|
Çağdaş Kur’an Tanımı
Konuşmacı:
Prof. Dr. Mehmet PAÇACI
Ankara
Üniversitesi ilahiyat fakültesi hocalarından Prof. Dr.
Mehmet Paçacı Kur’an’ın Çağdaş Yorumu konusunda dergimiz
lokalinde özetle aşağıdaki konuşmayı yaptı. Şunu
öncelikle belirtmeliyiz ki Prof. Paçacı’nın konusunu
işlerken düşüncelerini zihinlere ters gelen bir tarzda
aktarmaya çalışması dinleyicilerce eleştiri konusu oldu.
Son
zamanlarda şu anda sahip olduğumuz Kur’an tanımı
üzerinde kafa yorduğunu ve bu konuda yoğunlaştığını
belirterek konuşmasına başlayan Paçacı, bu konuda
şunları söyledi: “Şu anda sahip olduğumuz Kur’an tanımı
daha doğrusu Kur’an’a bakışımız 150 yıl önceki tanımdan
farklı bir tanımdır. Bugünkü bakış 19.yy’ın başlarında
oluşmaya ve giderek yerleşmeye başladı. Aynı zamanda
Yeni İslam, Çağdaş İslam olarak da görülen bu anlayışın
önderliğini Cemalettin Afgani, Muhammed Abduh ve biraz
farklı olmakla beraber Reşit Rıza’lar yaptılar. Bu
anlayış İslam dünyasının batı karşısında çok ciddi
olarak yenilmesinin sonucunda kendisini gösteriyor. Aynı
zamanda bu Kur’an tanımı, oryantalizmin zirveye
ulaştığı, çok ciddi ürünler vermeye başladığı zamanla da
örtüşüyor.
Müslümanların, batı karşısındaki neden yenildiğine dair
sorulan soruya şöyle cevap veriliyor: İslam düşüncesi,
İslam geleneği burada suçludur. Çünkü batı ile mücadele
edebilecek bir İslam anlayışı üretmemiştir. (bu
İslamcıların söylemidir. Batıcılar, Türkçüler, Arap
Milliyetçilerinin söylemi daha farklıdır.) Dolayısı ile
geleneğin bir şekilde dışarıya alınması lazımdır. Çünkü
gelenek suçludur. Ona bir çok hurafe girmiştir. Bugün de
devam eden bir söylemdir bu. Hurafe girmiştir,
İsrailiyat girmiştir; İslam’a İslamın aslında olmayan
şeyler girmiştir ve dolayısıyla İslam bozulmuştur. O
zaman ne yapmak gerekir; Saf İslam, gerçek İslam’ı
bulmamız lazım. O zaman şöyle bir beklenti var. Gerçek
İslam’ı bulduğumuz zaman daha önce başarılı olduğumuz
gibi, dünya’da yine başarılı bir medeniyet
oluşturabiliriz. Bunun ideolojik olarak adı; ideoloji
dünyasında selefiliktir. İlk dönemlere gitmek,
katışıksız dönemlere gitmek, Kur’an‘a gitmek. Saf İslam,
Gerçek İslam Kur’an’ dadır. Böyle bir anlayış oluştu. Bu
anlayışla gelenek dediğimiz şeyi topa tutabiliriz. Bir
devrim olduğu zaman bir yerde, Türkiye‘de bu yaşandı,
bir devrim olduğu zaman geçmiş eleştirilir. Geçmişte
olan kötüydü, bu yenidir ve daha iyidir. İslamcılarda da
bu vardır. Abduh, Afgani v.s. başlayan çizgide gelenek
kötüdür. O zaman neye bakmamız lazım. Yenilere bakmamız
lazım. Saf bir İslam anlayışı ortaya koyuyoruz. Buna
bakıyoruz. Gelenek kötüdür, gelenek eskimiştir.
Böyle bir
anlayışta şunu görüyorum; burada protestan bir tutum söz
konusudur. Oryantalizmin protestanlık sonrasında ve
batıda gerçekleşen rasyonalist devrim sonrasında/
uzantısında aydınlanmacılık konusunda geldiği yer söz
konusudur. Müslümanlar ne yaptılar o dönemde, şu anda da
devam ediyor; ilk tartışmalarda da görebilirsiniz: Batı
bizi yendi. Dolayısıyla batı da güç var. Batıya karşı
koymak lazım. Fakat batıya nasıl karşı koyacağız? Batıya
karşı koyarken batı neyi, nasıl başardıysa bizim de öyle
yapmamız gerekir. Yani düşmanın silahıyla silahlanmak.
Batıda şöyle bir yaşanmışlık söz konusudur: Batı reformu
yaşadı, kiliseyi bir tarafa attı. Katolikliği bir tarafa
attı, protestanlığı gerçekleştirdi. Batıdaki gelişmenin
arkasında protestanlık var. Müslümanlara böyle söylendi.
Bu ne kadar doğru, aslında tartışma konusudur.
Müslümanlar bunu böyle algıladılar. Öyleyse ne yapmak
gerekir? Bizim de geleneği bir tarafa atmamız gerekir.
Çünkü gelenekte bir sürü sonradan katıştırma şeyler var.
Ne yapmamız lazım? Kur’an’a gitmemiz lazım. Kur’an bir
şekilde gerçek İslam’ı ortaya koyan kutsal kitaptır.
İslamcılığın
içerisinde çok çeşitli reaksiyonlar vardır. Geleneği bir
tarafa atmak, sonuna kadar eleştirmek. Bu eleştirilen
gelenek de aslında geleneğin kendisi değildir. Geleneğin
Çağdaşçı İslamcılık tarafından yapılan bir tanımına
yöneltilen bir eleştiridir bu. Siz, bir anlamda bir
öteki tesbit ediyorsunuz. Çağdaş İslamcılık için "öteki"
gelenek olmuştur; İslam geleneği olmuştur. Ama bu
"öteki"ni de çağdaş İslamcılık kendisi tanımlamıştır ve
"öteki"ne eleştiri yağdırmıştır.
Geçmişte ve
günümüzde Kur’an’a yaklaşımların, anlayışlara göre
olduğunu, bu konuda tasavvufçuların, fıkıhçıların
Kur’an’ı kendi anlayışlarının kitabı haline
getirdiklerini ve çağdaşçı İslamcıların da kendi
anladıkları İslam doğrultusunda Kur’an’ı böyle bir
platform olarak kullanmaya başladıklarını söyleyen Prof.
Paçacı, konuyu Abduh’la örnekleyerek şunları söyledi:
“Abduh, (Kur’an’ı) batı oryantalizmini yansıtan bir araç
olarak kullanmaya başlıyor. Ebabil kuşları (ya da ebabil
her neyse o), mikrop getiren yaratıklar haline geliyor.
Ya da cinler mikrop oluyorlar. Batı rasyonalizminin
yansımaları bunlar.”
Her anlayışın
bir şekilde Kur’an’ı kendisine platform yaptığını
söyleyen Prof. Paçacı, Kur’an’a nasıl bir anlayışla
yaklaşmak gerekir konusunda düşüncesini belirtmekten, ya
da hangi anlayışın doğru olduğunu ifade etmekten
kaçınarak mevcut anlayışları açıklamakla yetinmesi
dinleyicilerin beklentilerini cevapsız bırakmış oldu.
Paçacı hocanın son dönem Kur’ an anlayışı ile ilgili
tespitleri ise şöyleydi:
“20 yy.
ideolojiler dönemine gittiğimiz zaman, 1910’lardan
1940’lara kadar Seyyid Kutup’ta, Mevdudi’de Kur’an,
siyasal İslam ideolojisinin çıkarılabileceği,
üretilebileceği bir platform olarak görülür. Biraz daha
liberal İslamcılara baktığımız zaman, F. Rahman’da,
Kur’an’ın çok çeşitli yöntemlerle; özellikle tarihselci
yöntemle tüketilerek, Kur’an’da köleliğin olmadığının,
çıkarılmasını görürüz. Bu tartışma batının yönlendirdiği
bir tartışmadır. F. Rahman’a baktığımızda Kur’an da çok
evlilik diye bir şey olmadığı sonucuna varıyoruz. Oysa
ki Kur’an’ın çok evlilik, tek evlilik diye bir derdi
olduğunu, en azından tek evlilik diye bir derdi olduğunu
düşünmüyorum. Kölelik, Kur’an’da bir kurum olarak kabul
edilmiştir. Elbette ki onun da bir hukuku vardır.
Çağdaşçı İslamcılara baktığımız zaman bunlar modern
duruma uymadığı için İslam’da olmamalıdır. Bu kurumlar,
temel paradigma olarak kabul edilen batı karşısında
İslam’ın düşük görülmesine neden olduğu için bir şekilde
dışarıda tutulması lazımdır. Batı ileri olarak kabul
ediliyor ve ileri ne varsa Kur’an da vardır, geri ne
varsa Kur’an da yoktur yolu seçiliyor.
Son
dönemlerde gerçek İslam, Kur’an İslam’ı şeklinde
tartışmalar yapılmaktadır. Hermenötik açıdan baktığımız
zaman bir bireyin okuma süzgecinden geçen bir okuma, bir
yorum ne kadar nesnel olabilir? Bir insan bireyinin
zihninden geçerek aktarılan bir yorum ne kadar nesnel
olabilir? Tartışması ve sorusuyla karşı karşıyayız.
Gerçek İslam ya da Kur’an İslam’ı iddiasında bulunanlar
aslında sanki şöyle yapıyorlar, kendi anladıkları
İslam’ı bir şekilde Kur’an’ın İslam’ı gibi ortaya
koyuyorlar. Oysa ki Kur’an’ı açıp onu olduğu gibi
yansıtabilir miyiz? Benim düşünce dünyamdan, benim
zihnimden geçtikten sonra Kur’an‘da olan şeyi olduğu
gibi yansıtabilir miyim? Bu sonuç itibariyle şu noktaya
geliyor: Aşağıda bir olay olsa, bunu yüz kişi görse,
yüzü de farklı farklı anlatır. Peki gerçek nedir? Kur’an
da bir şey görüyoruz ve ona bu Kur’an İslam’ıdır
diyoruz. Aslında bu kendi fikir süzgecimizden geçirerek
yansıttığımız bir İslam’dır. O da aslında modern
paradigma ile belirlenen, içeriği de çerçevesi de
belirlenen bir dünya anlayışıdır.
Çağdaş İslam,
oryantalizmin ürettiği bir şeydir. Çok radikal, çok ters
gelebilir. Ama, biraz analiz ettiğimizde ortaya çıkan
sonuç budur. Bizim şu anda sahip olduğumuz Kur’an
tanımımız Kur’an’ı tüketme biçimimiz, Kur’an’ı kullanma
biçimimiz, Kur’an‘a bakışımız oryantalizm tarafından
yapılmış İslam tanımıdır. Çağdaş İslamcılık büyük oranda
oryantalizm tarafından belirlenmiş bir İslam
anlayışıdır.
Tarihselci
yönteme göre Kur’an da kölelik yoktur. Kur’an da kölelik
yoksa, tarihselci anlayış bir şeyleri atlıyor demektir.
Ya Ashap, peygamber de dahil Kur’an’ı anlamamıştı
Kur’an’ da kölelik yoksa eğer, Kur’an’ı anlamamıştı, ya
da ciddiye almamıştı. Kur’an köleliği kaldırmış olsa
bile, ya da kaldırma eğilimine doğru toplumu
yönlendirmiş olsa bile bunu ne Ashap anlamıştı ne de
Tabiin anlamıştı. Hiçbiri anlamamıştı Kur’an’ı. Ya da
Kur’an’ın söylediği bu şeyi ciddiye almamışlardı. Çok
evlilik için de aynı şey geçerlidir. F. Rahman onu
söylüyor. Çok evlilik Kur’an da geçersiz kılınmıştır
diyor. Neden? Çünkü ne kadar isterseniz isteyin adaleti
sağlayamazsınız diyor. Bundan yola çıkarak, Kur’an’ da
çok evlilik yoktur diyor. Eğer F. Rahman doğruysa şunu
sormak gerekir: bu ayet o dönemde nasıl anlaşıldı? Eğer
F. Rahman doğruysa peygamber de dahil ashap ve tabiin bu
ayeti anlamadılar. Ya da anladılar da işlerine gelmediği
için uygulamadılar. Böyle bir anlayış ortaya çıkıyor.
F.Rahman’ın kaygısı modern paradigmaya bir şekilde uyum
göstermektir.”
Prof.
Paçacı’nın bu değerlendirmelerine katkı ve eleştiri
bağlamında bir dinleyici şunları söyledi: “bence
İslamcıların kategorize edilmesi konusundaki yaklaşım
doğru değil. Ayrımı doğru yapmazsak, birçok yanlış
değerlendirmeye kapı açılabilir. Mesela F.Rahman ve S.
Kutup her ikisi de İslamcı mıdır? Kesinlikle bence
değildir. F. Rahman İslamcı değildir. Nedeni, kendisini
İslamcı olarak tanımlamamıştır. Çünkü kendisinin
önerdiği model, İslami model değildir. Önerdiği model
bir nevi modernizmi içermektedir. Bunu Seyyid Kutup
İslamcılığına uyarlamak biraz zor. Kullandığı
kavramların bir kısmı aynı olabilir. Bu konuda sürekli
bir kargaşa yaşanıyor. Bunu radikal İslamcılar ve
modernist müslümanlar olarak ayırmak lazım aslında.
İkisinin kullandığı kavramlarda ortak yönler, hatta
ortak tanımlamalar olduğu söylenebilir. Ancak bunların
yöntemlerine baktığımız zaman, kanaatimce iki farklı
ekol olduğu tesbiti yapılmalıdır. Özellikle Seyid Kutup
İslamcılığında aklın klasik anlamda bir araç olarak
kullanıldığını görüyoruz. Örneğin el kesilmesi konusunda
F. Rahman’ın modernizme uyarlamak için bir takım
yorumlar yaptığı biliniyor. Fakat S. Kutup tamamen
farklı bir şekilde el kesilmesinin uygulanması
gerektiğini söylüyor. Tefsirine bakıldığında
görülecektir ki hırsızlık eğiliminde olan kimseyi
engellemek için bundan daha etkin bir ceza olamaz diyor.
İkisi de aklı kullanıyor fakat F. Rahman’ın
modernizmindeki akılcılık S. Kutup’taki aklın
kullanımında farklıdır. S. Kutup’unki klasik aklın
kullanımına yakındır. O da klasik fıkıhçılardan çok
farklı değildir. Bu iki duruşu aynı görmek işin
tabiatına uygun düşmüyor kanaatindeyim” şeklindeki
tamamlayıcı itirazını Paçacı hoca şöyle yanıtladı;
“Temel olarak
F. Rahman ile S. Kutup’un Kur’an tanımları çağdaş
islamcıların paylaştığı bir Kur’an tanımıdır. Mesela
İslam Devleti kavramı S. Kutup’a göre dünyada bu kadar
ideoloji varsa İslamın da kendi ideolojisini ortaya
koyması gerekir. Bu da esas kaynak olan Kur’an’dan
türetilmesi gerekir. Bu tavrıyla bunlar ürettikleri
sonuçlarda farklı farklı yerlerde durmakla beraber genel
karakterleri itibariyle mesela Kur’an tanımı itibariyle,
İslam tanımı itibariyle, Kur’an’ın kullanımı itibariyle,
gelenek eleştirisi itibariyle aynı paradigma
içerisindeler. Bu anlamda ikisi de aynı yerdeler. Birisi
daha radikaldir, birisi liberaldir. El kesme konusuna
gelince, mesela benim kişisel yorumum şöyledir: F.
Rahman bu konuda daha liberal, bunu bir şekilde
halledelim diyor. S. Kutup’un el kesme konusundaki
ayetleri algılaması da modern bir algılamadır. Bence S.
Kutup düşüncesiyle klasik İslam’ı temsil etmiyor; çağdaş
İslam’ı temsil ediyor.”
© 2002 İktibas
|