Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 278  Mart 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce   
Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

Çağdaş Kur’an Tanımı

 

Konuşmacı: Prof. Dr. Mehmet PAÇACI

 

Ankara Üniversitesi ilahiyat fakültesi hocalarından Prof. Dr. Mehmet Paçacı Kur’an’ın Çağdaş Yorumu konusunda dergimiz lokalinde özetle aşağıdaki konuşmayı yaptı. Şunu öncelikle belirtmeliyiz ki Prof. Paçacı’nın konusunu işlerken düşüncelerini zihinlere ters gelen bir tarzda aktarmaya çalışması dinleyicilerce eleştiri konusu oldu.

Son zamanlarda şu anda sahip olduğumuz Kur’an tanımı üzerinde kafa yorduğunu ve bu konuda yoğunlaştığını belirterek konuşmasına başlayan Paçacı, bu konuda şunları söyledi: “Şu anda sahip olduğumuz Kur’an tanımı daha doğrusu Kur’an’a bakışımız 150 yıl önceki tanımdan farklı bir tanımdır. Bugünkü bakış 19.yy’ın başlarında oluşmaya ve giderek yerleşmeye başladı. Aynı zamanda Yeni İslam, Çağdaş İslam olarak da görülen bu anlayışın önderliğini Cemalettin Afgani, Muhammed Abduh ve biraz farklı olmakla beraber Reşit Rıza’lar yaptılar. Bu anlayış İslam dünyasının batı karşısında çok ciddi olarak yenilmesinin sonucunda kendisini gösteriyor. Aynı zamanda bu Kur’an tanımı, oryantalizmin zirveye ulaştığı, çok ciddi ürünler vermeye başladığı zamanla da örtüşüyor.

Müslümanların, batı karşısındaki neden yenildiğine dair sorulan soruya şöyle cevap veriliyor: İslam düşüncesi, İslam geleneği burada suçludur. Çünkü batı ile mücadele edebilecek bir İslam anlayışı üretmemiştir. (bu İslamcıların söylemidir. Batıcılar, Türkçüler, Arap Milliyetçilerinin söylemi daha farklıdır.) Dolayısı ile geleneğin bir şekilde dışarıya alınması lazımdır. Çünkü gelenek suçludur. Ona bir çok hurafe girmiştir. Bugün de devam eden bir söylemdir bu. Hurafe girmiştir, İsrailiyat girmiştir; İslam’a İslamın aslında olmayan şeyler girmiştir ve dolayısıyla İslam bozulmuştur. O zaman ne yapmak gerekir; Saf İslam, gerçek İslam’ı bulmamız lazım. O zaman şöyle bir beklenti var. Gerçek İslam’ı bulduğumuz zaman daha önce başarılı olduğumuz gibi, dünya’da yine başarılı bir medeniyet oluşturabiliriz. Bunun ideolojik olarak adı; ideoloji dünyasında  selefiliktir. İlk dönemlere gitmek, katışıksız dönemlere gitmek, Kur’an‘a gitmek. Saf İslam, Gerçek İslam Kur’an’ dadır. Böyle bir anlayış oluştu. Bu anlayışla gelenek dediğimiz şeyi topa tutabiliriz. Bir devrim olduğu zaman bir yerde, Türkiye‘de bu yaşandı, bir devrim olduğu zaman geçmiş eleştirilir. Geçmişte olan kötüydü, bu yenidir ve daha iyidir. İslamcılarda da bu vardır.  Abduh, Afgani v.s. başlayan çizgide gelenek kötüdür. O zaman neye bakmamız lazım. Yenilere bakmamız lazım. Saf bir İslam anlayışı ortaya koyuyoruz. Buna bakıyoruz. Gelenek kötüdür, gelenek eskimiştir.

Böyle bir anlayışta şunu görüyorum; burada protestan bir tutum söz konusudur. Oryantalizmin protestanlık sonrasında ve batıda gerçekleşen rasyonalist devrim sonrasında/ uzantısında aydınlanmacılık konusunda geldiği yer söz konusudur. Müslümanlar ne yaptılar o dönemde, şu anda da devam ediyor; ilk tartışmalarda da görebilirsiniz: Batı bizi yendi. Dolayısıyla batı da güç var. Batıya karşı koymak lazım. Fakat batıya nasıl karşı koyacağız? Batıya karşı koyarken batı neyi, nasıl başardıysa bizim de öyle yapmamız gerekir. Yani düşmanın silahıyla silahlanmak. Batıda şöyle bir yaşanmışlık söz konusudur: Batı reformu yaşadı, kiliseyi bir tarafa attı. Katolikliği bir tarafa attı, protestanlığı gerçekleştirdi. Batıdaki gelişmenin arkasında protestanlık var. Müslümanlara böyle söylendi. Bu ne kadar doğru, aslında tartışma konusudur. Müslümanlar bunu böyle algıladılar. Öyleyse ne yapmak gerekir? Bizim de geleneği bir tarafa atmamız gerekir. Çünkü gelenekte bir sürü sonradan katıştırma şeyler var. Ne yapmamız lazım? Kur’an’a gitmemiz lazım. Kur’an bir şekilde gerçek İslam’ı ortaya koyan kutsal kitaptır.

İslamcılığın içerisinde çok çeşitli reaksiyonlar vardır. Geleneği bir tarafa atmak, sonuna kadar eleştirmek. Bu eleştirilen gelenek de aslında geleneğin kendisi değildir. Geleneğin Çağdaşçı İslamcılık tarafından yapılan bir tanımına yöneltilen bir eleştiridir bu. Siz, bir anlamda bir öteki tesbit ediyorsunuz. Çağdaş İslamcılık için "öteki" gelenek olmuştur; İslam geleneği olmuştur. Ama bu "öteki"ni de çağdaş İslamcılık kendisi tanımlamıştır ve "öteki"ne eleştiri yağdırmıştır.

Geçmişte ve günümüzde Kur’an’a yaklaşımların, anlayışlara göre olduğunu, bu konuda tasavvufçuların, fıkıhçıların Kur’an’ı kendi  anlayışlarının kitabı haline getirdiklerini ve çağdaşçı İslamcıların da kendi anladıkları İslam doğrultusunda Kur’an’ı böyle bir platform olarak kullanmaya başladıklarını söyleyen Prof. Paçacı, konuyu Abduh’la örnekleyerek şunları söyledi: “Abduh, (Kur’an’ı) batı oryantalizmini yansıtan bir araç olarak kullanmaya başlıyor. Ebabil kuşları (ya da ebabil her neyse o), mikrop getiren yaratıklar haline geliyor. Ya da cinler mikrop oluyorlar. Batı rasyonalizminin yansımaları bunlar.”

Her anlayışın bir şekilde Kur’an’ı kendisine platform yaptığını söyleyen Prof. Paçacı, Kur’an’a nasıl bir anlayışla yaklaşmak gerekir konusunda düşüncesini belirtmekten, ya da hangi anlayışın doğru olduğunu ifade etmekten kaçınarak mevcut anlayışları açıklamakla yetinmesi dinleyicilerin beklentilerini cevapsız bırakmış oldu. Paçacı hocanın son dönem Kur’ an anlayışı ile ilgili tespitleri ise şöyleydi:

“20 yy. ideolojiler dönemine gittiğimiz zaman, 1910’lardan 1940’lara kadar Seyyid Kutup’ta, Mevdudi’de Kur’an, siyasal İslam ideolojisinin çıkarılabileceği, üretilebileceği bir platform olarak görülür. Biraz daha liberal İslamcılara baktığımız zaman, F. Rahman’da, Kur’an’ın çok çeşitli yöntemlerle; özellikle tarihselci yöntemle tüketilerek, Kur’an’da köleliğin olmadığının, çıkarılmasını görürüz. Bu tartışma batının yönlendirdiği bir tartışmadır. F. Rahman’a baktığımızda Kur’an da çok evlilik diye bir şey olmadığı sonucuna varıyoruz. Oysa ki Kur’an’ın çok evlilik, tek evlilik diye bir derdi olduğunu, en azından tek evlilik diye bir derdi olduğunu düşünmüyorum. Kölelik, Kur’an’da bir kurum olarak kabul edilmiştir. Elbette ki onun da bir hukuku vardır. Çağdaşçı İslamcılara baktığımız zaman bunlar modern duruma uymadığı için İslam’da olmamalıdır. Bu kurumlar, temel paradigma olarak kabul edilen batı karşısında İslam’ın düşük görülmesine neden olduğu için bir şekilde dışarıda tutulması lazımdır. Batı ileri olarak kabul ediliyor ve ileri ne varsa Kur’an da vardır, geri ne varsa Kur’an da yoktur yolu seçiliyor.

Son dönemlerde gerçek İslam, Kur’an İslam’ı şeklinde tartışmalar yapılmaktadır. Hermenötik açıdan baktığımız zaman bir bireyin okuma süzgecinden geçen bir okuma, bir yorum ne kadar nesnel olabilir? Bir insan bireyinin zihninden geçerek aktarılan bir yorum ne kadar nesnel olabilir? Tartışması ve sorusuyla karşı karşıyayız. Gerçek İslam ya da Kur’an İslam’ı iddiasında bulunanlar aslında sanki şöyle yapıyorlar, kendi anladıkları İslam’ı bir şekilde Kur’an’ın İslam’ı gibi ortaya koyuyorlar. Oysa ki Kur’an’ı açıp onu olduğu gibi yansıtabilir miyiz? Benim düşünce dünyamdan, benim zihnimden geçtikten sonra Kur’an‘da olan şeyi olduğu gibi yansıtabilir miyim? Bu sonuç itibariyle şu noktaya geliyor: Aşağıda bir olay olsa, bunu yüz kişi görse, yüzü de farklı farklı anlatır. Peki gerçek nedir? Kur’an da bir şey görüyoruz ve ona bu Kur’an İslam’ıdır diyoruz. Aslında bu kendi fikir süzgecimizden geçirerek yansıttığımız bir İslam’dır. O da aslında modern paradigma ile belirlenen, içeriği de çerçevesi de belirlenen bir dünya anlayışıdır.

Çağdaş İslam, oryantalizmin ürettiği bir şeydir. Çok radikal, çok ters gelebilir. Ama, biraz analiz ettiğimizde ortaya çıkan sonuç budur. Bizim şu anda sahip olduğumuz Kur’an tanımımız Kur’an’ı tüketme biçimimiz, Kur’an’ı kullanma biçimimiz, Kur’an‘a bakışımız oryantalizm tarafından yapılmış İslam tanımıdır. Çağdaş İslamcılık büyük oranda oryantalizm tarafından belirlenmiş bir İslam anlayışıdır.

Tarihselci yönteme göre Kur’an da kölelik yoktur. Kur’an da kölelik yoksa, tarihselci anlayış bir şeyleri atlıyor demektir. Ya Ashap, peygamber de dahil Kur’an’ı anlamamıştı Kur’an’ da kölelik yoksa eğer, Kur’an’ı anlamamıştı, ya da ciddiye almamıştı. Kur’an köleliği kaldırmış olsa bile, ya da kaldırma eğilimine doğru toplumu yönlendirmiş olsa bile bunu ne Ashap anlamıştı ne de Tabiin anlamıştı. Hiçbiri anlamamıştı Kur’an’ı. Ya da Kur’an’ın söylediği bu şeyi ciddiye almamışlardı. Çok evlilik için de aynı şey geçerlidir. F. Rahman onu söylüyor. Çok evlilik Kur’an da geçersiz kılınmıştır diyor. Neden? Çünkü ne kadar isterseniz isteyin adaleti sağlayamazsınız diyor. Bundan yola çıkarak, Kur’an’ da çok evlilik yoktur diyor. Eğer F. Rahman doğruysa şunu sormak gerekir: bu ayet o dönemde nasıl anlaşıldı? Eğer F. Rahman doğruysa peygamber de dahil ashap ve tabiin bu ayeti anlamadılar. Ya da anladılar da işlerine gelmediği için uygulamadılar. Böyle bir anlayış ortaya çıkıyor. F.Rahman’ın kaygısı modern paradigmaya bir şekilde uyum göstermektir.”

Prof. Paçacı’nın bu değerlendirmelerine katkı ve eleştiri bağlamında bir dinleyici şunları söyledi: “bence İslamcıların kategorize edilmesi konusundaki yaklaşım doğru değil. Ayrımı doğru yapmazsak, birçok yanlış değerlendirmeye kapı açılabilir. Mesela F.Rahman ve S. Kutup her ikisi de İslamcı mıdır? Kesinlikle bence değildir. F. Rahman İslamcı değildir. Nedeni, kendisini İslamcı olarak tanımlamamıştır. Çünkü kendisinin önerdiği model, İslami model değildir. Önerdiği model bir nevi modernizmi içermektedir. Bunu Seyyid Kutup İslamcılığına uyarlamak biraz zor. Kullandığı kavramların bir kısmı aynı olabilir. Bu konuda sürekli bir kargaşa yaşanıyor. Bunu radikal İslamcılar ve modernist müslümanlar olarak ayırmak lazım aslında. İkisinin kullandığı kavramlarda ortak yönler, hatta ortak tanımlamalar olduğu söylenebilir. Ancak bunların yöntemlerine baktığımız zaman, kanaatimce iki farklı ekol olduğu tesbiti yapılmalıdır. Özellikle Seyid Kutup İslamcılığında aklın klasik anlamda bir araç olarak kullanıldığını görüyoruz. Örneğin el kesilmesi konusunda F. Rahman’ın modernizme uyarlamak için bir takım yorumlar yaptığı biliniyor. Fakat S. Kutup tamamen farklı bir şekilde el kesilmesinin uygulanması gerektiğini söylüyor. Tefsirine bakıldığında görülecektir ki hırsızlık eğiliminde olan kimseyi engellemek için bundan daha etkin bir ceza olamaz diyor. İkisi de aklı kullanıyor fakat F. Rahman’ın modernizmindeki akılcılık S. Kutup’taki aklın kullanımında farklıdır. S. Kutup’unki klasik aklın kullanımına yakındır. O da klasik fıkıhçılardan çok farklı değildir. Bu iki duruşu aynı görmek işin tabiatına uygun düşmüyor kanaatindeyim” şeklindeki tamamlayıcı itirazını Paçacı hoca şöyle yanıtladı;

“Temel olarak F. Rahman ile S. Kutup’un Kur’an tanımları çağdaş islamcıların paylaştığı bir Kur’an tanımıdır. Mesela İslam Devleti kavramı S. Kutup’a göre dünyada bu kadar ideoloji varsa İslamın da kendi ideolojisini ortaya koyması gerekir. Bu da esas kaynak olan Kur’an’dan türetilmesi gerekir. Bu tavrıyla bunlar ürettikleri sonuçlarda farklı farklı yerlerde durmakla beraber genel karakterleri itibariyle mesela Kur’an tanımı itibariyle, İslam tanımı itibariyle, Kur’an’ın kullanımı itibariyle, gelenek eleştirisi itibariyle aynı paradigma içerisindeler. Bu anlamda ikisi de aynı yerdeler. Birisi daha radikaldir, birisi liberaldir. El kesme konusuna gelince, mesela benim kişisel yorumum şöyledir: F. Rahman bu konuda daha liberal, bunu bir şekilde halledelim diyor. S. Kutup’un el kesme konusundaki ayetleri algılaması da modern bir algılamadır. Bence S. Kutup düşüncesiyle klasik İslam’ı temsil etmiyor; çağdaş İslam’ı temsil ediyor.”

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin