Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 281 Mayıs 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  

Firavun’un Varisleri

Haritada Kan Lekesi:

Filistin Kan Ağlıyor

Ana Kalbi

Tecrit Duvarları

Filistin'e çözüm?

Sahabeye eleştiri

Değerlendirme
Çeviri
Lokal Etkinlik
Güncel
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

Filistin Sorununa Çözüm Üretebilir miyiz?

 

 

Mehmed DURMUŞ

 

Filistin’de yaşananlarla ilgili birtakım notlar almıştım ve daha uzun olacak bir yazı yazmayı tasarlıyordum. Fakat bunu başaramadım. Çünkü Filistin dramı gerçekten, kelimenin tam anlamıyla ‘sözün bittiği yer’ idi. Onların yaşadığı bu zulüm karşısında artık kelimelerin bir anlamı kalmamıştı. Ben ondan vazgeçtim ve bu katliamdan sonrasıyla ilgili birkaç söz söylemeyi tercih ettim.

Filistin, bir insan toplumunun uğrayabileceği, olabilecek en azami vahşeti yaşıyor. Bu vahşet, tarihin kaydettiği ender zulümlerden biridir. Ben Filistin’e ağıt yakacak değilim. Bu, yeteri kadar yapıldı ve yapılmaktadır. Her Müslüman gibi beni de kahretmektedir, Filistinli Müslümanların dramı. İşin doğrusu şu ki, beni kahreden, Filistin’in depremden çıkmışı andıran görüntüleri, kurşuna dizilen bebekler, İsrail askerlerinin Arafat’ın karargahının duvarına işemeleri, ya da öldürdükleri insanların cesetleri başında hatıra fotoğrafı çektirmeleri değil. Değil zira, Filistin’li Müslümanlar, şerefleriyle ölüyorlar. Ölmesini biliyorlar! Ölüm, şehadet onlar için sıradan işler sınıfına dahil olabilmiştir. Beni asıl kahreden, dört milyon civarındaki Filistinli’nin dışındaki "bir buçuk milyar" olarak anılan sözde bir İslam ümmetinin vahim durumudur... Hususan, bizler. Sadece Filistinli’nin katledilişini seyreden koskoca bir "İslam ümmeti"...  Yani kocaman bir pelte...

Merhum Akif’in ‘Hüsran’ şiirinde (1919’da)

"Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı,

İslamı uyandırmak için haykıracaktım."

beytinde dile getirdiği acınası haldir beni, bizleri üzmesi gereken. Ben eminim ki, Filistin’li insanlar, bizler kadar acı çekmemektedirler. Bizlerin acı çekmesi, kendisi Medine’de iken Fırat’ta bir köprüden aşağı bir keçi düşse onun kaygısını çeken bir Halife Ömer’in dininden, şu anda bizlerin temsil ettiği dini seviyeye düşmüş olmamızdır. Akif merhumun anlattığı gibi pel pel bakıp durmamızdır. Rezilliğin en aşağısı bu bizim seviyemiz olsa gerektir.

Bu satırlardan, "neden Filistin’e gidip bir kurşun da biz sıkmıyoruz?" gibi fevri bir mücadele tasarladığım anlaşılmamalıdır. Asıl demek istediğim şudur ki, biz ‘Müslümanlar’ yeryüzünde sadece Filistinli’ye değil, Allah’ın herhangi bir kuluna yapılan hiçbir zulme sessiz sedasız, kör topal, sağır olmamalıydık. Bu zillete düşmemeliydik. Dünya içindeki ‘kıymetli’ şeyleri tercih ederek yeryüzüne çakılıp kalanlardan olmamalıydık. Yeryüzündeki her kafir küfrünü ızhar ederken, her zalim, zulmünü işlerken bizleri mutlaka nazar-ı itibara almak gereği duymalıydı...

İsrail’in 29 Mart’tan bu yana yaptığı katliam, ne Filistinli insanların başına gelen ilk ve son faciadır, ne de yeryüzünde bu son vahşet olacaktır. O halde, şu andakilere ağıt yakma yarışına girmekten ziyade, yapılması gerekenler üzerinde durmak, hayati öneme haizdir.

Müslümanlar genel bir kural olarak, "cephede kazanırlar, masaya oturunca kaybederler" diye bilinir. Bu, acı ama gerçek bir tespittir. Özellikle içinde bulunduğumuz şu Amerikan çağında bunun aksini göstermek neredeyse mümkün olmamaktadır. Aslında Müslümanların cephede ölmeyi bilmek meziyetini de yitirmek üzere oldukları bir dönemde Filistin’li Müslümanların, siyonist basının ‘intihar eylemleri’ adını taktığı, kendilerinin ‘istişhad’ dedikleri eylemler önemli bir cesaret örneğidir. Fakat işte asıl korkulan, şu anda mallarını ve canlarını vatanlarını koruma uğruna heba etmelerine rağmen, bunun, hakettikleri siyasi sonucunu alıp alamayacakları endişesidir. Çünkü Filistin halkı, Şaron adındaki bir Firavuncukla değil, onu besleyen süper güç ABD ile mücadele etmektedir. ABD ile siyasi mücadelede ise, adıyla sanıyla devlet olan ülkeler bile kaybetmekte iken, bir avuç Filistinli Müslümanın kazanmasını beklemek nasıl mümkün olabilir?

Filistin sorunu, bütün Müslüman dünyanın genel sorununun bir parçasıdır. Müslümanların sömürgeleşmiş, kültürsüzleştirilmiş, dünya siyaset sahnesinden tard edilmiş, dünya siyasetine nizam veren batılı güçlerin peşinden bir nesne olarak sürüklenmelerinin bir uğrak yeridir. Bu sürüklenme, asırlardır süregelmektedir. Müslümanlar, "euzübillahi mine’ş-Şeytani ve’s-Siyase" (Şeytan’dan ve siyasetten Allah’a sığınırım) cümlesiyle özetledikleri bir siyasi bilinçsizlik geleneğinden gelmekteler. Siyaseti, yani kendilerini gütmeyi, bulundukları topraklara hükmetmeyi kendi arzu ve iradeleriyle ‘gavurlar’a terk etmişler. ‘Gavurlar’ da bu görevi seve seve devralmışlar! Öyle ise Filistin dahil hiçbir sorun, kısa süreli hem de kesin çözüm reçetelerine sahip bulunmamaktadır.

Yahudiler bir siyonist Yahudi devleti kurmak için Mozambik, Belçika, Arjantin, Kıbrıs ve Uganda gibi ülkeleri düşündükten sonra Filistin’de karar kılmışlardı. Fakat bu esnada (1901’de) "Yahudi Ulusal Fonu" adı altında parasal kaynak oluşturmuşlar. Bu Fon, Filistin’den toprak alarak Filistin’i Arapların elinden çıkarmayı başaran Fon’dur. Müslümanlar, bırakın böyle aksiyoner teşkilatlar kurmalarını, ellerindeki toprakları satmamayı öğütleyecek teşkilatlara bile sahip değiller. Türkiye’den bakarak Araplar’ı, Filistin’de toprak sattıkları için suçlayanlar da ucuzcu eleştiriler yapmaktadırlar. Çünkü İsrail şimdilerde de Türkiye’nin değişik bölgelerinden topraklar satın almaktadır. Manavgat çayı ile ilgili bir projesi var. Türk devletiyle yaptığı siyasi-askeri anlaşmalar ve ihaleler ise artık herkesin malumu. Bütün bunlara karşı, sözünü ettiğimiz insanların, bırakın bir şeyler yapmayı, bunlardan ‘haberdar’ oldukları bile kuşkuludur.

ABD’nin liderliğindeki Yeni Dünya Düzeni, ya da Siyonist-Haçlı ittifakı Müslüman toplumları sırasıyla, teker teker hizaya getiriyor. Global 28 Şubat topyekün saldırılarına devam ediyor. Medya silahıyla tanklar ve uçakların savaşı bir arada yürütülüyor. Bu öyle bir savaş ki, İsrail’in Filistin şehirlerini getirdiği hal ortada iken yine de, elindeki sapan taşı bile alınmış Filistin’li çocuklar ‘terörist’ oluyorlar. Filistinli çocuklar, taşa bile davranmadan, hazır ol vaziyetine geçseler, hiç kıpırdamadan büyük bir saygı içinde kendilerini öldürecek kurşunları bekleseler onların adı yine de ‘terörist’ olacaktır. Fakat bilinmeli ki bu, sadece Filistinli’nin sorunu değildir. Dünya üzerinde yaşayan, Müslüman bir kimliğe sahip olan herkesin sorunudur. Bu sorunun kökleri derinlerdedir. Çözümü için de derinlerden başlamak gerekmektedir.

Ya Müslüman gibi Müslüman olacağız, sömürge olmaktan kurtulacağız, ya da bir daha dirilmemek üzere küffarın oyuncağı olup helak olup gideceğiz.

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin