Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 278  Mart 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce
Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

Dinlerarası Diyalog-I

 

Yunanca dialogos kelimesi fransızca’ya dialogue olarak geçmiş, Türkçe’de diyalog olarak kullanılmaktadır. Karşılıklı konuşma demektir. Kişiler ya da, ideolojik, siyasi taraftarlarla karşıtları arasında, ayrılık konuları üzerinde bir anlaşmaya, geçici veya kalıcı bir uzlaşmaya varmak için görüşüp konuşmaya, ilişkiler geliştirmeye diyalog denmektedir.

"Dinler arası diyalog" ise, adından anlaşıldığı üzere, farklı ırk ve kültürlerden, değişik inanç, kanaat ve siyasi anlayıştan insanların bir araya gelerek kavga etmeden birbiriyle konuşması, belirli ortak ilkeler / ana başlıklar üzerinde uzlaşma arayışları; birbirlerine hoşgörüyle bakarak, ortak meseleler etrafında konuşup tartışma ve işbirliği yapmaları olarak tanımlanmaktadır.

Diyaloğu istenen "dinler", kronolojik sıraya göre, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’dır. Bu üç dinin diyaloğu meselesi nereden çıktı, buna geçmeden önce, "dinler arası diyalog" faaliyetlerinin tarihi geçmişini kısaca incelememiz kaçınılmazdır.

Dinler arası diyalog konusunda kalem oynatanlar, dinler arası diyalog sürecini peygamber zamanına kadar götürmekte, Kur’an’ın (Al-i İmran, 64 gibi) kimi ayetlerini de buna delil olarak sunmaktadırlar. Fakat bu gönderme, benzer konularda olduğu gibi, Kur’an’ı, batıl bir davaya alet etmekten öte bir şey değildir. "Dinler arası diyalog" olgusu, misyonerik bir geçmişe sahiptir ve Hz. Peygamber dönemine kadar uzanmaz. İslamın ilk döneminden başlamak üzere [Yahya ed-Dımaşki (ö.754), bilahare Musa b. Meymun (Maymonides) (ö.1204) vb..] pek çok ehli kitap bilgini en başta Kur’an’ı eleştirmişler, müslümanlar da onlara cevap vermişlerdir. Ortaçağda Başpiskopos’un sarayında Hristiyan-Müslüman-Musevilerin tartışmak için bir araya geldikleri bilinmektedir. Ayrıca, İbn Rüşd, Farabi ve St. Thomas birbirlerini etkilemişlerdir. Bütün bunlar diyalog değilse, diyalog nedir?

"Dinler Arası Diyalog" faaliyetleri, Judeo-Hristiyan medeniyetinin ciddi bir düşman olarak gördükleri İslam’ı bertaraf etme planlarının bir gereği olarak başlamıştır. Aslında Yahudi ve Hristiyan medeniyetinin İslam’a düşmanlığı, Hicret takvimiyle yaşıttır. Medine İslam devleti belirli aralıklarla, en ciddi badireleri Yahudilerle ve Hristiyan Bizans’la atlatmıştı. Fakat mü’minler topluluğunu bertaraf edememişlerdi. Batılıların İslamı ve müslümanları düşman olarak görmelerinin en önemli bir nedeni de, sömürgecilik ve misyonerlik hizmetlerinin müslümanlar tarafından engellenmesidir. (Norman Daniel) Edinburg’da islami çalışmaların kurucusu olan Sir William Muir 1897’de "Muhammedanizm Hristiyanlığın yegane, en açık en tehlikeli düşmanıdır" diyor, "yalancı peygamber (Muhammed) bizim karanlık ülkemizin tanrısı olabilir mi?" sorusuyla öfkesini dışa vuruyordu.

Misyonerler 1950’lerde dünyanın 25 büyük şehrinden 18’inin büyük çoğunlukla hristiyanlarla dolu olduğunu biliyorlar, 2000’lerde 17’sinin, büyük çoğunluğu Hristiyan olmayanlarla, yani müslümanlarla doldurulacağını; bunun ötesinde bu süper islami merkezlerin islami neo-fundamentalizmin yatağı olacağını var sayıyorlar. Öyleyse, söz konusu 2000’li yıllar gelmeden önce mutlaka bir şeyler yapılmalıydı ve de yapılmaktadır...

Kültürler arası ve dinler arası diyalog konularıyla ilgilenen ilk isimler (mesela Paul F. Knitter) "Dünya Misyonerleri Topluluğu" gibi teşkilatların üyesidirler. Esas olarak dinler arası diyalog faaliyetini başlatan, Katolik kilise Vatikan’dır. Vatikan’ın üç yıl içinde (1962-1965) gerçekleştirdiği ünlü II. Vatikan Konsili dinler arası diyalog çalışmaları açısından çok önemlidir. Dinler arası diyalog faaliyetleri bu konsilden sonra ciddi bir ivme kazanmıştır.

II. Vatikan konsilini 1962 yılında, Türkiye’de uzun yıllar kalmış, Türk ve müslüman dostu olarak lanse edilen Papa XXIII John tertip etti. Doğrusu Türkler(!) de bu Papa’yı çok sevmiş olmalı ki, bu zatın 2000 yılında aziz ilan edildiği törene Türkiye’nin Kültür Bakanı da katılmış, hatta İstanbul’daki Vatikan Büyükelçiliği’nin bulunduğu sokağın adı değiştirilerek oraya, Papanın kardinallik adı verilmiştir. II. Vatikan Konsili’nde dinler arası diyalog çalışmalarının yapılmasına karar verilmiş ve bir dinler arası diyalog sekreteryası kurulmuştur. Kararları 1965 yılında açıklanan bu konsilde Vatikan ilk kez "Hristiyanlık dışında kurtuluşun olabileceğini" resmen kabul etmiştir. Bu karar, Kilise’nin artık müslümanları da "kurtuluşa erebilecek olanlar" zümresinden sayması anlamına gelmekteydi. II. Vatikan deklarasyonunda (Nostra Aetate) Hristiyanlarla müslümanların aynı ezeli ve ebedi, bağışlayıcı ve her şeye kadir v.d. bir tek Tanrı’ya ibadet ettikleri vurgulanmaktadır. Hemen arkasından ise, "Her ne kadar İsa’yı tanrı olarak kabul etmeseler de O’na bir peygamber olarak büyük saygı gösterirler. O’nun bakire annesi Meryem’e de aynı şekilde hürmet ederler..." kararıyla, müslümanları ilk kez "hidayet" çerçevesi içine dahil ediyorlardı. Oysa Hristiyanlarla müslümanların "aynı tanrıya ibadet ettiği" doğru değildir. Bunu Kilise bildiği için 1965 yılına kadar müslümanları dalalette görmüşlerdi. Bu metinde İsa’nın Allah’ın oğlu olduğu ve teslis inancı aynen muhafaza edilmiş, müslümanlar bu akideyi kabul etmemelerine rağmen "hidayette olabilirler" çerçevesine dahil edilmiştir! 1992 yılında Vatikan bir Katolik Kilisesi ilmihali yayınlamış, orada,  İslamın tanındığı, hatta tevhidi mesajlar taşıdığı şeklinde lütufkar ifadelere yer verilmiştir.

II. Vatikan Konsilinde farklı dinlerle iyi ilişkiler kurmak konusunda karar alınmıştı. Alınan kararlar gereği Papa tarafından 1964'te Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası kuruldu. 1988'de bu kurum "Papalık Dinler Arası Diyalog Konsili" (PCID) adını aldı. Dinler arası diyalog aktiviteleri çerçevesinde Vatikan'a bağlı Arap-İslam Araştırmaları Enstitüsü tarafından 1974'ten beri "İslamochristiana: Dirâsetun İslamiyyetun Mesîhıyye" adıyla, her yıl bir sayı yayınlanan bir dergi çıkartılmaktadır.

1970’de Japonya’nın Kyoto şehrinde dünyanın bütün büyük dinlerinin mensupları "bizi birleştiren şeyler bizi ayrıştıran şeylerden daha önemlidir" anlayışıyla "Dünya Dinleri Barış Konferansı"nda bir araya geldiler. Alınan ortak kararlar özet olarak şunlardı: İnsanlık ailesi birdir tüm insanlık eşittir ve haysiyetlidir; bireylerin şuurları masundur; insan toplumu değerlidir; güç her şeyi haklı hale getiremez; sevgi merhamet, ruhun iç samimiyeti vs. nefret, düşmanlık ve menfaatten daha önemlidir; zengin ve zalime karşı mazlumun yanında olmalıdır; iyi niyet zafere ulaşacaktır.

1974’de kurulan Müslüman-Yahudi-Hristiyan Konferansı Teşkilatı, biri 1975’de İtalya’da, diğeri 1977’de Lizbon’da olmak üzere iki uluslar arası konferans gerçekleştirmiş. İlki, "Gıda/Enerji ve Büyük Dinler", ikincisi de "Dünya Dinleri ve Yeni Dünya Düzeni" konusunu tartışmış.

Amerikan Din Akademisi New York’da 1979’da  sıra dışı bir toplantı gerçekleştirmiş. Akademiye bağlı İslami Araştırmalar Komitesi ABD’deki Yahudi, Hristiyan ve Müslüman akademik çevreleri, diyaloga teşvik ediyor. Daha sonra bu kollokyum Müslüman-Hristiyan-Yahudi Konferansı adını alıyor.

Amerikan Din Akademisi İslami Araştırmalar Grubu (Başkanı İsmail R. Faruki) 1979 yılında "İbrahimi Dinlerin Trialogu" başlıklı bir sempozyum düzenlemiş. Üç dinden üçer dinbilimci davet edilmiş. Bu Konferansın açış konuşmasını yapan Vatikan eski Kardinali Sergio Pignedoli konuşmasına Tevrat’tan (Tekvin: 17/4) aldığı "Sen pek çok milletin babası olacaksın" sözüyle başlıyor. İleriki cümleleri arasına şu sözleri yerleştiriyor: "İsrail Kavmi ‘Tanrının Kavmi’ ünvanından hoşlanır ve ezeli ve ebedi tanrı’nın ona bahşettiği bu onuru azaltmak hiçbir surette benim niyetim değildir." Kardinal Sergio, tıpkı II. Vatikan kararlarındaki gibi, müslümanların, Hristiyanların teslis, enkarnasyon ve İsa aracılığıyla kurtuluş teorisini benimsemediklerini, İncilin tamamını kabul etmediklerini, ama yine de hristiyanları monoteist saydıklarını sitayişle anıyor(!) Burada Kur’an’dan 16/125 ve 2/62, 5/48, 42/15, 2/148 gibi ayetleri okuyor ve kendince anlamlar çıkartıyor.  Peşinden şöyle diyor: "Geçmişteki ihtilafları telafi etmek için yürümemiz gereken yolu Papa XXIII. John, VI. Paul ve II. John Paul; Jule İsac, Massignon, Kardinal Bea gibi alimler göstermişlerdir!"

Hristiyan-Müslüman diyalogunda 1974’de Libya’da gerçekleştirilen Tripoli konferansına gelinceye kadar bütün atakları Hristiyan alemi (Vatikan) yapmıştır. Tripoli konferansı da Vatikan ve diğer bazı Doğu Hristiyan kiliseleri ile değişik bölgelerden müslümanlar tarafından tertip edilmişti. Fakat bu kez hiç değilse ev sahibi müslümanlardı ve bunun için toplantı fiyasko ile neticelenmiştir.

1981 Yılında Vatikan’ın Türkiye (dînî) temsilcisi olan Monsenyör Pierre Dubois ile, öğrencisi Niyazi Öktem 1983 yılında İstanbul’da "Aristo ve Akdeniz kültürü" başlıklı bir dinler arası diyalog toplantısı düzenlemiş. Toplantıda sunulan tebliğleri Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü yayınlamış.

Avrupa Komisyonu, Kasım 1995 tarihinde Toledo'da organize ettiği buluşma ile üç dinin temsilcilerini bir araya getirmiştir.

1990 Yılında dinler arası diyalogla uğraşan, onursal başkanlığını Ahmet Mumcu’nun yaptığı Noel Baba Vakfı ortaya çıkıyor. Bu vakıf, Kilisede düzenlediği Rum Ortodoks ayininden (6 Aralık 1996) sonra Niyazi Öktem’in "henüz Hz. Muhammed peygamber bile değilken Anadolu’da tek tanrılı dini yayan, bir Anadolu ereni, bir veli kabul edilmesi gereken" dediği Aziz Nikolas’ın ruhuna yasin okutma başarısını gösteriyor! Aynı yıl Noel baba etkinliklerine Abdurrahman Dilipak ve ZAMAN’dan bazı yazarların katılması Niyazi Öktem’in övgüsünü kazanıyor!

Bu esnada Rum Ortodoks kilisesi, Patrik II. Bartholomeos aracılığıyla diyaloğu genişletme çabalarını sürdürürken derin devletin bir kanadının şimşeklerini üzerine çekiyorsa da, aynı dönemde Fethullah Gülen’in Bartholomeos ile bir görüşme yapması herhalde derin şimşekleri yumuşatmış olmalıdır. Bilahare Fethullah Gülen Papa’yı ziyarete gitmişti.

Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV) gibi "içerden" bazı teşkilatların yanısıra birtakım Hristiyan kişi ve kuruluşlar "sivil toplum örgütleri" adı altında diyalog çalışmalarını hızlandırdılar. Süryani Kadim Kilisesi İstanbul Metropolit’i; Yahudi Cemaatinden bazı din adamları, Ermeni kilisesinden Mesrop Mutafyan, Fethullah Gülen vb.. simalar diyalog toplantılarının "daimi kontenjan" üyeleriydi...

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ve vakfın onursal başkanı M. Fethullah Gülen’in bayraklaştırdığı "Hoşgörü ve Diyalog" anlayışı, vakfın 1995 yılı Ocak ayında Çırağan otelinde düzenlediği "muhteşem" bir törenle başlatılıyor.

Aralık 1996’da gerçekleştirilen Noel Baba etkinliklerine 500. yıl vakfı gibi bir Musevi teşkilatın yanı sıra, "müslüman ve sünni kesimi", ZAMAN gazetesi temsil ediyor.

1997 Haziran’ında İstanbul Hilton Oteli’nde GYV tarafından "Medeniyetler Arası Diyalog Kongresi" düzenleniyor. Aynı vakıf aynı Otelde 25 Aralık 1997 günü "Ulusal Uzlaşmaya Teşvik Gecesi" düzenliyor ve başta Süleyman Demirel olmak üzere pek çok sanatçı ve siyasiye ödül veriyor.

GYV, ilki 1998 Haziran’ında olmak üzere Bolu’nun Abant ilçesinde, ilk kez dergimiz tarafından "Abant Konsili" olarak adlandırılan Abant Toplantılarını düzenledi. Bu ilk buluşmanın başlığı "İslam ve Laiklik" idi. Dördüncüsü 2001 yılında yapılan "geleneksel Abant toplantıları"nın önümüzdeki yıllarda devam edeceği beklenmektedir. Bu toplantılar uzlaşma, diyalog, bir arada yaşama, dini çoğulculuk, öteki, İslam ve laiklik, islam ve demokrasi gibi konu ve kavramları tartışıp, İslam’la uzlaşması mümkün olmayan kavramları uzlaştırma, İslam inancını flulaştırma işlevini yerine getirdi.

Bu arada devletin resmi dini mercii de diyalog için kolları sıvamıştı. Diyanet İşleri Başkanlığı 1993 yılında I. Din Şurası’nı düzenledi. Bu şurada dinler arası diyalog toplantıları düzenlenmesi önerildi. Kasım 1998’de, adıyla ve sanıyla II. Vatikan Konsili’ne benzeyen II. Din Şurası’nı tertip etti. Şura’ya 32 ülkeden 235 ruhani ve bilim adamı katıldı. Ermeni Patriği hariç, Türkiye’deki tüm Ruhani liderler bu şurada konuştular. Vatikan’dan bir kardinal katıldı. Türkiye’den, Milli Güvenlik Kurulu ve Genelkurmay'dan da temsilciler bulunuyordu. Fakat "II. Din Şurası"na bakın ki, basının ifadesiyle, "İslamiyetle ilgili tartışmalara son noktayı koymayı amaçlayan" Diyanet İşleri Başkanlığı, Şura'ya radikal islamcıları davet etmemişti. Yani "radikal islamcılar" Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler kadar bile diyaloğa layık görülmemişlerdi! İşte dinler arası diyalog buydu! Buna rağmen Şura’nın üç ana başlığından ikincisi, "Dinler Arası Diyalog" idi. Şura’da "Dünyamızı yaşanabilir hale getirmenin ve barış içinde yaşamanın tek yolu bizim dışımızdakilerin dini inançları ile örf ve adetlerini ne acımasızca tenkit etmek, ne de kendi inanç ve değerlerimizi bir tarafa bırakarak onları taklit etmektir" deniliyordu. II. Vatikan Konsili’ni 33 sene geriden takip eden Şura’nın sonuç bildirgesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde bir "Dinlerarası Diyalog Genel Sekreterliği" kurulması kararı yer almıştı.

Alınan kararlara göre, hiçbir dinin propagandası yapılmayacaktı! Din mensupları, farklı dinlere karşı taassuptan ve önyargıdan uzak kalmaya davet ediliyor, din ve milliyet farkı gözetilmeden, insan hakları, özellikle de din ve vicdan hürriyeti konusunda, haksızlığa uğrayan milletlerin ve toplulukların yanında yer almanın gerekliliği üzerinde duruluyordu. Ayrıca gelecek yıllarda Türkiye’de İbrahimî dinlerin dünü, bugünü ve geleceği ile ilgili bir toplantı düzenlenmesi karara bağlanmıştı. T.C. Turizm Bakanlığı’nın yürütmekte olduğu "İnanç Turizmi" projesine, ilgili dinler hakkında sağlam bilgiler verilmek suretiyle katkıda bulunulmanın gereği de alınan kararlar arasındaydı. Sonuç itibariyle II. Din Şurası’nda öne çıkan başlıklar Hristiyanlık ve Yahudiliğe saygı, hoşgörü, İbrahimi dinler kavramı ve inanç turizmi gibi belli başlı konulardı.

Şubat 1998'de de UNESCO Fas'ın başkenti Rabat'ta Kral II. Hasan'ın himayesinde Dinler Arası Diyalog toplantısı düzenledi.

Diyalog sürecine İstanbul Büyükşehir Belediyesi de katkıda bulunmaktaydı. Belediye tarafından 1998 yılı Mart ayında, "Kültürler Arası Diyalog" başlıklı bir sempozyum düzenlendi. Sempozyuma Türkiye içinden ve dışından pek çok Müslüman, Katolik, Ortodoks, Protestan, Musevi ve Zerdüşt bilim adamı, teolog, aydın ve uzman katıldı. Bunlar arasında bilhassa İstanbul Fener Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos, İstanbul Süryani Patriği Yusuf Çetin, Vatikan Temsilcisi Khalid Akesheh ve (1998 yılında) Vatikan’da Papa Jean Paul ile görüşen Fethullah Gülen ve M. Said Aydın hemen dikkat çeken isimlerdi. Daha önce Fas’ta Kral Hasan ve Ürdün’de Prens Hasan’ın girişimiyle tertip edilmiş bulunan bu sempozyumun, gerek "dinler arası diyalog" sürecine, gerekse "kültürler ve medeniyetler arası ilişkiler"in gelişmesine büyük bir katkı sağlamış olduğu söyleniyordu.

Fethullah Gülen’in ilk başta Türkiye içinde başlattığı, "dinler arası diyalog" girişimleri 1998 yılında Türkiye sınırlarının dışına taştı; Katolik Dünyasının Lideri Papa II. John Paul ve Kudüs Hahambaşısı Eliyahu Bakhsı Doron görüşmeleri ile zirveye ulaştı.

İlki Mayıs 1998 tarihinde Milano Üniversitesi’nde toplanan Türkiye dahil 8 ülkenin konu ile ilgili araştırma yapan öğretim üyeleri "Din-Devlet İlişkilerini Araştırma Derneği" adı altında bir çalışma sürecini başlattılar. Bu sempozyumun ikincisi GYV tarafından Ekim 1999’da İstanbul’da "Din-Devlet İlişkileri Sempozyumu" başlığı ile düzenlendi.

1999 Eylül’ünde İstanbul’da GYV’nca Osmanlı devletinin kuruluşunun 700. yıl dönümü referans gösterilerek, "Hoşgörü 700 Sempozyumu" düzenlendi. Sempozyumun bitiminde üç semavi dinin korolarından oluşan ortak ilahiler konserinden sonra, "gerçekten hem zihinler, hem de kalpler paslarından arındı" deniyordu.

1999’da Diyanet İşleri Başkanlığı bir "Dinler Arası Diyalog Merkezi" kurdu.

1999 yılı Mayıs’ında Aachen Bischöf Akademisi tarafından "Çatışma ve İşbirliği Arasında: Avrupa ve İslam" konulu bir toplantı düzenlendi.

Diyalog sürecinde dur durak bilmeyen GYV’nın diyalog sekreteryası başkanı M. Said Aydın ve Cizvit rahip Thomas Mitchel Urfa’da (akabinden İstanbul’da) Nisan 2000’de, Kültür ve Turizm bakanlıklarınca da destek gören "Uluslar arası Hz. İbrahim Sempozyumu"nu düzenledi. Görüldüğü üzere, Diyanet’in II. Din Şurası’nda alınan İbrahimi Dinlerle ilgili bir toplantı düzenleme kararını Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yerine getirmiştir. Toplantının üç ana başlığından biri de "Hz. İbrahim’in zengin mirası ışığında üç monoteist din arasında geliştirilmesi gereken diyalog, hoşgörü ve barış faaliyetleri" idi. Sonuç olarak bu sempozyumdan "Farklılıkların önemli bir kısmı asırlardır birikegelmiş cehaletten kaynaklanmaktadır" kararı çıkmıştı. Hz. İbrahim barışın ve diyalogun bir sembolü kabul edilmişti.

Mayıs 2000’de İstanbul’da aynı vakıf tarafından "Diyalog Avrasya Toplantıları"nın II.si düzenlendi. Vakıf yine Mayıs 2000’de İstanbul’da "Çeyrek Asrı Aşan Gurur Tablosu" ödül törenini düzenledi ve pek çok sanatçı, siyasetçi ve gazeteci-yazara ödül dağıttı.

Diyanet İşleri Başkanı M. Nuri Yılmaz Papa ile görüşmesinden sonra, İsrail baş hahamının ısrarlı daveti üzerine Kasım 2000’de İsrail’e gidecekti ki, İsrail-Filistin çatışmaları nedeniyle süresiz olarak ertelendi.

Dünya Kiliseler Birliği, Ortadoğu Kiliseler Birliği gibi kuruluşlar yoğun bir şekilde dinler arası diyalog etkinlikleri yapmaktadır. UNESCO 2000 yılında Aziz Pavlus’un memleketi olarak takdim edilen Tarsus’da tüm azınlıkları kucaklayan bir toplantı yaptı. Toplantı sonunda yayınlanan "Tarsus Deklarasyonu", temsilci tarafından rapor halinde Avrupa Konseyi’ne verildi. İşbu deklarasyon 2000 yılında düzenlenen uluslar arası diyalog toplantılarında, her fırsatta Avrupalılar tarafından gündeme getirildi ve Türkiye tebrik edildi.

Ağustos 2000’de Diyanet İşleri Başkanlığı, 47 dini liderin katıldığı IV. Avrasya İslam Şurası’nı tertip etti.

Eylül 2000 tarihinde "Hoşgörü Yılı ve İnanç Turizminde Göller Bölgesi" isimli sempozyum düzenlendi. 2001 Yılında, başta Abant olmak üzere pek çok toplantı yapıldı.

En son olarak 2002 yılı Şubat ayında İstanbul’da, Dışişleri Bakanı İsmail Cem İpekçi öncülüğünde İKÖ-AB Ortak Forumu adında, İslam ülkeleri ile Avrupa birliği Dışişleri bakanlarını bir araya getiren bir diyalog toplantısı düzenlendi. Bu toplantılar saymakla bitecek gibi değildir. Yapılan bütün toplantı ve temasların tam dökümü çıkartıldığında bu saydıklarımızın birkaç misli yer tutacağı çok aşikardır

Neşvü nema bulduğu kaynak Vatikan olan Dinler Arası Diyalog çalışmalarının hedef ve gayesi ne olabilir? Hristiyan Batı ve Yahudi dünyası gerçekten müslümanlarla diyalog içine girmek, onları anlamak, aralarındaki husumetleri gidermek istiyor olabilir mi?

Türkiye’de, başta Fethullah Gülen grubu, onun önemli organı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ve Diyanet teşkilatı olmak üzere "içerden" konuşan diyalogcuları çok genel hatlarıyla iki kategoride değerlendirmek mümkündür: Birinci kategorideki diyalogcular, söz konusu Vakıf ve DİB gibi, ne yaptığını bilen, belirli yerlere belirli vaadlerde bulunmuş, dolayısıyla diyalog faaliyetlerini belirli misyon gereği yerine getiren kişi ve kurumlardır. Anılan bu kuruluşlar bir anlamda kendi halkına karşı Yahudi-Hristiyan medeniyetinin misyonerleri gibidirler. Bu kategoride yer alan kişi ve kurumları iyi niyetli, müslümanların hayrına çalışan insanlar olarak görmek, siyasi körlüktür, dünyada ve Türkiye’de ne olup bittiğini görmemektir. Bir ihanet projesine "iyi niyetlidir" kaşesini vurmak, onu ihanet olmaktan çıkartmaz.

İkinci kategoride ise, bu rüzgara kendini kaptıran, siyasi bilgisi ve basireti ya hiç olmamış ya da dumura uğramış, akademik seralarda yetiştirilen süs bitkisi gibi, depolitize bir bilim hedefiyle yetiş(tiril)en din bilgini, ilim adamı, ilahiyatçı ünvanlı kişilerdir. Bu gruptakiler, çok saf bir şekilde, gerçekten Papalık kurumunun ve birtakım Masonik teşkilatların kendilerinin önderliğindeki bir İslami diyaloğa ihtiyaç duyduklarını zannetmektedirler. Birinci kategoridekiler, misyoner teşkilatlarıyla girişilen bir misyoner faaliyetinin, yani bir ihanet şebekesinin elemanları ise, ikinciler de bu ihanet şebekesinin ahmak dostları cümlesinden sayılmalıdır. Eskiden beri her tokmak vurucunun bir "hıh" deyicisi bulunur.

Devamı gelecek sayıda

 

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin