|
Aziz
okuyucularımız,
Mart
sayımızla yine sizlerle birlikteyiz. Bu sayımızda YORUM
bölümünde gündemin önemli maddeleri arasında yer alan
İKO-AB toplantılarını, Karen Fogg yazışmaları
çerçevesinde Türkiye-AB ilişkilerini ve Suudi prensi
Abdullah’ın Ortadoğu Barış Planı’nı ele aldık. İstanbul
Ruhu (!) olarak tanımlanan ve medeniyetler arası
çatışmaları ortadan kaldırmak amacıyla Türkiye’nin ön
ayak olmasıyla gerçekleşen uzlaşma toplantılarının, Yeni
Dünya Düzeni’nin temel gereksinimlerini karşılamak
amacıyla ve Amerika’ya biraz da yaranmak için tertip
edildiği değerlendirmesinde bulunduk. İddia edildiği
gibi Amerika bu toplantılara karşı değildir; bilakis
toplantılar yoluyla dünya kamuoyuna verilmek istenen
mesajı desteklemiştir. Zira Amerika, yeni dönemde,
ılımlı İslam ile işbirliğine gitmek, Radikal İslam’ı ise
bütünüyle etkisizleştirmek istemektedir. Bu tür
toplantılar da bu amaca hizmet etmektedir. AB Türkiye
temsilcisi Karen Fogg’un yazışmalarının kamuoyuna
sızdırılması hadisesini de yine farklı okumak
gerekmektedir. Bu olayı, Türkiye’nin AB’ye girişine
engel olmak isteyenlerin bir ayak diremesi olarak görmek
yerine, AB sürecinde kendi çıkarlarını azami ölçüde
koruma gayretinin bir yansıması olarak görmek gerekir.
Zira zinde kuvvetler dahi, Türkiye’nin AB’ye girmesini
desteklediklerini açıklamıştır. Bu böyle olmalıdır, zira
Cumhuriyet’in kuruluşu ile birlikte, Türkiye’nin Batı
uygarlığına erişme gibi bir hedefi vardır ve bunun en
pratik çözümü AB’ye girmektir. Bu nedenle şu an ayak
dirediği izlenimi veren kesimlerin dahi, AB’ye girme
hedefine karşı olamayacakları aşikardır. Bu tür
tepkileri, AB’ye giriş ile birlikte, statü kaybını en
aza indirme çabaları olarak görmek daha doğru olacaktır.
Suudi Prensi'nin gasıp İsrail’i meşru bir ulus-devlet
olarak tanıyan Ortadoğu planı ise, gerçekten ilginçtir.
Zira, yürürlüğe konulmasa bile, İsrail’in tanınabileceği
düşüncesini resmen dillendirmiş olmaktadır. Prensin bu
planı, Şaron’un sopa politikasının meyvesini vermesi
olarak da görülebilir. Ancak bu planın, bölge halkının
haklarının gerçek temsilcisi olan İslamcı gruplarca
kabul edilmesi mümkün değildir. Belki bu planın altına
birileri imza atabilir, ancak bunu yapmaları durumunda,
bölge halklarının vicdanlarında baştan mahkum edilmiş
olacaklardır. KAVRAM bölümünde, "Dinlerarası Diyalog"
konusunu işledik. Bu tür diyalog çabalarının, "ılımlı
İslam’ı güçlendirme, Radikal İslamı kuşatma" siyaseti
çerçevesinde gündeme getirildiği ve bu toplantılara
katılan veya içeriğini destekleyen çevrelerin İslam’a
değil, Batı’ya hizmet ettikleri tespitinde bulunduk.
DÜŞÜNCE bölümünde ise, Mehmed Durmuş IKO-AB ortak
forumunu değerlendirdi ve İstanbul’da düzenlenen uzlaşma
toplantılarından Batı’nın kazançlı çıktığının altını
çizdi. Metin Önal Mengüşoğlu ise, Salat’ın Namaz’a
dönüşmesiyle birlikte, bu ibadetin ruhunun buharlaştığı,
fakat şeklinin kaldığını vurguladı ve çözüm olarak öze
dönüşü önerdi. Arif Kaya ise Batı coğrafyasından bir
örnek temelinde Batı yaşam tarzının Müslümanlar için
takip edilecek bir yol olmadığı tespitinde bulundu.
Atasoy Müftüoğlu, "Arkaik Çerçeveleri Aşmak" adlı
yazısında, bir başka dünya görüşünün damgasını taşıyan
felsefi/dini yaklaşımların, Müslümanların sorunlarına
çözüm olamayacağının altını çizdi ve özgün çözümler
üretmenin gerekliğine dikkatleri çekti. Cemal Çağlak
ise, öze dönüş sürecinde, ancak vahiy kaynaklı, tevhidi
yönelimlerin sağlıklı sonuçlar verebileceğini, palyatif
önerilerin çare olamayacağını vurguladı. Ömer Şevki
Hotar ise, somut bir örnek temelinde bu tür palyatif
yaklaşımları eleştirdi ve kamusal alanlarda içki yasağı
tartışmasının beyhudeliğine dikkatleri çekti. ÇEVİRİ
bölümünde, Yasin Şanlı, Alman toplumundaki ahlaki
çöküntüyü örneklerle gözler önüne seren bir makaleyi
tercüme etti. LOKAL ETKİNLİKLERİ bölümünde ise,
konuğumuz Prof. Dr. Mehmet Paçacı idi. "Çağdaş Kur’an
Tanımı" başlıklı konuşmasında, İslamcı Kur’an
yorumlarını eleştiren Paçacı, modern etkinin İslamcı
söylemi etkilediği tezini savundu. SANAT-EDEBİYAT
bölümünde ise İzzettin Hanifi’nin, Türk Şiirinde İslamcı
etkiyi inceleyen yazısının devamını bulabileceksiniz.
Ayrıca başörtüsü sorununu farklı ve duygusal bir üslupla
değerlendiren bir başka yazıyı da Nehir Aydın
Gökduman’ın kaleminden bu bölümde okuyabileceksiniz.
MEKTUPLARA CEVAPLAR bölümünde, akletmenin İslam’ı doğru
anlamadaki önemine dikkatlerinizi çektik ve Kur’an’ın bu
konudaki uyarılarını hatırlatma gereği duyduk. GÜNDEM
bölümünde, ayın önemli başlıklarına ilişkin küpürleri
sizler için seçtik. Umarız istifade edeceksiniz.
Bir sonraki
sayıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz...
© 2002 İktibas |