Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 281 Mayıs 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  
Değerlendirme
Çeviri

Filistin’deki Katliamın Arkaplanı

Almanya’da Basın Bize Bilgi Vermek İstemiyor

 

Lokal Etkinlik
Güncel
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

 

 

Viktoria Waltz

Çeviren : Kamil CENGİZ

Soz-Sozialistische Zeitung, Nisan 2002

 

Bölgedeki Alman muhabirlerinin İsrail’in çıkarı ve güvenliğine karşı hiç bir şey yazmama konusunda bir taahhüt imzaladıklarını biliyor muydunuz? Bunun, burnunuza bir maske takmanız konusunda zorlanmanız anlamına geldiğini seziyor musunuz? Alman muhabirlerinin ve medyasının, gerçekleri gizleyebilecek, gece vakitlerinde olaylarla ilgili yayın yapabilecek, hakikatın korkunç yüzüyle ortaya çıkmasını engellemek için elinden geleni yapacak, Filistinli kaynaklardan ziyade İsrail’li kaynaklardan enformasyon toplamak suretiyle de, ne tarafsızlık kuralına ne de enformasyon kuralına riayet etmeyecek kadar "satılık" ve gözü korkutulabilir olduğunu düşünür müydünüz? Bu, Faşizmden ders alınmadığı için değil, olmasını istemedikleri bir şeye izin vermek istemedikleri için oluyor.

Filistin’de cehennem yaşanıyor; çocuklar bile sadece bir tek çözümün mümkün olduğunu biliyor: İsrail’in bütün işgal edilmiş topraklardan geri çekilmesi ve 1947/48 sınırları içerisinde iki ayrı devlet... Bu, eskiden sadece Filistin’lilerin yaşadığı toprakların üçte ikisinden vazgeçmek anlamına geliyor zaten. Ve bizim medyamız, bizim politikacılarımız ne yapıyorlar? Onlar bir seneden beri sürekli öncelikle Filistinlilerin şiddetten vazgeçmelerini talep ediyorlar. Yani 50 yıldır bağımsızlık istemelerine rağmen yüzlerine bakılmayan, Almanların Avrupa’daki Yahudilere karşı yaptıkları toplu kıyımından da sorumlu olmayan Filistinlilerden istenen bu. Hükümetler ve medya, acaba, sadece Avrupalıların ve Amerikalıların refahı için kullanılan ve sanayi ve silah ticareti mekanizmasının bir aracı kılınan Ortadoğu ve Uzakdoğu kaynaklı petrolün, ne pahasına olursa olsun güvence altına alınmasını gözetecek kadar mı bu işe bulaştılar ve sömürgeci oldular?

Filistinliler, Alman muhabirler neredeler, niye bizim basın toplantılarımıza gelmiyorlar? diye kendi kendilerine soruyorlar. Neden, Almanlar, kendi normal bilgi kaynaklarını kullanarak, Filistinlilerin arkaplanları ve onları harekete geçiren saikler, geniş çaplı insan hakları ihlalleri ve Barış Sürecine kadar da geçerli olan Cenevre Anlaşmasının çiğnenmesi hakkında bilgilendirilmiyorlar. Neden hep sadece ağlayan İsrailli kadınlar görüyoruz, fakat hiç bir zaman Filistin’li mağdur ve çaresizleri görmüyoruz? Onlar da yok mu? Neden İntihar saldırıları düzenleyenlerin gerekçeleri hakkında bir şeyler duymuyoruz? Duymuyoruz; çünkü hangi mülteci kampından olduklarını ve Filistin’in hangi bölgesinden köken olarak geldiklerini; anneleri, babaları, kız kardeşleri ve arkadaşlarının, düşünmeye başladıklarından beri ve son 50 senede hangi kadere uğradıklarını söyleyememeleri için hemen kurşuna dizilip öldürülüyorlar? Bununla birlikte neden akşam haberlerinde İtalya’da 100.000 insanın Filistin için sokaklara döküldüklerini öğrenemiyoruz?

Neden biz hemen hemen hiç bir ciddi eleştiri, haksızlığı sorgulayıcı ve haklı tarafı savunan bildiriler görmüyoruz. Halbuki Avrupa ve Amerikan medyasında olayların arkaplanına dair çok sayıda malumat ve aydınlatıcı bilgiler yer alabiliyor: Örneğin, Clinton’un seçim kampanyası, İsrail’in İşçi partisi tarafından, Bush’un seçim kampanyası da Likud-Cephesi tarafından finance edilmiş; Amerikan hükümet üyelerinin yaklaşık yarısı hem İsrail hem Amerikan vatandaşı. Peace Now (Şimdi Barış) hareketi, Filistinli mahkumların vücutlarına dövme yapıldığını haber veriyor ve ‘Bizler Nazi mi olduk?’ diye feryad ediyor. Hükümetler ve Medya Şaron’un oyununa mı geliyorlar?

Evet, Şaron uluslararası gözlemcilerin ülkeye girmesine izin vermiyor – ki kimse:

-onun ‘terörün alt yapısını’ değil, fakat ‘hayatın altyapısını’ imha ettiğini,

-onun askerlerinin şu ana kadar yarım milyon Zeytin ağacını kökünden söktüklerini

-bütün üslerin ve kampların yaklaşık bir kilometrelik çevresinde bir tane saman çöpünün bırakılmadığını, yerin bütünüyle ‘tıraş’ edildiğini,

-resmi dairelerinin ürettiği 50.000 ton kimyasal ve askeri çöpü, Beit Lahia’daki bir çukurluğa 30 metre derinliğe gömdüklerini ve bundan dolayı Gazze bölgesinin bütün yeraltı su depolarının zehirlenme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını,

-askerlerinin Ramallah’da su tesisatlarını, telefon hatlarını ve elektrik bağlantılarını imha ettiklerini ve hastanelere saldırıp oradaki insanları öldürdüklerini,

-onun sürdürdüğü kuşatmanın, hastanelerde çocuklara sütün ulaşmasını engelleyecek derecede ileri gittiğini,

-askerlerinin, mülteci kamplarında insanları bir odaya yığıp ve oradaki pencerelerden, mobilya, ceset ve canlı gençleri paravan olarak kullanıp insanları kasten kurşunladıklarını,

-yüzlerce inek ve koyunun kurşunlandıklarını,

-hiç bir ‘Filistinli’ caddenin işler bir halde olmadığını,

-son taarruzda 20.000 askerin sadece Beyt’üllahim, Dehayşe ve Alda kamplarında  bir günde yaklaşık 800 erkeği askerlerin karşısında toplanmaya zorladıklarını, onları vücutlarının üst kısmını açmak zorunda bıraktıklarını, başlarını bağladıklarını ve daha sonra numaralı damgalarla ellerine dövme yapılıp meçhul bölgelere tır nakliyatıyle sevkedilip ve uzak kamplarda toplatıldıklarını,

-İntifada’nın başlangından beri 10.000 insanın İsrail hapishanelerine sürüklenerek götürüldüklerini, sadece büyük operasyonun ilk günlerinde bunların 2000 kişi olduğunu ve yaklaşık üçte birinin de genç olduklarını,

-Özel timlerin ‘tanınmamak’ için BM- ve Filistin’e ait Ambulanslarla mülteci kamplarına girmek için ‘silahlandıklarını’, ve orada önlerine geleni - doktorlar, yardımcılar ve yaralılar demeden- öldürdüklerini bilmesin...

Bu gerçekler hakkında neden hemen hemen hiç bir şeyi bilmiyoruz? Neden tepkiler daha sesli bir şekilde dile getirilemiyor? Neden dinleyici ve okuyucuların müdahaleleri ve verdikleri ipuçları kaale alınmıyor? Neden kimse hakikate biraz daha yaklaşabilmek için Filistinli insanlar ve önde gelen kişiliklerle mülakatlar yapmıyor, olsa olsa bir Hannan Aşravi ile yapılıyor, o da bazen gece yarısına doğru? Ve eğer muhabirler korkuyorlarsa her an bilgilenebilmek için diğer insanlar gibi telefon ve internetleri de mi yok? Karargah merkezleri, ülkedeki muhabirlerin kendi arasında konuştuğu şeylerden haberdar olmak istemiyor mu? Kendileri işlenen suça ortak olmuyorlar mı?

·        Viktoria Waltz Dortmund Üniversitesinde İmar Planı Fakültesinde doçenttir. Uzmanlık alanı İsrail-siyonist yerleşim politikası ve planlama ağırlıklı. 1997’den 2000 yılına kadar Gazze ve Ramallah’da Filsitin İmar ve İskan bakanlığının danışmanı idi. 2001 yılından beri kendi fakültesinin Birzeit-Üniversitesiyle olan partnerliğini yönetiyor..

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin