Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 281 Mayıs 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  

Firavun’un Varisleri

Haritada Kan Lekesi:

Filistin Kan Ağlıyor

Ana Kalbi

Tecrit Duvarları

Filistin'e çözüm?

Sahabeye eleştiri

Değerlendirme
Çeviri
Lokal Etkinlik
Güncel
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

Haritada Kan Lekesi:

Filistin

  Metin Önal MENGÜŞOĞLU

 

Tarihin her döneminde dünya haritası üzerindeki kimi bölgelerin sınırları sürekli kanla çizilip değiştirilmiştir. Gerçi insanoğlu tarihin başlangıcından beri yeryüzünde hep birbirinin kanını dökmüştür. Yani İnsanların yaşadığı her coğrafyada şöyle veya böyle  kan dökülmüştür. Kan dökülürkenki zulmün, barbarlığın, hunharlığın ve vahşetin boyutları dökülen kana dair dehşetin de boyutlarını gösterir.

Yaşadığımız çağda dünya haritasını önümüze aldığımızda kimi bölgeler harita üzerinde birer kan lekesi gibi derhal gözümüze çarpar. İnsanoğlunun düşüncesine, inancına, taraftarlığına, sempatisine göre bu leke bölgesi belki biraz değişkenlik arzeder. Ama onların arasından sıyrılarak  gözlere  çarpan acılı topraklar da yok değildir. Hele bir de silah ve maddi gücü çok fazla olanlarla zayıfların çatışması sözkonusu ise harita üzerindeki dikkatinizin ister istemez belli merkezlere yoğunlaştığını hissedersiniz.

Mart ayından bu yana müslüman dünya Filistin halkına öteki dünyanın reva gördüğü katliamlardan ötürü tedirgin, acılı ve öfkeli. Filistin’de akan kan ve gözyaşı zulme ortaklık etmeyen her kalbi titretecek boyutta. Her kalbin dikkatini çekmesi gereken haritadaki kan lekesidir Filistin. Bir devletler terörüne topyekun maruz  bırakılan halkın, içinde bulunduğu duruma müstehaklığından dem vurmak bile artık anlamını yitiriyor. Yani orta yerde fiili bir zulüm sürdürülüp giderken hakikatler ve adalet duyguları ütopya ve efsane ile yer değiştiriyor neredeyse. Herşeyden önce ve acilen Filistin halkının canavarca baskılardan, hunharca cinayetlerden kurtarılması gerekiyor. Muharebe yeteneği olmayan aciz, hasta ve çocukların dünyanın gözü önünde böylesine ziyan edilmesine insaf sahipleri dayanamıyor. Ancak ne yazık ki müslüman dünyanın ne böyle bir gücü ne de iradesi var. Öteki Arap ülkeleri ve müslümanların yaşadığı diğer ülke yönetimleri yarım ağız destek verir gözükürken, yarım ağız kösteklemekten de geri durmuyorlar.

Filistin halkına yakın durması gereken devletlerden hiçbirisinin desteğini resmen açıkladığına tanık olamadık. Gayrı resmi yahut yarı resmi sıfatlarla sözkonusu katliama dönük cılız, silik, sönük itirazların dünya kamuoyu önünde veya baskıcı güçler nezdinde en küçük bir etkinliği bile yok.

Dünyanın değişik yörelerindeki müslümanların yürüyüşler, mitingler düzenlemeleri, gece saat üçlerden sonra uyanıp Filistin için duaya kalkışmaları, herkesi Hacet Namazı’na, şehidler için gıyabi cenaze namazına davet etmeleri ise bilmem ki yurtsuz yuvasız muhacir bir halkın yüreğine ne kıratta ferahlatıcı sular serpecektir?

Yasir Arafat’ı ilk gençlik yıllarımdan beri izliyorum. Hiç traş etmediği sakalı, üzerinden çıkarmadığı üniforması, üniformasını bastıran kefiyesi ile başlangıçta beni bir hayli etkilemişti. O yıllarda Türkiye solunun gözbebeği idi. Hele kimi Türkiyeli solcu militanların Filistin kamplarında gerilla eğitimi aldıklarına dair duyumlar resmi Türkiye ile Türkiye sağının tüylerini ürpertiyordu. Bizim camia da Yasir Arafat’a olumlu nazarla bakmıyordu. Ama ben çok kere olduğu gibi o zamanlar da camiamın aksine fikirler taşıyordum. Öyle ki rahmetli büyük oğlumun adını Yasir koyarak sempatimi izhar etmekten çekinmemiştim.

Zamanla solculuk mu cazibesini yitirdi yoksa Yasir Arafat mı değişti bilmem, bizim camia Filistin davasına ve onun liderine artık bir ölçü sempati ile bakabiliyordu. Ama bu kez benim de kanaatlerim değişmişti. Yeryüzündeki siyasal sistemleri, mevcut egemenlikleri veya güç odaklarını tanıdıkça, Filistin davası için mücadele eden farklı gruplar hakkında bilgim arttıkça Yasir Arafat’ın gözümdeki değeri düşüyordu.

Evvela Yasir Arafat’ın karizması Filistin için mücadele veren her grubu kapsayıcı ve kuşatıcı bir zengin gönüllülüğe sahip gözükmüyordu artık. Hatta O, iç çatışmalarda taraf bile oluyordu. Filistin davasında asıl motivasyon unsuru addedilmesi gereken İslam, Arap kavmiyetçiliği, batıcı temayül, laiklik ve hatta Hırıstiyanlık unsurlarından daha geri plana itiliyordu.

İslam’ın, müslüman dünyanın davası olması gereken Filistin davası ve kavgası Yasir Arafat’ın dilinde ve tavrında başka mecralara doğru evriliyordu.

Söylemi, tutumu ve edası ile Arafat öyle bir görüntü veriyordu ki eğer hemen ülkesinin ve halkının sahici bağımsızlığına erişmesiyle, Filistin Devlet Başkanlığı koltuğuna resmen oturacak olsa, halkına reva göreceği muamele en fazla Saddam Hüseyin’e benzeyecek...

Müslüman dünyanın mevcut liderlerine baktığımızda Yasir Arafat’ın modellerinin biribirinden farkı var mıdır?

Müslüman dünyanın liderleri kimbilir nice zamandan beri ancak muhalefette iken veya mağlupken kahraman görüntüsü çiziyor, iktidara geçtikleri zaman sanki bütün iyi hasletlerinden soyunuyorlar. Üstelik bir kere iktidarı elde edince artık ömür boyu oradan inmek istemiyorlar. Bütün oluşumların ve gelişmelerin önünü tıkamak pahasına, işledikleri cürümleri Hak’ka ve halka hizmet aşkıyla izah ederek oturuyorlar  koltuklarında. Kendilerine sorsanız  herbiri  birer  Ömer bin Abdülaziz’dir.

İslam dünyası bu liderleri ne yapmalı? Onlara itaata devam mı etmeli? Devirmeli yerine yenilerini mi getirmeli? Yeniler kimler olmalı? Sorun insan sorunu mu yoksa sistem sorunu mu? Onların birçoğunun dışarıdan desteklendiğini, dışarının adamı olduğunu, dışarıda yetiştirildiklerini söyler dururuz. Bunu söylemekle onların bize benzemediğini, bizlerden koptuklarını, artık bizden biri gibi yaşamadıklarını iddia etmiş oluyor muyuz? Şimdi vicdanımıza soralım, sahiden biz onlardan farklı mıyız? Ağzımızın bu söylediklerini can kulağımız işitiyor, kalbimiz  tasdikliyor mu? Yoksa her zaman ve mekanda geçerli olan ilahi hakikatin tecellisi mi bu; biz, bize mi benziyoruz?  Başımıza gelen bizim liyakatimiz midir?

Tekrar soralım ve diyelim ki Yasir Arafat bağımsızlığına gerçekten erişmiş ülkesinin lideridir. Şimdi O’nun hangi lidere benzemesini istersiniz? Mısır, Suriye, Irak, Ürdün, Libya, Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Yemen, Cezayir, Tunus, Fas, Sudan, hadi tüm Afrika’yı, Türkiye ve Pakistan’ı da katın ve düşünün. Yasir Arafat’ın bunlardan hangisine benzemesi, hangisinin politikasını izlemesi içinize siner, sizi tatmin eder? Bu durumda yani Arafat’ın bağımsız ülkesinin lideri olması durumunda Filistin halkının hayat standardında ne gibi değişiklikler olacağını düşünürsünüz? İsterseniz bir de Afganistan’ı hatırlayalım ve Hamit Karzai adı üzerinde de düşünelim; bakalım sonuç değişecek midir? Ufukta saadet veya cennet gözüküyor mu?

Müslüman dünyadaki kuşatılmışlıklar, kıstırılmışlıklar zannedildiği veya gösterilmeye çalışıldığı gibi esasen dış kaynaklı değildir. Ben neredeyse artık ezeli diyeceğim kanaatimi  bu konuda da serdederek diyorum ki "insanı dışarıdan kuşatan zulüm yoktur."  Olan biteni bizzat kendi içimizde arayalım.

İsrail veya Amerika’ya veya dünyaya egemen topyekun sisteme karşı tavrımızı müslümanlar sıfatıyla sürekli yineleyip duralım. Kınama ve protesto yöntemlerimizi acılı kasidelerden istişhad eylemlerine kadar, cılızından en şiddetlisine doğru uygulayalım. Biz kendimizde olanı bizzat kendi ellerimizle değiştirmediğimiz sürece, içimizdeki   herkes  kendi  grubu arasında rahat ve memnun ve mutekid  yaşayıp  gittiği  sürece, ne değişecektir; neyin değişeceğini umabiliriz?

Ömründe dinle, imanla, namazla alakası neredeyse sıfır düzeyindeki bir Saddam Hüseyin, Amerikan saldırısı  karşısında  derhal namaz üzerindeki fotoğraflarını basına dağıtarak, kime ne anlatmak istemekteydi? Hatırlanırsa İran şahı da benzer telaşlar yaşamıştı. Şimdi, hayırdır inşaallah, Yasir Arafat’ın da namaz üzerinde fotoğrafları yayınlanıyor. Bunlar bize bir şey mi söylemek istiyorlar?

Soruyorum: burada hiçbir yanlışlık yok mu? Birşeylerin geciktiğini siz de hissetmiyor musunuz? Daha ne zamana kadar sürecek bu? Şimdi bunları sorgulamanın sırası değil diyenlere son sözüm: ne zaman?

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin