Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 278  Mart 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce

İKÖ-AB Forumu  

Salat’ın Namaz’a Dönüşümü

UZAKTAN KULAĞA HOŞ GELEN DAVULUN SESİ... 

Arkaik Çerçeveleri Aşmak 

Öze Dönüş 

İçmeden Sarhoş Olmak   

Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

Arkaik Çerçeveleri Aşmak

Atasoy MÜFTÜOĞLU

 

İslam, insanı her hangi bir etnik aidiyete, renge, sınıfa, topluluğa ve topluma karşı değil, insanlığa karşı sorumlu, duyarlı ve ilgili kılan bir anlayış ve bilinç getirmiştir, İslam, günümüzde de, bütün dünyada, etnik sınırları, saplantıları, bağnazlıkları, karşıtlıkları, çatışmaları ve gerilimleri aşmak için olağanüstü çabalar harcıyor. İslam’ın bu güzelliği ve hassasiyeti nedeniyle, belli bir ulus, belli bir ırk, belli bir hizip, grup ve toplum, çıkarları için İslam’ı bir malzeme haline getiremez.

İnsanlığın dünyası çok kültürlü ve çok uygarlıklı bir dünyadır. Bu açıdan, bütün bir insanlığı temsil edebilecek bir anlayışın inşası için, etnik merkezci, Avrupa ya da Amerika merkezci yaklaşımlar yerine, insanlık merkezci dünya görüşlerine yönelmemiz gerekir. Tarih boyunca her dönemde, yerel, ulusal, ulusçu, ırkçı ideolojiler, kültürler, her zaman otoriteryen tavırlar, ilişkiler ve kurumlar üretmişlerdir.

Yerel ideolojiler, yerel sınırlar dışında hiç bir çekiciliği, etkisi, yankısı ve önemi olmayan, dar açılara, dar görüşlere sahiptirler. Hiç bir yerel ideoloji, hiç bir zaman insanlığın umurunda olmamıştır. Yerel ideolojilere dayalı yerel saplantılar bütün toplumlarda geliştirdikleri vehimler ve korkular nedeniyle özgürlüklere zarar verirler. Tek bir sınıfa, tek bir renge, tek bir etnik topluluğa hitap eden her dünya görüşü, her ne suretle olursa olsun büyük adaletsizliklere neden olur. Tek bir etnik topluluğa hitap eden bir dil, tek bir etnik topluluğa hitap eden sanat, edebiyat, düşünce ve kültür hareketleri insanlığın sesi ve ufku olamaz.

Her adaletsizlik, her eşitsizlik, her karşıtlık bir şekilde telafi edilmesi güç kötülüklere neden olur. Dünyayı yalnızca kendi uluslarının, renklerinin çıkarlarına göre tek taraflı olarak düzenlemek isteyen, dünyanın ve insanlının sorunlarnı kendi çıkarlarına indirgeme kolaycılığı ve fırsatçılığı sergileyen, bu nedenle de öteki'ne her tür zararı vermekten çekinmeyen ideolojiler ve kültürlerle bir uzlaşmaya ve işbirliğine gidilemez. İnsanlık ailesi nezdinde bir itibarı bulunmayan yerel ideolojiler evrensel insanlık durumuna yabancıdır. Yerel ideolojiler kısa görüşlü, yozlaştırıcı, bencil, içe dönük, popülist, savunmacı ve saldırgan bir geleneği temsil ederler.

Düşünce hareketleri, fikir hareketleri, bilim hareketleri, sanat ve edebiyat hareketleri, entelektüel hareketler bir milliyetle sınırlandırılamaz. Yerel çerçeveler ahlaki birlik fikrini tahrip eder.

Yerel ideolojilerin insanlık ailesinin kazanımlarıyla, düşünsel, entelektüel, kültürel birikimiyle ilgisi bulunmadığı için, bu ideolojiler, yerel unsurları yerel sürüler haline getirirler. Bu tür toplumlarda kitleler, bir şeylerin mahiyetini, içeriğini, anlamını kavrama imkanına sahip olmadan, her şeyi propaganda yoluyla, peşin resmi yargılara koşullandırılmak suretiyle benimser. Yerel ideolojiler bir anomali durumunun sonucu olarak ortaya çıktıkları için, entelektüel açıdan hem tutarsız, hem de sefalet içerisindedir. Yerel, ulusal, ırkçı ideolojilerin insanlık çapında bir entelektüel ya da düşünür yetiştirdiği  görülmemiştir. Özgür toplumlar, düşünsel, kültürel ve entelektüel ufukların, ideolojik kısıtlamalara maruz kalmadığı toplumlardır. İdeolojik putları ve putperestlikleri olan toplumlarda, evrensel anlamda hiç bir olumlu gelişme yaşanamaz.

Yerel ideolojiler sürü içgüdüsü ile hareket ederler. Yerel ideolojilerin egemen olduğu toplumlarda ideolojik ve bürokratik aygıtlar bireylerin beyinlerini aynı kalıba dökerek, bireylerin düşünsel ve ruhsal özgürlüklerini yok ederler. Böylece bireyler, hayatı değerli kılan, anlamlı kılan şeylerden yoksunlaştırılırlar. Aynı şekilde, mekanik dünya görüşlerinin egemen olduğu, yalnızca maddi amaçları olan toplumlarda da hayatı değerli kılan, düşünsel, entelektüel, ruhsal özgürlüklere yer yoktur. Maddi varlığı ve zenginliği esas alan uygarlıklar ve mekanik dünya görüşleri insani alana, insani dünyaya değer vermezler. Yerel ideolojilerle sınırlı bir insanlık anlayışı, diğer halklara karşı olumsuz duygular taşır, insani değerler içeren hiçbir kültür ve uygarlık, diğer kültür ve uygarlık dairesi içerisinde bulunan halkları aşağılamaz ve küçümsemez.

Kültürel, entellektüel, manevi, edebi uğraşlara, amaçlara, etkinliklere, ihtiyaçlara yabancı kalan, yalnızca biyolojik ihtiyaçlara cevap veren, insani değerlere değil de, ekonomik değerlere öncelik ve ağırlık veren, ekonomik çıkarlar için bütün kötülükleri mübah sayan, mekanik kültür ve uygarlıklar insani dünyaları, ilişkileri, yönelişleri silip süpürüyor, yakıp yıkıyor. Bütün enerjilerini maddi imkanlarını iyileştirmek için harcamak zorunda bırakılan toplumlarda, maddi uğraşlar ve alanlar dışında, büyük etkinliklere yer bulunamıyor. Bu tür toplumlarda algılarda büyük bir yozlaşma, kısırlaşma yaşanmaktadır.

Büyük endüstriyel güçler, büyük çıkarlar için insanlığı felakete sürüklemekten çekinmiyor. Küresel büyük politikaları, büyük endüstriyel güçler belirliyor. Büyük endüstriyel güçlerle, egemen siyasal güçler iç içe geçmiş durumdadır. Bugün küreselleşme hareketleri de, büyük endüstriyel güçler tarafından yönlendirilmektedir.

Olayların herkes tarafından gözlemlenebilen dış tezahürlerinden çok, olayları hazırlayan büyük dönüşümleri, tarihsel, düşünsel, içsel temelleri görmek gerekir. Spekülasyonlara dayalı politik ve ideolojik söyleme mahkum olmamalı ve yüzeylerin altındakileri görmeye çalışmalıyız. İlgilerimizi teorik bir çerçevede tutmaktan sakınmalı, fiili pratikler halinde somutlaştırmalıyız. Hayatımız, ilişkilerimiz, tarzımız, tavrımız, neye, nasıl, ne kadar inandığımızın açık bir göstergesidir.

Hayatımız ve söylemimiz bir model teşkil edecek şekilde bir bütünlüğe sahip olmalıdır. Hayatı ve söylemi arasında bir bütünlük kuramayanlar kişi olamazlar, birey olamazlar, karakter olamazlar. Dayatılmış düşünce biçimlerine, dayatılmış söylem ve ölçütlere direnmek, kendi başımıza düşünme ve üretme özgürlüğünü muhafaza etmek kişi ve birey olmanın ilk şartıdır. Günümüzde algılama biçimlerini değiştirmeye yönelik, hem yerel anlamda, ben de küresel anlamda ciddi bir sansürle karşı karşıya bulunuyoruz, Bütün özgürlük hareketlerini, özgür düşünce yollarını engellemeye yönelik küresel bir buyurganlık, ABD çıkarlarına göre şekillenmiş çok özel tanımları bütün bir insanlığa dikte ediyor.

İslam, birlikte yaşama ahlakının, bilincinin, duyarlığının zirvesidir. İslam, insan ve insanlık ilişkilerini en geniş anlamda düzenleyen bir yaşama sanatının adıdır. İlahi ölçülere yabancılaştırılan insan, insani olan her şeye yabancılaşır.

 

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin