürlüklere yer yoktur. Maddi varlığı ve zenginliği
esas alan uygarlıklar ve mekanik dünya görüşleri insani
alana, insani dünyaya değer vermezler. Yerel
ideolojilerle sınırlı bir insanlık anlayışı, diğer
halklara karşı olumsuz duygular taşır, insani değerler
içeren hiçbir kültür ve uygarlık, diğer kültür ve
uygarlık dairesi içerisinde bulunan halkları aşağılamaz
ve küçümsemez.
Kültürel,
entellektüel, manevi, edebi uğraşlara, amaçlara,
etkinliklere, ihtiyaçlara yabancı kalan, yalnızca
biyolojik ihtiyaçlara cevap veren, insani değerlere
değil de, ekonomik değerlere öncelik ve ağırlık veren,
ekonomik çıkarlar için bütün kötülükleri mübah sayan,
mekanik kültür ve uygarlıklar insani dünyaları,
ilişkileri, yönelişleri silip süpürüyor, yakıp yıkıyor.
Bütün enerjilerini maddi imkanlarını iyileştirmek için
harcamak zorunda bırakılan toplumlarda, maddi uğraşlar
ve alanlar dışında, büyük etkinliklere yer bulunamıyor.
Bu tür toplumlarda algılarda büyük bir yozlaşma,
kısırlaşma yaşanmaktadır.
Büyük
endüstriyel güçler, büyük çıkarlar için insanlığı
felakete sürüklemekten çekinmiyor. Küresel büyük
politikaları, büyük endüstriyel güçler belirliyor. Büyük
endüstriyel güçlerle, egemen siyasal güçler iç içe
geçmiş durumdadır. Bugün küreselleşme hareketleri de,
büyük endüstriyel güçler tarafından yönlendirilmektedir.
Olayların
herkes tarafından gözlemlenebilen dış tezahürlerinden
çok, olayları hazırlayan büyük dönüşümleri, tarihsel,
düşünsel, içsel temelleri görmek gerekir.
Spekülasyonlara dayalı politik ve ideolojik söyleme
mahkum olmamalı ve yüzeylerin altındakileri görmeye
çalışmalıyız. İlgilerimizi teorik bir çerçevede
tutmaktan sakınmalı, fiili pratikler halinde
somutlaştırmalıyız. Hayatımız, ilişkilerimiz, tarzımız,
tavrımız, neye, nasıl, ne kadar inandığımızın açık bir
göstergesidir.
Hayatımız ve
söylemimiz bir model teşkil edecek şekilde bir bütünlüğe
sahip olmalıdır. Hayatı ve söylemi arasında bir bütünlük
kuramayanlar kişi olamazlar, birey olamazlar, karakter
olamazlar. Dayatılmış düşünce biçimlerine, dayatılmış
söylem ve ölçütlere direnmek, kendi başımıza düşünme ve
üretme özgürlüğünü muhafaza etmek kişi ve birey olmanın
ilk şartıdır. Günümüzde algılama biçimlerini
değiştirmeye yönelik, hem yerel anlamda, ben de küresel
anlamda ciddi bir sansürle karşı karşıya bulunuyoruz,
Bütün özgürlük hareketlerini, özgür düşünce yollarını
engellemeye yönelik küresel bir buyurganlık, ABD
çıkarlarına göre şekillenmiş çok özel tanımları bütün
bir insanlığa dikte ediyor.
İslam,
birlikte yaşama ahlakının, bilincinin, duyarlığının
zirvesidir. İslam, insan ve insanlık ilişkilerini en
geniş anlamda düzenleyen bir yaşama sanatının adıdır.
İlahi ölçülere yabancılaştırılan insan, insani olan her
şeye yabancılaşır.
© 2002 İktibas
|